Bölüm 168 : Kılık Değiştirme...

avatar
3550 0

A Will Eternal - Bölüm 168 : Kılık Değiştirme...


Çevirmen : Clumsy 

 

Hap Akımı Tarikatı tüm casuslara harekete geçme emri vermişti; umutları Bai Xiaochun’u ilk bulan taraf olmaktı. Bu yaşanırsa onu öldürmek için hiçbir çabayı esirgemeyeceklerdi. Diğer üç tarikatsa hala kayıp çıraklarını aramakla meşguldü.

 

Bu sırada Doğu Korusu Kıtasında, Doğu Korusu Şehrine pek uzak olmayan ormanlık bir alanda bir şey gerçekleşmişti. Özellikle iri bir ağacın yakınındaki hava, ışınlanma dalgalanmalarıyla hareketlenmiş ve Bai Xiaochun sendeleyerek ortaya çıkmıştı.

 

Açığa çıktığı andaysa eğilmiş ve gürültüyle kusmaya başlamıştı.

 

“Ne biçim bir ışınlanma bu!? Neredeyse zavallı küçük hayatımı yitirecektim...” Bai Xiaochun’un beti benzi atmış, soluğu kesilmişti. Tabii daha önce tecrübe ettiği ışınlanmaların olabildiğince konfor sağlamak adına zayıflatılmış bir güçle gerçekleştirildiğinden haberdar değildi. Düşmüş Kılıç Dünyasından çıkmasını sağlayan ışınlanma ise tüm gücüyle gerçekleşmişti. Dört tarikatın kurduğu tüm portallar aynı şekildeydi. Neticede sağlam bir kriz anında en önemli şey hedefleri olabildiğince hızlı şekilde uzaklaştırmaktı.

 

Aslında böyle zorlu bir ışınlanma pek çok kişinin bilincini yitirmesine yol açardı.

 

Midesini boşaltan Bai Xiaochun hala yıldızları görürcesine sersemlemiş olsa da bir nebze daha iyiydi. Sırtını ağaca yasladığındaysa nerede olduğu hakkında hiçbir fikrinin olmadığını fark etti. Kıdemli Ouyang Jie’nin açıklamalarına göre her yerde olabilirdi.

 

“Yine de Doğu Korusu Kıtasına dönüş olmalıyım.” diye düşünerek şakaklarını ovmaya başladı. Ardından ışınlanmadan önce kendisine uzanan küçük eli ve işittiği garip sesi anımsayarak korku doldu. Tir tir titreyerek bir daha asla ama asla Düşmüş Kılıç Uçurumuna gitmeyeceğini netleştirdi.

 

Soluğunu toparlamaya çalışarak yakınlardaki bir kütüğe oturdu ve parçalanan kıyafetlerini incelemeye başladı. Kıyafetleri öylesine dağılmış ve kanlanmıştı ki artık bir Ruh Akımı Tarikatı cüppesi giydiğini tespit etmek dahi mümkün değildi. Ancak onları değişmek istese de yanında yedek bir kıyafet yoktu.

 

“Düşmüş Kılıç Uçurumu çok fenaydı...” Orada yaşananları düşünmek kafatasının karıncalanmasına yol açıyordu. En ürpertici olansa herkesin kendisini öldürme arzusuyla deliye dönüşüydü. Tabii bir de Song Que ile gerçekleştirdiği sert, gaddar mücadele vardı. En sonunda iç çekti.

 

“Neden yetişimcilerin sonu hep dövüşmek ve öldürmek oluyor?” Tekrar iç çekerek yetişim basamağını incelediğinde kaynayan ruhsal denizlerinin yavaşça altın rengine çevrildiğini fark etti. Dönüşümün yüzde otuz kadarı tamamlanmıştı.

