Bölüm 296 : Sen Yaşıyor Muydun?!

avatar
2929 1

A Will Eternal - Bölüm 296 : Sen Yaşıyor Muydun?!


Çevirmen : Clumsy 

 

Alacakaranlığın çöküşü Bai Xiaochun’un kalbindeki heyecanı karartmaya yetmiyordu. Halinden son derece memnun bir şekilde kan kılıcının üzerinde bağdaş kurmuş ve elini uzatarak bağırmıştı: “Yakalayın şunları beyler!”

 

Kendini her zerresiyle güçlü ve harika hissediyor, Düşmüş Kılıç Uçurumunda yaşananları, Ruh Akımı Tarikatı çıraklarını kılıç girişlerine soktuğu anları anımsamadan edemiyordu.

 

“Ne güzel bir anı!” diye düşünerek iç çekti. Ama hemen ardından tüm çırakları kılıca soktuktan sonra dışarıda bir başına yakalanışını hatırladı. “Şom ağzımı açmamam lazım! Hem şu anda işler farklı. Yanımda iki yüz güçlü ve azılı yetişimci var.”

 

Bai Xiaochun’un gözleri etrafındakilerin üzerindeydi. Etrafında salınan zehir küreleriyle bilhassa etkileyici görünen ve her an saldırıya hazır olan Xu Xiaoshan’ı takdir etmeden geçemiyordu.

 

Beihan Lie de değişmişti… Görünüşte aynı olsa da artık gülümsemeyi biliyordu. Kan Akımı Tarikatı yetişimcileri olarak halihazırda korkutucu olan Jia Lie ve Usta Tanrı-Kahin ise iyice korkutucu bir hal almıştı.

 

Bu dördü bile böyle şeyler tecrübe etmişken diğerlerinden bahsetmeye gerek dahi olmamalıydı. Çoğunluk pek çok yönden Bai Xiaochun’a benzemeye başlamıştı. Vakitlerini genellikle gülerek geçiriyor ve ölümden bir nebze korkuyor olmalarına rağmen savaşmaları gerektiğinde zehirlerini salıp gaddarca harekete geçiyorlardı.

 

Onların etrafını çevreleyişi bile Bai Xiaochun’un duygusal bir şekilde iç çekmesine yetiyordu.

 

“Liderliğim sayesinde kardeşlerim sonunda yetişimcilerin hayatın kıymetini bilmesi gerektiğini öğrendi. Yaşıyorsanız her şeyiniz var demektir.” Yeniden iç çekerek çantasını tokatladı ve küçük kaplumbağasını çıkartarak her zamanki gibi sallamaya başladı. Geçen aylar boyunca her gün mutlaka kaplumbağayı sallayıp durmuş, uzuvlarının kabuğa çarparken çıkarttığı sesi gayet güzel bulmaya başlamıştı.

 

Arada bir çıkan hoş aroma sayesinde de kendisine bolca ruhsal enerji aktarmış ve yetişimini günden güne yükseltmişti. Tabii takipçileri de o enerjinin faydasını görmüştü.

 

“Bu lanet olasıca kaplumbağa bir şekilde işe yarıyor.” Kaplumbağanın kafasına, uzuvlarına ve güdük kuyruğuna bakıp tekrar sallamaya girişti ve o esnada bir tuhaflık fark etti. Çıkan çarpma sesleri eskisinden farklıydı, kurbağanın uzuvları da eskiye nazaran daha katı görünüyordu.

 

“Ha?” Şaşıran Bai Xiaochun kaplumbağayı daha da sert sallamaya başladı. Yarım tütsülük süre sonunda katılaşan uzuvlar yeniden gevşedi ve çarpma sesleri normale döndü. Xiaochun da memnuniyetle yetişim seansını tamamladı.

 

Ertesi gün öğleden sonra grubuyla birlikte yeniden ön saflara ilerlemeye koyuldu. Ünü gereği önlerindeki uçsuz bucaksız arazide herhangi bir Engin Akım Tarikatı yetişimcisine rastlamadıkları günler geçiyordu.

