Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 140-Kesik Baş


Beşincinin silahının en önemli özelliği keskinliğiydi, hedefine doğru ilerlerken havayı bile keserek yol almaktaydı. Güzel kadının boynuna ilk önce sağdan gelen Chakram ulaştı, onu bir nefes sonra diğer taraftan gelen eşi takip edecekti.

Her şey çok hızlı olmuştu, ne ses ne de etrafa sıçrayan kanlar vardı, sadece ince bir inilti çıktı güzel kadının ağzından. Savaşın harareti içinde dövüşen insanlar ve orklar arasında bu ölüme tanık olan sadece iki kişi vardı.

Nafız ve Miloş sona eren bu mücadelenin yegâne gördü tanıklarıydı, güzel kadının enfes hatlara sahip bedeni yere düştüğünde, onların gözleri sahibine geri dönen Chakram’ların üstündeydi.

Sağ taraftan yanaşan kafayı kestikten sonra, aynı noktadan sol taraftan gelen silahta geçecekti, bu gereksiz bir hamle gibi görünse de aslında onun görevi bambaşkaydı.

Şu anda, kesilen başı gövdesinin üstünden almış, sahibi olan beş numaranın ellerine taşıyordu. Siyahlar içindeki orkun silahları üstündeki ustalığının kanıtı gibiydi olanlar, biri ile düşmanın kellesini uçurmuş diğerini ise ganimetini toplamak için kullanıyordu.

Silahlar sahiplerine döndüğünde, kısa süre önce işve ve cilve içinde arzı endam eden güzel kadının bedeninden ayrılmış başı vahşi bir ork savaşçısının ellerinde sallanıyordu. Beş numara saçlarından yakaladığı kelleyi elinde fırıldak gibi döndürmeye başlamıştı, bu hareketi dehşet verici bir sahnenin oluşmasını sağlayacaktı.

Henüz boşalmamış kanlar hoyratça sallanan baştan savrulurken, havada ilerleyerek büyüyen bir kan çemberi oluşuyordu. Etrafa yayılan kanların ulaştığı savaşçılar bir anda irkilecekti, aniden uyandırılmışçasına sersemleyerek, tüm dikkatlerini durmadan sallanan kelleye çeviriyorlardı.

Bu hareketini çok sürdürmedi beşincinin, umursamazca salladığı düşmanına ait olan kafayı son hız arkasına doğru savurdu. Bir süredir sürekli momentum kazanan nesne serbest kalınca aşırı hızlanacaktı, bilinmeyen bir istikamette ilerlerken havaya sürtünmesinden dolayı büyük ses çıkarıyordu.

Sesin şiddeti kesik baş ilerledikçe artmaktaydı, an be an daha çok kişinin dikkatini çeken nesne hedefine varmak üzereyken, artık savaşa alanındaki en ilgi çekici olaydı.

‘’Bammm!’’

Bir süredir havada süzülen baş şu anda bir el tarafından yakalanmıştı, tutucunun iki parmağı güzel kadının eskiden gözlerinin olduğu yere girmişken, yüzünde ise koca bir sırıtış vardı.

Nafız’dan başkası değildi bu kişi, beş numaranın öldürdüğü düşmanının kesik başını ona fırlatması sonucu tüm gözler üzerine çevrilmiş vaziyetteydi.

Bu anlarda savaş alanındaki her şey donmuştu sanki totemin olduğu yere doğru durmaksızın akın eden isyancı kabilenin savaşçıları şoktaydı. O bölgede bulunan Elit On üyesi üç savaşçı da durumun farkına varmıştı, düşmanlarının şu anki hali zevkle izlemek için onlarda saldırmayı bırakacaktı.

Birebir mücadelelerin sürdüğü tarafta gördükleri karşısında allak bullak olmuştu, karşılarındaki düşmanın hareketlerini takip edebilecekleri bir duruş alıp bakışlarını Nafız’a çevirmişlerdi.