 

“Hahaha! Cennet Daosu Kuruluş Kadrosu!” Bu heyecan ona Düşmüş Kılıç Uçurumundaki gaddarlığı unutturabilirdi. Fazladan 500 yıl yaşama düşüncesi gözlerini parlatıyordu. Kollarını sıvayıp çenesini kaldırarak gururla şöyle dedi: “Ben, Bai Xiaochun, kesinlikle eksiksiz bir Seçilmişim. Hahaha! Hahahahaha!” Bir müddet daha gürültülü kahkahalar savurduktan sonraysa boğazını temizledi. “Sanırım nerede olduğumu bulsam iyi olacak.”

 

Bu sırada fark ettiği bir gariplik vardı: Yetişimi giderek güçleniyor olsa da yaydığı aura zayıflıyordu. Ruhsal denizleri Cennetsel Dao Kuruluş Kadrosuna erişmekte olduğu için normalde yaydığı tüm baskı ve enerji içe odaklanmış gibiydi.

 

O anda aurasını sezen, dokuzuncu seviye Qi Yoğunlaşmada olduğunu düşünürdü. Süreç devam ettikçe yetişim aurasının tamamen silineceğini ve en nihayetinde bir ölümlü gibi görüneceğini hissetmekteydi. Yalnızca sürecin sonuna geldiğince cennete meydan okuyan ve dünyayı sarsan bir güç patlamasına kavuşacaktı.

 

“İki güne falan tamamlanır herhalde.” Heyecanlı bir şekilde bunu düşünerek yetişimiyle ilgili meseleleri bir kenara bıraktı. Sonra da bir yeşim kağıt çıkararak tarikata mesaj göndermeyi denedi. Ne yazık ki yeşim kağıdı ışınlanma sürecinde hasar görmüştü. Işınlanma enerjisi silinmiş olsa da bir süre tarikatla iletişim kuramayacak gibi görünüyordu.

 

Bu duruma biraz canı sıkılsa da yeşim kağıdı bir kenara bırakarak bir ışık huzmesi şeklinde havalandı, uzaklaşmaya başladı.

 

Yeni yetişim gücü sayesinde çok daha hızlı uçabildiğini fark etmesi çok sürmemişti. Çabucak dağ sırasından çıkmış ve gözlerine kocaman bir şehir takılmıştı.

 

Fazlasıyla etkileyici olan şehir duvarları yeşilimsi tuğlalardan örülmüştü. Üstelik her tuğla bir büyü sembolü barındırıyor ve birleşimleri bir büyü formasyonu oluşturuyordu.

 

Formasyonun ışıklarıysa göğe yükselen ışıklar doğuruyor ve şehir, bizzat cennetlere bağlanıyor gibi görünüyordu. Yukarıda görülen kocaman, yeşil girdabın içerisinde ise yıldırımlar dans ediyordu.

 

Bir de şehre giren tüm yetişimcilerin yetişim basamaklarını sınırlayıp uçmalarını imkânsız kılan baskı söz konusuydu.

 

Devasa şehir en az 10,000,000 kişiye yuva olabilecek ebattaydı ve sürüsüne bereket insanın girip çıktığı dört ana kapıya sahipti.

 

Her kapının önü büyükçe taşlar barındırıyor ve taşların üzerinde hareketli anka kuşları ve dans eden ejderler gibi gösterişli kaligrafiler göze çarpıyordu.

 

“Doğu Korusu Şehri!” Şok içerisinde nefesi kesilen Bai Xiaochun’un gözleri aydınlanmıştı.

 

Burası, Ruh Akımı Tarikatı kontrolündeki en büyük şehirdi.

 

Ruh Akımı Tarikatının bir parçası görülen şehrin idaresi Doğu Korusu Kıtasının en güçlü on yetişim klanı tarafından sağlanmaktaydı. Tarihi 10,000 yıla dayanan şehir, tonla yetişimcinin yanı sıra ölümlülerin de yuvasıydı.

