“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

A Will Eternal - Bölüm 286 : Günaydın...


Çevirmen : Clumsy 

 

Kan Akımı Tarikatı tarafında konuşmalar gerçekleşmekteydi. Art arda gerçekleşen şok edici olaylar tüm tarikatı sarsmıştı.

 

Kan İblisi ortaya çıkmış, başpapazlardan birinin casus olduğu görülmüştü. Bunlar halının altına süpürülecek olaylar değildi ve herkes kendisini aşağılanmış, boş hissediyordu.

 

Nihai başpapazın yüzüne acı bir ifade yerleşmişti. Dişlerini sıkarak önce Ruh Akımı Tarikatı kurucu başpapazına, sonra da bilinçsiz haldeki Bai Xiaochun’a baktı. İki tarikat dakikalar içerisinde ya güçlerini birleştirecek ya da birbiriyle savaşacaktı. Bir anlığına sessizliğini koruyan adam ansızın kulaklarının çınladığını hissetti, birileri doğrudan onunla konuşur gibiydi. Ve ifadesi titreştikten sonra suratına tam bir kararlılık yerleşti.

 

“Engin Akım Tarikatı tarikatlarımız arasında uyumsuzluk çıkarmaya çalıştı, amaçları bizi birbirimize düşürmekti. Hem Yoldaş Daoist Kurakateşi öldürdüler hem de kan efendilerimizden birini öldürmeye kalktılar. Böyle şeylere müsamaha gösteremeyiz! Kan Akımı Tarikatı savaşa çıkmışken kan dökmeden eve dönemez. Bu yüzden yapılacak en uygun şey Engin Akım Tarikatının kökünü kazımaktır!!” Sözleri Kan Akımı Tarikatı çıraklarına eriştikçe çırakların kafa karışıklığı yerini öfkeye bırakıyordu.

 

“Engin Akım Tarikatının kökünü kazıyacağıma yemin ederim!”

 

“Başpapaz Kurakateşin intikamını alalım!!” Yeni hedefleri kalplerine yerleştikçe gözleri ışıldıyor, yeminler ediliyordu. Nihai başpapazın sözleri kanlarını kaynatmış, öldürme güdülerini harlamıştı.

 

Kan bulutları kaynar ve kan denizleri iyice kudretli bir hal alırken Kan Akımı Tarikatı ordusu hareketlenmeye başladı. Kan devleri bağırıyor, kan rengi savaş gemileri ilerliyordu. Dış Kesim çırakları da çekirgeler misali sürü halinde havalanarak muazzam kürelere dönüşüyordu.

 

Kan Akımı Tarikatı başpapazlarıysa yerlerinde dönerek kan bulutlarına doğru havalanıyordu.

 

Ruh Akımı Tarikatı kurucu başpapazı anlık bir sessizlikten sonra tarikatın diğer üyelerine döndü, gözlerindeki kararlılığı görmek mümkündü. Luochen Dağlarında hiç kimsenin dikkat etmediği bir noktaya bakarak zihninde yankılanan bir sesi işittikten sonraysa dişlerini sıktı.

 

“Engin Akım Tarikatı iki klanın işlerine müdahale etti ve ikincil başpapazımızı öldürmeye kalktı! Bunun için ölümleri zaruri!” Bu sözlerle sağ elini salladı. “Ruh Akımı Tarikatı, Engin Akım Tarikatını yok etme zamanı geldi!!”

 

Gümbürdeme sesleri yeri göğü doldurur ve öldürme güdüleri patlak verirken büyü formasyonlarının ışıkları göğe ulaştı. Devler uzaklara doğru ilerliyor, beyaz güneş göğü sarsıyordu!

 

Kurucu başpapaz da dahil olmak üzere pek çok kişinin gözü istemsizce Bai Xiaochun’a kaymıştı. Bilinçsiz bir halde kraterde yatan Xiaochun’a atılan son bakışlardan sonraysa topluluk Kan Akımı Tarikatına katılarak Engin Akım Tarikatı sınırlarına ilerlemeye başladı!

 

Yetişim dünyasının Aşağı Doğu Sahalarında 10,000 yıldır görülmeyen bir savaş patlak vermek üzereydi!

 

Belli ki yeni bir tarikat şafak vakti güneş misali yükselecek, görkemli ışıklar kan ve ölümü beraberinde getirecekti!

