Bölüm 187 : Song Que'nin Teyzesi...

avatar
3407 2

A Will Eternal - Bölüm 187 : Song Que'nin Teyzesi...


Çevirmen : Clumsy 

 

“Önemsiz bir Dünya Sicimi Kuruluş Kadrosu yetişimcisi Genç Leydi olarak çağrılıyor, öyle mi? Ben bir Cennet Sicimi Kuruluş Kadrosu yetişimcisiyim ama Ruh Akımı Tarikatında kimseye Genç Lord dedirtemedim!” Canı sıkılan ve kıskanan Bai Xiaochun, bu boşluğu fırsat bilerek sahtekâr Karamahzenden Xuemei ile ilgili bilgi istedi.

 

Xuemei yüzünden korkudan titremekte olan Karamahzen ise bu soruyu işitir işitmez açıklamaya girişti.

 

“Genç Leydi Xuemei son derece etkileyici bir geçmişe sahip. Kan Akımı Tarikatının son başpapazı Başpapaz Limitsizin tek kızı. Şok edici bir içsel yeteneğe sahip ve Song Que’den bile ünlü!

 

“Qi Yoğunlaşmadayken vaktinin çoğunu Ata Tepesinde geçirir, nadiren dışarı çıkardı. Kuruluş Kadrosuna eriştiği için yeni yeni çıkmaya başlamış olmalı.

 

“Başpapaz Limitsiz Orta Tepeden geliyor ve Genç Leydi Xuemei’nin orada bir kıdemli olması gerektiği söyleniyor. Sözüm ona Orta Tepenin kan efendiliği pozisyonu için mücadele edecekmiş!”

 

Buraya kadar anlatılanlar bile Bai Xiaochun’un nutkunun tutulmasına yetmişti.

 

“Her nesilde,” diye devam etti sahtekâr Karamahzen, “Kan Akımı Tarikatı tepe başına birer tane olmak üzere dört kan efendisi barındırır. Üç tepenin efendileri uğruna görülen mücadeleler çoktan sona erdi ama Orta Tepeninki hala açık. Genç Leydi Xuemei Kuruluş Kadrosuna eriştiği için kan efendisi statüsü uğruna Orta Tepenin ulu kıdemlisi ile rekabet edecektir.

 

“Song Que Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosuna erişmiş olsaydı o pozisyon için kalifiye olacaktı ama Dünya Sicimi ile sınırlı kaldığı için Song Klanı, onun teyzesiyle mücadele etmesine izin vermeyecektir.”

 

“Teyzesi mi?” dedi Bai Xiaochun şok içerisinde.

 

“Yeah.” diye yanıtladı sahtekâr Karamahzen. “Orta Tepenin Ulu Kıdemlisi Song Junwan, Song Que’nin teyzesi!” Ansızın sesi esrarengiz bir tona büründü. “Kıdemli Bai, hazır kan efendilerinden konu açılmışken sana vermem gereken bir sır var. Kan efendiliğinden de üstün bir pozisyon olduğundan haberin var mıydı? Ehh, tabii ki kan kazıyıcılar var ama ben onlardan da üstün bir şeyden bahsediyorum. Başpapazlığın bile üstünde olduğundan eminim. Böyle bir şey duymuş muydun?”

 

Bai Xiaochun sahtekâr Karamahzenin ses tonundan etkilenmeden edememişti. “Neymiş o?” diye sordu.

 

Sahtekar Karamahzen boğazını temizleyip gururlu bir edayla açıkladı: “Efsanelere göre başpapazlığın üzerinde Kan İblisi seviyesi mevcut!”

 

“Kan İblisi mi?” diyen Bai Xiaochun’un kalbi küt küt atmaya başlamıştı. Bu unvanın tamamen baskıcı olduğu şüphesizdi. İşitmek bile insanın tenini karşısında gerçek bir iblis varmışçasına ürpertiyordu.

