Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

A Will Eternal - Bölüm 64 : Moral ve Bir Cenaze


Çevirmen : Clumsy 

 

Li Qinghou’nun gidişini izleyen Ouyang Jie, çevredeki çıraklara seslendi: “Dağılın ve Bai Xiaochun’un yerini tespit etmek için ne gerekiyorsa yapın. Onu ilk bulanı erdem puanıyla ödüllendireceğim. Sağ bir Luochen Klanı yetişimcisiyle karşılaşırsanız da öldürün!”

 

Böylece iki bin yetişimci tam bir ay boyunca 5,000 kilometrelik alanı aradı.

 

Mümkün olan her santimi aradılar lakin Bai Xiaochun’u bulan olmadı. Ama Luochen Klanı yetişimcilerinin cesetleri bulunmuştu. Cesetler ortaya çıktıkça İç Kesim çıraklarının şaşkınlığı da artıyordu.

 

Tüm Luochen Klanı yetişimcileri tek darbeyle ölmüş gibi görünüyordu. Yalnızca altıncı seviye Qi Yoğunlaşmadaki bir Dış Kesimi çırağının bunu nasıl yapabileceğini düşünmekse ister istemez korkmalarına yol açıyordu.

 

Qian Dajin, soluk soluğa geçirdiği günlerin sonunda Bai Xiaochun’un ölmüş olmasının daha iyi olacağına karar vermişti. Muhtemelen kendisi de o derece güçlü ve vahşi birine rakip olamayacaktı. Li Qinghou’nun öfkesi kendisini giderek daha gergin hale getiriyordu.

 

“Lanet olsun!" diye düşündü. "Neden bana bu kadar güçlü bağlantıların olduğunu söylemedin? Söyleseydin seni hiç kışkırtmazdım!”

 

Bir müddet sonra sekizinci seviye Qi Yoğunlaşmadaki üç çırağın daha cesedi bulundu, durumları ne kadar yoğun bir kavga olduğunu ispatlıyordu. Bu, herkesin başını daha da döndürdü.

 

En sonunda herkesin vardığı sonuç Bai Xiaochun’un... büyük ihtimalle bu isimsiz dağın eteklerinde ölmüş olduğuydu. Burası korkunç yaratıklar ve sayısız tehlikeyle dolu bir yerdi, bir cesedin ortadan kaybolması mümkündü.

 

Son olarak, Chen Heng’in, Hou Yunfei ve Du Lingfei’nin ardından gönderdiği iki çırağı buldular. Bai Xiaochun’u takip eden kişinin bizzat Veliaht olduğunu ve dokuzuncu seviye Qi Yoğunlaşmada olduğunu duymak da hepsini bariz bir sonuca varmaya itti... Bai Xiaochun gerçekten ölmüş olmalıydı.

 

Bir aylık arama sona erdiğinde herkes tarikata döndü. Hou Yunfei aramanın başlarında ağır yaralı bir şekilde bulunmuştu ancak sağdı. Tarikatın çabalarıyla iyileştirilmesi çok sürmedi.

 

O ve Du Lingfei tarikat için hatırı sayılır önemde bir başarı elde etmişti ancak içlerinde heyecandan eser yoktu. Tamamen mutsuz haldeydiler ve olanları düşünmeden edemiyorlardı.

 

İkisi de arama çalışmalarının sürdüğü topraklara gitmek istiyordu ancak yaraları çok ciddiydi. Bai Xiaochun’u aramaktan vazgeçmeyen tek kişi ise Li Qinghou idi. Tam iki ay boyunca isimsiz dağın eteklerinde onu aradı. Giremediği birkaç nokta dışında dağları enine boyuna taramıştı. Bai Xiaochun’un o dağda olması gerekiyordu ancak garip bir şekilde ona dair hiçbir iz bulamıyordu. Sanki Bai Xiaochun şu anda başka bir dünyada gibiydi.

 

Arama sürecinde pek çok güçlü yaratıkla yüzleşti ve hatta bazıları tarafından yaralandı. İki ay sonra, üzerinde kan lekeli bir kıyafet sıkışmış olan bir ağacın önünde oldukça acı bir yüz ifadesiyle durmaktaydı.

 

“Eğer seni tarikata getirmemiş olsaydım...” diye düşündü Li Qinghou. Gözlerini kapatarak Örtülü Dağdaki Bai Xiaochun’un yıldırımlardan ürktüğü anı hatırladı. Sonra da 10,000 Yılan Vadisinde ne kadar korktuğunu, tarikat müsabakasında yaşadıklarını ve tüm dikilitaşlarda ilk sıraya yazılışını anımsadı.