 

Ana kuvvetler ayrılmış ama iki tarikatın da ufak bir kısmı Luochen Dağlarında kalmıştı. Başpapaz Demirodun ve Song Klanı Başpapazı da geride kalanlar arasındaydı.

 

Tabii ki kalma sebepleri Bai Xiaochun’du!

 

Bai Xiaochun’un iki taraf için de önemi muazzamdı ve haliyle ikisi de onu diğer tarikatın ellerinde bakıma bırakmak istemiyordu. Usta Bin-Suratın da belirttiği üzere Bai Xiaochun her iki tarikat için büyük bir zayıflık da ifade ediyordu. O yaşadığı müddetçe her şey sorunsuzca ilerleyebilirdi. Ama ölecek olursa tarikatların bağlantısı kopar ve bunu pek çok kötülük takip edebilirdi.

 

Doğal olarak Hou Xiaomei de Bai Xiaochun’un yanından ayrılmaya razı gelmemişti. Song Junwan’ı fark edeli çok olmuş ve içgüdüleri ona ikisinin arasında bir şeyler döndüğünü söylemişti.

 

Song Junwan da ayrılmaya gönülsüzdü. Bilinçsiz Bai Xiaochun’un görüntüsü içini acı ve tarifsiz pek çok duyguyla dolduruyordu.

 

Vakit böylece geçiyordu ve Luochen Dağları yeniden sessizleşmişti. Kan Akımı Tarikatı ve Ruh Akımı Tarikatı birbirinin yanında iki kamp kurmaya başlamıştı.

 

İki kampın ortasındaysa sıkı şekilde korunan bir ölümsüz mağarası mevcuttu. İki başpapaz bile bir kaza meydana gelmesin diye düzenli olarak etrafı gözetliyordu.

 

Bai Xiaochun mağaranın içerisinde bilinçsiz bir şekilde yatıyor, Hou Xiaomei ve Song Junwan her gün ona eşlik ediyordu. Hou Xiaomei gün geçtikçe Bai Xiaochun ve Song Junwan arasında bir şeyler döndüğüne iyiden iyiye ikna olmuştu. Doğal olarak Song Junwan da Hou Xiaomei ve Bai Xiaochun ilişkisinin farkındaydı.

 

Tabii iki tarikatın yetişimcileri de iki kadın arasındaki öldürücü etkileşimden haberdardı. Arada bir bilinçsiz haldeki Bai Xiaochun’un tepesindeki bağırışları işitiliyor, bu da tüm yetişimcilerin kalplerinde bir sempati doğuruyordu.

 

Vakit geçmeye devam etmiş ve bir ayın sonunda Bai Xiaochun’un nefes alış verişi düzene girmişti. Ölmeden Sonsuza Dek Yaşama Tekniğinin içsel işleyişi sayesinde Xiaochun yavaşça toparlanmaktaydı. Kan Akımı Tarikatı ve Ruh Akımı Tarikatının düzenli ilaç desteği sayesinde de giderek daha iyi oluyordu.

 

Bir gün, öğleden sonra saatlerinde yetişim basamağı ansızın hareketlendi ve gözleri açıldı. Hayatta olduğunu fark ettiğinde kalbi kıpır kıpır olmuştu.

 

Ancak bilincini yitirmeden önce olanları düşünmek kalbini yeniden korkuyla doldurdu. Son anda kendisini savunmak için kaplumbağa tavasını çıkarmamış olsaydı bedenen ve ruhen yok olacağı kesindi.

 

“O Kurakateş çok acımasızmış! Lanet olsun, hele bir yeterince güçleneyim kesinlikle intikamımı alacağım!!” Dişlerini sıkıp oturmak üzereyken bir şeylerin ters olduğunu fark etti. Ve kafasını yavaşça yana çevirdiğinde ellerini beline yerleştirip acı biber edasıyla dikilmekte olan Hou Xiaomei’yi fark etti. Karşısındaysa her zamanki rahat ve özgüvenli tavrıyla baktığı Song Junwan durmaktaydı.

 

Kızlar birbirine çok odaklandığı için Bai Xiaochun’un gözlerini açtığını fark etmemişlerdi.

 

Bai Xiaochun’un gözbebekleri kısıldı. Bu sahnede büyük bir gariplik vardı, o yüzden çabucak gözlerini kapatıp yeniden açtı. Hayal görmediğinden emin olduğundaysa kalp atışları hızlandı ve tedirgin olmaya başladı. İşte bu sırada Hou Xiaomei’nin sesi işitildi.

