Bölüm 178 : Lord Bai İle Saklambaç Oynayan Küçük Maske!

avatar
3640 0

A Will Eternal - Bölüm 178 : Lord Bai İle Saklambaç Oynayan Küçük Maske!


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun bu durumu bütünüyle tuhaf bulmuş ve ne biçim bir yerde olduğunu hayal dahi edememişti.

 

Ancak bir süre sonra sisi ve ardında yatanları düşünmeyi kesmeye karar verdi. Derin bir nefes alarak yavaşça sakinleşti.

 

“Sanırım önemi yok. Kesin olan tek bir şey var: Buradaki aydınlanma hızım bir harika. Bunun çok faydasını görürüm.” Bu düşünceyle içindeki şaşkınlığı yatıştırarak başını salladı.

 

“Buradaki zamanı günlerle sınırlamalarına şaşmamalı. Saatlerle sınırlasalar bile olurmuş. Burada geçen her gün yetişimciler için inanılmaz kazançlı.” Ansızın içini bir aciliyet hissi teslim aldı. Menekşe Qi Cennetkarışı Büyüsüne üç gününü harcamıştı, yani geriye beş gün kalmıştı.

 

“Bir anımı bile ziyan edemem!” Bu düşünceyle çantasından bir yeşim kâğıt çıkarttı ve içine ruhsal güç kattı. Çok geçmeden zihninde bir anımsatıcı belirmişti.

 

“Ölmeyen Cennetsel Kral!” derken gözleri heyecanla ışıldıyordu. Bu yeşim kağıt kendisine yıllar önce mezar bekçisi denen adam tarafından verilmişti. Ölmeme Kodeksinin ikinci kısmıydı! Yani Ölmeyen Cennetsel Kral!

 

Ölmeme Kodeksinin ilk kısmında Ölmeyen Ten adı verilen bir ten gücü yetişimi yapılırdı. İkinci kısım da etsel beden gücüne odaklıydı ve ona da Ölmeyen Cennetsel Kral denirdi!

 

Ölmeyen Cennetsel Kral da Ölmeyen Ten gibi dört seviyeliydi. Ancak onlar demir, bronz, gümüş ve altın gibi ayrılmıyordu. Birinci seviye on mamut Çılgın Hayalet Bedeniydi. İkincisi on hayalet Cennetsel Şeytan Bedeniydi. Üçüncüsü on şeytan *Asura Bedeni ve sonuncusu ise Ölmeyen Cennetsel Kral Bedeniydi! (Asura Hindu inanışına göre kötülük tanrısı demek.)

 

Bu bedenlerin her biri bir öncekinden daha güçlüydü ve haliyle en güçlüleri de Ölmeyen Cennetsel Kral Bedeniydi. Birinci seviyedeki Çılgın Hayalet Bedeninden binlerce kat daha güçlü olduğu söylenebilirdi!

 

Bai Xiaochun bunu çoktandır biliyordu ancak henüz Ölmeyen Tende uzmanlaşmadığı için daha yüksek seviyelere çıkamamıştı. Şimdi bunu yeniden inceleyince Ölmeyen Cennetsel Kralı iyice şok edici bulmaktaydı.

 

“On mamut Çılgın Hayalet Bedeninde bahsi geçen mamutlar sıradan yaratıklar değil. Onlar ilkel zamanların devasa mamutları ve inanılmaz bir baskıları var. Tek başına beden güçleri bile başlangıç Kuruluş Kadrosu yetişimcileriyle kıyaslanabilir!

 

“Mamut gücü Ejderha&Mamut Deniz Oluşturmadaki ile benzer şekilde. Kuruluş Kadrosuna eriştikten sonra benim etsel beden gücüm o devasa mamutlardan birine benzemiş olmalı.

 

“Çılgın hayalet ise Ölmeyen Cennetsel Kralın efsanevi bilgilerine göre mamutları parçalayıp atabilecek korkunç bir varlıkmış. Yani ürpertici etsel bedenli hayaletimsi bir yaratık!” Yeni yetişimiyle Ölmeyen Cennetsel Kral bilgilerini daha da çarpıcı bulmaktaydı.

