Bölüm 218 : ***

avatar
3157 0

A Will Eternal - Bölüm 218 : ***


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun Karayağıza şaşkınlıkla bakmakta ve onun gücü karşısında mest olarak maskesinin altında gülümsemekteydi.

 

Etraftaki şaşkınlık ibareleri de iyice heyecanlanmasına yol açmıştı. O anda “İşte benim Karayağızım!” diye bağırmak için yanıp tutuşuyordu.

 

Tabii böyle bir şeyin mümkün olamayacağını biliyordu. Bu yüzden Kan Akımı Tarikatı grubu arasında kalarak Karayağıza ancak ikisinin anlayabileceği bir bakış attı.

 

Uslu bir çocuk ol ve geri git. Babanın halletmesi gereken bir iki mesele var, sonra seni bulacak.

 

Karayağız bu bakış karşısında ansızın duraksadı. Zekiydi ve Bai Xiaochun tarafından iyi eğitilmişti, haliyle babasının arzusunu anlaması için kısacık bir an yetmişti. Hemen Kan Akımı Tarikatı halkına dişlerini göstererek inanılmaz bir gaddarlık sergiledi. Sonra da bakışlarını Song Junwan’ın göğsüne çevirip bir müddet arzulu alemlere daldı…

 

Bu bakışın anlamını çok az kişi bilse de Bai Xiaochun bir kez daha iç çekmeden ve Karayağıza dik bakışlar atmadan edememişti.

 

Homurdanan Karayağız bu noktada başını eğerek arkasını döndü ve göz açıp kapayıncaya dek ortadan kayboldu. Diğer savaş yaratıkları da güçlü kükreyişler eşliğinde efendilerine eşlik etti.

 

Böylece dağları devirici, denizleri kurutucu o enerji silinip gitti ve hiç kimsenin tespit edemediği bir şey yaşandı: Süsen Yaprağı Tepesi grubundan birinin gözleri Kan Akımı Tarikatı grubundaki Bai Xiaochun’a çevrildi.

 

Bu kişi sade giyimli hoş bir genç kadındı. Gözlerinde son derece garip bir ifade mevcuttu, yüzüyse bir hayli solgundu. Ancak bunlar güzelliğini gölgelemiyor, yalnızca kendisine biraz acınmasına yol açıyordu.

 

Gülümseyen genç kadın eliyle ağzını kapatmış ve kendi kendine mırıldanmıştı: “Demek Kan Akımı Tarikatındaymışsın şekerim...”

 

Gözlerinde garip bir ifade titreşen bu kadın, Düşmüş Kılıç Uçurumunda kaybolan Gongsun Wan’er’di ve Bai Xiaochun Kan Akımı Tarikatında vakit geçirirken Ruh Akımı Tarikatına dönmüştü.

 

Gongsun Wan’er’in bakışlarını üzerinde hisseden Bai Xiaochun’un Cennet-Daosu aurası çalkalanmıştı. O kendisine bakanın kim olduğunu tespit etmeye çalışırken Süsen Yaprağı Tepesinin yaşlı kadını da sonunda o şımarık Karayağızla geçirilen yılların meyvesini verdiğini düşünmekteydi. Tek bir emriyle onu uzaklaştırabilmişti.

 

“Affedersiniz.” dedi. “Bayanlar baylar, sanırım kuzey yakadan uzak dursak iyi olacak.” Bu esnada ifadesi kasvetli olsa da içten içe neşe saçıyordu.

 

Song Junwan ise sakinleşmek adına derin bir nefes almakla meşguldü. Ruh Akımı Tarikatının bir yaratık kralı olduğunu bilse de bunu kendi gözleriyle görmek bambaşka bir sarsıntı doğurmuştu.

 

“Tarikat raporlarına göre yaratık kralı Bai Xiaochun yetiştirmiş.” diye düşünüyordu kendi kendine. “Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosuna erişmiş ve Bataklık Krallığında aydınlanma yaşamış. Kimin nesi bu herif?! Keşke Kan Akımı Tarikatına ait olsaydı!”