‘’Bak sen şuna, bana mı atarlanıyorsun sen!’’

Her ne kadar tek kaşını kaldırarak konuşmuş olsa da, Kan Tanrısının sesindeki neşe dikkatlerden kaçmayacaktı. Zafer kazandıktan sonra küstahlık yaparak bunu süslemek, bir savaşçının en doğal hakkıydı.

‘’Yalnız, senin yaptığın gider benim anca hoşuma gider artist!’’

Sözlerini bitiren Nafız parmaklarını gevşeterek elindeki kellenin yere doğru düşmesine izin verdi, yavaşça ilerleyen kesik başın üzerindeydi tüm gözler.

Herkes yere değeceği ana kilitlenmişken, Kan Tanrısı birden sağ ayağını ileri savurup yerle karışık vuruşunu gerçekleştirecekti, bu beklenmedik hareket karşısında savrulan kelle daha öncekinden daha fazla ses çıkararak ilerlemeye başlamıştı.

Bu sefer kalabalık düşman savaşçılarının içinde doğru ilerliyordu güzel kadının bedeninden ayrılan başı, çilesi daha bitmemişti anlaşılan. Yaşarken kibrinden yanın yaklaşılmayan kadının, tüm günahlarının bedelini ödüyordu sanki kesilmiş başı.

İkinci yolculuğu da uzun sürmeyecekti, hızını kaybettikten sonra yere düşüp bir çift ayağın yanına yuvarlanıverdi. Etrafı kalabalık ork grubu tarafından sarılıydı bu sefer, hepsi büyük bir şaşkınlık içinde dona kalmıştı.

Nafız gelişigüzel yollamamıştı kesik başı, kalabalığın hepsini tanımasa da içlerinden birinin yüzüne epey aşinaydı. Onları kabileye vardıklarında karşılayan bu kişi, ilk Ork Kurultayında da hep en önlerde yer almıştı.

İsyancı kabilenin reisiydi onun hedefi, tam olarak onun ayaklarının dibindeydi artık şeklini kaybetmek üzere olan kelle. Bak diyordu Nafız, o çok güvendiğin insanların bir tanesinin sonunu kendi gözlerinle gör.

Kan Tanrısı ne kadar isterse istesin kabilenin reisi gözlerine inanamıyordu şu anda, daha sabah kendisini it gibi tersleyen bir kişinin cansız başı önündeydi. Bunu yapan kendisi gibi bir orktu, belki de kabilesinden gönderdiği yeni doğanlardan biriydi.

Bedeni delicesine titriyordu, gözünü diktiği bir noktaya bakışlarını sabitlemişken gerçekleştirebildiği tek eylem titremekti. Acıdan veya korkudan değildi bu hali, içini kaplayan onu bir mengene gibi sıkan şey sadece pişmanlıktı.

Geç kalınmış bir duyguyu yaşamasının etkileri, dalga dalga kabilesinin savaşçılarına da sirayet etmekteydi. Liderlerinin içinde bulunduğu durum ve güvendikleri insanlardan birinin sadece öldürülmeyip aynı zamanda maskaraya da çevrilmesi, içlerindeki savaş arzusunu söndürecekti.

Sol taraftaki binlerce orkun ilerleme adına hiçbir inançları kalmamıştı, istem dışı olarak adımlarını geriye doğru atmaya başladılar.

 Siyah zırhların içindeki orklar ve kendileri durmuştu lakin totemden fırlamış olan vahşi yaratık ruhları durmuyordu. Belki ortaya çıkmaları kesilmişti artık fakat yok edilmedikçe delice akın etmeyi bırakmıyorlardı, sanki sonsuza kadar onları takip etmek için yemin etmişti bu yaratıklar.

Güzel kadının ölümü ve sonrasında yaşananların yarattığı dalgalanma bitince, bu kanattaki diğer Elit On üyeleri de harekete geçecekti. Kısa sürede olsa dinlenen dört ve yedi numara tekrardan son sürat düşmanın içine dalmıştı.

