Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

A Will Eternal - Bölüm 274 : Bir Zamanlar Ben De Çılgın Bir Gençtim!


Çevirmen : Clumsy

 

Cennetkarışı Nehri kıyısından ayrılan Bai Xiaochun’un keyfi yerindeydi. Bu sözü hatırlaması gerektiğinde karar kılmıştı; kesinlikle çok faydalıydı.

 

“Hmmmmph! İleride hoşlanmadığım bir şey görürsem bu sözü kullanıp insanları korkutabilirim. Mutlaka onlara hadlerini bildirecektir!” Yaratık Köyüne döndükten sonra Nehre Meydan Okuyan Hapı nasıl oluşturacağı konusunda düşünmeye başladı ve kısa süreli bir tereddüt sonrasında dişlerini sıkarak işe koyuldu.

 

Nehre Meydan Okuyan Hap yapımı için bedenini fırın olarak kullanmalıydı. Fakat çabalarının ikinci gününde çığlıklar atmış ve işitilen puf sesleriyle birlikte odadan uçarcasına çıkmıştı.

 

Çıkışından sonraysa arkasından daha da çok ses yükselmeye başladı.

 

“Bu nasıl yaşanabilir?” dedi. İçi hareketli gazlarla dolmuş gibiydi, gazı çıkartma süreciyse Karayağızı tabanları yağlayacak kadar ürkütmüştü. Çok geçmeden tüm onur koruması istasyonu zehirli bir kokuyla çevrelendi.

 

Bai Xiaochun ağlamak üzereydi. Gazın etkisinin silinmesi neredeyse koca bir günü almıştı ve öyle korkmuştu ki yeni bir test daha gerçekleştirmeye cesareti kalmamıştı.

 

“Bu şey kesinlikle insanlar tarafından üretilmeye uygun değil. Korkunç! Ben hap yaparken sürekli fırınları patlatırım. Peki ya fırın olduğum zaman kendimi de patlatırsam ne olacak?” Bu düşünce onu iyice dehşete düşürmüştü. Küçük, zavallı hayatını yitirebileceği düşüncesiyle pes etmeye karar verdi.

 

“Kesinlikle o hapı üretmeyeceğim!” Katlandığı ıstırap dolu günü düşündükçe kendisi hap yaparken bir kenardan izleyenlerin neler çektiğini anlamaya başlıyordu.  

 

O iç çekip dururken ise Yaratık Köyünün dışında birkaç ışık huzmesi belirmişti. Gelenler Büyük Şişman Zhang, Üçüncü Şişman Hei ve Xu Baocai idi. Üçlü, neredeyse vardıkları saniyede istasyondaki kötü kokuyu tespit etmişti.

 

“Bu koku da ne?” dedi Büyük Şişman Zhang gözleri irileşerek.

 

“Yoksa…?” Xu Baocai şaşırmış görünüyordu. Hemen ardından aklına abartılı bir şey gelmiş ve çabucak bu fikri kafasından atmıştı.

 

Üçüncü Şişman Hei ise zayıf, genç bir kadına dönüşmüştü. Teni pek açık değildi ama uzun boyu ve kahraman bir görünümü vardı. An itibariyle kaşlarını çatmaktaydı.

 

Yüzü kızarmaya başlayan Bai Xiaochun hemen boğazını temizledi.

 

“Oh, Karayağızdan geliyor. Geçen gün bozuk et yemiş de.”

 

Belli bir mesafeden bu sözleri işiten Karayağız kükreyerek isyan etmek üzereydi fakat Bai Xiaochun’un dik bakışlarını yiyince keyifsiz bir şekilde oturup grubu izlemekten başka çaresi kalmamıştı.  

 

Büyük Şişman Zhang ve diğerlerinin hala şüpheli olduğunu fark eden Bai Xiaochun çabucak konuyu değiştirdi.

 

“Her neyse, burada ne yapıyorsunuz bakalım?”

 

Bai Xiaochun’a koku konusunda yüklenmek istemeyen Büyük Şişman Zhang cevap verdi: “Sana veda etmeye geldik. Yarın üçüncü dalga ışınlanacak ve üçümüz de o dalgadayız.”

 

Bunu işiten Bai Xiaochun’un içi ürpermişti. Büyük Şişman Zhang, Üçüncü Şişman Hei ve Xu Baocai üçlüsü kendisinin Kan Akımı Tarikatında olduğu süreçte yetişimlerinde güzel ilerlemeler kaydetmişti. Artık her biri birer İç Kesim çırağıydı.

