"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

A Will Eternal - Bölüm 150 : Şekerinin Yapacak Başka İşleri Var


Çevirmen : Clumsy 

 

Ruh Akımı Tarikatı rezil bir dehşetle kaçmaktaydı. Engin Akım Tarikatı üyeleriyse onların önünü kesmek niyetindeydi ama hiçbir tehdit onları Bai Xiaochun’un tıbbi haplarının yapabileceği kadar korkutamazdı.

 

Yoldaşlarının bu şekilde kaçması Bai Xiaochun’un ağzını açık bırakmıştı. Yanlış bir hap mı çıkarttım diye endişelenerek başını eğdi ve çıkarttığı hapa baktı. Doğru olduğunu teyit edince de boğazını temizleyip kudretli bir bağırış eşliğinde hapı havaya fırlattı. Yükselip patlayan hap her yöne siyah sisler yaymaktaydı.

 

Lei Shan kaşlarını çatarken Engin Akım Tarikatı çırakları zehirli olabilir endişesiyle kaçıştı. Hapın etkisiyle vurulan azılı yaratıklarsa gözlerinde beliren delilikle ulumaya başladı.

 

O esnada Lei Shan’ın gözleri de titreşiyor, tam hızla kaçmaya teşebbüs edecek mi diye Bai Xiaochun’u izliyordu.

 

Ardından soğuk bir şekilde homurdanarak şöyle dedi: “Öylece kaçabileceğini mi sanıyorsun? Dao şişeni bırakacaksın!”

 

Böylece kollarını savurup bir gök gürültüsü doğurdu, siyah sisi kendisinden uzaklaştırdı.

 

Ardından inanılmaz bir hızla Bai Xiaochun’u hedefledi. Etrafında yıldırımlar dans ediyor, ayaklarının altında alevler titreşiyordu. Yaklaşırken sağ parmağını havada salladı ve bir alev denizi belirirken işitilen gümbürdemelerle birlikte Bai Xiaochun’un rotasını kesen iri bir duvar oluştu. Alev duvarı sınırlarındaysa yıldırımlar oluşarak Bai Xiaochun’a atıldı.

 

Bu manzara Engin Akım Tarikatı çıraklarının gözlerini küçümsemeyle ışıldatmaktaydı. Onlara kalırsa Bai Xiaochun Lei Shan’dan dövüşerek ancak rüyasında kurtulabilirdi.

 

“Zamanında düzenbaz bir Kuruluş Kadrosu yetişimcisi Büyük Kardeş Lei Shan’ı yedi gün boyunca kovalayıp yakalayamadı. En Büyük Kardeş Dokuz Ada bile onun hızını övmeden edememişti.”

 

“Ve bir de alev yıldırımı büyüsü var. Büyük Kardeş Lei Shan çoktan zirveye ulaştı. Bu nesilde hiç kimse ona denk olamaz. Bai Xiaochun ölmeye mahkûm!”

 

Engin Akım Tarikatı dalga geçmeyi sürdürürken Bai Xiaochun’un tedirginliği yükseliyordu. Azılı ruhların her an ortaya çıkabileceğini biliyordu ve şu an için yapabileceği en iyi şey bir an önce burayı terk etmekti. Yolunun kesildiğini görmek gözlerini titreştirmiş ve o anda yaklaşan yıldırımlarla çarpılmıştı.

 

BOOOOOOOOOMMM!

 

Onunla temas eden yıldırımlar anında her yöne dağılan sayısız kıvılcıma dönüştü. Bai Xiaochun’un üzerinde ise tek bir iz dahi yoktu. Ardından alev duvarına ilerleyip onu da patlattı ve doğruca içinden geçiverdi.

 

“İmkânsız!” diyen Lei Shan’ın gözleri kuşku ve şokla irileşmişti. Büyü tekniklerine son derece aşinaydı ve Dokuz Ada, Hayalet Diş, Song Que ve Fang Lin dışındaki hiçbir Qi Yoğunlaşma çırağının o alev yıldırımlarını zarar görmeden aşamayacağından emindi.

 

Ancak Bai Xiaochun beklenmedik bir şekilde tam da bunu gerçekleştirmişti.

 

“Bu herif--” Daha cümlesini bitirememişken içi tarifsiz bir ölüm hissiyatıyla kaplandı. Omzunun ardından baktığındaysa sayısız azılı ruhun havayı dalgalandırdığını ve özlem dolu ifadelerle kendisine doğru yaklaştığını fark etti.

 

“Azılı ruhlar!!” dedi nefes nefese. Ve tam kaçmaya hazırlanırken kalbi yeni bir dehşetle kuşatıldı.

 

“Çok fazlalar!! Cennetler!!” Yaklaşan azılı ruh sayısı 3-4 ile sınırlı değildi. Hava dalgalandıkça düzinelerce ruh beliriyordu ve devamı da vardı. Sayıları yüzü bulabilir gibi görünüyordu.

