“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

A Will Eternal - Bölüm 57 : Hayatta Kalmak Zorundasınız!


Çevirmen : Clumsy 

 

Büyük bir patlama yankılanırken kaya parçalandı. Bai Xiaochun şarapnelleri dağıtmaya çalışırken içeriye de soğuk hava dolmaktaydı. Ateş dans ediyor, titreşen ışıklar dışarıda dikilen uzun, yapılı bir adamı gözler önüne seriyordu.

 

Kaslı ve delici gözlere sahip adamın elinde uzun bir mızrak vardı. Sekizinci seviye Qi Yoğunlaşmadaki adam, Chen Yue’den de güçlü görünüyordu.

 

“Veliaht haklıymış.” dedi. “Böyle bir yağmurda yaralarınız yüzünden saklanacak bir yer bulmak zorunda kalacağınızı söylemişti. Sizi bulana dek yüzün üzerinde dağ gezmem gerekti ama işte buradasınız.”

 

Sözler adamın ağzından çıkarken Bai Xiaochun, gözlerinde bir gaddarlıkla harekete geçti. İriyarı adam fevri bir tipe benzese de oldukça tedbirliydi. Mağaranın içerisine dalmak yerine geride kalmayı seçmişti.   

 

Bai Xiaochun, göz açıp kapayıncaya dek mağaranın dışına ulaşmış ve yağmurda ıslanmaya başlamıştı.

 

İriyarı adamın dövüşmekten ziyade defansa odaklandığı belliydi. Bu da Bai Xiaochun’un kalp atışlarını hızlandırdı. İçinde çok kötü bir his olmasına rağmen dişlerini sıktı ve yaralanma ihtimalini göz ardı ederek çılgın bir saldırı gerçekleştirdi.  

 

Buz gibi bir rüzgâr içeriye girerek mağaradaki ateşi söndürdü. Hou Yunfei ayağa kalkmaya çalışmış ancak bir ağız dolusu kan daha kusmuştu. Du Lingfei ise dişlerini sıkıp topallayarak mağaranın ağzına ulaştı ve bir büyü hareketiyle iriyarı adama uçan kılıcını gönderdi.

 

Bir an sonra fırtınalı geceyi kan dondurucu bir çığlık teslim aldı. İriyarı adam ahşap kılıçla göğsünden vurulmuş, buna rağmen ölmeden önce mızrağını Bai Xiaochun’un sağ uyluğuna saplamayı da başarmıştı.

 

İriyarı adam can havliyle Bai Xiaochun’a bakarak homurdandı ve şöyle dedi: “Kaçamayacaksınız! Veliaht yakında burada olur!”

 

Sonra da bir ağız dolusu kan kusarak ölümün kollarına teslim oldu.

 

Bai Xiaochun’un yüzü soluktu, bedeni titriyordu. Adamı mümkün olduğunca hızlı bir şekilde öldürebilmek için çok enerji harcamış ve yaraları kötüleşmişti. Sağ bacağından yeni acılar yayılıyor, mızrak etine saplı bir şekilde duruyordu. Ayrıca yağmurdan sırılsıklam olmuştu ve yağmur suları yere akan kanıyla karışıyordu. Soğuktan ölecek gibi hissetmekteydi.

 

Zar zor ona ilerleyip bacağındaki yarayı gören Du Lingfei ağlamaya başladı. Uzanarak mızrağı kavradı ve sıkıca çekti.

 

Bai Xiaochun’a eti ve kemikleri yerinden çıkarılmış gibi gelmişti. Titremesine rağmen bağırmamak için kendini tuttu. Ölmekte olan rakibinin sözleri ve adamın bariz bir şekilde zaman kazanmaya çalıştığını görmek, Bai Xiaochun’un kalbindeki stresi hiç olmadığı kadar yukarı taşımıştı. 

 

Rüzgârın dalgalarının başka Luochen Klanı üyelerinin gelişini haber verdiğini de sezebiliyordu.

 

Du Lingfei, Bai Xiaochun’un kolunu omzuna atarak onu mağaraya geri soktu. Bai Xiaochun mızrağı saklamıştı. Soluk soluğaydı, sağ bacağı acıyordu ama neyse ki mızrak kemiğine saplanmamıştı. Yarayı kapatmalarına rağmen hala varlığı rahatsız ediciydi, yine de içinde bulundukları yoğun tehdidi düşününce bu pek de büyük bir mesele sayılmazdı.  

 

“Gitmemiz gerek. Luochen Klanı her an ortaya çıkabilir!” Derin bir nefes alan Bai Xiaochun, yavaşça ayağa kalktı.

 

Önce Hou Yunfei’ye baktı, adam zar zor nefes alarak yerde uzanıyordu. Günler süren kaçışları bir işkence gibiydi ve yaralarını kontrol edebilme yetisini yitirmişti. Du Lingfei’nin de beti benzi atmıştı. Qi geçitleri ciddi derecede yaralıydı ve az önce Bai Xiaochun’a yardım edebilmek için çok yoğun bir mücadele vermişti.

