Bölüm 518 : Hepsi Tümgeneral Olmak İçin

avatar
1608 0

A Will Eternal - Bölüm 518 : Hepsi Tümgeneral Olmak İçin


Çevirmen : Clumsy 

 

Geçen zaman dışarıdakileri gittikçe daha da geriyordu. Çukurun içerisindeki Bai Xiaochun’unsa gözleri ışıldıyor, kaşları mutlulukla dans ediyordu.

 

Ruh Yaklaştırma Haplarının sonuna gelmek üzereydi. Birkaç bin taneyi kullanmak için koca bir gün harcamış, milyonlarca ruh toplamıştı.

 

Çantasındaki binlerce ruh küresini taradıkça savaş kredilerinin gelişini görür gibi oluyor, durumun harikalığını düşünmeden edemiyordu.

 

Yüksek sesle, “Mutlaka tümgeneral olmam lazım!!” derken gözleri ışıl ışıldı. Kalan son birkaç Ruh Yaklaştırma Hapını da kullandıktan sonra birazcık gönülsüzce çantasına vurdu.

 

“Böyle olacağını bilseydim hazırlıklı gelirdim!” Alanda hala sayılamayacak çoklukta kinci ruh vardı. Bu durum, altın bir buzdağı bulmuş ama dibini görememiş gibi hissettiriyordu.

 

Ayrılmak istememe hissiyatı yüzünden iç çekip duruyordu.

 

“Ehh, yapabileceğim bir şey yok.” diye düşündü sıkılı dişler ve kanlı gözlerle. “Dışarıdaki kardeşlerimin hatırına geri dönsem iyi olur. Daha sonra yeni Ruh Yaklaştırma Hapları üretip tekrar gelirim!” Burada tümgeneral olması için gerekenden daha çok kinci ruh olduğu kesindi. Terfinin parmaklarının ucunda olduğunu bilmek heyecan vericiydi ve bir tümgeneral olarak hayatın ne kadar farklı olacağını düşünmek kalp atışlarını hızlandırıyordu. En sonunda arkasını dönerek çukurun çıkışına yöneldi.

 

O açığa çıkar çıkmaz heyecan dolan alayı emirlerini beklemeye başladı. Yaşlı ruh yetişimcisiyse kalbini döven şok dalgaları yüzünden titremekteydi. 

 

Bai Xiaochun’un hiç yaralanmadığı aşikardı. Gözleri kan çanağına dönse ve yorgunluğu belli olsa da morali yüksekti. Tüm bunlar yaşlı adamın önceki tahminlerinde haklı olduğuna inanmasına yaramıştı.

 

“Kesin bir deva…” diye düşünen yaşlı adam ağlamanın eşiğindeydi. Ona kalırsa bir deva dışında hiç kimse o çukurda yaralanmadan bir gün geçiremezdi.

 

“Bir deva ne bok yemeye bana dadandı ki?” diye düşünerek çaresizce Bai Xiaochun’a bakıyordu.

 

Bai Xiaochun herkesin bakışları altında çukurun girişine tam olgunlaşmamış bir büyü formasyonu yerleştirerek yaklaştı, parmağını şaklattı ve “Hadi Büyük Sete geri dönelim!” dedi. 

 

Alay yetişimcileri rahat birer nefes almıştı.

 

Ünlü birinin liderliğindeki askerler olsalar da Büyük Setten ayrılalı çok olmuştu. Ayrıca burası fazla sessizdi. Alandaki doğal kısıtlama büyüsü sayesinde kimsenin tuhaflığı fark etmediğini düşünseler de bir yerde uzun süre kaldıkça tehlikenin büyüyeceğini biliyorlardı.

 

Güçlü bir Yabani grubu belirirse büyük bir sorun çıkacağı kesindi.

 

Bu yüzden emir Bai Xiaochun’un dudaklarından dökülür dökülmez Büyük Set yolculuğu başlamıştı.

 

Bai Xiaochun da yola koyulmuş ve bir müddet ilerledikten sonra çukurun olduğu yöne doğru bakarak sayısız gölgenin bulunduğu bir dağ sırası görmüştü. Alandan herhangi bir ses de gelmiyordu.

 

Gece geç vakitler olduğu için o gölgeler son derece kötücül görünüyordu.

 

“Oradaki kısıtlayıcı büyüler cidden doğal mı?” diye düşündü. Devasa timsah iskeletini gözünde canlandırdıktan sonraysa sessizce dönerek tekrar Büyük Set yoluna koyuldu.

 

Duvardan ayrılırken son derece temkinli bir seyahat gerçekleştirmişti. Dönüş yolunda da temkinliydi ama çok farklı bir ruh halindeydi. Üstelik seyahat gayet sorunsuz ilerlemişti. Birkaç ufak kinci ruh grubuna rastlasalar da hiçbiri grubu yavaşlatmamış, birkaç saat içerisinde Büyük Set görüş alanlarına girmişti.

 

Artık dışarıdaki üçüncü günün şafağına yaklaşılmıştı. Araziler karanlığa gömülü olsa da duvardaki büyü formasyonu koca bir kalkan gibi görünüyor, gözü değen herkesi şok edecek bir enerji yayıyordu.