 

Sessizce iç çekti ve yavaşça kan lekeli kıyafeti aldı. Arayışları esnasında buna benzer yedi sekiz kıyafet parçası daha bulmuştu.

 

En sonunda bir ışık huzmesine dönüşerek dağdan ayrıldı.

 

Luochen Klanı isyanı meselesi böylece sona ermişti. Ruh Akımı Tarikatı bir yıldırım gibi saldırarak tüm hainlerin kökünü kazımış ve bu mesele, Cennet Karışı Nehrinin Aşağı Sahalarını oldukça etkilemişti. Dört büyük kıtadan biri olan Doğu Korusu Kıtasının sayısız yetişim klanı bu meseleden bahsetmekteydi. Sonuç olarak Ruh Akımı Tarikatının ünü artmıştı.

 

Ruh Akımı Tarikatı yaptıkları araştırmalar sonucunda Luochen Klanının neden kendilerine ihanet ettiğini öğrenmişti. Bir sebep kan bağı mührüydü ancak başka bir sebep daha vardı. Önemli delilleri takiben ulaşılan sonuç Ruh Akımı Tarikatını şok etmişti.

 

Eğer meseleye zamanında müdahale etmeseydiler zincirleme bir reaksiyonla sayısız klan bu isyanı duyacak ve isyana eşlik edecekti. Bu da Ruh Akımı Tarikatının güçlü bir düşman işgaline uğraması demekti ve bunun büyük sonuçlar doğuracağı, hatta tarikatın yıkımına dek gidebileceği kesindi.

 

Du Lingfei ve Hou Yunfei’nin başarısı ve tabii Bai Xiaochun’un asil fedakârlık hikâyesi çok kısa bir süre içerisinde yayılmıştı.

 

Bai Xiaochun’un yoldaşlarını terk etmeyi reddetmesi ve hatta kendini bir yem olarak kullanıp düşmanı uzaklaştırması pek çok insanın kalbine dokunmuştu. Yetişim dünyası benciliklerle doluydu; Bai Xiaochun gibileri çok nadir görülürdü. Böyle bir çırağın kaybı Tarikat Liderini ve Kıdemlileri bile çok üzmüştü.

 

Bu olaylar silsilesinin farklı sonuçları da olmuş ancak yeni kanıtlar çıktıkça Ruh Akımı Tarikatı sessizleşmişti. Bilinmeyen bir nedenden ötürü araştırmayı da kestiler. Ancak tüm Kuruluş Kadrosu yetişimcileri ihtiyatlılık oranlarını yukarı çekmişti.

 

Anlaşılan... bir fırtına yaklaşıyordu.

 

Kuzey ve güney yakanın yedi tepe lordu birleşmişti. Buna tarikat lideri ve diğer kıdemliler de katıldı. Yoğun araştırmalar ve tartışmalar sonundaysa ortak bir karar alındı.

 

Du Lingfei, Hou Yunfei ve hayatını yitiren Feng Yan, büyük bir hizmette bulunmuştu. Bai Xiaochun’a gelince... onun başarıları sıradanın da ötesindeydi!

 

Son karar Tarikat Lideri Zheng Yuandong tarafından açıklandı. “Bir fırtına yaklaşıyor. Şu an için en önemli şey... insanların morallerini yükseltmek. On bin yıldır tarikatımızın morali yüksekti.  Bai Xiaochun’un canı pahasına yaptıklarının karşılığını ancak muazzam bir cenazeyle ödeyebiliriz. Tarikata katkıda bulunanlar asla unutulmayacak.”

 

Sonraki günlerde Ruh Akımı Tarikatı Luochen Klanı ihanetinin arkasındaki sebepleri araştırmayı kesti. Bunun yerine her fırsatta Bai Xiaochun’un yoldaşları için kendini feda edişi ve tarikatı uğruna verdiği asil mücadele konuşuldu.

 

Hikâye sayısız dağ eteklerinde yayıldıkça Bai Xiaochun’un ismini ve arkadaşları uğruna neler yaptığını öğrenen çırak sayısı da katlanarak artıyordu.

 

Tabii ki tarikatın da böylesi sadık bir çırağa karşılığı aynı düzeyde olmuş, Li Qinghou iki bin çırağın gözleri önünde koca bir klanı ortadan kaldırmıştı. Durumun üstesinden gelmek için böyle bir güç kullanmak, sahiden de bir tavuğu savaş baltasıyla öldürmek demekti.