 

Karanlık, fırtınalı gecede kızın gözleri özellikle güzel görünüyordu.

 

“Kardeş Bai...” dedi yumuşak bir şekilde. “Bizi boş ver. Bizsiz çok daha hızlı olursun... Git!” Yan taraftaki Hou Yunfei de oturur pozisyona geçmek için yoğun bir uğraş verdi. Bitkin bir şekilde Bai Xiaochun’a bakarak kafasını salladı.

 

Bai Xiaochun kanlı gözlerle karşılık verdi: “Yalnızca üç gün sonra 5,000 kilometre alanından çıkacağız gençler, kapayın çen--”

 

Daha cümlesini bitirememişti ki lafı Hou Yunfei tarafından kesildi. “Kardeş Bai, Kardeş Du’nun ve benim kurtulmak için en iyi şansımız senin kaçıp tarikata haber iletmen...”

 

Bai Xiaochun acı bir şekilde güldü. Böyle bir yalana inanacak üç yaşında bir çocuk değildi. O kaçıp tarikata haber uçurabilse bile yardım gelene dek... Hou Yunfei ve Du Lingfei’nin çoktan ölmüş olacağını biliyordu.

 

Bai Xiaochun’un kalmaya kararlı olduğunu gören Hou Yunfei gülmeye başladı. “İyi. Ölürsem gideceksin, değil mi?”

 

Hou Yunfei’nin son ruhsal enerji kırıntılarıyla qi geçitlerini kapattığını fark eden Bai Xiaochun’u bir titreme aldı.

 

Hou Yunfei ona sakin bir şekilde bakarak devam etti: “Kardeş Bai, gidiyor musun, gitmiyor musun?!”

 

Bai Xiaochun acınası haldeydi, kalbi kırıktı. Birkaç adım gerileyerek karmakarışık duygularla Hou Yunfei ve Du Lingfei’ye baktı.

 

Bir rüzgâr Du Lingfei’nin saçlarını savuruyor, yüzünün önüne getiriyordu. O saçları kulaklarının arkasına iten kız, Bai Xiaochun’a baktı. Yüzü kül gibi olsa da bir şekilde hiç olmadığı kadar güzel görünüyordu. Yumuşacık bir sesle mırıldandı: “Umarım... başka bir hayatım olacaksa... orada seninle yeniden karşılaşabilirim... Kardeş Bai... yaşamak zorundasın!”

 

‘Yaşamak’ kelimesini işiten Bai Xiaochun, çekiçle vurulmuş gibi bir hisse kapılarak titremeye başladı. Ve Du Lingfei ile Hou Yunfei’ye son bir bakış atarak, ne hissettiğini bilemez halde mağaradan ayrıldı. Bir an sonra fırtınalı gecede ilerlemeye başlamıştı.  

 

Bai Xiaochun’un sonunda gitmeyi seçtiğini gören Hou Yunfei, hafifçe iç çekti. Du Lingfei de onun için en iyisini diliyordu. Çok samimi bir dileği daha vardı... zamanı tersine akıtıp... Bai Xiaochun’la ilk karşılaşmasına dönebilmek.

 

Bir anlık sessizlik sonrasında Hou Yunfei ve Du Lingfei’nin bakışları Bai Xiaochun’un yönüne kilitlendi, yüzleri titreşti.  

 

Yetişim aşaması kuvvetini yayıyor ve ruhsal enerjisi dışarı sızarak yağmura bile müdahale ediyordu.

 

Bai Xiaochun karanlık bir gecede yanan parlak bir meşale gibiydi, yağmurun getirdiği soğuğu bile yok edebilirdi. Çok uzaklardaki birinin bile onu hissetmemesi imkânsızdı.

 

Gökte kıvranan şimşeklerin altındaki Luochen Klanı yetişimcileri de haliyle Bai Xiaochun’un varlığını sezmişti.

 

Chen Heng, gözleri parlayarak güç kaynağının olduğu yöne baktı.

 

Bai Xiaochun harekete geçerek mağaranın ötesindeki bir dağ yoluna sapmıştı. Du Lingfei ve Hou Yunfei onun kendilerine fısıldadığı cümleleri duyabiliyordu.

 

“Ben dikkatlerini çekeceğim. Siz kaçacak bir yol bulun... Hadi, gidin!”

 

Du Lingfei’nin yüzünden yaşlar akmaya başlamıştı, kalbi inanılmaz duygularla dalgalanıyordu. Hou Yunfei de bir o kadar sarsılmış haldeydi.

 

O anda Bai Xiaochun farklı bir yön seçerek inanılmaz bir hızla ilerlemeye başladı.

