Bölüm 196 : Gizemli Bir Dünya

avatar
3159 0

A Will Eternal - Bölüm 196 : Gizemli Bir Dünya


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un yanıtı Zhao Wuchang’ın kalbini titretmişti. Efendisi nasıl böyle şok edici bir dobralıkla konuşabilmişti?!

 

Diğer tüm çıraklar da soluksuz kalmış, hatta Orta Tepe ulu kıdemlisine verilen bu laubali yanıt duymazdan gelinmişti.

 

Song Junwan’ın gözleriyse kocaman açılmıştı. İlk izlenimi Karamahzenin bilerek saygısızlık ettiğiydi ancak gözlerindeki parıltıyı gördüğü anda çapkınca gülümsedi. Her nedense Karamahzen gözüne daha da çekici gelmeye başlamıştı.

 

“Büyük Kız Kardeş mi?!” Diğer tepelerin ulu kıdemlilerinin suratlarındaysa garip ifadeler belirmişti. Hepsi önce Bai Xiaochun’a sonra da Song Junwan’a bakmaktaydı. En sonunda kafalarını sallayıp dağılmaya başladılar. Bu sırada Zhao Wuchang’ın seçimi Küçük Bataklık Tepesi oldu.

 

Ceset Tepesi ulu kıdemlisi ise ayrılmadan önce mutsuzca iç çekti.

 

Bai Xiaochun’un Orta Tepeyi seçişi yüzünden yıkılmıştı, Ceset Tepesine kaderi bağlanan bir çırağı kaybetmeye de bir hayli gönülsüzdü. Öne çıkıp yeşim bir kâğıt doğurarak Bai Xiaochun’a uzattı.

 

“Karamahzen, bu senin komuta madalyonun. Eğer fikrini değiştirirsen bununla Ceset Tepesine gel. Senin için daima bir Dharma koruyucusu pozisyonumuz açık olacak!”

 

Bai Xiaochun minnettar bir şekilde madalyonu aldı ve Kan Akımı Tarikatının kendisine ne kadar harika davrandığını düşündü. İşleri yürütme şekilleri biraz acımasızca olsa da burada gerçekten iyi muamele görüyordu.

 

“Bir felakete sebep olduğumda ceza yerine ödül alıyorum!” diye düşündü. “Hatta dört ulu kıdemli benim uğruma mücadele etti ve sonunda Ceset Tepesi ulu kıdemlisi benden vazgeçemedi.” diyerek iç çekti.

 

Herkes ayrılırken Orta Tepenin Song Junwan’ı Bai Xiaochun’u gülümseyerek baştan aşağı süzmekle meşguldü. Taş gibi bir vücudu olan kadın öne çıktığında süt beyazı uylukları kendisini göstermişti. İnanılmaz kışkırtıcıydı ve Bai Xiaochun da kendisini çelik iradeli görmesine rağmen gözlerini dikmeden edememişti. Kalbi göğsünde deli gibi atmaktaydı.

 

Song Junwan Bai Xiaochun’a doğru süzülüp parmağıyla çenesini okşadı. Sonra da kan kırmızı dudaklarıyla hafifçe gülümseyerek iç çekti. “Az önce bana nasıl seslendin öyle seni küçük kerata?”

 

“Büyük Kız Kardeş Song...” diye utangaçça yanıtlayan Xiaochun’un suratı burun deliklerine dolan hoş kokuyla kızarmaya başlamıştı.

 

Onun bu tavırlarını gören Song Junwan yumuşak bir kahkaha patlattı. Sonra da kaşlarını hafifçe kaldırıp Bai Xiaochun’un eline yeşim bir kolye bıraktı. Ardından süzülerek uzaklaştı.

 

Bai Xiaochun ise Sonlanmayan Kan Uçurumunda yeşim kolyesiyle bir başına dikilip ebedi dayanıklılık kalıntısı için yapması gerekenleri düşünerek iç çekti. Kendisini takdir etmeden geçemiyordu. Akabinde Song Junwan’a Büyük Kız Kardeş deyişini anımsadı; Song Que ile bir sonraki karşılaşmasında ondan üstün olacağı barizdi.

 

Bu fikirle iyice heyecanlanarak gururlu bir şekilde mağarasına döndü. Gece vakti içeri adımını attıktan sonraysa ertesi sabah Orta Tepeye gitmek adına çantalarını hazırladı.

 

O gecenin geç saatlerinde meditasyon yaparken penceresinden sızan ay ışığı önünde bir gölge doğurdu. Bu esnada içini açıklanamaz bir his doğurdu; önünde görünmez bir figür şekillenecek gibiydi.