 

Bai Xiaochun sıkılmaya başlamıştı. Bir gün Xu Xiaoshan ve Beihan Lie’nin başarıları konusunda karşılıklı böbürlendiğini fark etti. Konuşmaya dahil olmak için yanıp tutuşuyordu ama ikili kendisine kaçamak bakışlar atıyor, onu kasten görmezden geliyordu.

 

Memnuniyetsiz bir şekilde homurdanıp küre stokunu yüzde yetmiş kadar azaltmayı düşündü. Bir yandan da bilinçsizce küçük kaplumbağasını sallıyordu. Ansızın kaşları çatıldı.

 

“Hey, neden farklı bir ses çıkıyor?” Kaplumbağaya bakıp uzuvlarını parmağıyla birkaç kez dürttü ve uzuvların yeniden katılaştığını fark etti.

 

“Bu kaplumbağa öleli ne kadar oldu kim bilir. Zavallıcık. Uzuvları bile katılaşmaya başlamış artık.” Biraz düşündükten sonra kaplumbağaya yardımcı olması gerektiğinde karar kıldı. Sonuçta ölü olmasına rağmen son yarım yılda yetişim konusunda bir hayli yardımı dokunmuştu.

 

Kabuğu sımsıkı tutup olabildiğince sert şekilde sallamaya başladı. Bir hayli güç kullanıyor ve kaplumbağayı normalden çok daha hızlı şekilde sallıyordu. Birkaç nefeslik süre içerisinde aroma yeniden kendisini göstermiş ve ruhsal enerji akını başlamıştı.

 

Fakat Bai Xiaochun’un işi bitmiş değildi. Kaplumbağanın bedenini gevşetme amacıyla sertçe sallamayı sürdürüyordu.

 

Üç tütsülük süre boyunca bu sürece devam etti. En sonunda kaplumbağanın bedeni gevşediğindeyse Xiaochun’un suratına bir gülümseme yerleşti.

 

“Ruhun hala bir yerlerdeyse bana teşekkür etmene gerek yok. Olabildiğince geç katılaş diye uğraşacağım. Bedenin çürümesin ve sonsuza--” Konuşmayı bitiremeden önce kaplumbağa ansızın başını kaldırarak gözlerini açtı. Gözbebekleri dönüyor gibiydi lakin buna rağmen gözlerindeki bariz nefret ve delilikle çabucak ağzını açmış, Bai Xiaochun’un elini kapmaya yeltenmişti!

 

İrkilen Bai Xiaochun kaplumbağayı yere atıp elini kurtardı.

 

Isırık tarifsiz bir nefretle yüklüydü. Çenesinin havayla temas ettiği anda çıkan ses etraftaki tüm yetişicimleri şok etmişti.

 

Bai Xiaochun kafatasının patlamak üzere olduğunu hissediyordu. Kaplumbağanın parmaklarından birini başarıyla ısırdığı takdirde kemiklerini kırmış olacağı kesindi. Cennetsel Şeytan Bedeni bile böylesine bir güce direnemezdi.

 

“S-s-sen… yaşıyor muydun!?!? Ölü değil miydin?!?!” Bai Xiaochun inanamaz bir surat ifadesiyle gerilemeye başlamıştı. Çoktandır kaplumbağa üzerinde çalışıyordu ama hiçbir hayat belirtisi tespit edememişti. Önceleri bir ceset olduğu kesindi ama an itibariyle canlıydı işte!

 

Bai Xiaochun’un başı dönüyor, gözleri irileşiyordu.

 

Bu sırada kaplumbağa biraz sendeleyip havalanarak Bai Xiaochun’un önünde süzülmeye başladı. Uzuvları titriyordu ve gözleri kanlıydı. Kendinden geçmemek için sıkı bir mücadele verdiği belliydi. Bai Xiaochun’a dik dik bakarak şöyle dedi: “Sensin ölü! Asıl senin ailen ölü! Tarikatın ölü! Bai isimli herkes ölü! Senden nefret ediyorum serseri!!”

 

İki tarikatın yetişimcileri şok içerisinde bakmaktaydı. Hepsi küçük kaplumbağaya aşinaydı; geride kalan aylarda Bai Xiaochun’un onu sarstığına ve enerji çıkarttığına sık sık tanık olmuşlardı.