 

Song Junwan daha fazla gezecek havada değildi. Ve tam Süsen Yaprağı Tepesinin yaşlı kadınına cevap verecekken üzerlerindeki gökte soğuk bir homurdanma işitildi. Muazzam bir anafor belirmişti, içerisinde de titreşen alevlerle çevrili Song Klanı başpapazı bulunmaktaydı.

 

Li Zimo ise pişman bir surat ifadesiyle onu yakından takip etmekteydi.

 

Song Klanı başpapazı kasvetli bir ifadeyle önce anafora, sonra da Li Zimo’ya bakarak şöyle dedi: “Yanlışınız olmasın Ruh Akımı Tarikatı Yoldaş Daoistleri. Eğer savaş çıkacak olursa mücadelemiz acı sona dek sürecektir!”

 

Buna cevap veren kişi ise Li Zimo olmadı. Anaforda antik ve kasvetli bir surat belirdi, bu surat sonsuz yıllar görmüş geçirmiş gibiydi. Tek başına sesi bile her yönde dalgalanmalar doğurmaya yetmişti. “Talepleriniz çok ağır Yoldaş Daoist Song. Ruh Akımı Tarikatı bin yıllığına bağlanmaktansa savaşa girmeyi yeğler!”

 

Konuşan bu kişi Ruh Akımı Tarikatının birinci nesil başpapazı Frijit Tarikatın ta kendisiydi!

 

Song Klanı başpapazı soğuk bir homurdanmayla bakışlarını çevirdi ve kollarını sıvayarak önce kan bulutunu çağırdı, sonra da Kan Akımı Tarikatı yetişimcilerine işaret etti.

 

“Gidiyoruz!” dedi. Bai Xiaochun ve diğerlerinin kan bulutuna atlayışıyla da bulut, gökyüzünde uzaklaşmaya başladı.

 

Bir an sonra buluttan geriye tek bir iz dahi kalmamıştı!

 

Her şey öyle hızlı yaşanmıştı ki Ruh Akımı Tarikatı halkı tamamen afallamıştı. Anaforda beliren ve bulutun gidişini izleyen suratın ifadesiyse giderek daha kasvetli bir hal almaktaydı.

 

“O ihtiyar Song’u durdurmalı mıyız?” diye sordu Li Zimo yavaşça.

 

Bir an sonraysa ilk nesil başpapazının yanıtı işitildi: “İhtiyar Song’un sıra dışı bir yetişimi var. Savaş kabiliyeti sekiz Kan Akımı Tarikatı başpapazı arasında ilk üçe girer. Bizi tek başına ziyaret etmiş olması da hazırlıklı olduğunu gösteriyor. Onu kışkırtırsak karşılığını vermek konusunda ahlaklı davranacağını garanti edemem.”

 

En önemli kısmın ilki mi ikincisi mi olduğunu kimse bilemiyordu.

 

Li Zimo bir anlığına tereddüt ettikten sonra olası savaşın doğurabileceği zayiat düşüncesine katlanamayarak hafifçe şöyle dedi: “Kardeş Frijit Tarikat, Kan Akımı Tarikatı da savaşa girmek istemiyor, bunu taleplerinden anlayabilirsin. Olabildiğince geri adım attılar zaten. Neden biz de--”

 

“Zimo, fazla yumuşamışsın. Şu anda iyi kalpliliğin kimseye faydası yok. Savaşa girersek pek çok candan olacağımızı biliyorum. Ruh Akımı Tarikatı böyle korkunç bir şey istemez. Bu yüzden başlangıçta Song Yunwen’in savaşa girmememiz şeklindeki taleplerini kabul etmiştim. Bu büyük bir fırsatı yitirmek anlamına gelse de tarikatımızın yıkımından kaçınıp genç nesildeki pek çok canın yitmesini engelleyebilirdik…” Frijit Tarikatın antik sesi kulağa yorgun geliyordu, tabii sözleri yalnızca Li Zimo ve diğer başpapazlara erişmekteydi.