 

“Özetle Ölmeyen Cennetsel Kralın ilk seviyesinin yetişimini sonlandırdığımda etsel beden gücüm şimdikinin on katına çıkacak ve ikinci seviyedeki bir hayalete yetişecek. On çılgın hayaletin gücü ise beni bir cennetsel şeytan seviyesine taşıyacak.

 

“Bilgilere bakılırsa cennetsel şeytanlar da çılgın hayaletleri avlayıp tüketen korkunç kuvvetli efsanevi yaratıklarmış!

 

“Asuralar on cennetsel şeytan gücü taşırmış ve yine efsanelere göre cennetsel şeytanları rahatlıkla ezip geçebilirlermiş. Sanırım bu da Ölmeyen Cennetsel Kralın on asura gücünde olduğu anlamına geliyor?”

 

Bai Xiaochun’un gözleri ışıl ışıldı. Ölmeyen Tenin faydalarına fazlasıyla aşina olmuştu ve haliyle Ölmeyen Cennetsel Kral konusunda iyice heyecanlanıyordu. Ölmeyen Cennetsel Kral ve Ölmeyen Altın Tenin birleşiminin nasıl bir şey olacağını şimdiden hayal edebiliyordu. Bu birleşimle tam anlamıyla ölümsüz olmasa da onu öldürmenin bir hayli zorlaşacağı kesindi!

 

“Ölmeyen Cennetsel Kralın bu kısmı etsel bedeni geliştiriyor! Eğer başarıyla yetişim yapabilirsem beni öldürebilecek bir Kuruluş Kadrosu yetişimcisi bulmak bile zorlaşır!” Bu düşünceyle gözlerini çabucak kapatıp Ölmeyen Cennetsel Kralın ilk kısmının yetişimine başladı.

 

Kolay bir iş değildi ve zorluğu da gereken yaşamsal enerjide yatıyordu. Ölmeme Kodeksinin ilk kısmının zorluğu buna kıyasla hiçbir şeydi. Bir müddet yetişim yapan Bai Xiaochun şimdiden çökmeye başlamış ve hemen yetişimi durdurmuştu.

 

“Yaşamsal enerji nasıl da ziyan oluyor! Dikkatli olmazsam bir insan eti yığınına döner giderim...” Kendisini asılmış ve kurutulmuş bir et yığını olarak düşününce ürpermeden edememişti. Ancak pes etmeye razı değildi. Özellikle de ilk seviyeyi başarıyla tamamladığı takdirde elde edeceği ilahi kabiliyet onu motive ediyordu.

 

“Dağ Sarsan Darbe...” diye düşünerek derin bir nefes aldı. Ve cep aleminden çıkar çıkmaz yaşamsal enerjisini yenileyebilmek için hap yapıp kıymetli materyaller biriktirmeye karar verdi. Ne kadar zor olursa olsun Ölmeyen Cennetsel Kralın yetişimini yapmak zorundaydı.

 

Kaba bir hesaplama neticesinde üç günü kaldığını fark etti ve tereddüt etmeden sırtındaki Protomanyetik Kanatları çıkararak yakından incelemeye girişti. Kanatların tam ortasında Afrodizyak Hapı formülü karşılığında kuzey yakadan almış olduğu inci mevcuttu. Protomanyetik İnci olarak bilinirdi.

 

Süsen Yaprağı Tepesinin lorduna bakılırsa Bai Xiaochun, kaderi olduğu takdirde, yerçekimsel tepkiyle bağlantılı olarak bir ilahi kabiliyetle ilgili aydınlanma yaşayabilecekti.

 

Bu meseleyi daha önce de irdelemiş ama pek ilerleme kaydedememişti. Kalan üç gününü buna harcamaksa kulağa iyi bir fikir olabilir gibi gelmişti.

 

Zaman akıp geçmiş ve farkına varmadan cep alemindeki son sekiz saatine varmıştı. Yerçekimi ve tepki güçleriyle bir aydınlanma elde edememiş olsa da incinin manyetik güçlerine dayalı çok daha sağlam bir anlayış edindiği şüphesizdi.

