Bölüm 298 : Kıdemli Altıntimsah, Lütfen Beni Dinleyin Efendim!

avatar
2779 0

A Will Eternal - Bölüm 298 : Kıdemli Altıntimsah, Lütfen Beni Dinleyin Efendim!


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun kan çanağına dönen gözlerle canı için kaçıyordu. Protomanyetik Kanatlar ve Cennetsel Şeytan Bedeni kuvveti sayesinde inanılmaz bir hıza sahipti.

 

Hatta öylesine hızlıydı ki bulanıklığa dönüşmüş, neredeyse aynı saniyede bir ışık huzmesi şeklinde uzaklara gitmişti.

 

Bir yandan da “Vallahi ben değilim…” diye bağırıyordu. Ne yazık ki altın timsah da onun kadar hızlıydı. Göz açıp kapayıncaya dek Bai Xiaochun’un üzerine ulaşmış ve tüm alanı altın ışıklarıyla kaplamıştı.

 

Bai Xiaochun kafatasının patlamak üzere olduğunu hissederek korkuyla titremeye başladı. “Kıdemli Altıntimsah, lütfen beni dinleyin efendim! Ben de o küçük kaplumbağadan nefret ediyorum, tamam mı!? Sen ve ben düşman değiliz! O… o lanet olasıca kaplumbağa bizim ortak düşmanımız!”

 

Bu noktada altın timsah güçlü bir şekilde kükredi.

 

Bir gök gürültüsünü andıran kükreme her şeyi sarsarken Bai Xiaochun kulak zarı patlamak üzere ve acınası bir çığlık eşliğinde hızını arttırdı.

 

Fakat daha pek uzaklaşamamışken öfkeli timsahın gözleri soğuk ışıklarla parladı ve ağzı alabildiğince açıldı. Tek başına hem dünya hem cennetmiş gibi görünerek Xiaochun’un üzerine çöken ağız, her şeyi karanlığa boğmaktaydı.

 

Karşılığında güçlü ve tuhaf bir aromayla boğulan Bai Xiaochun’un gözleri yavaşça irileşerek yukarı çevrildi. Ardından çığlığı bastı.

 

Belli bir mesafeden devasa, 30,000 metre uzunluktaki altın timsahı ve kocaman açık ağzının ortasındaki Bai Xiaochun’u görmek mümkündü!

 

Bai Xiaochun o timsahın yanında minicik bir böcekten farksızdı…

 

Altın timsahın ağzı Bai Xiaochun’u tüketme amacıyla göz açıp kapayıncaya dek yaklaşmıştı. Bai Xiaochun ise çığlıklar atmakla meşguldü. İşte bu kritik anda Dağ Sarsan Darbesine bel bağlayıp her şeyi riske atarak timsahın yaklaşan ağzından kurtulmayı tercih etti.

 

Kalbi patlayacakmış gibiydi ve gerçekten ağlamak üzereydi. Timsahın çenesi kapanırken arkasından kuvvetli çarpma sesleri yükselmekteydi.

 

Kendisini oyuna getirip peşine o timsahı takan küçük kaplumbağadan ölümüne nefret ediyordu. Onu çantasında bulabilmiş olsaydı kesinlikle çıkartıp timsahın ağzına atmış olurdu.

 

“Gerçekten düşman değiliz! Ben… Ben… oh doğru ya, ben Cennetkarışı Nehri suyu özümsedim! Bak! Bende Cennetkarışı Nehri aurası var!” Tir tir titreyen Bai Xiaochun Menekşe Qi Cennetkarışı Büyüsünün aurasını yaymış ve timsahın aynı tarafta olduklarını anlamasını ummuştu…

 

Kesin olmasa da Cennetkarışı Nehri suyunu kullanmak işe yaramış gibi görünüyordu. Çünkü salındığı anda timsahın gözleri garip bir ışıkla titreşmiş ve timsah hareketi kesmişti.

 

Bai Xiaochun bu anlık duraksamayı fırsat bilerek timsahla arasındaki mesafeyi açtı. Soluk soluğa kalmıştı. Fakat başka bir şey yapma fırsatı bulamadan önce gözlerinde soğuk ışıklar titreşen timsah bir kez daha açık ağzıyla harekete geçti.