 

Ama küçük kaplumbağa bir anda canlanıvermişti!!

 

Bai Xiaochun derin bir nefes aldı ve tam ağzını açmak üzereyken kaplumbağanın gözlerinde yaşlar biriktiğini fark etti. Zaten iri ve yuvarlak gözleriyle son derece tatlıydı. Şimdiyse sinir krizi geçirecek gibi çığlıklar atıyordu: “Lord Kaplumbağa beş ay önce uyandı! Neden beni her gün sarsmak zorundaydın ki sanki!? Beni bin kere sarstığın bir gün bile oldu! Hiç yorulmadın mı? Lord Kaplumbağa o gün bayılmadan önce kusacaktı neredeyse!”

 

Küçük kaplumbağa titriyordu ve öyle öfkeliydi ki bedeninden ısı dalgaları yayılıyordu. Neredeyse patlayacakmış gibi bir hali vardı.

 

Kendisini kötü hisseden Bai Xiaochun çabucak açıklamaya yapmaya çalıştı: “Ah, ben… ben kasten yapmadım! Sen ölüsün sanıyordum! Ölü değildiysen neden daha önce bir şey söylemedin ki? Hem o hoş aroma da neyin nesi?”

 

“Oh, o aromadan bahsetmesen olmazdı değil mi!?!? AAARRRGHHHH! O Lord Kaplumbağanın yıllaaar yıllar boyunca biriktirdiği ruhsal enerji! Ondan tonlarca çaldın! O benim koleksiyonumdu! Onu oluşturmak için on binlerce yıl harcadım! ARGH! Senden nefret ediyorum! Seninle aynı göğün altında yaşayamam!” Öfkeli küçük kaplumbağa bir kez daha ileri atılarak Bai Xiaochun’u ısırmaya kalkmıştı. “Seni ısıra ısıra öldüreceğim!”

 

Şoka giren Bai Xiaochun kenara çekildi ama kaplumbağa onu kovalamayı sürdürüyordu. Xu Xiaoshan, Beihan Lie, Jia Lie, Usta Tanrı-Kahin ve tüm yetişimcilerse şaşkınlık içerisinde olup bitenleri izliyordu.

 

Bai Xiaochun başta bu şekilde saldırıya uğradığı için dehşete düşmüştü. Fakat bir noktada titreşen ifadesiyle yerinde döndü ve öldürücü bir aura kabartarak bağırdı: “Yeter!”

 

“Hayır, yetmez! Lanet olsun! Lord Kaplumbağa seni mosmor edecek, bir daha asla iyileşemeyeceksin!”

 

Bai Xiaochun’un ağzı açık kalmıştı. Küçük kaplumbağanın eşsiz bir konuşma tarzı olduğu kesindi, belli ki bu meselenin peşini de bırakmayacaktı. Xiaochun ilerlemeye başlayarak şöyle dedi: “Bekle de açıklayayım!”

 

Küçük kaplumbağa ise gözlerini küçümseyici bir ifadeyle devirerek karşılık verdi: “Oh yo, benden uzak dur. Bende mikrop fobisi var!”

 

“Ha? Mikrop fobisi mi?” Bai Xiaochun da etraftaki gözlemleyiciler de donakalmıştı. Ve ifadeleri yavaşça huşuya çevrildi. Birinin böylesine aşağılayıcı bir şeyi hiçbir kötü söz sarf etmeden söyleyebilmesi beklenecek şey değildi doğrusu…

 

#Hahahha! Ne zamandır kaplumbağadan bir hareket bekliyordum, sonunda gerçekleşti 
Ama kaplumbağanın bu kadar öfkeli çıkacağını düşünmemiştim doğrusu. Bizimkine kaşla göz arasında demediğini, yapmadığını bırakmadı. 'Lord Kaplumbağa' ismini bizimkinden başka birinin kullanması ve iki kaplumbağanın birbirini bulması da güzel bir detay olmuş. Bakalım bizi şimdi ne bekliyor, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18354 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37573 Bölüm Sayısı


creator
manga tr