 

Ruhların arasında elinde bir ayı tutan, günahkâr görünümlü, beyaz elbiseli bir kız da mevcuttu. Gözleri ölüler diyarına ait ışıklarla titreşirken yüzünün ifadesizliğine rağmen Lei Shan ve Engin Akım Tarikatı çıraklarının kulaklarına kahkahalar ulaştırıyordu.

 

Bu, kalplerini küt küt attıran tuhaf, kötücül bir kahkahaydı. Azılı yaratık kümesinin içerisindeki Fang Lin, gözleri irileşip nefesi kesilerek kaçmaya başlamıştı.

 

Bai Xiaochun da çoktan canı uğruna kaçma işine girişmişti. O kahkahaları işitmek kafatasını korkuyla uyuşturuyor, sırtındaki siyah tavanın ardında açılan kanatlarla son hızla ilerliyordu.

 

“Hmph! Azılı yaratıklarımı öylece çalabileceğinizi mi sandınız? Onlar Lord Bai’nin yaratıkları! Hiç kimse onları benden alamaz!” Soğuk bir homurdanmayla bu sözleri sarf ederek daha da hızlanmıştı.

 

Lei Shan sert bir şekilde yutkunmuş ve yüzü tamamen kül rengine dönmüştü. Yaratıkların arasında kalan yoldaşlarını zerre kadar umursamadan kaçmaktaydı.

 

Bu sıralarda beyaz elbiseli kız da hızlanarak hapın patladığı alana ulaşan ilk ruh olmuştu. O noktada derin bir nefes aldı ve etraftaki siyah sisi gözleri, kulakları, burnu ve ağzı aracılığıyla içine çekti.

 

Bu esnada etraftaki azılı yaratıklar titreşip patlamaya, küle dönmeye başladı. Engin Akım Tarikatı çıraklarının bedenleriyse çoktan kontrolden çıkmıştı. Göz, kulak, ağız ve burunlarından çıkan beyaz sisler de siyah sisle birlikte kız tarafından çekilmekteydi.

 

“Gel oynayalım şekerim...” diyen kızın yüzü ifadesiz olmaktan çıkmıştı. Dudakları gülümsemevari bir şeyle kıvrılmıştı ki bu, gören her yetişimciyi ürpertecek korkunçlukta bir gülümsemeydi.

 

Sesi eşsiz bir günahkârlıkla her yönde yankılanmaktaydı. Engin Akım Tarikatı çıraklarıysa ruhlarının bedenlerinden çıkarıldığını hissetmekle meşguldü. Etleri ve kanları kurumuş, katı cesetler olarak kızın yanına ulaşmış ve onunla oynar gibi dans etmeye başlamışlardı.

 

Kuru bedenleri ve katı uzuvları acayip bir manzara sergilerken belli bir mesafedeki Lei Shan-Fang Lin ikilisi küle dönen yüzlerle izlemekteydi. Kalpleri titreşen ikili dehşet içerisinde kaçışıyordu.

 

“Ne biçim bir ruh bu?!”

 

“Tarikatın bilgilerinde ruhlarla ilgili böyle bir şey yer almıyordu. Bu konuşabiliyor bile! İmkânsız!”

 

Lei Shan ve Fang Lin titreyerek farklı yönlere kaçışmak, hayat kurtarıcı büyüler eşliğinde olabildiğince hızlanmakla meşguldü.

 

Bu sırada küçük kızın etrafındaki diğer ruhlar siyah sisten hiç ememedikleri için sakinleşmiş, havada boş ifadelerle, amaçsızca süzülmeye başlamıştı.

 

Küçük kız ise tamamen acayip bir görünümle ortalarında durmaktaydı. Bakışları bir anlığına kaçmakta olan Lei Shan ve Fang Lin’i hiçe saymış, Bai Xiaochun’un kaçtığı yöne dönmüştü. Ardından dudakları gülümsemeyi iyice andıran bir şeyle kıvrılarak Lei Shan’ı takip etmeyi seçti.

 

Bai Xiaochun Düşmüş Kılıç Dünyasının derinliklerinde maksimum hızla iki gün uçtuktan sonra yavaşladı. O beyaz elbiseli kız içini ürpertmişti. Ancak Dao şişesini yüzde doksanın üzerinde doldurduğunu anımsamak ona kristal için çok az yolu kaldığını fark ettirdi. Bu yüzden azılı yaratıkları çekmek ve enerji toplamak adına dikkatlice hapını çıkarttı.

 

İki günün sonunda bulunduğu konuma birkaç düzine yaratık çekmiş ve tüm grubu katlederek Dao şişesini dünya sicimi enerjisiyle tamamen doldurmuştu. Bu noktada gri sıvı kabarcıklanıp kaynamaya, katılaşmaya başladı. Çok geçmeden çatlama sesleri de işitildi ve şişe parçalandı.

 

Bai Xiaochun, açığa çıkan gri kristali kavradı ve hemen hemen aynı saniyede etrafındaki dünyayla arasındaki bağlantıyı ve daha önce hiç tatmadığı bir yankıyı hissetti. Kristal, kendisiyle dünya arasındaki bariyeri aşan bir anahtar gibiydi.