 

“Kan Akımı Tarikatına saldırmamayı ve Gök Nehir Kortuyla güçlerimizi birleştirmemeyi kabul ettik. Bunlar karşılayabileceğimiz taleplerdi. Fakat Cennetkarışı Nehrinde oluşturulacak bir büyü formasyonunu kabul etmemize imkân yok!

 

“Bir felaketi önleyeceğiz diye nehirdeki kısmımızın kurumasına izin verirsek buradaki ruhsal enerjimiz azalır. Bin yıllık mühür süresince de içerideki herkesin yetişimi durgunlaşır. İlerlemek imkânsız olabilir ve bu durumda da birkaç yüz yıla Ruh Akımı Tarikatının ölümü gerçekleşebilir. O bin yılın sonunda hala varlığımızı sürdürebilsek dahi kıyaslanamayacak güçsüzlükte oluruz. Bu, kaderimizi çizme hakkından feragat edip birilerinin bizi öldürmesini beklemek demek!

 

“Kader boynumuzda asılı bir kılıç misali. Hem bin yılda Kan Akımı Tarikatı da bugünkünden bambaşka bir hal alacaktır. Orta Sahalardaki harika bir tarikata dönüşecek, şimdikinden çok daha güçlü olacaklar. O zaman bize acıyıp anlaşmamızı onurlandırabilirler. Ama canları istemezse bizi ellerinin tersiyle rahatlıkla yok etmeleri de mümkün!” Kurucu başpapazın gözlerinde sayısız potansiyel ölümün izini görmek mümkündü. Sesiyse son derece kasvetliydi.

 

“Bin yıllığına mühürlenmek o an için ölümlerin önüne geçmemizi sağlayabilir ama gerçekte kaçınılmaz yıkımımızı geciktirmekten öteye gitmez. Şu an durumumuz çok daha iyi, pek çok değişken söz konusu. Savaşırsak Kan Akımı Tarikatını bir başımıza yenemeyebiliriz ama başka güçlerle iş birliği yaparsak bir şansımız olabilir.

 

“Zimo, biz başpapazların bazen önümüzde gerçekleşenlere değil de büyük resme bakması gerekir. Geleceği hesaba katmak durumundayız!

 

“Ruh Akımı Tarikatının çıkıp savaşması bin yıllık bir ölümün kapısını açmaktan çok daha iyidir! Bizim için tek bir yol olduğu bariz!” Kurucu başpapaz son derece yorgun görünüyordu. Konuşmayı bitirir bitirmez anafora dönmüş ve anafor silinmişti. Li Zimo da bir müddet sessizce süzüldükten sonra gözlerine bir savaş arzusu yerleştirdi. Kurucu başpapazın da dediği gibi trajik ve geç bir sona kavuşmak adına gizlenmektense kurtuluş umudu olan dik durup savaşma yolunu seçmeliydi!

 

En nihayetinde Tarikat Lideri Zheng Yuandong’tan kuzey ve güney yakalara emirler dağıtıldı.

 

“Luochen Dağlarındaki formasyonlar da dahil olmak üzere tarikatın ulu büyü formasyonları aktive edilecek. Tüm çıraklar savaş hazırlıkları için derhal tarikata dönmek zorunda!!”

 

Bu esnada kan bulutu da büyük bir hızla Ruh Akımı Tarikatı ile Kan Akımı Tarikatı arasındaki mesafeyi kat etmekteydi. Kan Akımı Tarikatı yetişimcilerinin ödü kopmuştu; Song Klanı başpapazı ise solgun bir suratla düşüncelere dalmış haldeydi.

 

Song Klanı başpapazının anafordan çıkarken sarf ettiği sözler Ruh Akımı Tarikatı ile yapılan pazarlığın iyi sonuçlanmadığının göstergesiydi.