 

“Hmph. Kan Akımı Tarikatının gücünü gördün mü? Sana söylüyorum, Kan Akımı Tarikatı tepelerinden bir kan kristali alan herkes kan efendisi olabilir. Tabii ki Ata Tepesi hariç. Kan kristalleriyse Cennetkarışı Nehrindeki Kan Atasının bedeninden, tarikatın temeli olan kutsal topraklardan geliyor!

 

“Efsanelere göre Kan Atasının bedeni kan kristallerinin yanı sıra gizli bir miras da barındırıyormuş!

 

“O mirası her kim alırsa Kan İblisi olur ve Kan Akımı Tarikatına yeni bir efsanede öncülük edermiş!

 

“Tabii ki bu yalnızca bir efsane, çok ciddiye alma. Tarikattaki çoğu kişi bunun bir masaldan ibaret olduğunu düşünüyor.” diyen sahtekâr Karamahzen iç çekti.

 

Bai Xiaochun derin bir nefes aldı, kalbi heyecanla atmaktaydı. Diğerleri bunun bir hikâyeden ibaret olduğunu düşünebilirdi ama o buna inanacak değildi. Ona kalırsa Cennetkarışı Nehrinin altındaki Kan Atasının alınmayı bekleyen sıra dışı bir mirası olması gayet mümkündü.

 

Bu noktada tahtırevan, Ata Tepesi yönünde bir hayli ilerlemişti. Kuruluş Kadrosu yetişimcileri yavaş yavaş dağılıyor ve aşağıdakiler de rahat birer nefes alıyordu.

 

Zhao Wuchang’un gözleriyse kıskançlıkla ışıldıyordu.

 

“Cidden yürek yemişsin.” dedi. “Genç Leydi Xuemei seni fark etmediği için şanslısın. Fark etseydi kesin gözlerini oyar hatta belki de seni ölümüne döverdi.”

 

“Çok zorbaca!” dedi Bai Xiaochun başını sallayarak. İçten içe küçümsemeden edememişti lakin bunu yüzüne yansıtacak değildi. Bu şekilde Zhao Wuchang ile birlikte yeniden toplantı alanı yollarına düştü.

 

Elin tersinin sınırına yakın bir alanda Issız Cehennem Cep Alemine gidip tek bir Gelgit Akışı dahi oluşturamayan bir çırağın ölümsüz mağarası mevcuttu.

 

Başarısız olsa da yetişimini bir nebze yükseltmiş ve başarısızların en iyilerinden biri olarak ünlenmişti.

 

Mağaraya adımını atan Bai Xiaochun, Qi Yoğunlaşmanın büyük çemberinde olup da birbirine öfkeli bakışlar atan bir düzine civarı çırakla karşılaştı.

 

“Fırsatım olsaydı kesinlikle Hap Akımı Tarikatından Lin Mu’yu öldürürdüm. Başarısızlığım yalnızca onun fazla enerji çekmesinden kaynaklı!”

 

“Lin Mu cidden fenaydı. Yetişim yolunda diğer Hap Akımı Tarikatı çıraklarının bedenlerine Dao tohumları yerleştirmiş olduğunu işittim. Kendi çıkarı uğruna koca nesli mahvetmiş!”

 

“Lin Mu kötü olabilir ama Engin Akım Tarikatının Shui Fang’ı da bayağı kötü. Gerçi ikisi de esas sinir bozucu kişinin yanında karınca sayılır. Yani Düşmüş Kılıç Uçurumunun Bai Xiaochun’u!!”

 

“O Bai Xiaochun gerçek bir şeytan. Kan Akımı Tarikatındakilerden bile zalim! Düşmüş Kılıç Uçurumundan çok az kişi sağ dönebildi. Diğer Kutsal Araziler orasıyla nasıl kıyaslanabilir?!”

 

“Bai Xiaochun’un insanları buğday hasat eder gibi rahatlıkla parçaladığını işittim! Öyle gaddarmış ki öldürdüklerinin kanını içmiş! Tek yapması gereken sana çarpmakmış ve havaya uçuyormuşsun!!”

 

İnsanların kendisi hakkında konuştuğunu işiten Bai Xiaochun’un kalp atışları hızlanmıştı. Ancak orada Karamahzen olarak bulunduğunu anımsayıp kendisini sakinleştirdi ve gruba dahil oldu.

