Bölüm 169 : Hou Yunqing Asla Yalan Söylemez

avatar
3492 0

A Will Eternal - Bölüm 169 : Hou Yunqing Asla Yalan Söylemez


Çevirmen : Clumsy 

 

Şaşıran Bai Xiaochun, kendisine seslenen genç adama döndü.

 

“Ben mütevazı hizmetkârınız, Hou Yunqing.” dedi genç adam kibarca. Yüzünde de kocaman bir gülümseme mevcuttu. “Bu küçük dükkânın sahibiyim. Kardeşim, sıra dışı bir birey, erkeklerin arasında bir ejder olduğunu görebiliyorum. Eğer beğendiğin bir şey olursa al gitsin, bizden olsun. Bunu arkadaşlar arasında bir hediye olarak görebilirsin.” [Hou Yunfei 144. bölümde klandan yakın bir akrabaları olarak bu kişiden bahsetmişti.]

 

“Ciddi misin?!” dedi Bai Xiaochun gözlerini kırpıştırarak.

 

“Tabii ki ciddiyim! Hou Yunqing asla yalan söylemez.”

 

Bai Xiaochun alaylı bir kahkahayla karşılık verdi ve bir hediyeyi reddetmeye hiçbir sebep bulamayarak rahat bir havayla cennetsel ejder cüppesini işaret etti.

 

Satış görevlisi ise bakışlarını gülümseyip onay vermekte olan Hou Yunqing’e çevirdi. Sonra da şüpheli bir şekilde omuz silkerek cüppeyi Bai Xiaochun’a teslim etti. Bai Xiaochun da cüppeyi üzerine geçirip bambaşka bir görünüm kazandı.

 

Hou Yunqing içten bir kahkahayla şöyle dedi: “Kardeşim, cennetsel ejder cüppesi sana mükemmel uyum sağladı. Adeta senin için dikilmiş gibi! Kesinlikle kıyafet seçmekten anlıyorsun!”

 

“Sen de mi aynı fikirdesin?” diyen Bai Xiaochun ellerini cüppesinin üzerinde gezdirdi. Halinden çok memnundu ve tarikattaki kıyafetlerin rezalet olduğunu düşünmeden edemiyordu. Şimdiden lüks ve zevk dolu bu yeni dünyaya aşık olmuştu.

 

Bu yanıt yüzünden afallayan Hou Yunqing ise ne diyeceğini bilememişti. En sonunda boğazını temizleyerek konuyu değiştirmeye karar verdi.

 

“Kardeşim, bu gece Doğu Korusu Şehrinde bir ziyafet var. Ruh Akımı Tarikatı temsilcisi Du Lingfei görevinin sonuna geldi ve tarikata dönecek, haliyle onun şerefine büyük bir ziyafet düzenleniyor. Yapacak başka bir işin yoksa sen de gelsene. Çok eğlenceli olacaktır.”

 

Bai Xiaochun Hou Yunqing’e anlaşılmaz bir gülümseme sunduktan sonra teklifi kabul etti.

 

Onun biraz haddini bilmez olduğunu bilen Hou Yunqing, önüne çıkan fırsatı değerlendirmek istiyordu ve daha iyi bir taktik geliştirecek vakit yoktu. Bu yüzden gülümseyerek Bai Xiaochun’la birlikte sokağa çıktı.

 

Bai Xiaochun, dışarı adımlarını attıkları anda sekiz koruma tarafından takip edildiklerini fark etti ve hepsi de beşinci seviye Qi Yoğunlaşmadaydı. Düzenbaz yetişicimlerden oluşan bu topluluğun usta katiller oldukları belliydi, güçlü ve ölümcül auralar yayıyorlardı.

 

Hou Yunqing Bai Xiaochun’a göz ucuyla bakarak şöyle dedi: “Bilirsin, Temsilci Du Lingfei bir ölümsüz güzelliğinde. Hem yetişimi çok sağlam hem de güzelliği dillere destan. Hatta Doğu Korusu Kıtasının on tanrıçasından biri diyebilirim. Onun varlığında on klan mükemmel bir uyum sağladı. Tek bir problem dahi patlak vermedi. Görevlerini sorunsuzca halletti.”

 

Bai Xiaochun ilk defa Du Lingfei’nin Doğu Korusu Şehrindeki işleriyle ilgili bir şeyler işitiyordu ve merakı anında uyanmıştı. “Kulağa harika geliyor!”

 

“Oh, sahiden harikadır. Çok harika! Doğu Korusu Kıtasının ünlü klan gençleri onu kazanmak için çok uğraştı. Ama bana kalırsa ona layık olabilecek hiçbir klan yok. Yalnızca Ruh Akımı Tarikatının birkaç ferdi onu hak edebilir. Dürüst olmak gerekirse ona layık tek bir kişi var diyebilirim!” Hou Yunqing cümlesinin sonunda iç çekti.

 

“Kimmiş o?!” dedi Bai Xiaochun gözlerini kırpıştırarak.

 

“Oh, o Ruh Akımı Tarikatının nadir Seçilmişlerinden, 10,000 yılda bir görülebilecek cinste biri. Bir Prestij Çırağı ve tarikat liderinin Küçük Kardeşi. İsmi hem kuzey hem de güney tepelerde zirveye ulaştı ve sayısız çırağın arasında popülerlik kazandı. Onun adı... Bai Xiaochun!” Hevesini bastırmak için mücadele verir gibi görünen Hou Yunqing’in ifadesi hürmet doluydu. Korumaların suratlarına da garip ifadeler yerleşmişti. Yıllardır Hou Yunqing için çalışıyorlar ama ilk defa onu bu şekilde konuşurken görüyorlardı. Haliyle Bai Xiaochun’a bakmadan edememişlerdi ve merakları kabarmıştı.

 

Bai Xiaochun kuru bir şekilde öksürdü ve son derece düşünceli görünerek karşılık verdi: “Haklısın, Bai Xiaochun gerçekten sıra dışıdır.”

 

Ve hemen ardından Hou Yunqing’e anlaşılmaz bir gülümseme daha sundu.

 

Hou Yunqing ise ya bu tavrı fark etmemiş ya da fark etmemiş gibi yapmayı seçmişti.

 

“Sıra dışı mı?” diye devam etti heyecanla. “Bundan çok daha fazlası. O gerçek bir Seçilmiş, bir süper star, Ruh Akımı Tarikatındaki tüm kadınların Daoist partner olarak seçmek isteyeceği biri. Tüm erkeklerse onun dostu olmak ister. O Ruh Akımı Tarikatının cevheri. Hatta Kuruluş Kadrosu Kutsal Arazilerine gidenlerden onun Dünya Sicimi Kuruluş Kadrosuna erişmiş olduğunu işittim.

 

“Adeta karanlık gecedeki dolunay gibi! Bizlerin yapabileceği tek şey ona hayranlıkla bakakalmak. İçsel yeteneğimin ortalama olması ne yazık. Aksi takdirde onu bulup ömürlük takipçisi olmak ister, gece gündüz tüm arzularını yerine getirmek için uğraşırdım.”

 

Bai Xiaochun bu noktada neredeyse kızarmaya başlayacaktı. Ancak heyecana iyice kapılmış görünen Hou Yunqing’e müdahale etmek istemiyordu. Bu yüzden onun bir müddet daha devam etmesini bekledi, hatta arada bir cesaretlendirici bakışlar atmayı da ihmal etmedi.

 

Hou Yunqing ise ziyafete gidene dek Bai Xiaochun’u övmenin yeni ve süslü yollarını bulmayı başardı. Bir noktada söyleyecek hiçbir şeyi kalmadı ama Bai Xiaochun’dan aldığı cesaretlendirici bakış sonrasında dişlerini sıkıp beynini daha fazlası için zorlamak mecburiyetine düştü. Hiç durmadan konuşmak fazlasıyla yorucuydu…  

 

Bai Xiaochun ve Hou Yunqing ziyafete doğru ilerlerken bolca Ruh Akımı Tarikatı çırak ve kıdemlisi ise Doğu Korusu Kıtasını araştırmaktaydı. Ana hedefleri Düşmüş Kılıç Uçurumundan ışınlanan çırakları bulmak ve yaşananları öğrenmekti.

 

Bir grup İç Kesim çırağı ormanın kıyısında ilerlerken karşılarına ışınlanma sürecinde bayılmış bir çırak çıktı. Çabucak toparlanan çırağın ağzından çıkan ilk sözler ise herkesi şok etmek için yeter de artardı bile.

 

“Tarikat Amcası Bai Xiaochun Cennet Daosu Kuruluş Kadrosuna erişti!!”

 

Sözler, dinleyicilerin kalplerinde yıldırım etkisi doğurmuştu, her birinin nefesi kesilmekteydi. Tabii bu sarsıcı haberler hiç tereddütsüz şekilde tarikata iletilmişti.

 

Çok geçmeden ışınlanan farklı çıraklar da kendisini göstermeye başladı. Her birinin tarikata verdiği haber aynıydı.

 

Bai Xiaochun Cennet Daosu Kuruluş Kadrosuna erişmişti!

 

Diğer üç tarikata çaresizliği tattırmış, Hap Akımı Tarikatının Zhao Rou ve Fang Lin’ini katletmiş, Dokuz Adayı ciddi şekilde yaralamış, Song Que’nin cennet sicimi enerjisini başarıyla çekmiş ve Cennet Daosu Kuruluş Kadrosuna erişmişti!

 

Kimileri Engin Akım Tarikatından Lei Shan’ı öldürdüğünü de söylemişti.

 

Bilgiler ulaştıkça Ruh Akımı Tarikatında büyük bir tartışma patlak vermekteydi. Kıdemliler, yedi tepe lordu, tarikat lideri… hepsi sersemlemiş ve fena halde keyiflenmişti. Önceleri hangi tarikatın Cennet Daosu Kuruluş Kadrosuna eriştiğiyle ilgili çekinceleri vardı, hatta pek çoğu bu kişinin Kan Akımı Tarikatına ait olduğuna ikna olmuş haldeydi.

 

Hatta Kan Akımı Tarikatındaki casuslara belirli kişileri öldürmeye çalışmaları adına haber bile gönderilmişti.

 

Ancak şimdi herkesi sarsan bir gerçek söz konusuydu ve Cennet Daosu Kuruluş Kadrosuna erişen kişi... aslında Ruh Akımı Tarikatına aitti. Ve o kişi... Bai Xiaochun’du!

 

Li Qinghou ve tarikat lideri sevinçten kendilerini kaybetmiş haldeydi. Baş kıdemlilerse tamamen sarsılmıştı. Kısa bir süre içerisinde tüm tarikat tek bir görevle harekete geçirildi.

 

“Bai Xiaochun’u bulun. Bunu başarırsanız hemen tarikata haber uçurun ve onu koruyup güvenle eve getirin!”

 

Aynı zamanda tüm çıraklara casus olabilir şüphesiyle bakılmaya başlanmıştı. Herkes gayet iyi biliyordu ki diğer tarikatlar bu haberi aldığı anda Bai Xiaochun’u öldürmek için her şeyi deneyecekti!

 

Alandaki yetişim klanları Ruh Akımı Tarikatıyla yakından bağlantılıydı ve haliyle haberlerin yayılmasını engellemek imkansızdı. Çok geçmeden herkes son gelişmeleri işitmiş ve belirli klanların başpapazları tamamen sarsılmıştı. Gözler kanlanırken üyeler Bai Xiaochun’u bulma amacıyla dört bir yana gönderilmişti.

 

Sonuçta herkes, Bai Xiaochun’un Doğu Korusu Kıtasında herhangi bir yere ışınlanmış olabileceğini biliyordu.

 

Eğer şansları yaver gider ve onu ilk bulan olurlarsa onu bizzat klanlarına davet edebilirlerdi. Bir Cennet Daosu Kuruluş Kadrosu yetişimcisi olarak onu aralarına katabilmek büyük bir şeref verirdi.

 

Tabii birtakım klan üyelerini onunla dost yapabilme imkânı da söz konusuydu ki bu da mevcut klan için muazzam bir fayda sağlardı.

 

Daha da çekici olansa Bai Xiaochun’un bir kadın klan üyesini beğenme ve Daoist partner olarak alma ihtimaliydi. Bu yaşanırsa tarikat lideri bile karışma hakkı bulamazdı.

 

“Herkesi dağıtın ve onu bulun! Bai Xiaochun bizim yöremize ışınlanmış olabilir!”

 

Yetişim klanları sağa sola dolanıp aramaya girişmişken Bai Xiaochun ve Hou Yunqing de en sonunda ziyafet alanına varmıştı.

 

Ziyafet, on dönümlük arazi işgal eden bir konakta düzenlenmekteydi. Duvarlar mükemmel bir şekilde dekore edilmiş, zemin çam ağaçları ve dekoratif taş formasyonlarla doldurulmuştu. Merkeze yakın bir alanda büyük çadırlar ve sarayı andıran üç katlı bir Budist tapınağı kurulmuştu. Ejderlerin ve anka kuşlarının oluşturduğu zarif ve zevkli dekorasyonların fahiş fiyatlarda olduğuna şüphe yoktu.

 

Etraf son derece gürültülüydü ve hizmetkârlar kaliteli likörler ve taze meyveleri zarif giyimli konuklara dağıtmak üzere ortalıkta dört dönmekteydi.

 

Kızı erkeği, genci yaşlısı derken yüzün üzerinde konuk mevcuttu. Kimileri bir başına, kimileriyse 3-5 kişilik gruplar halinde oturuyordu.

 

Ana girişe ise korumalar ve konukları neşeyle karşılamakla görevli bir vale yerleştirilmişti. Tanınmayan kişilerin davet kartları inceleniyor, gelişlerinin kayıtları tutuluyor ve o şekilde girmelerine izin veriliyordu.

 

Hou Yunqing gelir gelmez vale tarafından saygıyla karşılanmış ve içeriye alınmıştı. Bai Xiaochun da onunla birlikte girerek etrafı merakla süzmeye başlamıştı. İlk defa bu tarz bir etkinliğe katılıyordu.

 

Gördüğü ilk şey uzaklarda güzel bir kadınla sohbet edip kahkaha atmakla meşgul olan kaslı bir adam olmuştu. Adamın uzun, menekşe renkli cüppesinin son derece pahalı olduğu barizdi. Yüzünde sağlıklı bir ışıltı taşıyan adamın tüm parmakları yüzüklerle doluydu ve üzerindeki yedi sekiz adet yeşim kolyeyle tam bir zengin zampara olduğunu belli ediyordu.

 

#Herkes yana yakıla bizimkini ararken bizimki ziyafete katılmakla meşgul. Bakalım zenginlerin takıldığı bu ortamda ilginç bir şey olacak mı, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18100 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37369 Bölüm Sayısı


creator
manga tr