 

Görünen o ki iki tarikat arasında her an savaş patlak verebilirdi. Bu da dönüş yolculuğunu çok daha tehlikeli kılmıştı.

 

Usta Tanrı-Kahin solgun yüzünü kucağına çevirip kehanetler sergilemeye başlamıştı. Bai Xiaochun da sessizliğini koruyordu. Büyük resmin ve Ruh Akımı Tarikatının neden bu seçimi yaptığının bilincindeydi. Tarikatı etkileyen büyük meselelere müdahale etme şansı yoktu. Yapabileceği tek şey kalbi endişeyle acırken bakışlarını Ruh Akımı Tarikatı tarafına çevirmekti.

 

Song Klanı başpapazının yanında oturan Song Junwan ise sert bir surat ifadesiyle yoldaki potansiyel tehlikeleri taramakla meşguldü. Bunun dışında tüm üyeler sessizce oturmakla yetiniyordu.

 

Zaman geçip gitmiş ve en sonunda bulut, Luochen Dağlarını aşarak Kan Akımı Tarikatı sınırlarına varmıştı. Bu noktada Song Klanı başpapazının gözleri açıldı, içleri engin bir soğuklukla parıldamaktaydı.

 

Yol boyunca tek bir pusuyla bile karşılaşılmamış, hatta Ruh Akımı Tarikatı sınırlarından ayrıldıkları saniyede Luochen Dağları gümbürdemiş ve göğe bir ışık dizisi ulaşmıştı. Artık iki tarikat arasındaki sınırları net bir şekilde çizen koca bir bariyer söz konusuydu.

 

Song Klanı başpapazı kısa bir süre sonra mırıldandı: “İyi hamleydi Ruh Akımı Tarikatı...”

 

Gözlerinin derinliklerinde hem pişmanlık hem de saygı mevcuttu. Akabinde kolunu ansızın sallayarak üç ışık zerresi doğurdu ve bu zerreler üç gölgemsi figüre dönüştü. Bir tanesi Bai Xiaochun tarafından anında tanınmıştı. O figür Başpapaz Limitsizin ta kendisiydi.

 

“Bize engel olmaya kalkmadılar mı yani?” Gelen bu üç figür, Kan Akımı Tarikatı başpapazlarının yansımalarıydı. Ortaya çıktıkları anda Bai Xiaochun da dahil olmak üzere buluttaki tüm yetişimciler kollarını kavuşturarak selam vermişti. Gölgemsi figürlerin garip dalgalanmalar yayışı şaşırtıcıydı.

 

“Kendimi yem olarak ortaya koydum.” dedi Song Klanı başpapazı. “Adil oluşlarından mı şüphelerinden mi bilemem ama gitmeme izin verdiler. Bu da bir başına korkusuzluk ibaresidir. Ruh Akımı Tarikatı sahiden değerli bir düşman!”

 

Üç başpapaz sessizliği muhafaza ederken Başpapaz Limitsiz, Ruh Akımı Tarikatı yönüne bakarak başını salladı. Ve yavaşça iç çekerek şöyle dedi: “Ne kötü. Ne biz onlara güvenebiliyoruz ne de onlar bize güvenebiliyor.”

 

Bölüm 218 : Anlaşma Yattı!

#'Şekerim' ve Gongsun Wan'er olayını hatırladınız herhalde, hayalet kızımız öldürdüğü Wan'er'in bedeniyle geri dönmüş ve şekerciğini bekliyormuş. Bizimki tarikata dönerse çok tatlı bir sürprizle karşılaşacak yani 
Bu arada tahmin ettiğimi üzere anlaşma sağlanamadı, zaten bin yıllık bir hapis pek kabul edilesi bir şey değildi. O zaman bizi Kan ve Ruh Akımı Tarikatları arasında bir savaş mı bekliyor? Peki bizimki ne yapacak? Kafamda deli sorularla ilerliyorum, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18167 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37442 Bölüm Sayısı


creator
manga tr