 

Lakin hiçbiri Kuruluş Kadrosuna ulaşmamıştı, henüz Qi Yoğunlaşmanın büyük çemberindeydiler. Böyle kişiler savaş alanında pek faydalı olamazdı. Yine de kalabalık bir grup halinde oluşturacakları büyü formasyonuyla sağlam sonuçlar doğurmaları mümkündü.

 

Ne söyleyeceğini bilemeyen Bai Xiaochun sessizliğini korudu. Tüm grup, omuzlarında büyük birer yük olduğunu hissetmekteydi.

 

“Savaşı kaybedeceğimiz kesin değil.” dedi Üçüncü Şişman Hei. “Madem savaşmak zorundayız, o zaman birlik olup düşmanın üstesinden gelmeyi de biliriz!” Bu sözler Büyük Şişman Zhang ve Xu Baocai’yi gaza getirmişti.

 

Bai Xiaochun ise arkadaşlarına bakarken Düşmüş Kılıç Uçurumunda ölen yoldaşlarını düşünmeye dalmıştı. Büyük Şişman Zhang ve diğer yakın dostlarını savaşta yitirebileceğini hayal dahi edemiyordu. Hiç kimsenin ölmesini istemiyordu. Savaş olmasını da istemiyordu. Onun isteği herkesin mutlu mesut yaşamaya devam etmesiydi.

 

“Öyle bakma, Xiaochun.” dedi Büyük Şişman Zhang. “İlle de gidip ölecek değiliz ya. Gel buraya, çoktandır birlikte içmiyorduk. Hadi sarhoş olalım!” İçten bir kahkaha eşliğinde çantasından bir sürahi alkol çıkarttı ve herkes oturarak içmeye başladı.

 

Vakit geçip sohbet sürdükçe ağır atmosfer açılıyordu. Kahkaha atmayı hiç bırakmayan topluluk Bai Xiaochun’un tarikata katıldı katılalı atıldığı maceraları konuşmuş ve en nihayetinde konu ruh kuyruklu tavuklara gelmişti.

 

“Dur bir dakika.” dedi Bai Xiaochun. “O tavuklar çok iyiydi… Dostum, onları çok özlüyorum.”

 

“Beni de bu işe sürüklediğiniz için suçlusunuz!” dedi Üçüncü Şişman, kızaran suratıyla. O da Tavuk Çalan Hırsız skandalına dahil olmuş ve Ustasından sağlam bir azar işitmişti.

 

Xu Baocai göğsüne vurarak Bai Xiaochun’a gönderdiği kanlı daveti anımsattı. Bir noktada birileri gidip tavuk çalma bahsini açtı ve kendilerini güney yakada koştururken buldular. Kısa bir süre sonraysa ellerindeki tavuklar pişmek üzere ateşe yerleşmişti.

 

Gece çökerken Büyük Şişman Zhang Fırınlara gitme önerisinde bulundu. Başta eski şişmanlar olmak üzere tüm Fırınlar tayfası bu grubu gördüğüne sevinmiş, hiç tereddüt etmeden bolca yemek ve alkol önlerine serilmişti.

 

Kahkaha ve sohbetler süregelirken Hou Xiaomei de kalabalığa katıldı. Bai Xiaochun kızı yanına çekerek oturttu ve kız içtikçe güzel yüzü daha çok kızarmaya, sonuç olarak daha çekici bir hal almaya başladı.

 

Davet edilmemesine rağmen Chen Fei de bir noktada gruba dahil olmuştu. Gece ilerliyordu ve Bai Xiaochun artık sarhoştu.

 

Hiç olmadığı kadar rahat bir şekilde Üçüncü Şişman Hei’yi işaret ederek bağırmaya başladı: “Üçüncü Hatun, seni piç, onca zaman seni erkek sanmıştım! Kız çıktığına inanamıyorum!”

 

Üçüncü Şişman Hei dik bir bakış atıp soğukça homurdandıktan sonra içkisinden bir yudum aldı.

 

“Hey, Büyük Şişman, çiçek bozuğu suratlı Büyük Kız Kardeşi hatırlıyor musun? Hani beni Fırınlara getiren kadını? Ona şarkı söyleyen saksağanlardan falan bahsetmiştin. Bayağı yanıktın. Hatırlıyor musun? Ee ne oldu o iş? Hadi ama gerçeği söyle!”

 

“Xu Baocai, senin o kanlı mektubun Tarikat Amcası Bai’yi ölümüne korkutmuştu!”