 

Artık hem itme hem çekme gücü barındıran ve birleşimleriyle havayı inci şeklinde çarpıklaştırabilen bir kuvvet uygulayabiliyordu.

 

Sahte görünen inci etraftaki havanın çarpılıp bükülmesine yol açıyordu. Buna biraz ruhsal güç eklendiğinde ise güç, derin denize atılan bir taş misali ortadan kayboluyordu. Ancak akış durduğunda uygulamış olduğu kuvvet geri dönüyordu. Böylece şaşırarak, incinin bir döngü şeklinde dengeyi sağladığını fark etmişti.

 

Her halükarda yerçekimi ve tepkinin güçlerinden faydalanamıyordu. Bir gün bunu başarabilirse gerçek protomanyetik güce temas etmiş olacaktı.

 

“Ne yazık. Birazcık daha vaktim olsaydı bu gizemi kesin çözerdim.” Bu düşünceyle iç çekerek kanatları ortadan kaldırdı ve kalan son sekiz saatini Bataklık Krallığı çalışmalarına adadı.

 

Sekiz saatin sonundaysa hava dalgalandı ve etraftaki her şey dağılmaya başladı. Gümbürdeme sesleri eşliğinde beliren girdap ise Bai Xiaochun’u içine çekmekteydi.

 

Alemden silinen Xiaochun, kendisini Dao Tohumu Dağındaki cep alemi girişinde bulmuştu. Bir uyumsuzluk hissetmişti. Cep alemindeyken zihni tarifsiz bir netlikteydi. Düşünceleri hiçbir kısıtlama olmadan özgürce akmaktaydı. Ama şimdi normale dönmüş ve boğulmuş gibi hissetmeye başlamıştı, kafası karman çormandı.

 

Gözlerini açıp ona bakan baş kıdemli anında sarsılmıştı. Bai Xiaochun sekiz gün önceki halinden çok farklıydı. Enerjisi her açıdan çok daha güçlenmişti.

 

Takdir dolu bir şekilde başını sallayan adam şöyle dedi: “İnsanlar cep aleminden çıktıkları anda duruma adapte olmakta biraz zorlanır. Birkaç gün meditasyon yap, bir şeyin kalmaz.”

 

Bu sözler sonrasında tekrar gözlerini kapattı.

 

Bai Xiaochun ise hareket edebilecek hale gelmek için bile uzun bir süre harcadı. Sonra da solgunlaşan yüzüyle ellerini kavuşturup baş kıdemliye eğildi ve oradan ayrıldı.

 

Ölümsüz mağarasına döndüğünde gölün kenarına oturup kendisini toparlamaya, bir yandan da cep alemindeki anılarını anımsamaya başladı. En sonunda iç çekti.

 

“Keşke orada birkaç günlük daha aydınlanma şansım olsaymış. Orada yetişim yapmak katıksız bir keyifti. Ne biçim bir yerdi orası öyle? Çok tuhaftı.” Bu düşüncelerle başını salladı. Aslında erdem puanı ödeyerek cep alemine girmek mümkündü ama Bai Xiaochun şu anki birikimiyle en fazla birkaç saati karşılayabilirdi.

 

Hissettiği bu rahatsızlıkla zihnini yetişim yapacak kadar ferahlatması mümkün değildi. Bu yüzden bir müddet düşündükten sonra çantasını açtı.

 

Çantanın içi, çoğunluğu Düşmüş Kılıç Dünyasında edindikleri olmak üzere türlü türlü eşyayla doluydu. Şu ana dek onları organize etmeye vakit harcamamıştı. Karşısında sayısız objenin yanı sıra ruh taşları ve büyülü nesneler de mevcuttu.

 

Hepsini organize ettikten sonra bir düzine civarı şişe ve kutu buldu ki bazıları tıbbi haplar, bazıları da tanımadığı nesnelerle doluydu. Farklı uzmanlıkları olan tarikatlarla karşılaşmıştı, yani bulduğu nesnelerin hepsini tanımaması gayet normaldi.