 

Tüm çıraklar, Bai Xiaochun’un ismini öğrendiği gibi tarikatın verdiği tepkiden etkilenmeyi de ihmal etmemişti. Tarikatın bunu kasıtlı olarak yaptığı barizdi... yine de bu tepki tam olarak çırakların beklediği tepkiydi.

 

On bin yıldır Ruh Akımı Tarikatında değişmeyen bir gelenek vardı.

 

Bir çırağımıza dokunursan, ne kadar uzağa koşarsan koş ölürsün!

 

Tarikat dışı görevine çıkan bir Ruh Akımı Tarikatı çırağı asla yalnız olmazdı; arkalarında daima Ruh Akımı Tarikatı olurdu. Tarikat, çıraklar için bir kalkan gibiydi.

 

Bu yüzden tüm çıraklar tarikatına sadıktı ve burası için gerekirse canlarını verir, evlerini savunurlardı.

 

İşte bu, on bin yıl önce birkaç düzine insanla başlayıp bu hallere gelen görkemli Ruh Akımı Tarikatıydı.

 

Tarikat Lideri, Bai Xiaochun’un gerçekten ölüp ölmediğine karar vermek için tarikatın kıdemlilerinden yardım istemiş, onlar da cennetlerden ilahi bilgi taleplerinde bulunmuştu. Ne yazık ki bu kehanet büyüleri Bai Xiaochun’un yaşadığı konusunda bir bilgi vermedi. Tek keşfedebildikleri ölümün aurasıydı, bu da Bai Xiaochun’un... tarikatı için savaşırken öldüğünü kanıtlıyordu.

 

Birkaç gün sonra, yağmurlu bir sabahta, Ruh Akımı Tarikatının çanları matem havasında çalındı. Sayısız çırak siyah cüppelerle sessizce ilerlemekte ve kederli ifadelerle Kokulu Bulut Tepesinin orta yolunda toplanmaktaydı.

 

Orada, üzerinde Bai Xiaochun’un gülümseyerek resmedildiği bir mezar taşı mevcuttu.

 

Büyük Şişman Zhang kalabalığın içerisinde dururken önce çevresindekilere baktı, sonra da üzerinde Bai Xiaochun'un adı yazan mezar taşına. Ve geçmişin anılarıyla, yağan yağmurun altında ağlamaya başladı. Birlikte yedikleri ruh besinlerini, yaptıkları şakaları, attıkları kahkahaları, dış kesimdeki yerleri satışlarını, tavuk hırsızlıklarını, her anılarını tek tek aklından geçiriyordu...

 

“Dokuzuncu Şişman...” diye çok üzgün bir şekilde mırıldandı Büyük Şişman Zhang. Kalbi bomboş hissettiriyordu, bütün dünyası kararmıştı adeta.

 

Fırınların diğer şişmanları, Bai Xiaochun’un Abileri de oradaydı, hepsi kederliydi ve hiçbiri ağlamayı kesemiyordu.

 

Xu Baocai, Chen Zi’ang, Zhao Yiduo, Kıdemli Xu ve Kıdemli Zhou’nun yanı sıra, Bai Xiaochun’un tarikata geldiğinden beri yollarının kesiştiği herkes kederli yüzlerle oradaydı.   

 

Zhou Xinqi de sessizce mezar taşına bakmaktaydı. Bai Xiaochun hakkındaki hikâyeyi dinlediğinde onun tavuk hırsızını yakalamak için verdiği yoğun çabaları anımsamadan edememişti.

 

Hou Yunfei de kardeşi Hou Xiaomei’nin omzuna yaslanıyordu. Yüzü hüzün dolu, yumrukları sıkılıydı.

 

“Kardeş Bai...” Yüzü acı bir gülümsemeyle büzüştü. Tarikata döndüğünden beri günlerini içerek geçiriyordu. Bai Xiaochun’un kendini yem ederek düşmanları uzaklaştırdığı o anı unutamıyordu.

 

Gelenlerin sayısı giderek artıyor, Kokulu Bulut Tepesi sessizce mezar taşına bakan sayısız çırakla doluyordu.

 

Kalabalığın en önündeyse Du Lingfei vardı. Yüzü solgundu ve yanaklarındaki ıslaklık gözyaşları mı, yoksa yağan yağmur mu anlamak imkânsızdı. Afallamış haldeydi, yüzü her zamanki güzelliğini taşıyor olsa da bu güzellik üzgün ve dokunaklı bir hal almıştı.