 

Gözleri irileşmiş, kafatası uyuşmuştu. O gözlerini dikerken gölge, sisten yapılmışçasına dalgalanıp çarpıklaşmaktaydı. Ardından tüm mağarayı doldurup simsiyah kesilmesine yol açtı. Ay ışığının dahi etkisi yitmişti!

 

Olanları gören Bai Xiaochun’un aklına sahtekâr Karamahzenin bahsettiği gizemli tarikat geldi. O tarikata dair işittiği hikayeleri unutmamış ve izlenimi aynı olsa da gerilmeden edememişti. Çabucak ayaklanıp etrafına dikkatlice bakmaya başladı.

 

“Sahtekâr Karamahzen gizemli tarikatın yıllar boyunca sadece üç kez ortaya çıktığını söylemişti. Son gelişlerinin üzerinden de bayağı vakit geçmiş. Neden tekrar ortaya çıkmamışlar ki?” Kalbi korkuyla küt küt atmaktaydı; gizemli tarikat maskenin ardını görebiliyorsa neler olurdu kim bilir…

 

Çok geçmeden gölgelerle kaplanan ölümsüz mağarasının zemini suymuşçasına dalgalandı. Sonra da şeffaf bir hal alarak Bai Xiaochun’u sahte bir dünyayla buluşturdu.

 

Başta bir yeraltı dünyasıyla karşı karşıya kaldığını düşünen Bai Xiaochun, biraz daha incelediğinde bunun bir yansımadan ibaret olduğunu fark etti. Aynanın bir tarafından başka bir konuma bakıyor gibiydi.  

 

Bu dünyada dağlar, su kaynakları ve beyaz bulutlarla kaplı mavi bir gök mevcuttu. Çok geçmeden beyaz cüppeli, antik auralı bir figür de görünür olmuştu; Bai Xiaochun her nedense bu kişinin gizemli tarikatın güçlü bir uzmanı olduğunu anında anlamıştı. O anda tarikatın gücüne yönelik anlayışı da iyice derinleşti.

 

“Karamahzen!” Zihninde çınlayan bu sesin bir erkeğe mi kadına mı ait olduğunu çıkartmak imkânsızdı. Bai Xiaochun giderek geriliyor ancak beyaz cüppeli figür bir terslik sezmişe benzemiyordu. Akabinde kollarını savurup üç tıbbi hap şişesi belirtti, hepsi de parlak bir ay işaretiyle süslenmişti. Şeffaf zemine doğru uçan haplar, zemini aşacak ve ölümsüz mağarasında belirecek gibiydi.

 

Haplar yaklaştıkça zemindeki dalgalanmalar da yoğunlaşıyordu.

 

“Senden gelen Kuruluş Kadrosu dalgalanmalarını sezdim.” dedi figür. “Başarmışsın. Harika. Bunlar ihtiyacın olan tıbbi haplar. Seni Kuruluş Kadrosunun ortalarına taşıyacaklar. Sana bu hapları göndermenin maliyeti kendi değerlerini fazlasıyla aşıyor.

 

“Unutma, ebedi dayanıklılık kalıntısı, Orta Tepe ulu kıdemlisinin mağarasının aşağılarında yer alıyor. Onu almanın ne kadar süreceği önemsiz; bir yolunu bulmalısın.” Hap şişeleri en sonunda zemini aşarak mağaraya ulaşmış, bu esnada beyaz cüppeli figür de ortadan kaybolmuştu. Ardından zemin normale döndü ve gölgeler silindi. Ay ışığı bir kez daha pencereden girmeye başladı.

 

Birkaç dakika geçmesine rağmen Bai Xiaochun’dan çıt çıkmamıştı. Bedeni terlerle kaplıydı. Derin bir nefes alarak kendisini sakinleştirmeye çalıştı. Gizemli tarikatın bu garip tavrı hayallerinin ötesindeydi.

 

“Ne biçim bir tarikat bu?” diye düşünüyordu. Kan Akımı Tarikatından kıyaslanamayacak derecede güçlü olduklarını hissedebiliyordu. Ancak güçlerine rağmen konumları çok ama çok uzak olsa gerekti.

 

“Orada gündüz vaktiydi...” diye düşünerek giymekte olduğu maskeye uzandı. Kimliğinin gizli kalmış olması içini çok rahatlatmıştı.