 

Tabii ki Bai Xiaochun ve alayı Büyük Setin bu manzarasına alışkındı lakin yaşlı ruh yetişimcisi değildi. Daha da çok titremeye başlamıştı. Ancak alay yetişimcileri kimlik madalyonlarını çıkartıp ufak bir girişten Büyük Sete girerken yapabileceği hiçbir şey olmamıştı.

 

Hala Bai Xiaochun’un kim olduğuyla ilgili en ufak bir fikri yoktu. Büyük Sete girdiğindeyse yetişimciler tarafından savaş esirlerine ait bir yere götürüldü, sorgulanması adına teslim edildi.

 

Tabii Bai Xiaochun adamlarına karşı cimri davranmadı. Tekrar gruplanır gruplanmaz her birine birer ruh küresi armağan etti.

 

Her birine verdiği 10,000 ruh pek büyük bir meblağ olmasa da sadece yirmi otuz milyon kadar ruh topladığı için toplamı büyük bir pay ediyordu. Bai Lin veya diğer generallerin bile ödül olarak teslim etmeyeceği bir meblağdı.

 

“Kardeşlerim, benimle kalmaya devam ederseniz daima içecek alkolünüz, yiyecek etiniz olur. Başıma gelen hiçbir güzellikte sizi unutmayacağım!” Adamların gözleri ışıl ışıldı ve dışarıda olanlar konusunda ağızlarını sıkı tutmaları gerektiğinin hatırlatılmasına ihtiyaçları yoktu.

 

Bai Xiaochun hiç vakit kaybetmedi. Alayın ödüllerini teslim ettikten sonra dinlenmek yerine hızlıca konutuna dönerek ilaç yapımına başladı. Tabii ki ana hedefi kısa sürede olabildiğince Ruh Yaklaştırma Hapı üretmekti.

 

Ruh boynuz göreviyse Zhao Long ve birkaç üye tarafından teslim edilmişti. Kısa bir süre sonra Bai Xiaochun’un kimlik madalyonu titreşti ve kıpkırmızı ışıklar eşliğinde madalyona 1,000,000 savaş kredisi eklendi.

 

Üç gün daha geride kalmış, Bai Xiaochun bu süreçte hiç dinlenmemişti. Gözleri kanlı bir şekilde deliler gibi ilaç yapmış, bir sürü Ruh Yaklaştırma Hapı üretmişti. Hazırda duranlar da dahil olmak üzere toplam 5,000i aşkın hapı olmuştu ve daha fazla bekleyemeyecekti.

 

“Genelde gecikmeler sıkıntı doğurur. Ne kadar beklersem orayı başkalarının bulma ihtimali o kadar artar…” Bu noktada tümgeneralliğe terfi etme ihtimali iyice artmıştı. Bu yüzden dişlerini sıkıp tedbiri elden bıraktı ve gece çöktüğünde hiç kimseye haber vermeden komuta merkezinden ayrıldı. Sonra da Ölmeyen Tendonlarını ve Ölmeyen Uğursuzlukta kazandığı ilahi kabiliyeti kullanarak şehri terk etti.

 

Ortadan kaybolduğunda yeniden bedeninin parçalandığı hissiyatına kapıldı. Uzun bir müddet sonraysa Büyük Setin dışındaki savaş alanında belirdi ve hiç tereddütsüz şekilde harekete geçti.

 

Tabii ki maskesi suratındaydı. Yaydığı ruh dalgalanmaları ve öldürücü aurası sayesinde onu gören tüm vahşi veya ruh yetişimcileri onun kışkırtılmaması gereken biri olduğunu anlıyordu.

 

Elde edebildiği tüm gücü kullanarak birkaç gün önce terk ettiği gölgemsi dağlara ulaşmıştı. Takip edilmediğinden emin olduktan sonra da o dağlara yaklaştı.

 

Fakat ne kadar ararsa arasın çukuru ortalıkta bulamıyordu!

 

“Kesinlikle burası olması lazım… Neden yok? Acaba kısıtlayıcı büyülerle bir alakası olabilir mi?” Etrafına birkaç kez daha baktıktan sonra üçüncü gözünü açmakta karar kıldı. Ancak onunla da hiçbir kanıt elde edemedi.

 

Başka biri olsa şu ana dek kesinlikle vazgeçerdi. Ama Bai Xiaochun pes etmeye razı gelmiyordu. Arayışını sürdürüyor, Cennetkarışı Dharma Gözünü sık sık açıyordu. Neyse ki birkaç saatin daha geride kalışı ve şafağın çöküşüyle dağları oluşturan üst üste binmiş gölgeler ansızın katlanmaya başladı.

 

“Demek öyle!” diye düşünen Bai Xiaochun’un ifadesi aydınlanmıştı.

 

#Bizimkinin gözünü kredi hırsı öyle bir bürümüş ki korktuğu tekniği kullanarak, peşine de hiç kimseyi takmayarak bir başına dışarı çıktı. İlk defa bu kadar riskli bir durumda. Buradan da sorunsuzca işini halledip dönerse artık bir terslik var diyeceğim valla 
Hadi bakalım neler olacakmış, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18340 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37571 Bölüm Sayısı


creator
manga tr