Bölüm 251 : Planım

avatar
2828 0

A Will Eternal - Bölüm 251 : Planım


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun sayesinde kan efendiliği sınavı tam bir kaosa sürüklenmişti…

 

Kanın Sonsuz Dünyasının tek bahtsızı zavallı Jia Lie idi… ama şimdi Kan Yabanında yaşananlar Song Junwan ve Xuemei’yi bile şok etmeye yeterliydi.

 

Herkes kafayı yiyordu ve bunun sorumlusu tamamen Bai Xiaochun’du…

 

Bai Xiaochun da bunu istemiş değildi, herkes kadar gergindi. Ama Ölmeden Sonsuza Dek Yaşama Tekniğinin tamamen etkin olması ve bedensel gücünün düzenli artışı sayesinde… çılgın hayalet sayısı bir kez daha artmıştı!

 

Sekiz çılgın hayalet gücü yüzünden bedeninden çatlama sesleri yayılmaya başlamıştı. Onun enerjisi patlak verirken Song Que ve diğerleri de dişlerini sıkarak grup halinde Bai Xiaochun’u kovalamakla meşguldü!

 

Bai Xiaochun hiç olmadığı kadar geriliyor, zihni ne yapacağını bulmak adına mücadele veriyordu. En sonunda şu şekilde bağırdı: “Song Que, git de ilk anahtarı alan kişiye saldır! Onu alırsanız ve ben de kalanları tüketirsem Xuemei Antik Kan Yoluna gidemez!

 

“Buna böl ve fethet denir! Siz onlara saldırmaya odaklanırsanız onlar da kendilerini savunmaya odaklanmak zorunda kalır, ben de kalan anahtarları yerim. İlk anahtarı ele geçirdiğiniz sürece diğerlerini tüketme işi bende. Ama onu alamazsanız son iki taneyi sağlam bırakacağımı garanti ederim. Böylece kesinlikle üstün geliriz ve onların sonu da ölüm olur!

 

“Planım bu! Hahaha! Bu şekilde kesinlikle kazanacağız!” Bai Xiaochun konuştukça planını daha da anlamlı buluyordu.

 

Song Que ve diğerleri sarsılmıştı. Aptal değillerdi ve Bai Xiaochun'un planını işitmek gözlerini ışıldatmıştı.

 

Xuemei’nin Dharma koruyucularınınsa yüzleri düşmüştü. Bilhassa ilk anahtarı elde etmiş olan orta yaşlı adamın yüzüne ölümcül bir solgunluk çökmüştü.

 

Song Junwan ile dövüşüne tamamen kaptırmış olan Xuemei ise giderek daha da gerginleşmekteydi.

 

“Karamahzen, canına mı susadın sen?!?!” diye bağırdı. Song Junwan da cazibeli bir kahkaha savurdu.

 

“Karamahzenin planına uyacağız!” dedi. Gülümsemesi çekici olsa da saldırıları keskindi ve Xuemei’yi anında itmeye başlamıştı, Xuemei’nin ise yapacak hiçbir şeyi yoktu. Bai Xiaochun’un planıyla baş edebilecek bir yöntem bile bulamıyordu.

 

Gergin bir andı. Song Que ve diğerleri dişlerini sıkarak Bai Xiaochun’u kovalamayı kesmiş, ilk anahtarı alan Dharma koruyucusuna yönelmişti. Xuemei’nin diğer Dharma koruyucuları da kovalamacayı bırakıp defansa yönelmek zorunda kalmış, kaotik bir savaş anında kendisini göstermişti.

 

Patlamalar yankılanıyor, ilahi kabiliyet ve büyü tekniklerinin parlak ışıkları yükseliyordu.

 

Bai Xiaochun en sonunda rahat bir nefes alabilmişti.

 

“Bu kadar hızlı tepki vermem iyi oldu, aksi takdirde başım çok fena belaya girecekti… Yetişimi yüksek ve büyülü hazineleri güçlü kişiler var, bir kısmı da gizli uzmanlar. Bana karşı birlik olurlarsa onlarla nasıl dövüşebilirim ki?” Bai Xiaochun anında kaçmaya başlamış, bir yandan da ansızın gözbebekleri kısılmıştı. Alanda görünür hiç kimse olmasa da Dağ Sarsan Darbesini anında salıp bolca güç doğurdu ve bir hız patlamasıyla son hızla ileri atıldı.

 

Atılırken de havada ansızın beliren kan rengi bir el ve 30 metrelik bir kılıç qi’si ile karşılaştı.