Bu ikiliye bir kişi daha katılacaktı, bir numarayı koruma görevi sona eren dokuzuncu da kalkanının hücum maharetlerini sergilemek istercesine atikti şu sıralar.

Üstünde kalın ve uzun dikenler belirmişti ödül zindanından alınan kalkanın, kullanıcısı onu savurdukça çarptığı her şeyi yırtıp atıyor hoyratça parçalıyordu.

Sadece dört numaranın şok dalgaları ile yaptığı saldırılara bile zar zor direnen isyancı kabilenin orkları ecel terleri dökerken, en kısa yoldan geriye doğru kaçmanın peşine düşmüşlerdi.

Bu durum üç savaşçının ekmeğine yağ sürecekti, savaşmak yerine kaçmak için kendilerine sırtlarını dönen düşmanı acımasızca katlederken, bir an bile duraksamıyorlardı.

Sol tarafın durumu on numara içinde yeni opsiyonları beraberinde getirecekti, dikkatini birebir kapışma içinde olan arkadaşlarına verebilecek, onlara yardım ederek düşmanlarını öldürmelerini sağlayabilecekti.

Okçu olarak asli görevlerinden biri de, destek birimi olarak en fazla fayda sağlayacağı arkadaşına yardımcı olmaktı. Gözleri ile süren mücadeleleri taradığında bu düşüncelere sahipti, dört kapışmanın içinden en mantıklısını arıyordu.

İki bedensel savaşçının mücadelesinin üstüne gelen bakışları bir an bile durmadan uzaklaşacaktı, demirin demirle dövüldüğü ortamda onun ok uçlarını çubuk kraker diye yerdi bu iki canavar.

Dikkatini dönüşüm geçirmiş üçüncü ve Boz Sırtlanlar’ın liderine çevirdi, aynı anda telaş içinde kaçışan kır saçlı adam ile göz göze geldiler. Beklemediği bu olay karşısında irkilmişti onuncu, bakıldığında ölümün pençesinde çırpınan adam bir yandan da onu mu gözlüyordu.

Buradan da ekmek çıkmayacaktı ona belli ki, arkadaşı ne kadar saldırgan takılsa da rakibi sakindi ve çevre kontrolü yapmayı ihmal etmiyordu.

Üçüncü dövüşe yöneldiğinde etrafa saçılan kıvılcımlar dikkatini çekecekti, mızrak ve uzun ince kılıç delice çarpışmaktaydı. Bu mücadeleyi izleyenlerin tüm dikkati bu ışık oyunlarındaydı fakat okçu olan on numara başka bir şeyi daha görebiliyordu.

İki silahın rotaları onun için en önemli olan noktaydı, sürekli hareket halinde olan ikilinin atak yönleri de çok değişkendi. Yüksek hızda ve her yönden saldırı düzenleyen iki kişinin arasından, okunu geçirip düşmanı vurmak çok zordu.

Üç savaş alanından umduğunu bulamayan siyahlar içindeki okçu son şansına yöneldiğinde, maskesinin içinde kalan ağzı kulaklarına doğru yola çıkmıştı zira buraya doğru ilerleyen bir arkadaşı daha vardı.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Eğer yenmesi senin elinde olmayan bir savaşa girmezsen, yenilmezsin.

Epiktetos




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 702

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 634

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 550

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 535

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 458

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 384

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 368

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 349

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 323

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 298

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 113

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 101

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 88

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 66

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 34

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 33

Ölü Soy
Ölü Soy
Beğeni Sayısı: 24

White
White
Beğeni Sayısı: 24

Art Of War
Art Of War
Beğeni Sayısı: 24

Site İstatistikleri

  • 5785 Üye Sayısı
  • 100 Seri Sayısı
  • 9277 Bölüm Sayısı


creator
manga tr