 

“Yine burada ne işin var Song Teyze?” dedi dik dik bakarak. “Bayağı yaşlandın, huzur evine falan yatsan daha iyi olmaz mıydı? Aksaya aksaya gidip bir kestirsen mi acaba!? Büyük Kardeş Xiaochun’a ben bakarım!”

 

Song Junwan’ın anka kuşunu andıran gözleri pis bir hal aldı. Ve hiç olmadığı kadar üstün bir havaya büründü, Hou Xiaomei’ye haddini bildirmeye karar vermişti. “Bak kızım, ben ve amcan Xiaochun arasındaki ilişkiyi anlamak için çok genç olduğunun farkındayım. Karamahzenin yeğeni olduğunu düşünürsek muhtemelen kendine gelmen için onun adına sana güzel bir tokat patlatmalıyım.”

 

Hou Xiaomei homurdandı. Sensin yeğen! Senin tüm sülalen yeğen! Ben ve Büyük Kardeş Xiaochun mükemmel bir ikiliyiz bir kere! Çocukluk arkadaşıyız ve tarikata katıldık katılalı birbirimizden hoşlanıyoruz. Hatta Dış Kesime girmemi bile ona borçluyum.”

 

Bu ikilinin ilk tartışması değildi, bu yoğun muhabbetler neredeyse her gün gerçekleşiyordu. Ve Song Junwan’ın öfkesi üzerindeki sağlam kontrolüne rağmen Hou Xiaomei’yi öldürmenin eşiğine geldiği pek çok sefer olmuştu.

 

Fakat iki tarikatın birleşme planlarını ve Bai Xiaochun’un bundaki rolünü düşününce kendisini tutmayı başarmıştı.

 

Bu sırada Bai Xiaochun kızların öldürücü görünümlerine bakıp çabucak gözlerini kapattı, yeniden bilinçsiz rolü yapmaya başladı. Fakat çok geçmeden işlerin iyice tuhaflaştığını fark etti, çünkü ortalık fazla sessizleşmişti.

 

Sessizlik uzadıkça gerginleşti ve etrafa kulak kabarttığında kafatasını karıncalandıracak bir şey fark etti; kendi nefesinin yanı sıra çok yakınında iki nefes daha duymaktaydı!

 

Alnında terler birikirken yeni uyanmış gibi yapmaya karar verdi ve gözlerini kafası karışık bir şekilde yavaşça açtı. Gördüğü ilk şey çiçek gibi, dünya güzeli iki surat olmuştu.

 

Biri olgun görünüyordu, biri genç ve tecrübesiz. Biri alabildiğince zarif, diğeri tatlı ve naif.

 

Gergince, “Günaydın…” dedi ve gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.

 

Song Junwan ansızın gülümsemiş, bakışları yumuşamıştı. Uzanarak elini Xiaochun’un alnına yerleştirdi, ateşini ölçtü. Ve depderin bakışlarla, yumuşak bir ses tonuyla şöyle dedi: “Korkma. Alt tarafı bilinçsizmiş gibi yapıyordun. Şimdi ablana kaç gündür numara yaptığını söyle bakalım.”

 

Bai Xiaochun sertçe yutkunarak geveledi: “Ben…”

 

Fakat o konuşmasını sürdüremeden önce Hou Xiaomei Song Junwan’ın elini bir kenara itip öne çıkarak Bai Xiaochun’un dibine girdi. Ve Song Junwan’a öfkeli bakışlar atarak şöyle dedi: “Ne yaptığını sanıyorsun sen?!?! Büyük Kardeş Xiaochun çok saf ve masumdur! Nasıl numara yapmış olabilir?!” Fakat sözler ağzından çıkar çıkmaz Bai Xiaochun’a dönüp sesini alçaltarak devam etti: “Büyük Kardeş Xiaochun, çok ayıp! Bilinçsizmiş gibi davranmak yanlış bir davranış!”

 

Xiaochun’un alnındaki terler giderek artıyordu. Bu iki kadının yanında olmak sırtına iğneler saplandığı hissi doğuruyordu. “Ben…”

 

Song Junwan gözlerini devirdikten sonra soğukkanlı bir şekilde şöyle dedi: “Karamahzen, seninle baş başa konuşmak isterim. Bana bir açıklama borçlusun.”

 

“Büyük Kardeş Xiaochun, ben de seninle baş başa konuşmak istiyorum!” diyen Hou Xiaomei hiçbir konuda Song Junwan’dan aşağı kalmaya niyetli değildi.

 

Bai Xiaochun’un nutku tutulmuştu. Bu sırada iki kadın önce birbirine öfkeli bakışlar attı, sonra da vereceği kararı görmek adına Xiaochun’a döndü. Derin bir nefes alan Xiaochun ise yüzüne son derece ciddi bir ifade yerleştirdi.

 

“Pek iyi!” dedi sesini derinleştirerek. Hou Xiaomei daha önce Bai Xiaochun’un ne böyle bir ton kullandığına ne de böyle bir surat ifadesi takındığına tanık olmuştu. Şaşkındı ve Büyük Kardeşi Xiaochun’un eskisine nazaran çok daha çekici olduğunu fark ediyordu.

 

Song Junwan’ın da ifadesi aydınlanmıştı; işte bu, anımsadığı Karamahzendi.

 

“Ben bilincimi yitirdikten sonra iki tarikat arasında neler olduğunu söyleyin. Ve şu anda nerede olduğumuzu. Luochen Dağlarında mıyız, yoksa başka bir yerde mi?” Bai Xiaochun’un yeni taktiği işe yaramış görünüyordu. Olabildiğince ciddi bir ifade takınmış ve bilincini yitirdikten sonra olanları dinlemeye başlamıştı.

 

Kan Akımı Tarikatı onun Kokulu Bulut Tepesine dönmesini kabul etmemişti, aynı şekilde Ruh Akımı Tarikatı da Orta Tepeye dönmesini.

 

Bu yüzden iki tarikat da Luochen Dağlarında onu koruyacak bir topluluk belirlemişti. Song Klanı Başpapazı ve Başpapaz Demirodun bile Dharma koruyucuları olarak geride kalmıştı ki bu Bai Xiaochun’u çok etkilemişti.

 

Song Junwan sonrasında savaşın ön cephelerinde yaşananları açıklamaya başladı. An itibariyle Kan Akımı Tarikatı ve Ruh Akımı Tarikatı Engin Akım Tarikatına saldırmakta, böyle büyük bir orduya denk olamayan Engin Akım Tarikatıysa yenilgi üstüne yenilgi almaktaydı. Şimdiden topraklarının yarısını kaybetmişlerdi.

 

Bai Xiaochun iki tarikatın kendisini ne kadar ciddiye aldığını düşünerek sarsıldı. Savaşa katılmak istese bile başpapazlar ona izin vermeyecekti.

 

“Sanırım bu kadar sıra dışı olmak da benim suçum… Ai.” Şimdilik savaşa gönderilme talebini bir kenara bırakmanın en iyi seçim olacağına karar verdi. Böylece kimse üzerinde baskı doğurmaz, insanların ansızın delirmesine ve… kendisinin savaşmasına izin vermesine de sebep olmazdı.

 

“Ah, neyse ne. Muhtemelen başpapazlara beni savaşa göndermemeleri için güzel bir bahane sunmalıyım. Midem… midem ansızın ağrımaya başlıyor… Sanırım yaralarım yeterince iyileşmedi. Ehh… biraz daha dinlensem iyi olacak gibi.” Düşüncelerinde bu noktaya gelen Bai Xiaochun kendisinin çok anlayışlı biri olduğunda karar kıldı. Ve midesini tutarak hastaymış gibi yapmaya devam etti…

 

#Bir insan hiç mi değişmez ya laughing Sen iki tarikatın arasına gir, ikisini de bastır, gücünü göster, sonra kalk aman ha beni savaşa göndermesinler diye hasta numarası yap... 
Peki Song Junwan-Hou Xiaomei cephesine ne diyorsunuz, siz kimin tarafındasınız? laughing
Şahsen ben tarafımı seçemedim, ikisinin de ayrı tavırlarına hastayım. Bakalım bizim kaplumbağamız bu durumdan nasıl sıyrılacak, okumaya devam!




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1280

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1092

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 908

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 830

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 714

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 675

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 651

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 611

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 555

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 529

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 395

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 206

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 189

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 104

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

White
White
Beğeni Sayısı: 55

Site İstatistikleri

  • 16015 Üye Sayısı
  • 426 Seri Sayısı
  • 20967 Bölüm Sayısı


creator
manga tr