 

Tuhaf aroması bir kez daha Bai Xiaochun’u yıkamaktaydı. Çığlıklar atan Xiaochun temkinliliği bir kenara bırakarak üçüncü gözünü açtı ve Cennetkarışı Dharma Gözünü tüm gücüyle kullanarak bakışlarını timsaha çevirdi.

 

O saniyede ağzı açık kaldı. Çünkü şok edici bir şekilde timsah gerçek bir timsah değildi! Cennetkarışı Nehri suyundan şekillenmişti ve nehirle aynı dalgalanmaları yaymaktaydı!

 

Fakat bir an sonra Xiaochun’un önündeki manzara değişti ve gözleri yeniden altın timsah görüntüsüyle doldu.

 

Düşünecek vakit yoktu. Cennetkarışı Dharma Gözü gücünü timsaha karşı kullandı ve o saniyede timsahın ağzı ikinci defa Bai Xiaochun’u kıl payı kaçırdı.

 

Yine de oluşan hava basıncı Bai Xiaochun’u tepetaklak etmeye, yüzünü kül rengine çevirmeye yetmişti.

 

Vakit bu şekilde akıp geçti. İki saatin sonunda timsah hala Bai Xiaochun’u kovalıyor lakin onu öldürmek istiyor gibi görünmüyordu. Yine de koca ağzını her açışı Bai Xiaochun’un alnında soğuk terler belirtiyordu.

 

Bai Xiaochun en nihayetinde timsahın niyetinin kendisini öldürmekten ziyade kendisiyle uğraşmak olduğunu anlamıştı. Ağzının her kapanışında doğan hava basıncıyla döne döne uzaklaştırılıyordu.

 

Ama timsah kendisini öldürmek istemese de yeterince hızlı kaçmadığı takdirde o ağız tarafından gerçekten yutulabileceğini de biliyordu… Gerçekten haksızlığa uğradığını hissediyordu. O koca timsaha kıyasla bir bebek gibiydi. O şey dikkatli olmazsa kendisi zavallı küçük canından olabilirdi.

 

“Benimle dalga geçmeyi bırak…” diye bağırdı. Timsahın bu eylemleri yüzünden ölme ihtimalinden gerçekten korkuyordu.

 

O ağlamanın eşiğine gelmişken timsahın ağzı bir kez daha açıldı. Bai Xiaochun ödü kopmuş bir şekilde kaçmak üzereyken ise yeni bir şey yaşandı. Timsahın boğazından uzun, ejder şekilli bir su kümesi çıkmış ve Bai Xiaochun’a hücum etmişti.

 

Bu sıradan bir su değildi, Cennetkarışı Nehri suyuydu. Sıradan bir insan temas halinde bedenen ve ruhen yok olurdu. Fakat Bai Xiaochun Menekşe Qi Cennetkarışı Büyüsü yetişimi yapışı sayesinde Cennetkarışı Nehri suyuna aşinaydı. Göz açıp kapayıncaya dek kıyafetlerinin çoğu çözünmüş, neyse ki yüksek kalite materyallerden yapılı çantası pek hasar almamıştı.

 

Yine de acı verici bir tecrübe olmuştu. Çığlıklar ata ata timsahın ağzından kaçarken kalbi keder ve öfke doluydu. Çabucak yeni bir set kıyafet giydi lakin aynı saniyede yeni bir su ejderi daha ortaya çıktı.

 

Üstlendiği yoğun baskı sayesinde gizli güçlerine bel bağlayabilecek durumdaydı. Bu özellikle de üzerine sıçrayan suları özümseyen Menekşe Qi Cennetkarışı Büyüsü için geçerliydi.

 

Bu baskı yedinci ruhsal denizinin kristalize olmaya başlamasını da sağlamıştı.

 

Kovalamaca bir gün civarı devam ettiğinde Bai Xiaochun inanılmaz hızı sayesinde üç tarikatın son savaşa hazırlandığı noktaya çok yaklaşmıştı.