 

“Chen Fei, seni ana kuzusu, bana pusu kurmaya cüret ettiğine inanamıyorum. Hummmphh!”

 

“Bai Xiaochun, ne zaman yemekleri bölüşsek en fazlasını hep sen yerdin!”

 

“Yeah, doğru! Bu arada kaselerin diplerini kalınlaştırma hikayesinin Fırınlarda bir efsaneye dönüştüğünü biliyor muydunuz!?”

 

“Hahaha! Bitiş çizgisinin önünü kapayışımızı hatırlıyor musunuz?”

 

“O yaptığım için özür dilerim, Tarikat Amcası Bai...”

 

Herkes bir şekilde konuşmaya dahil oluyordu.

 

En nihayetinde Büyük Şişman Zhang tavasını çıkarıp yanına koyarak heyecanlı bir şekilde bağırmaya başladı: “Dış Kesimin merdivenlerine tırmanmaktansa--”

 

“--Fırınlarda açlıktan ölmeyi tercih ederim!!” Bai Xiaochun cümlenin kalanını ciğeri yettiğince bağırarak tamamlamış, Üçüncü Şişman Hei ve diğer şişmanlar da kükrercesine eşlik etmişti.

 

Xu Baocai Fırınlardan olmamasına rağmen onlara katılmış, hatta Chen Fei de etkilenmiş ve çok geçmeden herkes avazı çıktığınca bağırmaya başlamıştı.

 

Bir noktada Bai Xiaochun alkol şişesini kaldırarak şöyle dedi: “Büyülü doğaya sahip meyveler ve otlar; Kenarlarını dişle ama sapını ayır; Kasaplığın varsa eti ince dilimle; Kemiklere gelince, üstlerinde biraz et bırakmayı ihmal etme; Ruh lapası mı? İncelene dek sula; İyi şarap mı? Yarım bardak görür işini.

 

“Dur, dur bir dakika!” dedi Büyük Şişman Zhang. “Altı satırlık gerçekle yetinemeyiz. İki satır daha eklememiz lazım. Bir bakalım. Kaselerin diplerini bir parmak daha kalın yap. Ve tüm tavukları Bai Xiaochun’a ver!

 

Büyük Şişman Zhang kükrercesine bir kahkahayla Bai Xiaochun’un omzunu tokatladı. Sonra da yana doğru sendeleyerek tamamen sarhoş bir şekilde yere yığıldı.

 

Herkesin bu şekilde eğlendiği, kendisiyle dalga geçtiği anlar çok nadir görülürdü. Fakat savaş geliyordu ve hiç kimse sonunu görüp göremeyeceğini bilemiyordu. Bu yüzden bu gece endişeleri bir kenara bırakıp sarhoş olarak, bağırarak ve gülerek ilerliyordu.

 

Tabii çıkan sesler bolca ilgi çekiyor ve insanlar neler olup bittiğini görmek adına koşturuyordu. Çok geçmeden yeni bir grup daha Fırınlar eğlencesine dahil olmuştu.

 

Hou Xiaomei ise Bai Xiaochun’un yanına yapışıp kalmıştı. Tabii ki ruh alkolünün etkileri yetişimcilerin bile göz ardı edemeyeceği seviyedeydi ve o da sarhoş olmuştu.

 

Üçüncü postanın gelişiyle Fırınlar sessizleşmeye başlamıştı fakat Bai Xiaochun gözlerini açık tutmaya zorluyor, etrafındaki sessiz manzaraya baktıkça gözleri ışıldıyordu.

 

Alkol şişesini ağzına dikerek koca bir yudum daha aldıktan sonra yavaşça etraftaki bilinçsiz figürlere dönmüştü, yüzlerini hafızasına kazımak ister gibiydi. Şişeyi tutuşu giderek sertleşiyor, adeta bu anı kalbine sonsuza dek işlemeye çalışıyordu. Belki de dünyayı değiştirme arzusunun kararlılığı onu bu hale sokuyordu…  

 

En sonunda onun da dizlerinin bağı çözülmüş ve uykuya teslim olmuştu. Bu sırada şişeyi sımsıkı tutmayı bırakmamış, elinin tersinde damarlar kabarmıştı.

 

Şafak vakti Süsen Yaprağı ve Menekşe Kazanı Tepelerinden parlak ışık sütunları yükseldi ve gümbürdeme sesleri eşliğinde sayısız figür o tepelere doğru havalanmaya başladı.