 

“İşe yaradı!” dedi. Artık yeterli enerjiyi çektiği takdirde Kuruluş Kadrosuna erişebileceği konusunda kendisinden hiç olmadığı kadar emindi. Ancak pervasızca davranamayacağının da farkındaydı; süreç için güvenli bir alan bulmalıydı. Sonuçta bu süreçte birinin müdahalesiyle karşılaşır ve başarısız olursa bundan ömrünün sonuna dek pişman olurdu.

 

“Kuruluş Kadrosu. Kuruluş Kadrosu! Hahaha!” Tam heyecanını bastırıp güvenli bir yer aramaya girişecekken ensesinde bir ürperme hissetti ve hiç düşünmeden arkasını döndüğünde önünde beliriveren bir suratla karşılaştı!

 

Bu o küçük kızın suratıydı ve dudakları acayip bir gülümsemeyle kıvrılmıştı!

 

Etraf ölümcül bir sessizlikteydi. Gözleri irileşen Bai Xiaochun’un tüyleri diken diken olmuştu. Yaşam gücünün alevleri titreşirken içgüdüleri, bu kızın fazlasıyla tehlikeli olduğunu söylemekteydi!

 

“Gel oynayalım şekerim.” dedi kız, uğursuz bir sesle. Aynı anda soğuk bir rüzgâr esip geçti ve Bai Xiaochun, kızın artık o tensiz, kan renkli ayıyı tutmuyor olduğunu fark etti.

 

Bu defa elinde başka bir şey vardı ve bunu fark etmek Bai Xiaochun’un kalp atışlarını iyice hızlandırmıştı. Tuttuğu şey önceki ayı gibi derisi yüzülmüş minik bir yetişimciydi. İlk bakışta söylemek pek kolay olmasa da bu kişi Lei Shan’dan başkası değildi!

 

Engin Akım Tarikatının iki numaralı, görkemli Seçilmişi, küçük kızın kollarında tutulmaktaydı. Ve ölü değildi! Acıdan tir tir titriyor, dili yerinden çıkartıldığı için konuşamıyordu.

 

Bai Xiaochun kupkuru kesilen ağzı ve boğazıyla görünür şekilde titreyerek gerilemeye başlamıştı. O anda kızın kendisini ne zamandır takip ettiğine dair hiçbir fikri olmadığını da fark etmişti.

 

“Umm, şekerinin şu anda yapacak başka işleri var.” derken ağlamak üzere olduğunu hissediyordu. “Neden oynayacak başka birini bulmuyorsun? Mesela Song Que diye biri var, bir de Dokuz Ada. Oh, doğru ya. Fang Lin de var. S-s-sen gidip onlarla oynayabilirsin, değil mi?” Ancak kız, tüm bu sözlere rağmen kıs kıs gülerek yaklaşmayı sürdürüyordu. Yaklaştıkça da derinden nefes almaya başlıyordu.

 

O anda zihni dönmeye başlayan Bai Xiaochun yaşam gücünün kendisinden koparılmak üzereymişçesine çalkalandığını hissetti. Başka biri olsa çoktan yaşam gücünü yitirmiş olurdu.

 

Ama Bai Xiaochun’un bedeni gerçekten güçlüydü. Ölmeden Sonsuza Dek Yaşama Tekniğinin gümüş ışıkları karşı koyucu bir şekilde titreşiyordu. Bai Xiaochun üzerine sinen ölüm alametiyle kulak tırmalayıcı bir çığlık koyuvermekteydi. Ardından hiç tereddüt etmeden üçüncü garip hapını çıkartarak uzaklara fırlattı.

 

O anda kızın gözleri gizemli bir ışıkla titreşti ve Bai Xiaochun’u mutlu mesut bir şekilde hiçe sayarak hapın ardından gitmeye başladı.

 

Yüzü küle dönen Bai Xiaochun ise bunu fırsat bilerek olabildiğince hızlı şekilde yola düştü.

 

Neyse ki kız onu takip etmedi. Hapı alıp ağzına attığında gözleri eskisinden de kara bir hal aldı ve suratında beliren acayip gülümsemeyle başını Bai Xiaochun’un kaçtığı yöne çevirdi.

 

#Şekerinin yapacak başka işleri var yell Gülsem mi irkilsem mi bilemediğim bölümlerdeyiz doğrusu. Bu arada Lei Shan'ın kaderi de bayağı kötüymüş be! Derisi yüzülüp dili çıkartılarak ve ufaltılarak tuhaf bir hayaletin oyuncağı haline gelmek... Bunu düşününce kendi hallerimize şükretmemiz lazım herhalde laughing

#Bugünkü bölümlerin de sonuna geldik ve bu noktada sizlere bir duyurum var. Yeterince ilerlediğimiz serimiz için premium vakti geldi! Bir aksilik olmadığı takdirde yarın ilk premium ile başlayacağız, bundan sonra da düzenli bir şekilde devam edeceğiz. Tekrar görüşmek üzere!




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1149

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 841

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 791

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 623

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 618

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 310

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 87

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13263 Üye Sayısı
  • 394 Seri Sayısı
  • 18119 Bölüm Sayısı


creator
manga tr