Bölüm 194 : Bu Ne Cüret!

avatar
3051 1

A Will Eternal - Bölüm 194 : Bu Ne Cüret!


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’u kovalayıp Kuruluş Kadrosu Haplarını almak için yalnızca bir ayları vardı, aksi takdirde sonları yine başarısızlık olacaktı. Bunu düşünmek dahi diğer çırakları çıldırtmaya yetiyordu.

 

Bai Xiaochun’a yönelik nefretleri çoktan tarifsiz yüksekliklere erişmişti.

 

“Bu kadar bencil olma, Karamahzen!!”

 

“Kan Akımı Tarikatında orman kanunları işler ve biz de cesetlerden bir dağı tırmanarak bu noktaya eriştik. Böyle bencillik edemezsin!”

 

“On Kuruluş Kadrosu Hapı var. Hiç değilse bir tanesini başkasına veremez misin!?!?”

 

“Volkan alanında saklanmak işine yaramayacak. Labirent o kadar da büyük değil, seni eninde sonunda bulacağız!”

 

Herkesin öldürme güdüsü patlak verirken Bai Xiaochun tünellerin sağını solunu araştırmakla meşguldü. Ansızın duraksayarak duvardaki bir çatlağa baktı, orada üç yapraklı yoncalardan bir yığın mevcuttu.

 

Ve içlerinde de tek bir dört yapraklı yonca göze çarpmaktaydı!

 

Hemen ilerleyerek yoncayı aldı ve yakından incelerken yüzü heyecanla aydınlandı.

 

“Burada gerçekten dört yapraklı yoncalar var! Hahaha! Sonunda dörtlü ruh güçlendirme yapabileceğim!” Bu düşünceyle yoncayı çantasına atıp labirentteki yolculuğuna heyecanla devam etti. Kuruluş Kadrosu Hapları meselesini çoktan unutmuş ve tamamen dört yapraklı yoncalara odaklanmıştı.

 

Dört gün göz açıp kapayıncaya dek geride kaldı. Bai Xiaochun arada bir labirentte çıraklara rastlıyor ama onlara kendisini kolaylıkla kaybettirip yonca avına devam ediyordu.

 

Bazı kan yaratıklarına da denk gelmiş, onları gözlemlemeye biraz vakit ayırmış ve sahiden büyüleyici olduklarını keşfetmişti. Ancak dört yapraklı yonca arayışında onlardan kaçınmak da kolaydı.

 

Böylece üç gün daha geçti ve Bai Xiaochun bolca geçidin birleştiği bir alan buldu. Burası devasa mantarlarla dolu birkaç kilometre çaplı bir alandı. En küçük mantar insan boyundayken en büyüğü 30 metre uzunluğa ulaşıyordu.

 

Mantarların renkleri de bir hayli garipti, transparan görünüyorlardı. Hep birlikte narince sallanan mantarların diplerindeyse kan renkli üç yapraklı yoncalar mevcuttu. Onları yakından inceleyen Bai Xiaochun, aralarına dört yapraklı yoncaların da dahil olduğunu fark etmişti.

 

“Whoa!” derken gözleri ışıldıyordu. Burası harika bir yere benziyordu ama yine de anlık bir tereddüde düşmüştü. Tam adımını atmak üzereyken ise gözleri şüpheyle irileşti ve bedeni titremeye başladı.

 

Belli bir mesafede, o mantar yığınının içerisinde üç yapraklı yoncaları masumca çiğnemekte olan beyaz bir tavşan vardı.

 

Bai Xiaochun neredeyse gözlerine inanamayacaktı. Bu tavşanı tanımamasına imkân yoktu. Ruh Akımı Tarikatında yarattığı konuşan tavşanın ta kendisiydi!!

 

Bai Xiaochun ansızın dünya ne garip bir yer diye düşündü. En çılgın rüyalarında dahi konuşan tavşanı burada bulabileceğini göremezdi. Kuzey yakaya gittiğinde tavşanı da orada bulmuştu. Ve şimdi Kan Akımı Tarikatındaydı ama tavşan yine şuracıktaydı…

 

“Ben onca yol geldim ve sen, sen, sen... hala mı karşıma çıkabiliyorsun!?” Bu tavşanda gerçekten çok ama çok garip bir şey vardı. Bu yüzden Bai Xiaochun, gördüğü onca dört yapraklı yoncayı boş verip kalbi küt küt atarak dikkatlice gerilemeye başladı.