 

Diğer çıraklarsa ona başlarıyla selam vererek Bai Xiaochun ile ilgili hikâyeler anlatmaya devam etti.

 

“Bai Xiaochun benim ömürlük düşmanım oldu!” diyen Zhao Wuchang yumruğunu öylesine sıkmıştı ki üzerinde damarlar patlak vermişti. Tabii dişlerini öfkeyle sıksa da gözlerinde beliren korku görünebiliyordu.

 

“Endişelenme Büyük Kardeş Zhao.” dedi çıraklardan biri rahatlatırcasına. “Tarikat Liderinin Bai Xiaochun’un başına ödül koyduğunu işittim. Onun başını getiren hem kıymetli bir hazine hem de bir Altın Öz meyvesi alacakmış!” Bu noktada diğer çıraklar heyecanlanmış, Bai Xiaochun’un ise gözleri irileşmiş ve kalp atışları iyice hızlanmıştı.

 

“Altın Öz meyvesi mi?” diye düşündü. “O şey Öz Formasyonuna ulaşma şansını büyük ölçüde arttırır! Kan Akımı Tarikatı cidden çok fena!!”

 

O içten içe ah etmekle meşgulken Kan Akımı Tarikatı çıraklarından biri soğuk bir kahkaha eşliğinde şöyle dedi: “Bu daha hiçbir şey. Birkaç gün önce üç büyük kan efendisinin Bai Xiaochun’u avlamaya çıktığını işittim. Ruh Akımı Tarikatından dışarı adımını atmaya cüret ederse anında öleceğine hiç şüphe yok!”

 

Ölümsüz mağarasında dişlerini sıkıp lanetler savurmakta olan topluluk bir noktada Bai Xiaochun’un hiçbir şey söylemediğini fark etmişti. Zhao Wuchang şaşkın bir şekilde lafa girdi.

 

“Küçük Kardeş Karamahzen, sen neden dahil olmuyorsun? Bai Xiaochun tarafından neredeyse öldürülecektin. Onun hakkında ne düşünüyorsun?” Bu soruyla herkes Bai Xiaochun’a döndü.

 

Korkudan titremekte olan Bai Xiaochun ise bu soruyu işittiği anda göğsünü kabartıp tokatladı. Ardından olabildiğince sert bir ifade takınıp gözlerini kanlandırarak şöyle dedi: “Size Bai Xiaochun ve benim için işlerin nasıl olacağını söyleyeyim. Eninde sonunda ya o ölecek ya da ben! Benim önümde ondan bahsetmeyin bile! Bundan böyle ömrümdeki tek arzum onu sonuna kavuşturmak!”

 

Bu cümlelerden sonra giderek daha da sert sözlerle Bai Xiaochun’u öldürme kararlılığını açıklamayı sürdürdü. Diğer çıraklarsa başlarını sallayıp onay veriyor ve Zhao Wuchang da dahil olmak üzere bazıları kendi hislerinin nasıl da güzel ifade edildiğini düşünüyordu.

 

Konuşma bu şekilde devam etmiş ve konu bir noktada değişmişti ki o noktada Bai Xiaochun içten içe rahat bir nefes alabildi. Kan Akımı Tarikatı ne kadar tehlikeli bir yer olduğunu sürekli kanıtlıyordu ve çoktan Ruh Akımı Tarikatını özlemeye başlamıştı.

 

Geçici bir sessizlik anında mağaranın sahibi ve ortamın en güçlüsü olan çırak, etrafına bakarak lafa girdi: “Sizlere söylemem gereken önemli bir şey var. Biraz sorup soruşturdum ve tarikatın Kutsal Arazilerde başarısız olan bizim gibilerle ilgili ne yapacağını öğrendim. Görünen o ki bize bir şans daha vereceklermiş!”

 

Ansızın tüm çırakların ifadeleri ciddileşti.

 

“Ölümlü-Dao Kuruluş Kadrosuna ulaşma şansımız olduğunu varsayarsak,” diye devam etti, “bir Kuruluş Kadrosu Hapına ihtiyacımız olacak. Muhtemelen bizlere o hap için yarışabileceğimiz bir zorlu sınav sunacaklar!