 

“Senin hayatta kalman gerekiyordu... ama işte ben buradayım, sen yoksun...” Du Lingfei’nin son günleri keder ve ıstırap içinde geçmişti. Kilo vermişti, sık sık Bai Xiaochun’un kararlılıkla geri döndüğü o anı anımsamıştı. Sonra da kendisini gözyaşları ve acı içinde bırakıp gitmişti işte.

 

Çanlardan yaslı melodiler yayılırken farklı yönlerden mezara yaklaşan ışık huzmelerinin ardı arkası kesilmiyordu. İçlerinde yedi tepe lordu, Ruh Akımı Tarikatı kıdemlileri ve hatta tarikat lideri de vardı. Hepsi siyah cüppeler içerisindeydi ve ifadeleri keder doluydu.

 

Li Qinghou ise tamamen vicdan azabı içerisindeydi.

 

Bir dakika sonra tarikat lideri, sessiz ve sakin bir şekilde konuşmaya başladı.

 

“Bai Xiaochun, Ruh Akımı Tarikatı Kokulu Bulut Tepesinin bir Dış Kesim çırağıydı. İlaç Daosu konusunda parlayan bir güneş, çıraklar arasında bir Seçilmişti. Luochen Klanına karşı verilen mücadelede pek çok haini öldürdü ve kendisini yoldaşları için feda etti. Tarikatına sadıktı ve en onurlu şekilde, mükemmel bir hizmet uğruna canını verdi. Ruh Akımı Tarikatı çırakları onun adını sonsuza dek anımsayacak!”

 

Hüzün dolu bu sesi dinlemek Du Lingfei’nin gözyaşlarını iyice arttırmıştı. Hou Yunfei, Büyük Şişman Zhang ve daha niceleri ağlıyordu.

 

“Bugün, Bai Xiaochun’a Ruh Akımı Tarikatı Prestij Çırağı unvanını veriyorum!” Tarikat Liderinin bu sözleri pek çok çırağı sarsmış, Prestij Çırağı terimi herkese dokunmuştu.

 

Bu, Ruh Akımı Tarikatı içerisinde eşi benzeri olmayan bir onurdu ve bir jenerasyonda yalnızca bir Prestij Çırağı olabilirdi. Bu, İç Kesimden de üstün bir pozisyondu ve kişiyi Miras Kademesiyle eşit seviyeye getirirdi. Prestij Çırağı ölülerin, Miras Kademesi ise yaşayanların en güçlüsü demekti.

 

Ruh Akımı Tarikatının on bin yıllık tarihinde bu unvana erişen yalnızca dokuz çırak olmuştu ve hepsi de tarikatla ilişkili savaşlarda ölmüş bireylerdi. Artık Prestij Çırağı sayısı ona çıkmıştı.

 

Bu unvanın uygunsuz olduğunu düşünen tek bir kişi dahi yoktu. Bai Xiaochun bunu hayatıyla kazanmıştı.

 

“Tarikata katıldığı günden canını verdiği güne dek,” diye devam etti tarikat lideri, “Bai Xiaochun’un bir Ustası olmadı. Tarikat için canını verdikten sonra onun yeraltı dünyasında yalnız kalmasını kabul edemem. Bu yüzden ölü öğretmenim Daoist Usta Ruh Eleğini, Bai Xiaochun’u çırağı olarak alması konusunda teşvik ediyorum. Bai Xiaochun bugünden sonra yeraltı dünyasında büyük Daosuna devam edebilir.” Li Qinghou, tarikat liderinin sözleri sonrasında başını salladı ve gözleri titreşerek mezara bakmayı sürdürdü.

 

“Ve şimdi herkes... bir dakikalık saygı duruşunda bulunsun lütfen!” Tarikat lideri bu sözler eşliğinde gözlerini kapatarak başını eğdi ve tüm çıraklar da ona eşlik etti.

 

Süre dolduğunda sessizlik sona erdi ve Du Lingfei kendisini daha fazla tutamayarak haykırmaya başladı.

 

İşte herkesin sessiz olduğu o anda, isimsiz dağın eteklerinde, Bai Xiaochun yavaşça gözlerini açmıştı.

 

#Uyan uyan, cenazeni yapıyorlar tarikatta laughing 
Bizim kaplumbağa ne zamandır ortada yok ve dağ karış karış aransa da bulunamadı. Haliyle öldüğü düşünülerek yalnızca bir ölünün alabileceği Prestij Çırağı unvanını aldı, üstüne bir de Tarikat Liderinin ölü öğretmeninin çırağı oldu. Bu hikaye bizi komik yerlere götürecek :) 
Okumaya devam!




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1222

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1055

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 873

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 645

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 519

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 347

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14853 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19538 Bölüm Sayısı


creator
manga tr