 

İçeride bir de resmi Ruh Akımı Tarikatı temsilcisi mevcuttu ki görevi de on yetişimci klanı arasındaki huzuru ve barışı sürdürmekti.

 

İşte Du Lingfei yıllar önce bu görev için gönderilmişti. Kendisi yalnızca Qi Yoğunlaşma çırağı olsa da orada bulunan bir Kuruluş Kadrosu kıdemlisini temsil etmekteydi. Kıdemli nadiren yüzünü gösterir, çoğu sorumluluğu Du Lingfei’ye verirdi.

 

Kızın öncelikli görevi on klanı kontrol altında tutmaktı.

 

“Büyük Kız Kardeş Du bir ara temsilci olarak buraya gönderilmişti. Onu görmeyeli çok uzun zaman oldu…” Du Lingfei’yi düşünen Bai Xiaochun’un kalbine bir sıcaklık doğmuş, onu utangaç ve öfkeli haliyle anımsamadan edememişti. “Hmm. İçeriye öylece giremem. Kılık değiştirip girmeli ve önce bir göz gezdirmeliyim. Bakalım benimki geçen yıllar içinde beni unutup başka bir erkek bulmuş mu!” Böylece kaşlarını kurnazca çatarak Doğu Korusu Şehrine yöneldi.

 

Yaklaşırken ise uçuşunun engellendiğini fark etti.

 

“Ne sinir bozucu ama! Ben bir Prestij Çırağıyım! Tarikat liderinin Küçük Kardeşiyim! Doğu Korusu Şehri de Ruh Akımı Tarikatına ait, yani benim sayılır! Burada uçmama izin verilmemesine inanamıyorum!” Bu şekilde homurdana homurdana yere inip şehir kapısına yöneldi. Uzunca bir sıra söz konusuydu ve doğruca öne geçmeyi doğru bulmadığı için arkaya yöneldi. Çok geçmeden sıra ona geldi ve ufak bir bedel ödemek durumunda kaldı.

 

Kimsenin ona dikkat ettiği yoktu. Umursadıkları tek şey ruh taşlarıydı. Görünen o ki kimsenin sorun yaratamayacağına dair güvenleri sağlamdı.

 

“Doğu Korusu Şehri çok büyük! Buna rağmen girerken vergi almalarına inanamıyorum!” Bai Xiaochun yaşananlardan pek memnun değildi. Statüsü gereği bu, utanç vericiydi. Kuru bir şekilde öksürüp ellerini arkasında kavuşturarak kapıdan içeri girdi.

 

İçeriye girdiğindeyse yükselen binaların görüntüsüyle nefesi kesildi.

 

Her şey kocamandı! Yollar kireçtaşıyla döşeliydi ve her parçadan ruhsal enerji yayılmaktaydı. Binalar altın ve yeşimle dekore edilmiş, üzerlerine ejderha ve anka kuşu desenleri yontulmuş ve her biri sıra dışı bir hal almıştı.

 

Etraf güzel inciler ve ruh taşlarıyla süslenmişti. Büyünün ışıltısı her noktada yükseliyor ve adeta insanın yüzünü tokatlayan bir lüks hava doğuruyordu.

 

“Bu... burası...” Tüm bu güzellik ve lüks Bai Xiaochun’un yutkunmasına yol açmıştı. Yollarda araçlar ilerliyor, her yerde insanlar görünüyordu. Adeta bambaşka bir dünyaya adımını atmıştı.

 

Şehrin sakinleri ipek ve saten kumaşlara bürünmüştü, yürüyüşleri etkileyiciydi. Yetişim seviyeleri ne olursa olsun gururları ve mağrur görünüşleri dikkat çekiciydi. Buranın ölümlüleri dahi ufak şehirlerin ölümlülerinin aksine etraftaki yetişimcilerden korkuyor veya etkileniyor gibi görünmüyordu.

 

Yürümeyi sürdüren Bai Xiaochun gördüğü onca şey karşısında şaşakalmadan edemiyordu. Sonuçta o bir köyde büyümüş ve sonrasında da tüm vaktini tarikatta geçirmişti. Böylesine büyük bir şehirde hiç bulunmamıştı.

 

Tabii ki etrafa bakışı yüzünden yanından geçen yetişimcilerin yüzlerinde küçümseyici ifadeler beliriyordu, onu bir ahmağa benzettikleri barizdi. Yırtık ve kanlı kıyafetlerini fark edenler de oluyordu. Bu yüzden onu kışkırtmamaları gerektiğini düşünüp çabucak yolundan çekiliyorlardı.

 

“Buranın böyle harika olabileceğini hiç hayal etmezdim!” Gördüğü her yeni şeyle birlikte heyecanı da artıyordu. Mekânın lükslüğü sürekli iç çekmesine yol açıyordu ve şimdiden acaba ne yaparsam tarikat beni buraya gönderir diye düşünmeye başlamıştı.

 

İç çekmeyi sürdürürken belli bir dükkanın yanından geçti ve ansızın donakaldı. Bu bir giyim dükkanıydı. Olabilecek her renk ve stilde kıyafet güzelce dikilmiş ve işlenmişti. En düşük kaliteliler bile mükemmel bir şekilde üretilmişti.

 

Bai Xiaochun, buradaki kıyafetlerin tarikattakilerden çok ama çok daha güzel olduğunu fark etmeden geçememiş ve gözleri parıldayarak dükkana girmişti.

 

İçeride kıyafet seçmekle meşgul olan birkaç kişi mevcuttu. Darmadağın cüppeli Bai Xiaochun’u görmek yüzlerinde küçümseme doğurmuş ancak ondan gelen yedinci seviye Qi Yoğunlaşma aurası bakışlarını çabucak kaçırmalarına yol açmıştı.

 

Lüks kıyafetler içerisindeki bir genç adamın gözleri ise Bai Xiaochun’u görür görmez irileşmişti. O gözler bir anlığına garip bir ışıltıyla aydınlanmış ve hemen sonrasında bakışlarını kaçırmıştı.

 

Bu sırada gülümseyerek yaklaşan satış görevlisi Bai Xiaochun’a etrafı gezdirmeye başladı.

 

“Bu cennetsel ejder cüppesi cennet suyu anakonda derisinden yapılı. Seksen bir tip tıbbi bitki tarafından iyileştirildikten sonra bir nakış büyükustası tarafından dekore edildi. İçerisinde gizli büyü formasyonu tüm su tipi büyü tekniklerine karşı direnç sağlıyor!

 

“Oh, bu bin yaprak ceketi bin farklı tipte ruh yaprağından yapıldı. Dikilmek için özel bir büyü kullanıldı, bunu giydiğinizde bitkilerin kokusuyla kuşatılıyorsunuz. Bir müddet sonra ise doğal bir ruh ilacı kokusuna sahip oluyorsunuz.

 

“Oh, bu parça ise...”

 

Bai Xiaochun başıyla onay veriyor, kumaşlara dokunup baktığı her şeye aşık oluyordu. Bu sırada lüks kıyafetli genç adam tekrar başını kaldırmıştı. Ve gülümseyip Bai Xiaochun’a doğru yürüdükten sonra ellerini kavuşturarak eğildi.

 

“Selamlar, Kardeşim.”

 

#Köyden indim şehire tadında bir bölüm oldu. Bizimki ilk defa büyük bir şehre geldi ve burada uzun zamandır görmediğimiz Du Lingfei'yi gözlemeyi düşünüyor. 
Bu arada girdiği dükkanda onu görüp tepki veren ve son anda selamını sunan kişinin düşman olmamasını umuyorum. Birazcık sakin bölümler geçirelim bence. Hadi okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18144 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37406 Bölüm Sayısı


creator
manga tr