Bölüm 297 : Lanet Olasıca Küçük Kaplumbağa, Senden Nefret Ediyorum!

avatar
2801 0

A Will Eternal - Bölüm 297 : Lanet Olasıca Küçük Kaplumbağa, Senden Nefret Ediyorum!


Çevirmen : Clumsy 

 

“S-s-sen…” Bai Xiaochun beynini ne kadar zorlarsa zorlasın bir karşılık veremiyordu. Kaplumbağa fazla kırıcıydı. Ağzından çıkan her söz farklı bir aşağılama oluyordu.

 

Bu özellikle de son söyledikleri için geçerliydi. Mikrop fobisi olduğunu ve Bai Xiaochun’la konuşmak istemediğini söylemesi bariz şekilde Bai Xiaochun’a yönelik bir hakaretti.

 

Bai Xiaochun’un gözleri öfkeden alev alev olmuştu ve tam bir karşılık vermek üzereyken küçük kaplumbağanın gözleri empati yaparcasına kendisine çevrildi. Başını sallayan kaplumbağa şöyle dedi: “Ah, bazı insanlara açık açık hakaret etmek lazım, aksi takdirde hakarete uğradıklarını anlamayabiliyorlar. Azıcık beyin kullanınca idrak etmeleri sonsuza dek sürebiliyor.”

 

Bai Xiaochun patlamanın eşiğine gelmişti.

 

“Sivri dilli palavracı!!” diye bağırdı. “Kaplumbağa piçi! S-s-sen…”

 

Fakat kaplumbağanın gözlerindeki empati iyice derinleşmişti. İç çekerek rahat bir tavırla karşılık verdi: “Kendini tanıtmayı bitirdin mi?”

 

Bu sözler Bai Xiaochun’un üzerine bir dağ gibi, güneşli gündeki yıldırım gibi çökmüştü. Fiziksel bir darbe almışçasına titriyor, gıkını çıkartamıyordu. Bu küçük kaplumbağanın insanları aşağılama konusunda kendisiyle aynı kulvarda olmadığını fark etmişti. Aralarındaki fark dünyayla cennet, ölümsüzlerle yetişimciler kadardı…

 

Farklı dünyalara aitlerdi…

 

Bunu hisseden tek kişi Bai Xiaochun değildi. İki tarikatın yetişimcilerinin de solukları kesilmişti, daha önce böylesine ağır konuşan birini görmüşlükleri yoktu. Xu Xiaoshan küçük kaplumbağaya iri gözlerle bakıyor, onu tanrı gibi görüyordu.

 

Beihan Lie de aynı hisleri taşıyordu. Bai Xiaochun’u ilk defa böyle kötü bir durumda görüyordu. Jia Lie keyiften delirecek gibiydi ve Usta Tanrı-Kahin de şaşkın görünümüne rağmen içten içe son derece heyecanlıydı.

 

Herkesin ortak kararıysa ne pahasına olursa olsun küçük kaplumbağayla konuşmaktan kaçınmaktı…

 

Bai Xiaochun elini sallayarak kaplumbağaya doğru kan qi’sini gönderdi. Fakat kan qi’si ulaşamadan önce kaplumbağa kabuğuna çekildi ve kabuğa çarpan qi en ufak bir çizik dahi doğuramadan etkisini yitirdi.

 

Ama kaplumbağanın boğuk sesi kabuğun içerisinden gelmeyi sürdürüyordu.

 

“Öfkeyle dolup taşsan da için bomboş. Azıcık toparlanmazsan sonun ölüm olur. Dinle Bai, seni küçük zıpır, Lord Kaplumbağanın bir tavsiyesi olacak. Neden kendine bir kristal duvar falan inşa etmiyorsun? Böyle devam etmen hiç sağlıklı değil…”

 

Bai Xiaochun’un ağzı açık kalmıştı. Kaplumbağanın neden bahsettiği hakkında hiçbir fikri olmasa da iyi bir şey olmadığına emindi. Hakarete uğrama şeklini anlayamamış olmasıysa iyice delirticiydi. Aklına kaplumbağanın az önce bahsettiği şey, yani insanların hakarete uğradığını dahi anlamıyor olabileceği gelmişti.  

