Bölüm 243 : Karamahzen, Ben Jia Lie Ve Sen De Bir Ölüsün!

avatar
2941 1

A Will Eternal - Bölüm 243 : Karamahzen, Ben Jia Lie Ve Sen De Bir Ölüsün!


Çevirmen : Clumsy 

 

Yer ve gök de dahil olmak üzere tüm dünya kan rengiydi. Bitkiler, ağaçlar, dağlar; alabildiğince kan kırmızısı göze çarpıyordu.

 

Uzaklarda bir kan rengi çöl, onun sonundaysa okyanusa açılan yine kan renkli bir vaha göze çarpıyordu.

 

Okyanusun ortasında da zirvesi bulutları delip geçen bir dağ bulunuyordu.

 

O dağ, dünyanın iradesinin yer aldığı ve ilk tırmanan yetişimcinin dünyanın onayını alacağı konumdu. Onayı alan kişi Kan Atasının takdiriyle oradan ayrılabilecek ve ikinci aşamaya geçebilecekti.

 

Kan Atasının içerisinde sayısız dünya mevcuttu fakat Xuemei ve Song Junwan yirmişer Dharma koruyucusu getirmişti. Ve toplam kırk Dharma koruyucusunun sadece yirmisi devam edebilecekti.

 

Doğal olarak taraflardan ikinci aşamaya geçebilen koruyucu sayısı kimin avantajlı olduğunu belirleyecekti.

 

Xuemei’nin Dharma koruyucuları yarığa önce adım atmıştı ve bu dünyayı seçmiş olan yetişimci de sıska, orta yaşlı, soğuk bakışlı bir adımdı. Yetişim basamağı Kuruluş Kadrosu sonlarının dalgalanmalarını yayıyor ve adam, her an saldırmaya hazır bir engerek havası taşıyordu. Görüş alanına giren herkesin sonunun ölüm olabileceği barizdi.

 

İsmi Jia Lie olan adam savaş gücü bağlamında Xuemei’nin grubunun ilk üçüne girebilirdi.

 

Haliyle bir iki istisna hariç Song Junwan’ın her Dharma koruyucusunu alt edebileceği konusunda kendisine tamamen güveniyordu.

 

Görünümü orta yaşlı olsa da aslında yüz yaşının üzerindeydi. Fakat yetişimini yaptığı eşsiz teknikler sayesinde beden gücü zirvedeydi. Üstelik Kuruluş Kadrosu sınavı esnasında ömrüne tam altmış yıllık bir döngü ekleyebilmişti. Beş Gelgit Akışına ulaşmıştı ve inanılmaz yetişim gücüyle başarılı bir katildi.

 

“Bu dünya benim için bir Kutsanmış Arazi gibi!” diye düşünerek uzaklara bakıyordu. An itibariyle elinde kan rengi bir deniz yılanı tutuyordu. Yılan ne kadar çabalarsa çabalasın kurtulamıyordu ve Jia Lie istediği takdirde yılanı saniyesinde ezerek öldürebilirdi.

 

Fakat Jia Lie yılanı tamamen görmezden geliyor, pek uzakta olmayan dağı izliyordu. Sınavın ilk aşaması hoşuna gitmişti. Bu koca dünyaya yeni varmış olmasına rağmen şimdiden dünyanın iradesinin bulunduğu konuma nispeten yaklaşmıştı.

 

Gözlerinde uçsuz bucaksız okyanusun ve dağın yansıması görünüyor, dağın yankılanmaları göze çarpıyordu.

 

“Song Junwan’ın Dharma koruyucusu şanslı olsa bile dağa benim kadar yakın olamaz. Dünyanın iradesinin kontrolünü hemen alabilirim. Diğer Dharma koruyucusunu öldürmeme gerek bile yok. Kimin geldiğini de merak ediyorum doğrusu. Karamahzen olabilir mi acaba?” Bu düşüncelerle soğuk bir kahkaha attı. Aslında planı önce Song Junwan’ın Dharma koruyucusunu öldürmek, sonra da dünyanın iradesini kazanmak şeklindeydi. Fakat şu anda ilk adım gereksiz görünüyordu.

 

Hemen hareketlenip okyanusta ilerlemeye ve bulutlarla kaplı dağa yavaşça yaklaşmaya başlamıştı. Temkinli bir şekilde ilerliyordu, bu yüzden alandaki her şeyi sarsan yoğun kükremeyi duyduğunda şaşırmadı. Bir an sonraysa dağın karşı tarafından gözlerini kendisine kilitlemiş bir şekilde gelen devasa kan rengi ejderi fark etti.

 

30 metreyi aşan ejderha öldürücü bir aurayla dolup taşıyordu.

 

Yoğun bir kriz hissiyle içi sıkışan Jia Lie alnında biriken terler ve irileşen gözlerle şöyle dedi: “İmkânsız! Burada nasıl böyle bir kan yaratığı olabilir? Kuruluş Kadrosu yetişimcileri böyle bir şeyle dövüşemez ki!!”

 

Soluğu kesilirken yeni kükreyişler işitti ve dağ dolaylarından farklı kan yaratıklarının auralarını sezdi. Güçlü bir rüzgâr esişini andıran bir şey kan okyanusunu kaynatmaya başladı. Bir an sonraysa suyun yüzeyinde sayısız öldürücü göz belirdi. O kadar çoklardı ki görüntüleri bile insanı şok etmeye yeterdi.

 

Jia Lie daha fazla ilerleme fırsatı bulamadan önce su yüzeyinin altındaki kan yaratıkları da dağdakilere katılarak saldırıya geçti.

 

Yaratıkların sayısı Jia Lie’nin kafatasını şaşkınlık ve korkuyla uyuşturmuştu. Daha fazla ilerlemeye cesaret edemeyip gerilemeye başladı. Yaklaşık 3,000 metre geriledikten sonraysa ejder yavaşça arkasını döndü, diğer yaratıkların auraları silindi ve hatta sudaki yaratıklar yüzeyin altına geri çekildi.

 

Jia Lie’nin yüzü terlerle kaplanmış, nefesi kesik kesik bir hal almıştı. Yetişiminin sağladığı özgüvene rağmen bu kadar yaratık tarafından izlenmek aklını başından almıştı. Bir süre sonra tedirgin bir şekilde kaşlarını çattı.

 

“Bu kadar yaratık varken ilerlemek kolay değil. Sanırım ilerlemeden önce uygun bir fırsat doğmasını beklemeliyim…” Dişlerini sıkarak biraz daha geriledi ve gizlenecek bir yer bularak zamanın geçmesini beklemeye başladı.

 

Takip eden yedi günde gelip giden pek çok yaratık gördü. En sonunda gözlerindeki öldürme güdüsü alevlenmişti.

 

“Boş versene, işler yakın zamanda değişecek gibi görünmüyor. Beklemek yerine gidip Song Junwan’ın Dharma koruyucusunu öldüreyim. Sonra beklemeye harcayacak bolca vaktim olur. Şanslıysam rakibim Karamahzen olur da ondan kurtulmak için çok çaba harcamama gerek kalmaz!” Bu cümlelerden sonra ardında uzanan kan okyanusuna bakarak soğuk bir kahkaha attı.  

 

Hünerli bir katil olarak yetenekli bir avcıydı da. Keskin hislere sahipti ve bu dünyanın büyüklüğüne rağmen yetişim basamağı sayesinde diğer Dharma koruyucusunu tespit edebileceğine emindi.

 

Hemen harekete geçerek arayışını başlattı.

 

Fakat o pek ilerleme fırsatı bulamadan önce denizin derinliklerinden kocaman bir yaratık çıktı. İnsan bedenli ve balık kuyruklu bu yaratık, ortaya çıkar çıkmaz kana susamışlıkla Jia Lie’ye saldırmaktan geri durmadı.

 

Jia Lie kısa bir mücadele sonrasında yaratıktan kurtuldu fakat pek uzaklaşamadan önce sudan çıkan iki yaratıkla daha boğuşmak zorunda kaldı…

 

Bu esnada Bai Xiaochun havada uçuyor, ne kadar da garip ve sessiz bir dünya diye düşünüyordu. Birkaç gündür uçuyor olmasına rağmen tek bir kan yaratığı dahi görmemişti, etraf tamamen boş gibiydi.

 

Yetişim basamağını kullanmasına bile gerek kalmıyor, rüzgâr tarafından öylece sürükleniyordu. Tabii ki durumun bu garipliği yüzünden sürekli tetikte kalıyordu.

 

“Burayla ilgili ciddi bir gariplik var.” diye düşünüyordu. “Ve Xuemei’nin Dharma koruyucusu nerede? Acaba önce o geldiği için bana pusu kurmuş olabilir mi?” Etrafa dikkatli bakışlar atarak ilerliyordu, en sonunda çöle ulaşmıştı.

 

O sıralarda Jia Lie kan okyanusundan korku içerisinde kaçıyor, arkasından da delirmiş birkaç bin kan yaratığı geliyordu. Yüzü bembeyaz kesilen adam tam bir dehşet ifadesi taşıyordu.

 

“Lanet olsun! Neden bu kadar çok kan yaratığı var? Onları kışkırtmadım ama buna rağmen hepsi arkamdan geliyor! Sürü gibiler!!”

 

Çok geçmeden onuncu gün de geride kaldı. Zaman ilerledikçe Bai Xiaochun’un hissettiği gariplik iyice artıyordu. Hala tek bir yaratığa denk gelmemişti ama Song Junwan’ın bahsettiği kana susamış yaratıkların namını anımsıyordu. Neler döndüğünü cidden merak eder olmuştu.

 

En nihayetinde çölün bitimindeki kan renkli vaha ve okyanus görüşüne girmişti. Bu noktada hayretiyle birlikte temkinliliğini de arttırdı.

 

Jia Lie ise bitap durumdaydı. Saçları karman çormandı, beti benzi atmış, gözleri kan çanağına dönmüştü. En sonunda okyanus alanından çıkıp vahaya adım atabilmiş, sayısız tehlikeli karşılaşmadan canlı çıkabilmişti.

 

Okyanusta yaşananları düşündükçe bu dünya hakkında huşu doluyor, ödü kopmadan edemiyordu.

 

“Onca hayat kurtarıcı nesneye sahip olmam iyi oldu, aksi takdirde ölebilirdim. Ama işler benim için bu kadar zorsa Song Junwan’ın Dharma koruyucusu için de öyle olmalı. Hatta o yaratıklara yem olmuş bile olabilir.” Okyanusa baktıkça kalbi korkuyla küt küt atıyordu. Fakat tam oturup dinlenecekken içi ürperdi, uzaklardan aheste aheste yaklaşan bir ışık huzmesiyle karşılaştı.

 

“Hmm?” Gözlerinde beliren soğuk ışıkla çabucak yetişim basamağı gücüne başvurdu. Aynı anda aurasını tamamen gizlemesini sağlayan, yumuşak ışıklar saçan bir inci üretti.

 

İnci sayesinde ani bir yetişim gücü salışı gerçekleştirmediği sürece tespit edilmesi imkânsız olacaktı. Bu da kan okyanusundan canlı çıkmasını sağlayan hayat kurtarıcı nesnelerdendi. Onu aktive ettikten sonra hareketsiz şekilde oturmuş ve göğü izlemeye başlamıştı.

 

“Karamahzen mi? Hahaha! Cidden o!” Gözleri öldürme güdüsüyle ışıldarken kıs kıs gülmeye başlamıştı. Karamahzen pek ünlü olsa da Jia Lie’nin ona duyduğu tek his küçümsemeydi. “Ne olmuş ilaç üretip başpapazları memnun ettiysen? Kendini Seçilmiş mi sanıyorsun? Ters Kan Atasal Uyanışına rağmen sadece Ölümlü-Daodasın. Seni elimin tersiyle rahatlıkla öldürebilirim. Seni parçalayarak da Küçük Bataklık Tepesi kan efendisinin verdiği görevi tamamlamış olurum!”

 

Tamamen sakin ve özgüvenli bir şekilde aurasını tutarak saldırmak adına doğru anı beklemekteydi.

 

Bai Xiaochun da temkinli bir şekilde ilerliyor, fazla hızlı olmayıp ilahi hislerini her yöne yayıyordu. Kan rengi vahanın üzerinden geçmek üzereyken ise bakışları aşağı çevrilmişti. Üçüncü gözünü açmamış olsa da oradan gelen tehdidi hissedebiliyordu, haliyle hiç tereddüt etmeden geriledi.

 

“Hmm?” Jia Lie Karamahzenin keskin hissi karşısında şaşırmıştı. Yine de soğuk bir kahkaha attı ve yetişimine olan güveniyle daha fazla gizlenmesine gerek kalmadığına kanaat getirdi. Havaya sıçradı ve öldürücü aurasını patlatarak doğruca Karamahzene atıldı.

 

“Karamahzen, Ben Jia Lie ve sen de bir ölüsün!” Kuvvetli bir kahkaha atarken kendisine gök gürültüsü benzeri gümbürtüler eşlik etti. Akabinde sağ eli bir büyü hareketiyle titreşti ve yarattığı kocaman kan rengi el doğruca Bai Xiaochun’a ilerlemeye başladı.

 

#Bizimki hiç güç harcamadan minnoş minnoş uçup gelirken Jia Lie binlerce yaratık tarafından kovalandı, deliye döndü. Ama Karamahzeni kolay lokma sanmasının bedelini çok ağır ödeyecek diye düşünüyorum. 
Ve laf arasında Küçük Bataklık Tepesi kan efendisinin bizimkini öldürmek istediğini de öğrenmiş olduk. Eh adamın tüm tepesini patlattıktan sonra kinlenmesi 'birazcık' normal tabii 
Bakalım bizi neler bekliyor, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18354 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37573 Bölüm Sayısı


creator
manga tr