 

“Ayrıca bana söylendiği üzere o sınava herkes katılamayacakmış. Sınavdan önce tarikattan bazı görevler alacakmışız ve yalnızca o görevleri tamamlayanlar müsabakaya katılabilecekmiş.”

 

Bai Xiaochun gözlerini kırpıştırarak hem düşünceli hem de sert görünmeye çalışıyordu.

 

Mağaranın sahibi ise gözleri parıldayarak herkesi inceledi ve devam etti: “Dostlarım, Kutsal Arazilerde başarısız olanların bizden ibaret olmadığını unutmayın. Takımımıza katılmayı reddedenler de var. Güçlerimizi birleştirerek onları elemeli ve Kuruluş Kadrosu Hapını alanın bizden biri olmasını sağlamalıyız!”

 

İnsanların ne düşündüğünü söylemek imkânsızdı ama yüzeysel olarak herkes bu fikri destekliyor gibiydi. Rızalarını belli eden kalabalık, tarikat hakkında biraz daha sohbet etmiş ve en sonunda dağılmıştı.

 

Bai Xiaochun tarikat yollarında ilerlerken gökyüzü yavaşça kararıyordu. Zorlu sınavı düşündüğünde diğerlerinin Kuruluş Kadrosuna erişmesini engellemek için bir yol bulması gerektiğini fark etmişti. Neticede Kan Akımı Tarikatı her bağlamda Ruh Akımı Tarikatının düşmanıydı.

 

Düşüne düşüne ilerlerken gözleri ansızın ışıldadı ve arkasını dönerek orada yürümekte olan kişiyi sağ eliyle yakaladı. Xiaochun’un bu kadar hızlı davranmasını beklemeyen kişi elden kurtulamadı. Ancak Bai Xiaochun’un yakaladığı kısım, arkadaki kişinin göğsü olmuştu.

 

“Seni edepsiz şeytan! Ne yani, hemen burada mı yapmak istiyorsun?” Bu sözlerin sahibi yüzü yaralarla kaplı, orta yaşlı bir kadındı. Yaraların biri alnının üzerinden başlayıp dudaklarına kadar iniyordu. Orada, ay ışığının altında öcü gibi görünüyordu.

 

Yetişimi onuncu seviye Qi Yoğunlaşmada olan kadının gözlerinde işveli bir bakış mevcuttu.

 

Bai Xiaochun şok içinde bakakalarak elini çabucak geri çekti.

 

“Ehh, sorun yok.” dedi kadın. “Madem öyle istiyorsun, bana uyar...” Bu sözlerden sonra kaşlarını fingirdek bir şekilde oynattı ve tam kıyafetlerini çıkartmak üzereyken Bai Xiaochun’un aksi yönde koşmaya başladığını fark etti.

 

“Kahretsin, Karamahzen,” dedi Bai Xiaochun, “bu tarikatta kaç kız arkadaşın var senin!?” Bu sırada kadın geri dönmesi için seslenmiş ama Bai Xiaochun koşmayı kesmemişti.

 

“Pek emin değilim.” dedi sahtekâr Karamahzen, korku dolu bir sesle. “Kan Akımı Tarikatında hayatta kalmak kolay iş değil. Yıllarca bana tıbbi hap veren kim varsa işi pişirdim...”

 

Bu cevap Bai Xiaochun’un gözlerine boş bir bakış yerleştirmişti.

 

#Ahahahha! Bu sevimsiz karşılaşmalardan bol bol yaşayacağız gibi görünüyor. Sahtekar Karamahzen de ilerleme uğruna hiçbir şeyden kaçmamış maşallah 
Bu arada kan iblisi detayı ilginçti, bizimkinin dikkatini çektiği kesin. Ve yakın zamanda kuruluş kadrosu hapı için göreve ve sınava katılacakmış gibi görünüyor. Acaba buranın sınavları nasıl oluyor? 
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18433 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37673 Bölüm Sayısı


creator
manga tr