 

“Eee?” dedi biri. Ve menekşe cüppeli, yaşlılık lekeleri taşıyan ihtiyar bir adam kendisini gösterdi.

 

Bai Xiaochun’un yüzünde terler birikmekteydi. Az önce tatmış olduğu tehlike hissi bugüne dek tattıklarının en yoğunlarındandı. Tam zamanında kaçınmış olmasaydı o kılıç alnını kesmiş olacaktı.

 

“Xiao Qing!” dedi gözleri ihtiyatlı bir şekilde ışıldayarak. Bu yaşlı adam da Song Junwan’ın bahsettiği ve her an Kuruluş Kadrosuna ulaşabilecek olduğu söylenen üç üyeden biriydi.

 

Xiao Qing gülümseyerek karşılık verdi: “Yıllardır inzivadaydım ve insan içine yeni çıktım. Buna rağmen senin hakkında çok hikaye işittim.”

 

Sahiden de Kuruluş Kadrosundaydı fakat diğerlerinden farklıydı. Öz Formasyona ulaşmış olsaydı bir baş kıdemli olacağı kesindi. Bakışları Bai Xiaochun’da iki keskin kılıç etkisi doğuruyor, hiç olmadığı kadar tetikte olmasını sağlıyordu.

 

“Ruhsal denizlerinin tamamen kristalleşmesine ramak kalmış… Elimdeki her şeyi kullanabiliyor olsaydım muhtemelen onunla dövüşebilirdim. Ama şu anda imkanlarımın kısıtlı olduğunu düşünürsek… Ona denk olamam!” Bai Xiaochun bu düşünceyle hiç tereddüt etmeden kaçmaya girişti.

 

“Bu acelen neden Küçük Kardeş Karamahzen?” diyen Xiao Qing gülümseyerek Bai Xiaochun’unkiyle eşleşen bir hızla adımını attı. Ardından kolunu sıvadı ve yarattığı kan rengi kılıç qi’sini Bai Xiaochun’a savurdu.

 

“Ne saçmalıyorsun?!” dedi Bai Xiaochun. “Gitmeyeceğim de ne yapacağım? Oturup beni öldürmeni mi bekleyeceğim? Yetişimin beynine hasar falan mı verdi senin?” Bu sözlerle kılıçtan kaçınarak hareketlendi.

 

Xiao Qing’in gülümsemesi dondu. Ömrü boyunca dövüştüğü hiç kimseden böyle sözler işitmemişti. İfadesi kasvetli bir hal alırken soğuk bir şekilde homurdanarak şöyle dedi: “Seni küstah it! Seni bir elime geçireyim, o dilini kopartacağım! Bakalım o zaman nasıl cevap vereceksin!”

 

Soğuk bir kahkahayla bir adım daha öne çıktı. Aynı zamanda sağ elini bir büyü hareketiyle sallayarak yarattığı yeni kan qi’si akımını Bai Xiaochun’a gönderdi.

 

Bai Xiaochun stresine rağmen kaçtıkça yeni planlar üretmeye çalışıyordu. “Gerçekten yetişim esnasında beynine hasar almış olmalısın. Dilim olmazsa konuşamayabilirim ama bu, cevap vermek için ilahi irademi kullanmama engel değil!”

 

İkili Kan Yabanında ilerlerken Xiao Qing art arda saldırılar gerçekleştirmekteydi. Birkaç seferinde isabetli de olmuş fakat Bai Xiaochun’un korkunç güçlü bedeniyle sağladığı defans Xiao Qing’i şok etmişti.

 

Xiao Qing’in savaş gücü herhangi bir Kuruluş Kadrosu yetişimcisini altta bırakabilecek düzeydeydi. Ama Bai Xiaochun da inanılmaz hızlı ve anormal derecede dirayetliydi. Hatta kovalamaca uzadıkça hızını giderek arttırmaktaydı. Ruhsal güç rezervi sahiden inanılmazdı.

 

“Bir Ölümlü-Dao Kuruluş Kadrosu üyesi nasıl böylesi bir güç salabilir!?” diyen Xiao Qing’in gözleri titreşiyordu. Bai Xiaochun’un Kan Yabanında sergilediği güç tam bir şok etkisi doğurmuştu. Daha da tuhafıysa kan rengi anahtarlarla yaşananlardı.

 

Bai Xiaochun’la ilgili garipliklerin sayısı bir olsaydı sebebi bulmak çok daha kolaylaşır, durumla baş etmek adına bir yol çizilebilirdi. Ama bunca gariplik söz konusuyken nereden başlanacağına karar vermek zor, yanlış yöne sapmaksa çok kolaydı.