 

“Asla ama asla beni görmesine izin veremem.” diye mırıldandı. “Burada olduğumu bilmemesi lazım. Ehh, aslında Karamahzen kimliğimi çözemez ne de olsa.” Bu düşünceyle sessizce sıvışmaya hazırlanırken çukurun derinliklerinden çıkan kan renkli koca bir solucan, doğruca tavşana yönelmişti.

 

Tavşan havaya sıçrayarak eşsiz bir hızla solucandan kaçmaya başladı. Ancak o koştukça yerden fışkıran solucanların sayısı artıyor ve her biri tavşanın peşine takılıyordu.

 

Kulaklarını dikerek kaçmaya başlayan tavşan bir yandan da solucanların yerden çıkma seslerini taklit etmeye başlamıştı. Ve tam tünellerden birine dalacakken bakışları şaşkınlıkla Bai Xiaochun’a çevrildi. Belli ki onu tanımıştı…  

 

Tavşanın kendisine bir dostunu görmüşçesine baktığını fark eden Bai Xiaochun’un kafası patlayacak gibiydi. Hiç tereddüt etmeden bir tünel seçerek aksi istikamette koşmaya başladı.

 

“Bu lanet olasıca tavşanın nesi var!?!?” diye düşünürken ağlamak üzereydi. Ondan sahiden korkuyordu.

 

Ancak tavşanın varlığını keşfettiği için de keyifliydi. Aksi takdirde ağzından kaçırdığı tek bir lafla Kan Akımı Tarikatına Bai Xiaochun olduğunu duyurabilirdi. Düşüncesi bile ürperticiydi.

 

“Eğer öğrenirlerse muhtemelen beni milyonlarca ufak parçaya ayırıp kutulayarak Ruh Akımı Tarikatına gönderirler...” Kalbi bu fikirle küt küt atarken tavşanın yakınlarda olduğunu ve hiçbir şekilde sesli düşünmemesi gerektiğini kendisine anımsattı.

 

“Açıklarda dolanamam. Tavşan buradayken çok tehlikeli olur.” Diyerek yakınlardaki tünelin duvarında bir delik kazdı ve içeride saklandı.

 

“Ah neyse, artık ‘Kuruluş Kadrosuna erişeyim’ en iyisi. Bu işleri çok daha kolay kılacaktır.” İç çekerek bağdaş kurdu ve bir müddet düşündü. Sonra da rastgele tıbbi haplar çıkartarak Kuruluş Kadrosu Haplarıyla kıyaslamaya başladı. Bir süre sonra gözleri aklına gelen yeni fikirle ışıldamıştı.

 

Bu sırada labirente dağılmış olan çıraklar delirmek üzereydi.

 

Kan çanağına dönen gözlerle tünelleri talan ediyorlardı. On gün çoktan geride kalmış ve hemen hemen tüm mekân aranmıştı.

 

Aslında bazıları Bai Xiaochun’a çok yaklaşmış ve onu yakalamanın eşiğine gelmişti. Ama Xiaochun o anlarda ansızın ortaya çıkıp olabildiğince hızlıca kaçmış ve eşzamanlı olarak bir Kuruluş Kadrosu aurası yaymıştı.

 

Tabii bu da tüm çırakları kudurtmuştu!

 

“Kuruluş Kadrosuna erişiyor. Yakalayın onu!”

 

“On gündür bulunamamasına şaşmamalı. Aşama kaydetmeye çalışıyormuş. Başarılı olmasına izin veremeyiz!”

 

Herkes onu kovalamaya kendini adamışken Bai Xiaochun iç çekerek elini salladı ve Kuruluş Kadrosu Hapı aurası yayan birkaç tıbbi hapı ortalığa dağıttı. Sonra da şöyle dedi: “İyi, Kuruluş Kadrosu Haplarını alın. Eğer başıma dert açmaya cüret eden olursa Kuruluş Kadrosuna eriştikten sonra tüm klanını talan ederim!” Bu sözlerin ardından öldürücü bir aura saçarak uzaklaşmaya başladı.