 

“Bu Hap Akımı Tarikatının bir tıbbi hapı mı ki acaba? Hap Akımı Tarikatının hap yapma yöntemleri gerçekten ilginç görünüyor…  

 

“Bu Engin Akım Tarikatının olmalı, değil mi? Bir tırnak gibi!

 

“Bu da neyin nesi?! Çok yapışkan...” Bu noktada kafasını sallayarak kan renkli yeşim bir kutuya yöneldi. Kutuyu açtığı andaysa şiddetli bir güç patlak verdi.

 

Başta pek etkilenmemişti ama biraz yakından incelediğinde gözleri irileşti. Yeşim kutunun içerisindeki küçücük ateşi yakından incelerken nefesi kesilmişti.

 

Bu sıradan bir ateş değildi, kutunun dibindeki dört renk yapraklı bir çeşit ölümsüz çimden yükselmekteydi. Yapraklardaki dört renk, bitkiden yükselen alevin de dört renkte görünmesine yol açmaktaydı ki bu da oldukça garip bir manzaraydı.

 

Derin bir nefes alan Bai Xiaochun’un kalbi küt küt atmaya başlamıştı. Biraz daha inceledikten sonra ilk düşüncesinde haklı olduğunda kanaat kıldı. “Dört yapraklı ölümsüz çimi! Dört renkli alev yaratabilen nadir bir nesne!!”

 

“Yalnızca 100,000 üç yapraklı ölümsüz çimde bir görülen bir varyasyon. Dört yapraklı ölümsüz çimleri dört renkli alevler yaratabiliyor...” Bai Xiaochun’un gözleri ışıldıyordu. Çantasında böyle bir nesne olacağını nereden bilebilirdi ki?

 

Diğer tarikatların çırakları için bu, yalnızca ilaç yapımı veya yetişimde faydası dokunabilecek bir nesneden ibaretti. Ama Bai Xiaochun için kıymetli bir hazineydi.

 

Kaplumbağa tavasını bir süredir kullanmamıştı. Sebepse bunu istemeyişi değil, tarikatta çok nadir bulunan dört renkli alevlere bir türlü erişemeyişiydi.

 

Dört yapraklı ölümsüz çimine bakarken aklına ansızın Kan Akımı Tarikatı çırağından aldığı bir şey gelmişti. Düşmüş Kılıç Uçurumunda cennet sicimi enerjisinden ötürü öyle çok çırak tarafından kuşatılmıştı ki hepsini net olarak anımsayamıyordu. Ama üzerinde derin bir intiba bırakan bir çırak vardı; öldürüldükten sonra bir çeşit maskeye dönüşerek kaçmaya yeltenmişti.

 

“Yeah, onu hatırlıyorum!” diye düşünen Bai Xiaochun’un gözleri parlıyordu. Maskeyi alıp ezmeye çalıştığını ama bunu başaramadığını net olarak hatırlıyordu. Acelesi olduğu için maskeyi mühürlemiş ve öylece çantasına atıvermişti.

 

Ancak bir müddet araştırdıktan sonra maskenin ortalıkta olmadığını fark ederek şok oldu.

 

“İmkânsız!” Cep aleminden dönmüş olmanın verdiği rahatsız hissi bir kenara atıp tüm yetişim gücünü topladı ve daha detaylı bir araştırmaya girişti.

 

“Yanlış hatırlıyor olmama imkân yok. Kesinlikle o şeyi çantama atmıştım. Benden gizlenmeye çalışan bir çeşit büyülü hazine falan olmalı!” Uyanan merakı neticesinde gözleri iyice parlamaya başlamıştı.

 

Çenesini kaldırarak şöyle dedi: “Lord Bai ile saklambaç oynamaya nasıl cüret edersin seni küçük maske! Lord Bai parmağını bir şaklatışıyla seni küle çevirebilir!”

 

#Acaba bizimki bu dört renkli alevi ne üzerinde kullanacak? Bu arada Ölmeme Kodeksinin ikinci kısım aşamaları birazcık karmaşıkmış. Ama okudukça ezberleriz herhalde. 
O zaman bakalım Lord Bai ile saklambaç oynamaya cüret eden maske neyin nesiymiş, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18101 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37371 Bölüm Sayısı


creator
manga tr