 

Büyük Şişman Zhang, Üçüncü Şişman Hei, Xu Baocai ve Chen Fei de o figürler arasındaydı. Ayrıca miras kesimi yetişimcileri ve başpapazlar da vardı. Böylece yaklaşık 30,000 yetişimcilik üçüncü dalga da ışınlanmıştı.

 

Bai Xiaochun ise Fırınlarda uzanıp Büyük Şişman Zhang ve diğer arkadaşlarının gidişini izliyordu. Gözlerinin derinliklerinde yoğun bir kararlılık bulunuyordu.

 

Hou Xiaomei hala yanındaydı. “Büyük Kardeş Xiaochun…” dedi yumuşak bir ses tonuyla. “Ben dördüncü dalgadayım.”

 

Bai Xiaochun kızın elini ellerinin arasına aldı ve hafif ama kararlı bir sesle şöyle dedi: “Daima yanında olacağım!”

 

Üçüncü dalganın da gidişiyle Ruh Akımı Tarikatı yarı yarıya boşalmıştı. Büyü formasyonları da neredeyse tamamen aktive olmuş haldeydi.

 

Birkaç gün sonraysa Günbatımı Tepesi, Kemer Altı Tepesi ve Kokulu Bulut Tepesi de yeri göğü sarsıcı ışık sütunlarını doğurdu.

 

Bu noktada Ruh Akımı Tarikatının tüm büyü formasyonları aktive olmuş, tarikat tamamen hazır hale gelmişti.

 

Başpapaz Demirodun, kalan miras kesimi yetişimcileri, baş kıdemliler, Zheng Yuandong, Li Qinghou, Xu Meixiang ve diğer tepe lordları toplanmıştı.

 

Kıdemlilerin çoğu, İç ve Dış Kesim çırakları da oradaydı. Bu topluluk dördüncü dalgaydı.

 

Beşinci dalga da olacak ve ona tarikatın en güçlü kaynakları katılacaktı fakat dördüncü dalga şu ana kadarki en büyük gruptu, yaklaşık 50,000 kişiden oluşmaktaydı.

 

Bai Xiaochun ışık sütunlarına bakarak derin bir nefes aldı. Onunla birlikte Yaratık Köyünden çıkan Karayağızınsa olağan oyuncu tavrından eser yoktu. Savaşın geldiğinin bilincindeydi. O ve Bai Xiaochun en yakın sütuna ilerlemekteydi.

 

Büyük bir kalabalık toplanmıştı. Bai Xiaochun’un gelişini görenler onu tanımış ve pek çoğu ona yakınlaşmıştı. Evet, edepsiz ve afacan biri olabilirdi ama Düşmüş Kılıç Uçurumunda yaşananlar göstermişti ki o, tehlike anında güvenilecek biriydi!

 

Ruh Akımı Tarikatı savaş alanı olarak Luochen Dağlarını seçmişti, oradaki formasyona bel bağlayacaklardı. Tarikat ve dağlar arasınaysa Luochen Dağlarının yitirilmesi ihtimaline karşın sekiz defans hattı çekilmişti.

 

Bu kurnazlıklar ve entrikalara dayalı bir savaş değildi, çelikten damarlar gerektirecekti. İnsanlar ölümüne dövüşecek ve Kan Akımı Tarikatının kendilerini geri çekilmeye zorlamasını önlemeye çalışacaktı. Ruh Akımı Tarikatının öyle hafife alınacak bir oluşum olmadığını göstereceklerdi!

 

Çok geçmeden herkes toplanmış ve ışınlanma süreci başlamıştı!

 

Hava parlak ışıklarla doluyordu. Koca bir el üç tepedeki herkesi kavrıyor ve Kan Akımı Tarikatı sınırlarına taşıyor gibiydi. İstikamet…

 

Luochen Dağlarıydı!

 

#Son derece nostaljik bir bölümdü. Dostlarla oturup eski günleri bu şekilde anmak ve kahkahalara boğulmak herkesin ara ara yapması gereken bir şey sahiden...
Bu hem komik hem duygusal bölümle biz de istikamet Luochen Dağları diyoruz. Neler olacağını çok merak ediyorum, siz de öyleyseniz okumaya devam!

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1280

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1092

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 908

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 830

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 714

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 675

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 651

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 611

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 555

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 529

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 395

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 206

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 189

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 104

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

White
White
Beğeni Sayısı: 55

Site İstatistikleri

  • 16015 Üye Sayısı
  • 426 Seri Sayısı
  • 20965 Bölüm Sayısı


creator
manga tr