 

Şok olan çıraklarsa sezdikleri Kuruluş Kadrosu aurası uğruna çabucak dağıldı. Sert dövüşlerin başlaması hiç vakit almamıştı.

 

Sonuç olarak en güçlü beş çırak haplara erişip kaçıştı. Diğer çıraklarsa onları takibe yeltendi lakin lanetlerin ve bağırışların ortalığı doldurması çok sürmedi.

 

“Sahteymiş! Bu bir Kuruluş Kadrosu Hapı değil! Lanet olasıca Karamahzen!! Onun hap yapabildiğini unutmuşum!!”

 

“Bu sahte! Resmen sahte!!”

 

“Bu Kuruluş Kadrosu Hapı değil ki! Gerçek Kuruluş Kadrosu Hapının tozuyla örtülmüş sıradan bir hap!!”

 

Tabii ki diğer çıraklar bu cümlelere pek ikna olmamıştı. Böylece terk edilen haplar üzerine yeni mücadeleler patlak verdi, ta ki herkes onların sıradan 2. kademe haplar olduğunu idrak edene dek…  Bu noktada Karamahzene yönelik nefretleri tarifsiz bir seviyeye ulaştı. Böyle bir şeyi ancak bir simyacı mümkün kılabilirdi ki Kan Akımı Tarikatında da çok az simyacı mevcuttu.

 

“Karamahzen!! Seni öldüreceğim!!” Öfkeli çıraklar tamamen bitkin düşüp dağılana dek on gün daha araştırmayı sürdürmüştü.

 

Geriye on gün kaldığında ise herkes stresten yığılmanın eşiğindeydi. Hem kendi aralarında dövüşüyor hem de kan yaratıklarıyla uğraşıyorlardı ve zaman geçtikçe herkes daha da kötüleşiyordu.

 

En nihayetinde Bai Xiaochun bulundu.

 

Ancak ne yazık ki Kuruluş Kadrosuna ait güçlü bir aura yayıyordu!

 

Çenesini kaldırmış, kollarını üstün bir tavırla sıvamış ve şöyle demişti: “Bu ne cüret! Nasıl benim gibi önemli bir Dharma koruyucusuna selam vermeyi ihmal edersiniz!”

 

Kan Akımı Tarikatında rütbeler son derece netti. Kuruluş Kadrosuna erişen kişi çırak olmaktan çıkar, dört tepeden birini seçer ve bir Dharma korucuyusu olurdu. Daha güçlü olan Dünya Sicimi Kuruluş Kadrosu üyeleriyse kıdemlilere dönüşürdü.

 

Tabii ki kıdemliler de Dharma koruyucuları da İç Kesim çıraklarında korku doğururdu. Hatta çırakların hayatlarının tamamen bu kişilerin kontrolünde olduğu söylenebilirdi.

 

Kan Akımı Tarikatı çırakları her an ağlayabilirmiş gibiydi. Çaresiz bir şekilde Bai Xiaochun’u izlerken kalpleri nefretle dolup taşmaktaydı. Daha az önce onu öldürme arzularını anlatıp duruyorlardı ancak şimdi, onun önünde saygıyla başlarını eğmekten başka çareleri yoktu.

 

“Selamlar, Dharma Koruyucusu Karamahzen! Selamlar!”

 

“Selamlar, Dharma Koruyucusu Karamahzen!”

 

#Tavşan <3 Özlemiştim vallahi, iyi oldu. Bu arada belli bir seviyenin altındaki hiç kimsenin Karamahzen/Bai Xiaochun olayını çözememesi gerekirdi ama tavşanın bizimkini tanıdığından bahsedildi. Bu tavşanda sahiden de garip bir şeyler olduğu kesin... 
Ve Karamahzen de sonunda Kuruluş Kadrosuna erişip Dharma koruyuculuğu ile istediği tepeye geçme hakkı kazandı. Bakalım hangi tepeyi seçecek ve orada neler yaşayacak, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18183 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37518 Bölüm Sayısı


creator
manga tr