 

Xiao Qing kısılan gözlerle bir kez daha kovalamacaya geçti. Bai Xiaochun ise kendi kendine homurdanıp şikayetler savurmakla meşguldü. Xiao Qing kendisine yapışmış gibiydi; onu sarsmak, ondan kurtulmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın nafileydi. İnanılmaz bir beden kuvveti olmasa ve aslında Cennet-Daosu taşımasa şu ana dek bu hızı sürdüremeyecekti.

 

“Beden gücümde büyük bir ilerleme kaydetmemi beklesinler. O zaman o ihtiyara ne kadar harika olduğumu göstereceğim!” Bai Xiaochun dişlerini sıktı. Artık onuncu saati iple çeker olmuştu. Sekiz çılgın hayalet gücüne gelmişken her nedense bunu yeterli bulmuyor, sıradaki anahtarı tüketip hayaletlerinin gücünü sağlamlaştırmak istiyordu.

 

Vakit geçti ve en nihayetinde yedi ile sekizinci saatlerin geride kalışıyla dokuzuncu saate varıldı. Beklenildiği üzere beliren yeni kan rengi ışık noktası Bai Xiaochun’un alnına yönelmiş ve göz açıp kapayıncaya dek aradaki mesafe kapanmıştı.

 

Xiaochun bir an dahi duraksamazken kırmızı nokta anında alnına batmaya başladı. Başlangıçta alanı dolduran kırmızı ışık hızla sönüyor, Ölmeyen Cennetsel Kralın ikinci seviyesi tam hızla çalışıyordu.

 

Gümbürdeme sesleriyle birlikte dokuzuncu çılgın hayalet enerjisi de şekillenmekte, Xiao Qing’in gözleriyse artan gücü sezerek irileşmekteydi.

 

“Onunla ilgili çok gariplik söz konusu. O anahtarı özümsemişken benimle dövüşmek konusunda daha özgüvenli olacaktır.” Xiao Qing son hızla yaklaşıyordu fakat Bai Xiaochun bir anda arkasına dönmüş, gözlerinde titreşen savaş arzusuyla beden gücü patlama yapmıştı.

 

“Xiao Qing, seni ihtiyar, benimle, Karamahzenle dövüşmeye cüret mi ediyorsun?!” Bai Xiaochun bu sözlerle sağ kolunu sıvayarak parmağını Xiao Qing’e uzattı, onu düelloya davet eder gibiydi!

 

“Demek sonunda bana karşı kendine güvenmeye başladın ha? İyi. Sana bir şans vereceğim!” Xiao Qing bu sözlerle bir adım öne çıkıp yetişim gücünü patlattı.

 

Peki, Xiao Qing, işte geliyorum!” diye kükreyen Bai Xiaochun’un gözleri dövüş arzusuyla dolup taşıyordu. Xiao Qing’le karşı karşıya geldiği andaysa geriye doğru hızlanmaya başladı. Beden gücünden inanılmaz bir kuvvet çekerek öncekinden de hızlı bir hal almıştı.

 

Xiao Qing’in ağzı açık kalmış ve gözleri irileşmişti. Bai Xiaochun attığı savaş çığlığına rağmen resmen uzaklaşmaya başlamıştı.

 

“Tam bir utanmazlık!!” dedi Xiao Qing. Gözleri öfkeden alev alevdi lakin bu anlık gecikme Bai Xiaochun’la aralarında büyük bir mesafe doğmasına yol açmıştı. Bu noktada Bai Xiaochun geri geri ilerlemeyi bırakıp sırtını Xiao Qing’e döndü ve daha da hızlı bir şekilde yola koyuldu.

 

“Seninle dövüşmek istiyorum,” diye bağırdı, “ama şu anda yapamam. Birazcık daha bekle. On birinci saat gelip de dokuz hayaletimi tamamladığımda seni paspas edeceğim seni yaşlı osuruk!” Bai Xiaochun’a kalırsa hiç de utanmaz değildi. Sadece Xiao Qing’e karşı strateji yapmıştı.

 

#Yok canım ne utanmazlığı, sen kim utanmazlık kim yahu!
Bizimki çok şükür mantıklı bir plan geliştirerek paçayı kurtardı. Tek bir anahtar bile ele geçirilebilirse hem geri kalanları bir güzel yiyerek hayaletlerinin gücünü arttıracak hem de takımının kazanmasını sağlayacak.
O zaman hadi inşallah diyerek sıradaki bölüme geçiyorum, orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18284 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37538 Bölüm Sayısı


creator
manga tr