 

“Yani beyaz cüppeli temsilci bile sahtekârın yerini aldığımı fark edemedi, öyle mi? Yoksa fark etti de bir şey mi söylemedi?” Anlık bir tereddütten sonra bu konuda Karamahzene danışmaya karar verdi.

 

Sahtekar Karamahzen olanlar konusunda bir hayli üzgündü. Daha önce birkaç kez o hapları talep etmiş ama haplar daha yeni verilmiş, hem de Bai Xiaochun’a ait olmuştu. Uzun bir müddet iç çektikten sonra bu konuda sızlanmaya cesaret edemeyerek Bai Xiaochun’un sorularını yanıtlamaya başladı.

 

Neticede Bai Xiaochun’un kaşları çatılmıştı. Beyaz cüppeli adamın kendisini tanıyıp tanımadığını anlamanın bir yolu yoktu.

 

“Neyse ne. Bunu düşünmenin bir anlamı yok. Fark ettiyse de bir şey söylemedi. Demek ki karşılıklı anlaştık. Bunu gösteriş olsun diye yapıyor olma ihtimalleri daha da arttı. Ya da kim bilir, belki de gerçekten fark etmemiştir.” Bai Xiaochun bu düşüncelerle kafasını sallayıp parlak ay işaretli üç şişeye baktı ve şişeleri tek tek açtı.

 

Şişelerde toplam otuz hap mevcuttu ve yakından incelemek gözlerini irileştirmişti.

 

“Hepsi üstün kalite!!! 4. kademe ruh ilaçları!

 

“Ne tarikatı bu? Korkunçlar!

 

“Bunun ne çeşit bir ruh ilacı olduğunu bile çıkartamıyorum. Ve malzemelerini de...” Kokladığı kadarıyla düzinelerce malzeme olduğunu çıkartmış ancak yalnızca yarısını teşhis edebilmişti.

 

Fakat etkinliklerinin ayırdındaydı, beyaz cüppeli adamın söylediği gibi bu üç şişe, bir Ölümlü-Dao Kuruluş Kadrosu yetişimcisini başlangıçtan ortaya taşımak için kafiydi. Tabii ki Bai Xiaochun için pek faydalı olmayacaklardı. Neticede o, Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosuna aitti.

 

Bu hapların ona bir nebze yardımı dokunabilirdi ama onun esas ihtiyacı olan şey Cennetkarışı Nehri suyuydu. Tabii bu hapların ilaç yapımı sürecinde işe yarayacağı barizdi.

 

Bai Xiaochun gecenin kalanını düşünmeye ayırdı. Şafak vakti geldiğinde ise esneyip gizemli tarikatla ilgili düşüncelerini bir kenara attı. Mağarasından ayrılırken de zemine son bir bakış atarak son hızla Orta Tepe yoluna düştü.

 

Oraya vardığında gözlerini Orta Tepenin üst kesimlerine, göğe çizdiği açıya çevirdi ve bunun bir devin parmağı olduğunu düşünerek iç çekti.

 

Orta Tepeye ulaştığı saniyede ışıktan bir alana denk gelmiş ve bu alan yeşim kolyeyi sezerek dağılmış, Bai Xiaochun’un Orta Tepeye girmesine olanak tanımıştı.

 

Yeşim kolye olmasaydı dağa girmeye çalıştığı takdirde ciddi bir ceza alacağı kesindi. Kan Akımı Tarikatında rütbeler son derece katıydı ve yalnızca Kuruluş Kadrosu yetişimcileri tepelere girebilirdi.

 

İlerledikçe dağın ne kadar da mucizevi olduğunu sezebiliyordu. Tüm bitkiler kan kırmızısıydı, hatta kan kırmızı nehirler de görünüyordu. Ölmeden Sonsuza Dek Yaşama Tekniği canlanmış, uzaklardaki kan renkli şelalelere baktığındaysa el tarafından çağrılma hissiyatı iyice kuvvetlenmişti.

 

Ve bu çağırış Ölmeden Sonsuza Dek Yaşama Tekniğini canlandırdıkça Bai Xiaochun, kendisini o deve dönüşür gibi hissetmenin önüne geçemiyordu.

 

#Bu gizemli tarikat cidden merak uyandırıcı. Bizimki bir gün kalıntıyı elde ederse onlar hakkında daha çok bilgi ediniriz herhalde. 
Ve kaplumbağamız sonunda yeni macerasının başlangıcı olan Orta Tepeye ulaştı. Burada nasıl bir hayatı olacak, onu neler bekleyecek hep birlikte göreceğiz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18143 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37406 Bölüm Sayısı


creator
manga tr