 

Bai Xiaochun hızlanırken ciğerleri yettiğince bağırmayı da ihmal etmiyordu: “Öldüler! Onlar öldüler! Luochen Klanı, ben sizi yok edemesem de Ruh Akımı Tarikatı kesinlikle gelip işinizi bitirecek!”

 

5,000 kilometre sınırını aşacak bir yolda hızlıca ilerliyordu. Üstelik sarf ettiği sözlere bakılırsa iki yoldaşı ölmüş ve kendisi de korkunç bir duruma düşmüş olmalıydı. Denerken ölecek olsa bile sınırı aşıp tarikata bu sözleri ulaştıracak ve intikamlarının alınacağından emin olacaktı.  

 

Chen Heng hızlıca olanların farkına vardı. Bai Xiaochun’un rol yapıp yapmadığından emin olamasa da şu anki hızıyla sınırı aşmayı başarabileceğinin farkındaydı. Bu tehdidi hiçe sayarak kumar oynayamazdı.

 

Hemen diğer Luochen Klanı yetişimcilerine bir mesaj gönderdi. “Herkes onu öldürmeye odaklansın! Arkadaşları ölmemiş olsa bile ağır yaralı oldukları kesin. Bunu öldürdükten sonra diğer ikisinin işini bitirebiliriz!”

 

Böylece tüm Luochen Klanı yetişimcileri yağmurun altında son hızlarıyla Bai Xiaochun’u takip etmeye başladı.

 

Şimşekler çakıyor, gök gürlüyor, yağmurun ardı arkası kesilmiyordu. Dağın karanlığındaki Du Lingfei ise dişlerini sıkarak yanaklarına dökülen yaşları silmekle meşguldü. Gözleri bir kararlılıkla parlamaya başlamıştı.

 

Bai Xiaochun’u kurtarmanın tek yolunun 5,000 kilometre sınırından çıkıp tarikata haber vermek olduğunun farkındaydı.

 

Gözleri aynı kararlılıkla parlayan Hou Yunfei’ye döndü.

 

“Beni merak etme.” dedi Hou Yunfei. “Ayrılalım. Hangimiz ilk ulaşırsa o, Kardeş Bai’yi kurtarmak için yardım getirir!” Hou Yunfei son enerjisini gerektirse de, bu uğurda ölecek olsa da Bai Xiaochun’u kurtarmaya kararlıydı.

 

İkisi de derin nefesler alarak ormanda dağıldı ve iki farklı yönde koşmaya başladı, tüm güçlerini sarf ediyorlardı. Yığılmanın eşiğinde olmalarına rağmen sağlam iradeleri, bedenlerinin sınırlarını zorlamalarına imkân tanıyordu.

 

Gök gürledi ve yeni bir yıldırım daha düştü. Bai Xiaochun elinden geldiğince hızlı ilerliyordu. Sağ bacağı hissizleşmişti ve gözleri kanlıydı. Ölümcül bir kriz hissi bedeninin her zerresinde yankılanıyordu.  

 

Korkuyordu, ölmekten delicesine korkuyordu, ölümün ayaklarının ucunda olduğunu düşünme hissi onu tamamen içine çekmişti.

 

Hareketleri fevri miydi ya da doğru bir karar mı vermişti bilmiyordu. Sonuçta ölümsüz yetişimin amacı sonsuza dek yaşayabilmekti.

 

Hatta kafasının içerisinde onunla konuşan bir ses vardı... ona tek başına kaçmasını söylüyordu...

 

Ama iki arkadaşıyla kurtulmaya çalışmanın nasıl bir his olduğunu unutamazdı. Bir tehlikeyle takım olarak yüzleşme hissini silkinip atamazdı. Hou Yunfei’nin eğer gitmezse kendisini öldüreceğini söyleyişini ya da Du Lingfei’nin kül rengi yüzündeki güzel gülümsemeyi aklından silemezdi.

 

Eğer ölüm korkusu ve arkadaşlarına olan sadakati arasında seçim yapması gerekiyorsa ikincisini seçecekti!

 

“Büyük Kardeş Du, Büyük Kardeş Hou, hayatta kalmak zorundasınız!” Dişlerini sıkarak uçarcasına ilerlemeye devam etti. “Demek bizi yok etmek istiyorsunuz ha, Luochen Klanı? Hadi bakalım!”

 

Bai Xiaochun’un gözlerinde vahşi bir alev vardı, canı için savaşmaya hazır, kafeslenmiş bir hayvanı anımsatıyordu.

 

 #Yine duygusal bir bölümdü. Eğer hepsi kurtulabilirse ileride sağlam bir bağları olacağı kesin. Zaten Du Lingfei'nin hisleri bol bol ifade edilmiş, o eski nefretinin yerini 'yepyeni' hisler almış. 
O zaman inşallah bir şekilde üçü de kurtulur diyor ve sıradaki bölüme geçiyorum. Orada görüşmek üzere!




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 465

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17778 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 24178 Bölüm Sayısı


creator
manga tr