 

“Senden hap yapacağım!!” dedi öfkeden kuduran Bai Xiaochun. Ardından sağ elini salladı, hap fırınını çıkarttı ve kaplumbağayı içine fırlattı. Gözleri kanlı bir şekilde toprak alevi taşlarını çıkartıp kan kılıcının üzerinde kaplumbağayı hapa çevirmeye girişti.  

 

Etraftaki yetişimcilerin suratlarına tuhaf ifadeler yerleşmişti. Bai Xiaochun delirmiş gibi göründüğü için hiç kimse ona müdahale etmeye cüret edemiyordu. Herkes 300 metre kadar gerilemişti.

 

Bai Xiaochun sonraki birkaç günü deliler gibi ilaç yapma çabalarıyla geçirdi. Saçları karman çorman olmuştu ve patlayacak gibi hissediyordu. Fakat nasıl bir yöntem kullanırsa kullansın kaplumbağayı eritemiyordu. Arada bir de fırının içerisinden kaplumbağanın sesi yükseliyordu.

 

“Sen buna ilaç yapımı mı diyorsun? Bununla Lord Kaplumbağayı eritebileceğini sanıyorsan rüyanda görürsün. Bak ufaklık, neden 10,000 yıl yetişim yaptıktan sonra tekrar denemiyorsun?!”

 

“Hey hey. Fena değil! Hiç fena değil! Lord Kaplumbağanın acıktığını fark edip onun için ruh bitkileri gönderdin. Böyle devam et zıpır. Senden giderek hoşlanmaya başlıyorum!”

 

“Isıyı biraz arttır! Hadi ama! Lord Kaplumbağa donuyor şurada! Isı dedim adamım, ısıya ihtiyacım var!!”

 

Bai Xiaochun iyiden iyiye kafayı sıyırıyordu. Zihnen çökmek üzereydi ve küçük kaplumbağayı bir kenara atmayı düşünüyordu. Ama o, bin bir güçlükle elde ettiği bir hazineydi. Öylece vazgeçemezdi ki…

 

Yine de bu gidişata bir dur demeliydi. Bu yüzden iki gününü düşünüp taşınmaya adadı ve en sonunda kaplumbağanın çoktandır ağzını açmadığını fark etti.

 

“Hmm?” diye mırıldandı şaşırmış görünerek. Alandaki diğer yetişimciler de şaşkındı. Kaplumbağanın sesini işitmeye alıştıkları için bu sessizlik bir tuhaf geliyordu.

 

Biraz işkillenen Bai Xiaochun toprak alevini kısıp fırını açtığında içerisinin tamamen boş olduğunu fark etti…

 

Aslında tamamen boş da denilemezdi. Biraz kaplumbağa dışkısı göze çarpıyordu…

 

Fakat küçük kaplumbağadan eser yoktu. Bilinmez bir sebepten havaya karışıvermişti.

 

Kaplumbağa dışkılarına bakan Xiaochun’un suratına son derece nahoş bir ifade yerleşti. O kaplumbağayı dövmeyi fena halde istiyordu…

 

“Hmmph! Aman, iyi ki gitmiş. Onu hiç elime geçirmemişim gibi yaparım olur biter!” Kalbi karmaşık duygularla dolup taşarken dişlerini sıkıp fırını ortadan kaldırdı. En sonunda diğer yetişimciler de yeniden kılıca yaklaşabilecek kadar rahatlamıştı.

 

Beş gün daha geride kaldığında kaplumbağaya dair hiçbir iz görmeyen Bai Xiaochun varlığını aklından silmişti. Onu kaybetmek hayal kırıklığına uğratıcı olsa da konuşma şeklini anımsadıkça gidişinin iyi bir şey olduğunu düşünüyordu.

 

Ruh hali giderek iyileşmiş, morali yerine gelmişti. Ön saflara ilerlemeye hazırlandığı bir öğleden sonraysa uzaklardan altın rengi bir huzme yaklaşmaya başladı.

 

Aynı zamanda her yönde Cennetkarışı Nehri suyunun aurası patlak verdi. Her yer titriyor, gökyüzü çarpıklaşıyordu. Savaş alanındaki kan bulutlarının çoğunluğu savrulmuş, Ruh Akımı Tarikatının beyaz güneşi çarpılmış, içerisindeki siyah kuzgun titremişti.

