Bölüm 237 : ***

avatar
3050 0

A Will Eternal - Bölüm 237 : ***


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un gözleri irileşti. Fakat tam yanına gidip incelemek üzereyken ansızın ayağa sıçrayan Gölge bağırarak sise dönüştü ve çığlıklar eşliğinde mağarayı terk etti. Bai Xiaochun ise gargoyle’unun delirmiş gibi göründüğünü fark ederek onu takip etti. Gargoyle etrafta koşuyor, zıplıyor, bazen şekilsiz bir sise dönüyor, bazen de şekil alıyordu. Bir müddet sonraysa yeniden yere yığılmıştı.

 

Bundan böyle Bai Xiaochun’a çevrilen gözlerinde zekanın yanı sıra derin bir korku da görülecekti…  

 

İşler yaklaşık yarım ay daha bu şekilde devam etmiş, Bai Xiaochun sıkı çalışmış ve 4. Kademe Ölmeyen Kan Hapı yavaşça şekillenmeye başlamıştı. Şimdiden üç kan qi’si akımlı haplar üretebilen Xiaochun’un dörtlüyü üretebilmesine de ramak kalmıştı.

 

Tabii bu sırada Gölge hap tüketmeye devam ediyordu. Hapların kalitesi artmış olsa da başarısız ve hatta bazen de zehirli oldukları gerçeği değişmemişti, yine de onları tüketmekten genellikle keyif alıyordu.

 

Gölgenin keyif aldığı bir diğer şey de arada bir mağaradan çıkarak İsimsiz Tepe üzerinde uçmaktı. Bu esnada rastladığı diğer gargoyle’ları ise belirgin öldürücü aurasıyla geride bırakıyordu.

 

Kan Akımı Tarikatında geçerli olan orman kanunları söz konusu gargoyle’lar olduğunda daha da acımasızdı. Yetişimciler gargoyle’larını kontrol altında tutmak, büyük olaylar çıkmasını engellemek zorundaydı. Fakat Gölge konusunda bir tuhaflık vardı. O İsimsiz Tepedeki tüm gargoyle’larla iyi anlaşıyor, hiçbiriyle savaşmıyordu…  

 

Bai Xiaochun bu mesele karşısında bir hayli şaşırsa da üzerine fazla düşünmemiş, ilaç yapımına odaklı kalmıştı. Ve bir ayın daha geride kalışıyla ilerlemesini kaydedip 4. Kademe Ölmeyen Kan Hapı yapımını tamamladı.

 

Dört kan qi’si akımı birleştiğinde ciğeri yettiğince kahkaha atan Bai Xiaochun’un heyecanıysa üretmiş olduğu haptan değil, bu süreçte kimseyi etkilememiş olmasından kaynaklanıyordu.

 

Ne asit yağmuru ne patlayan fırın ne zehirli gaz ne de ishal… Hiçbir şey yaşanmamıştı. Bunun en heyecan verici tarafı da sonunda bir büyükusta eczacı olmanın nasıl hissettirdiğini anlayabilmesiydi.

 

“Hahaha! Artık insanlar bana Felaketşeytanı diyemeyecek! İsimsiz Tepe için ilaç yaptım ve en ufak bir problem bile doğmadı!” Tabii ki mutlu olduğu kadar şaşkındı da. Ve başta İsimsiz Tepe olmak üzere Kan Akımı Tarikatı yetişimcileri de bu şaşkınlığına eşlik etmekteydi. İnsanlar hala biraz tedirgin olsa da herhangi bir felaket emaresi yoktu. Görünen o ki Karamahzenin ilaç yapımı mutlak bir güvenlikle sonuçlanmıştı.

 

“Felaketşeytanı yöntem mi değiştirdi ki?”

 

“O ilaç yaparken hiçbir şey yaşanmamış olmasına inanamıyorum!!”

 

Fakat hiç kimsenin fark etmediği bir şey vardı. O da Bai Xiaochun’un gargoyle’u olan Gölgenin İsimsiz Tepede attığı turlarla diğer gargoyle’ları tanımaya çalışmasıydı…

 

İsimsiz Tepenin kan efendisi ve ulu kıdemlisi, 4. kademe Ölmeyen Kan Hapının başarıyla üretilmesi karşısında bir hayli memnun olmuştu. Neticede söz verdikleri üzere cömert bir bedel ödendi, şatafatlı ve görkemli bir tören düzenlendi. Hatta ileride de Karamahzenle çalışma kararı alındı.

 

Tören İsimsiz Tepede düzenlenmiş olsa da Ulu Kıdemli Song Junwan da davetliler arasındaydı. İsimsiz Tepenin Kan Efendisi Tapınağında düzenlenen törende Karamahzen sonsuz iltifatlara boğuldu. Bai Xiaochun ise tüm bunları çenesini kaldırıp soğukkanlı bir gülümseme sunarak karşıladı.

 

Song Junwan da tüm bunları bir gülümsemeyle, Karamahzene bakarken ışıldayan gözlerle takip etti. Tören yaklaşık bir saat ilerlediğindeyse İsimsiz Tepenin kan efendisi kuvvetli bir kahkaha atarak Karamahzene yaklaştı.

 

“Küçük Kardeş Karamahzen, ilaçların Daosunda gerçek bir dâhisin, dünyada nadir bulunacak birisin. İsminin ileride tüm doğu yetişim dünyasını sarsacağı kesin. Bir gün 5. kademe bir Ölmeyen Kan Hapı üretecek olursan tüm tarikatı sarsarsın! O günün pek uzak olmadığına da eminim!”

 

Bu noktada İsimsiz Tepe ulu kıdemlisi de lafa girdi: “Zaten 5. kademe Ölmeyen Kan Hapı üretebilen kim olsa tarikattan büyük bir ödül alır ve harika bir hizmet sergilemiş sayılır!”

 

Herkes Bai Xiaochun’u çevreleyip kahkahalar atarken Xiaochun da halinden memnundu. Fakat tam böbürlenmeye başlayacakken dışarıdan sağır edici bir patlama sesi yükseldi.

 

Gök gürültüsünü andıran ses öyle ani olmuştu ki herkesi afallatmıştı. Tüm İsimsiz Tepe şiddetle sarsılırken zeminde çatlaklar görülmüş, yoğun bir ısı her yeri etkisi altına almıştı. Tapınaktaki kalabalığın suratlarıysa şaşkınlıkla titreşerek kapının dışına çevrilmişti.

 

Gökyüzü griye dönmüştü ve her şey sarsılıyordu. Bu sadece İsimsiz Tepe için geçerli değildi; Ceset Tepesi ve Orta Tepe de bu fiziksel sarsıntıdan nasibini alıyordu.

 

İç Kesim ve Dış Kesim alanlarıysa tam bir kaosa sürüklenmişti. İnsanlar çığlıklar ata ata koşturmuş, ışık huzmeleri şeklinde havalanmaya başlayanlar görülmüştü.

 

Kan Akımı Tarikatının ulu formasyonu bile aktive olmuştu.

 

“Ne oldu?!?!”

 

“Kan Akımı Tarikatı saldırıya uğradı demeyin sakın!!”

 

“Savaş başlıyor!!”

 

Ata Tepesi bile sarsılmış durumdaydı. Isı dalgası hüküm sürerken şaşkın baş kıdemliler ilahi hisleriyle tüm tarikatı taramaya başlamıştı.

 

Bai Xiaochun’un yüzü de Tapınaktaki diğer isimler gibi düşüktü. Herkes sarsılırken o soluk soluğa kalmış ve bir anda dışarı atılmıştı. Song Junwan  da onun yanındaki yerini almış ve temkinli bir ifadeye bürünmüştü.

 

Bu esnada diğer tepelerin yetişimcileri de şaşkın suratlarla havalanmıştı.

 

Ve çok geçmeden tüm bakışlar Küçük Bataklık Tepesine çevrildi!

 

Çünkü o yönden şok edici kara duman bulutları yayılmaktaydı.

 

Dumanın kaynağıysa aşağı ve yukarı parmaklar arasından devasa çatlaklar yaymakta olan koca bir delikti.

 

Dumanın püskürüşüyle herkes patlamanın kökenini çözmüştü.

 

“Küçük Bataklık Tepesi mi?!”

 

“Orada neler oldu?”

 

Bai Xiaochun gözlerini kısıp siyah duman kitlelerine odaklanmıştı. Ve bir an sonra kısılan gözleri irileşirken kalbi küt küt atmaya başladı.

 

Az önceki patlama nedense tanıdık gelmiş, siyah duman kaynağının ise Küçük Bataklık Tepesinde ilaç yaptığı nokta olduğunu fark etmişti. Çıkan sesin patlayan hap fırınından geldiği barizdi.

 

O anda aklına Küçük Bataklık Tepesinde hazır olmaya bıraktığı haplar geldi…

 

Alnından damla damla terler dökülürken kalp atışları iyice hızlanmıştı. Bunu Aşağı Bataklık Tepesinden yükselen ıstırap çığlıkları da takip edince Bai Xiaochun’un kafatası uyuşmaya başladı.

 

“Bittim ben. Mahvoldum…”

 

Bai Xiaochun korkudan tir tir titrer, Kan Akımı Tarikatı çıraklarıysa şoka uğrarken Küçük Bataklık Tepesinden birkaç ışık huzmesi yükseldi, liderleri Küçük Bataklık Tepesi kan efendisiydi. Belirgin şekilde titreyen adamın gözleri kanlıydı. Tepesindeki kaosa bakarken ağlamak istiyor gibi görünüyordu, zaten bir an sonra da başını arkaya atıp yas dolu bir şekilde bağırmıştı.

 

Her şeyin sorumlusunun Karamahzen olduğunun farkında ve bu farkındalıkla o ismi seslenip onu öldürme niyetindeydi.

 

Fakat daha ağzından ‘Karamahzen’ kelimesi çıkamadan önce Bai Xiaochun harekete geçti. Ve kanlı gözlerle Küçük Bataklık Tepesi kan efendisine yürüyerek yeri göğü sarsacak bir sesle bağırdı: “Kıymetli hapım!!!”

 

Sonra da göğsünü yumruklarıyla dövüp saçlarını çekiştirerek Küçük Bataklık Tepesine doğru bağırmaya devam etti.

 

“Bu neden yaşanıyor? Ulu cennetler! Ne oldu böyle? Ah biricik hapım!!” Bu sözlerle birlikte delirir gibi görünerek bir ışık huzmesine çevrildi ve kaosun merkezine, Küçük Bataklık Tepesindeki duman kaynağına yöneldi.

 

Küçük Bataklık Tepesi tamamen kapkara kesilmiş, tüm mağaralar yok olmuş, binaların yarıdan fazlası ortadan kalkmıştı. Yetişimciler fena haldeydi ve gözlerinde öfke alevleri yanmaktaydı. Ancak Bai Xiaochun’u gördükleri anda suratları korku dolu ifadelere kavuşmuştu.

 

Bai Xiaochun ise onları hiçe sayıp ilaç yaptığı konuma ilerlemeyi sürdürmekteydi. Tüm alan bir kratere dönüşmüştü. Ne formasyon kalmıştı ne de mağara. Geride kalan tek şey yoğun ısıya eşlik eden fırın parçalarıydı.

 

Bu sırada kan efendisi, ulu kıdemli ve kan yolu kıdemlileri de tepeye dönmüştü. Pek çoğunun ağızlarından kanlar sızıyor, her biri hayretler içerisinde görünüyordu. Karamahzenin rahatsız edici olabileceğinden haberdar olsalar da hiçbiri böyle trajik bir sonucu beklemiyordu.

 

“Karamahzen!!” diye kükreyen kan efendisi, gözlerinde şok edici seviyede bir öldürme güdüsüyle Bai Xiaochun’a doğru uçmaya başlamıştı.

 

Aynı saniyede titremeye başlayan Bai Xiaochun da kendi etrafında dönerek deliler gibi bağırdı: “Küçük Bataklık Tepesi kan efendisi!!

 

“O kıymetli hapa üç ayımı harcadım. Ona kanımı, terimi ve gözyaşlarımı akıttım! Neredeyse 5. kademeydi!!” Bai Xiaochun’un yüzü delilik ve kederle çarpılmış, etrafında giderek artan öldürücü bir aura doğmuştu.

 

“Lanet olsun Kan Efendisi, bana fırının patlamayacağını söylememiş miydin? Bana onun kıymetli bir hazine olduğunu söylememiş miydin?!?! Neden yalan söyledin!?” Bai Xiaochun Küçük Bataklık Tepesi kan efendisinden bile daha deli görünüyor, saçma sapan ithamlarda bulunuyor gibi duruyordu.

 

“Sen…” diyen Küçük Bataklık Tepesi kan efendisiyse öfkeliydi lakin konuşmasına devam edemeden önce aslında söyleyecek pek de bir şeyi olmadığını idrak etmişti.

 

“Neden? Bana neden yalan söyledin? Tüm sıkı çalışmalarım, tüm çabalarım bir yalanın üzerine kurulmuş! O kıymetli hazinenin Hap Akımı Tarikatından geldiğini ve hiçbir şart altında patlamayacağını söylemiştin! Bana patlayabileceğini söyleseydin onca kıymetli bitkiyi ziyan etmezdim! Sıradan yöntemleri seçebilirdim! Ah benim biricik hapım!”

 

Bölüm 237 : Küçük Bataklık Tepesinde Patlama

#Hahahhaha! Beklenen patlama gerçekleşti, bu kısım pek şaşırtıcı değildi. Ama bizimkinin üste çıkma çabaları gerçekten şaşırtıcı ve harika
Bakalım bu olaydan da 'ah benim biricik hapım' diye diye kurtulabilecek mi, okumaya devam!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18156 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37432 Bölüm Sayısı


creator
manga tr