 

Ertesi günün şafağındaysa uçsuz bucaksız bir dağ sırasının ortasındaki devasa Engin Akım Tarikatı şehrini görebilir hale geldi.

 

Yeri göğü sarsacak saldırılar gerçekleştiren Ruh ve Kan Akımı Tarikatı üyelerini de görebiliyordu. Büyü tekniklerinin dalgalanmaları dört bir yanı rengarenk ışıklarla sarmalamaktaydı.

 

Bu noktada altın timsah takibi kesmişti. Fakat onu görenlerden şaşkınlık çığlıkları yükseliyordu. Gökyüzünde savaşmakta olan başpapazlar bile timsah ile Bai Xiaochun’u görerek şaşkına dönmüştü.

 

Altın timsah soğuk bir edayla havada süzülüyordu. Alanda bakmaya değer bir şey bulamadığı belliydi. En nihayetinde Bai Xiaochun’a attığı anlamlı bir bakışla arkasını dönerek ortadan kayboldu.

 

Timsahın gidişini görmek öylesine mutluluk vericiydi ki Bai Xiaochun’un gözlerinden yaşlar dökülmeye başlamıştı. Geride kalan gün inanılmaz bir işkence olmuştu, timsahın kendisiyle dalga geçişi tacizden farksızdı…

 

Kaplumbağadan da timsahtan da iliklerine dek nefret ediyordu. Fakat ansızın gözleri şaşkınlıkla titreşmeye başladı.

 

“Eee?” Kendisini incelemek ani bir neşe katmıştı. Çünkü Ölmeden Sonsuza Dek Yaşama Tekniği hatırı sayılır bir ilerleme kaydetmiş, Menekşe Qi Cennetkarışı Büyüsü daha incelikli bir hal almış, yedinci ruhsal denizi yarıdan fazla kristalize olmuştu.

 

Kendisini biraz daha iyi hissetmiş olsa da bu ilerlemeler için ödediği bedeli bir daha ödemeye razı gelmezdi. Bu düşünceyle iç çekerek bakışlarını önündeki koca şehre ve gerçekleşen mücadeleye çevirdi.

 

Engin Akım Tarikatı işgalcilere tam bir delilikle karşılık veriyordu. Yeşil zırhlı mekanik kuklalar onlar adına savaşıyor, her bir kukla birden çok Engin Akım Tarikatı yetişimcisi tarafından kontrol ediliyordu.

 

Ruh Akımı Tarikatının büyü formasyonu devleri kükreye kükreye alanda ilerliyordu. İrili ufaklı, güçlü saldırılar zemini titretiyordu.

 

Kan Akımı Tarikatıysa kocaman küre benzeri gruplar halinde yetişimcilerle Engin Akım Tarikatının yeşil zırhlı kuklalarını sarsıyordu. Ölüm auraları ve kan qi’leriyle kan rengi dağları andırıyorlardı.

 

İki tarafın miras kesimi yetişimcileri ve baş kıdemlileri havada çatışma halindeydi. Daha yukarlarındaki başpapazlarsa saldırılarıyla dünyayı titretiyordu.

 

Engin Akım Tarikatı koruyucu büyük bir formasyona ve destek sağlayan sayısız ufak formasyona sahipti. Bunların yanı sıra şehrin etrafında titreşen kılıçlar da kocaman bir kılıç formasyonu oluşturuyordu.

 

Her kılıcın üzerinde bir çırak bulunuyordu. İki kılıcın birleşimi bile inanılmaz bir yıkıcılığa sahipken burada çok daha fazlası söz konusuydu.

 

On tanenin huşu saçtığı bu formasyonlar yüzlere ulaştığında Kuruluş Kadrosu yetişimcilerini ve hatta baş kıdemlileri bile tir tir titretebilirdi.

 

#Bizimki eziyet dolu bir günün sonunda bile bir şeyler elde etmeyi başardı. Şaşırdık mı, hayır... 
Öyle ya da böyle son savaşın yapılacağı noktaya ulaştık. Bakalım bu çarpışmada bizi neler bekliyor, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18145 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37420 Bölüm Sayısı


creator
manga tr