 

Benzer şekilde Kan Akımı Tarikatının gizli gücü olan korkuluk da titremeye başlamıştı. Engin Akım Tarikatının karargâhı da aynı şeyleri yaşıyordu.

 

Üç tarikatın başpapazları da olup bitenleri görmek adına başlarını kaldırıyordu.

 

Altın ışığa bir hayli yakın olan Bai Xiaochun, özellikle de Cennetkarışı Nehri suyunu özümseyerek Menekşe Qi Cennetkarışı Büyüsü yetişimi yaptığı için titreşimleri net bir şekilde hissedebiliyordu.

 

“Bu…” diyen Bai Xiaochun’un soluğu kesilmişti. Etrafındaki diğer yetişimciler de şaşkınlıkla titremekteydi. Ve işte o anda hepsinin gözlerine bir şey takıldı…

 

Genişleyerek Bai Xiaochun’a yaklaşan altın ışığın içerisinde bir huzme daha mevcuttu.

 

Huzme yaklaştıkça yeni bir ses de işitiliyordu: “Lanet olsun! Seni ehemmiyetsiz ufak yaratık. Lord Kaplumbağanın son kestirişinde sen süt çocuğunun tekiydin, ondan önceki kestirişinde de baban süt çocuğuydu!”

 

Bai Xiaochun bu sesi duyar duymaz iliklerine dek sarsılmış, zihni bulanmaya başlamıştı. Sesin o lanet olasıca küçük kaplumbağaya ait olduğu barizdi.

 

Üstelik şu anda o altın ışığın içinde görünen şey devasa bir timsahtı!!

 

En az 30,000 metre uzunlukta ve tamamen altın rengiydi. İhtişamını anlatmak imkansızdı ve belirgin öfkesiyle kükreyişi gök gürültüsünü andırıyordu. (48 ve 217. bölümlerde altın timsahın bahsi geçmişti.)

 

Öylesine sinirliydi ki Xiaochun, gözlerinin ne derece kanlı olduğunu görebiliyordu. Bu manzara karşısında soluğu kesilmiş, kafatası patlarcasına karıncalanmaya başlamıştı. Karşısındaki timsah Qi Yoğunlaşma aşamasındayken Cennetkarışı Nehrinde gördüğü korkunç varlığın ta kendisiydi.

 

Bai Xiaochun tepki verme fırsatı bulamadan küçük kaplumbağa patlayıcı bir hızla ileriye atıldı. Yaklaşırken uzuvlarını içeri çekti ve kabuğuna çekilerek Bai Xiaochun’un çantasının içerisinde kayboldu.

 

“Ah…”

 

Bai Xiaochun kendisine öfkeyle bakan timsaha iri gözlerle bakakalmıştı. Timsahın kendisini tanıdığı belliydi… Bai Xiaochun’un küçük kaplumbağanın efendisi olduğunu keşfettiğinde şok edici bir kükreme koyuvererek göğün rengini soldurmuş, kuvvetli bir rüzgâr doğurmuştu.

 

“Kıdemli Altıntimsah, ben… ben kaplumbağanın efendisi değilim! Vallahi değilim…”

 

Hemen kaplumbağayı çantadan çıkarmaya niyetlendi ama içeriye baksa da kaplumbağaya dair en ufak bir iz bulamadı. Düşünecek vakit yoktu, korkunç timsah kendisine doğru yaklaşıyordu. Haliyle arkasında bir çift kanat belirterek tam hızla kaçmaya koyuldu.

 

Bir yandan da gözyaşlarının eşiğinde çığlıklar atıyordu: “Lanet olasıca küçük kaplumbağa, senden nefret ediyorum!!”

 

Diğer yetişimcilerse çoktan kaçmış ve Bai Xiaochun’a uzaklardan acıyarak bakmaya başlamıştı…

 

#Ben pek sevdim ya bu kaplumbağayı, bayağı orijinal bir karakter 
Artık birilerinin de bizimkinin başını yakmasının, bizimkini sinir etmesinin zamanı gelmişti.
Ama bu timsah abimiz neyin nesi, şu anda neler yaşanıyor kısmı biraz kafa karıştırıcı. O zaman bakalım neler oluyormuş, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18119 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr