Bölüm 229 : Felaketşeytanı İsmi İyice Yayılıyor

avatar
3118 0

A Will Eternal - Bölüm 229 : Felaketşeytanı İsmi İyice Yayılıyor


Çevirmen : Clumsy 

 

Kükreyerek havalanan Xu Xiaoshan doğruca Kan Efendisi Falezrüzgarıyla karşılaşırken Bai Xiaochun bunu sıvışmak için fırsat olarak kullandı. Ancak biraz öfkelenmeye başlamıştı.

 

“Falezrüzgarı,” diye bağırdı, “ben hap yapmaya başlamadan önce problemler doğabileceğini söylemiştim. Sen de kendi ağzınla ‘endişelenme’ dedin! Şu an ne yaptığını sanıyorsun? Bir kan efendisi olabilirsin ama Karamahzenin senden korktuğunu sanma!”

 

Esasında bir hayli gerilmişti ama öfkeli gibi davranıyor ve kasten öldürücü bir aura yayıyordu. Aynı anda havaya kaldırdığı sağ elinde de bir tıbbi hap şişesi tutuyordu.

 

“Bu benden istediğin 4. kademe Ters Kan Ceset Arıtma Hapı!” dediğinde Xu Xiaoshan’la çarpışmakla meşgul olan Kan Efendisi Falezrüzgarı bakışlarını Bai Xiaochun’a çevirerek öfkesini bastırmaya çalıştı.

 

Sahiden de o sözleri sarf etmişti. Böyle bir senaryoyla karşılaşacağını asla hayal edemeyecek olsa da bir kan efendisi olarak soğuk ve katı olma hakkına sahipti. Bir an sonraysa dinmiş öfkesi ve kısık gözleriyle kocaman sırıtmaktaydı.

 

“Biraz sert davranmışım.” dedi. “Küçük Kardeş Karamahzen, hiçbir şeyin önemi yok. Ruh ilacın sağlam çıktığı sürece sözümü tutacağım.”

 

Bu sözlere işli tehdidi görmezden gelen Bai Xiaochun hap şişesini Falezrüzgarına fırlattı. Şişeyi kavrayıp açan Falezrüzgarı ise anında etkilendi, yüzüne bir neşe yerleşti. Ceset Tepesi kaosa sürüklenmiş olsa ve bu biraz can sıksa da hapın başarıyla üretilmiş olması ufak problemleri göz ardı ettirebilirdi.

 

“Çok teşekkürler!” dedi gülümseyerek. Sonra da gözlerinde soğuk ışıklarla Ata Tepesine yöneldi, baş kıdemlilerle birlik olarak Ceset Tepesi problemini çözüme kavuşturmalıydı.

 

Kan efendisinin ayrılışını izleyen Bai Xiaochun, adamın mantıksızlığı karşısında içinden soğuk bir kahkaha savurmuştu. Ona yaptığı hap yardımına rağmen gözlerindeki soğukluk eskisinden de netti.

 

“Hmph!" diye düşündü. "Tüm dürüstlüğüme rağmen çok da zeki olmam harika. Eğer o Ters Kan Ceset Arıtma Hapını kullanmazsa sıkıntı yok. Ama kullanacak olursa arıtılmış cesedinin kontrolünü ele geçirebilirim!” Bai Xiaochun kendisiyle gurur duyuyordu. Parmağını bir şaklatışıyla Ceset Tepesi kan efendisini küle çevirmişti. Çenesini kaldırıp kalabalığa bakmaya başladı. Diğer tepelerin yetişimcileriyse üzerlerinde gezinen bakışları karşısında ürperdi ve her biri çabucak gerileyip ellerini kavuşturarak saygıyla selam durdu.

 

Artık herkes Karamahzen dehşetini tatmıştı. İlaç yapım teknikleri ilahi kabiliyet alemini aşalı çok olmuştu; düşmanlarını onlara dokunmadan harap edebiliyordu…

 

“Aiya. Harika insanlar nereye giderse gitsin ilgi odağı olmayı başarıyor. Ne baş ağrıtıcı iş ama.” Bu düşünceyle iyice gururlanmakla meşgulken kendisini Song Junwan’la göz göze buldu. Kadının suratındaki soğuk gülümseme omurgasını ürpertmişti.

 

“Umm... hey, Büyük Kız Kardeş Song...”

 

Kadının gözleri irileşti. “Oh, bakıyorum da Büyük Kız Kardeş demeye geri dönmüşüz?”

 

Akabinde soğuk bir homurdanma eşliğinde Orta Tepeye yöneldi. Alandaki diğer üyeler de tuhaf bakışmalar neticesinde dağılmaya başladı.

 

Bai Xiaochun çok geçmeden bir başına kalmıştı. Havada süzülürken endişelenmeye başlıyordu. Song Junwan’ın gözlerine baktırmaya niyetlendiği belliydi ve ansızın kendisine işkence etmek için daha ne gibi taktiklere başvurabileceğini merak etmişti. Bu düşünceyle iç çekti.

 

Fakat bu saatten sonra Orta Tepeye dönmekten başka şansı yoktu. Sinsice mağarasına sızmak için elinden geleni yapmış ve orada sessiz, tedirgin bir şekilde oturmaya başlamıştı.

 

“Ne yapmam lazım? Bu Song Junwan cidden kin gütmeyi biliyor! Tek yaptığım dağı azıcık terk etmekti, değil mi ama?” Alnını ovuşturarak kadınla arasını düzeltmenin yollarını düşünmeye başladı ve takip eden günleri bu düşüncelerle geçirdi.

 

Bu esnada Ceset Tepesini çabucak vuran halüsinasyon problemi geldiği gibi hızlıca çözülmüştü. Tüm yetişimciler iyileşmiş, her biri önce boş boş bakıp sonrasında olanları anımsayarak öfkeli bağırışlara başlamıştı.

 

“Karamahzen! Düşmanlığımızın geri dönüşü yok!!”

 

“ARRGGHH! Karamahzen! Seni öldüreceğim!!”

 

En yakıcısı da kan yolu kıdemlilerinin öfkesiydi ve her biri doğruca inzivaya çekilmişti. Ulu kıdemli ise iyileşir iyileşmez başını arkaya atıp ıstırap dolu bir şekilde bağırmıştı. Bugünden sonra hiç kimse onun önünde ‘kartal’ kelimesini kullanmaya cesaret edemeyecekti. Ve nedense o da inzivaya çekilmeye karar vermişti…

 

Fakat daha ekstrem vakalar da söz konusuydu. Mesela kendisinin ceset olduğuna inanan genç bir adam kendisini arıtmaya çalışmıştı. Uyandığındaysa dört bir yana yayılan acınası çığlıklar savurmuştu.

 

Pek çok kişi Karamahzeni öldürmek istiyor ama hiç kimse Orta Tepeye adım atmaya cesaret edemiyordu. Yapabilecekleri tek şey öfkeli şekilde dişlerini sıkmaktı. Tabii ki Karamahzenin ‘Felaketşeytanı’ lakabı tüm tarikatta etkili hale gelmişti.

 

En nihayetinde Felaketşeytanı ismi iyice yayıldı…

 

Bunu işiten Bai Xiaochun etkilenmişti. Kan Akımı Tarikatı yetişimcilerine yönelik vahşi ve asabi şeklindeki izlenimi iyice derinleşmiş olsa da liderlerin kendisine gösterdiği muameleden ötürü minnettardı. Çıkardığı koca problemlere rağmen hiçbir cezayla karşılaşmamıştı.

 

Song Junwan’la nasıl baş edeceği konusunda da sonunda bir fikir üretebilmişti.

 

“Tek seçeneğim ona bir hediye vermek…” diye düşünerek iç çekti. Ve bolca düşünmeden sonra ilaç yapmaya başladı. Birkaç günün sonunda tek, yeşil bir hap üretti ve onu pembe bir hap kutusuna yerleştirdi. Sonra da mağaradan çıkarak tedirgin bir şekilde yukarı parmak yoluna koyuldu.

 

Yol boyunca karşılaştığı Orta Tepe yetişimcileri saygıyla kollarını kavuşturup selam veriyordu. Fakat Xiaochun onları görmezden gelerek ilerlemeye devam etmekteydi.

 

Tabii ki onlara olan bu soğuk tavrı işlerin normale döndüğünü düşündürüyordu. Dönüp onlara gülümseyecek olsaydı tüylerini diken diken edebilirdi.

 

Çok geçmeden Song Junwan’ın kan gölüne ulaşmıştı. Kan şelaleleri arasındaki yolda ilerledikten sonraysa kollarını kavuşturup eğilerek selamını verdi.

 

“Karamahzen Büyük Kız Kardeş Song’a danışmak istiyor.”

 

Kapının dışındaki dört görevli birbirine bakmış ve biri durumu rapor etmek adına içeri girmişti. Bir başkasıysa çabucak Bai Xiaochun’a eşlik etmişti. Şu ana dek Karamahzenin Song Junwan’la ilişkisiyle ilgili pek çok dedikodu yayılmıştı. Tabii hiç kimse Karamahzeni gücendirip ters tarafına denk gelmek istemezdi.

 

Bai Xiaochun tam iki saat boyunca bekledi ve bu süreyi kalbinde artan öfke-tedirginlik karışımıyla geçirdi. Song Junwan içeri girmesine izin verdiğinde gece çökmüştü. Kapı yavaşça açıldı ve Bai Xiaochun çelik damarlı, soğuk biri gibi görünebilmek için elinden geleni yaparak içeri girdi.

 

Adımını attığı andaysa bakışları kaplıcaya kaydı fakat Song Junwan orada değildi. Koridordaki bir masanın ardında oturmuş, ifadesiz bir suratla Bai Xiaochun’a bakmaktaydı. Görünen o ki öfkesi hala dinmemişti.

 

“Bir daha asla dönmeyeceğini söylememiş miydin?” diye sordu soğuk bir edayla. “Ama işte yeniden buradasın. Peki mağaramda ne işin var?” Uzun, menekşe renkli bir elbise giymiş ve saçlarını anka kuşu şeklinde bir tokayla bağlamıştı. Kıyafetlerinde özellikle zarif bir görünüm kazandıran siyah dizaynlar işliydi. Boynundaysa az önce banyodan çıktığını ifade eden minik su damlacıkları mevcuttu. Genel havasıyla ona bakıp da olduğu yerde üzerine atılmamak çok zordu.

 

Bai Xiaochun bir anlığına gözlerini kırpıştırdı. Fakat hemen ardından göğsünü kabartıp kollarını sıvadı ve soğuk bir ifadeyle kaşlarını çatarak, “Yeter!” dedi.

 

Song Junwan’ın gözleri irileşmişti. Karamahzenin kendisiyle böyle bir tonda konuşacağını asla hayal edemezdi. Sandalyesinin koluna tokadını geçirirken öfkeden titremekteydi. Fakat bu onu daha da çekici kılmıştı…

 

Patlamak üzere gibiydi. Gözleri buz gibiydi ve tam lanetler okuyacakken Bai Xiaochun soğuk bir şekilde homurdanarak sağ elini salladı, kadına bir ilaç şişesi gönderdi.

 

Öfkesi azalmamış olan Song Junwan soğuk bir kahkaha eşliğinde şişeyi parçaladı ve yere düşürdü.

 

Bai Xiaochun ise yere devrilip yuvarlanan hap eşliğinde kadını sakince izledi.

 

“Ben, Karamahzen, tek bir sebepten ötürü döndüm, o da sana bu şişeyi vermekti. Başpapaz tarafından bana verilen tüm tıbbi bitkiler tarikat için yarattığım haplara gitti. Bu yüzden Ceset Tepesine gidip Falezrüzgarı için ilaç yapmaktan başka çarem kalmamıştı. Ancak o takdirde bu hapı üretmek için yeterli tıbbi bitkiye erişebilirdim. Bu yalnızca özel birine vermek amacıyla ürettiğim özel bir hap!

 

“Hapımı verdiğime göre bana müsaade! Bundan böyle sen ulu kıdemlisin, ben de Karamahzen!” Sesi acıklıydı, kırılan hap şişesi kalbinin vaziyetinin yansıması, yere düşen hap da küle dönen hislerinin işaretiymiş gibiydi…  

 

Ellerini kavuşturup iyice eğildikten sonra arkasını döndü ve tamamen yalnız bir edayla kapıya yöneldi.

 

Song Junwan şok içerisinde bakakalmıştı. Karamahzenin kendisine yaltaklanmaya geldiğini varsaymıştı. Hatta onu bekletme sebebi yalnızca duş alıp giyinmek değil, başpapazlardan aldığı şefkatin önem arz etmediğini göstermekti. Kendisi Orta Tepenin ulu kıdemlisiydi ve yabana atılacak biri değildi.

 

Fakat şaşırtıcı şekilde Karamahzen ona çıkışmıştı. Gururu ve azametinden ötürü buna öfkelenmemesi imkansızdı. Haliyle hap şişesini fırlattığında patlak veren öfkesiyle şişeyi yok etmişti. Tabii ki yan tarafa yuvarlanan hapı fark etmişti. Ama sonrasında Karamahzenin ağzından dökülecek sözleri nasıl tahmin edebilirdi ki?

 

Song Junwan önce hapa, sonra da kasvetli bir şekilde kapıya yürüyen Bai Xiaochun’a baktı. Nedense kalbine daha önce hiç tatmadığı bir boşluk hissi oturmuştu.

 

“Bekle!” diye bağırdı.

 

Bai Xiaochun ise yerinde duraklayıp arkasını dönerek resmi bir şekilde kollarını kavuşturdu.

 

“Bana verecek bir emriniz mi vardı Ulu Kıdemlim?” Sözleri son derece resmiydi ve en ufak bir tutku veya duygu emaresi taşımıyordu. İfadesiyse anılarını kalbine gömmüş bir erkeğin soğukluğuna sahipti. En dokunaklı kısımsa ‘Büyük Kız Kardeş Song’ yerine ‘Ulu Kıdemli’ deyişi olmuştu.

 

“Sen…” Yüzü küle dönen kadının kalbi bilemediği bir sebepten ötürü yangın yerine dönmüştü.

 

“Başka bir mesele yoksa ben gideyim.” İfadesini hiç değiştirmeyen Bai Xiaochun arkasını dönerek mağaradan ayrıldı. Ve araya mesafe koyup yukarı parmaktan ayrılır ayrılmaz uzunca bir iç çekti. Kalbi deli gibi atıyordu.

 

“Bu hamle işe yarar herhalde.” diye düşündü. “Yaramazsa başka ne yapabilirim bilemiyorum.” Aceleyle ve tedirgin bir şekilde mağarasına dönüp iç çekmeye, kadınların, özellikle de dominant olanların ne kadar can sıkıcı olduğunu düşünmeye başladı.

 

#Herkesin bu çocuktan birkaç numara öğrenmesi lazım, oyunculukta bir harika 
Valla hem kendini kurtarıyor hem de adım adım kadını tavlıyor. Bu işin sonu herkes için hayırlı olur inşallah 
Hadi okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18156 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37432 Bölüm Sayısı


creator
manga tr