“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 132-Miloş


Uzun boylu ağaçların sık bir şekilde dizildiği korunun içinde olanlardan, taşıma amaçlı mekanik aracın yanında sohbet edenlerin haberi yoktu. Casusluk yapmak isteyen adamın koruduğu mesafe çok idealdi, kendi ölümünün sesleri dahi hedefindeki orklara ulaşamamıştı.

‘’Gel bakalım Alis Efendi, bu akşamki yemeğin hazır!’’

Nafız çağırdığı güç hayvanına yerde ölü halde yatan adamı gösterirken, büyük bir gülümsemeyi suratına kondurmuştu. Bu aralar Alis ile araları iyiydi ve böyle kalmasını istiyordu Kan Tanrısı.

Minik beyaz tavşan işaret edilen yere bakınca hemen kafasını Nafız’a doğru çevirecekti, memnuniyetsizliği bakışlarından belli oluyordu. Bunun olacağını tahmin etmişti Kan Tanrısı, bir süre adeta somurtan güç hayvanına baktıktan sonra tek kaşını kaldırarak konuşmaya başladı.

‘’Beğenemedin mi paşazade? Sen beni tanıyamamışsın daha, bir tadına bak sonra konuşalım!’’

Karşısında sanki bir insan varmış gibi davranıyordu Nafız, güç hayvanı niceliğe takılsa da o yemeğin niteliğine çok güveniyordu. Alis şu ana kadar ork veya düşük seviye insanlarla beslenmişti, büyülü bir saldırı yapacak kadar gelişmiş birini ilk defa yiyecek olduğundan sonuç baştan belliydi.

Nitelim minik beyaz tavşan istemeye istemeye ilk ısırığı aldıktan sonra beyninden vurulmuşa döndü, çıkardığı seslerden anlaşıldığı kadarıyla zevkten dört köşe olmuştu.

‘’Yavaş ye yavaş, önünden alan yok!’’

Boz Sırtlanlar’ın üyesini yemeye o kadar dalmıştı ki Alis, arada kendisine takılan Nafız’ı görmezden geliyordu. Her güzel şeyin olduğu gibi bu yemeğinde sonuna gelinmişti, güç hayvanı boncuk gibi kırmızı gözleriyle ona bakarken Kan Tanrısı ‘da gülerek onu izliyordu.

‘’Nasıl dediğim kadar var değil mi? Öyle bakma şimdi bana, yarına kadar sabret. Tahmin ediyorum ki gideceğimiz yerde bunlardan birkaç tane daha bulabileceğiz!’’

Siyahayı’nın paralı askerlerle anlaşma yaptığını öğrenen Nafız, dokuzuncu kabilede onları bekleyen durumu kabataslak tahmin ediyordu. Sıra, haberi her şeyden habersiz şekilde dinlenen ekibine vermeye gelmişti. Ortam hazır gibiydi, adımlarını Elit On ‘un oluşturduğu çembere atınca doğal olarak etraf sessizleşecekti.

‘’Yarın için size birkaç uyarıda bulunacağım, bana kalırsa yurtlarını bırakıp kaçan iki kabile ile beraber kıtanın dışından bazı kişilerde bizi son durağımızda beklemekteler. Kalabalık ork savaşçılarının yanında bu sefer yüzleşmeniz gereken uzamanlar olacak, yeni gelin gibi nazlanan arkadaşların götünü göreceğiz yarın!’’

Elit On’u durumdan haberdar eden kan Tanrısı ilk üç sıradaki savaşçılara da mesajını yollamıştı, ak koyun kara koyun yarın belli olacaktı. Bir önceki konuşmadan sonra hafiften havaya giren savaşçılar şu anda alev almak üzereydiler, ellerinde olsa hemen yola çıkacaklarına şüphe yoktu.

Sakin geçen günün ardından gelen çalkantılı gece sabahın ilk ışıkları ile sona eriyordu, Elit On çoktan aracın içindeki yerlerine oturmuş hareket etmesini bekliyorlardı.

‘’Miloş rotayı gir, gencolar bakışlarıyla yiyecek yoksa beni!’’

Liderleri son durağın bilgilerini araca girerken, on tane savaşçı da benzersiz auralarını salmıştı. Bu durum yolculuğun başından beri istediği şeydi Nafız’ın, akşamki konuşmanın etkileri güçlenerek sürüyordu.

Araç hareket ettiği an kabinin içindeki atmosfer bir kademe daha ağırlaşacaktı, bu durum Nafız’ı etkilemezken Miloş’ un da keyfi yerindeydi. Gelecek neslin ataları olacak savaşçıların eğitmeni olan bir kişi için, bu çok normaldi zira o da dört sene önceki koruma değildi.

Kendisi Ruh Mührü ile Nafız’a bağlı olsa da hiçbir zaman aşağılık bir köle muamelesi görmemişti. Bunu anladığı ilk an, Nafız’ın kendisine saldıran Alyon’ un kızını herkesin içinde ölümün eşiğine getirdiği zamandı.

Orkların içinde her zaman ayrı bir statüde oldu, sahibinin öğrencisiyle bile dövüşürken tamamen özgürdü. Belki de hayatı boyunca ilk defa yeteneklerinin ve zekâsının hakkını sonuna kadar aldı, kendisine güvenildi, kritik görevlerde ağır sorumluluklar üstlenmek zorunda bırakıldı.

Hepsinden de yüzünün akıyla çıkmıştı Miloş, gururu tavan yapmıştı. Yıllarca kendisinden aşağı insanlara korumalık yaparak yitirdiği öz güveni, yavaş ama emin adımlarla yerine geliyordu.

Kan Tanrısı ondan hiçbir şeyi esirgememişti, gelişim kaynakları, silahlar, ihtiyacı olduğu her an sorgusuz sualsin kendisine sağlanmıştı. Hız ve suikast becerileri Usta düzeyin zirvesindeyken geçen süre zarfında Mükemmel düzeyinin sınırına kadar gelişme gösterecekti.

Kutsal Toprakları hâkimiyetlerine aldıklarından beri sadece orklara açık olan ödül zindanından yararlanan tek insan yine Miloş’ tu. Nafız hariç kimse nasıl bir hediye aldığını bilmiyordu, kendisiyle sık sık sohbet eden kanka oldukları Kitapkurdu’na dahi ser verip sır vermemişti.

‘’Miloş ne dersin, yeteneklerini sınamak için yeterli bir kişi çıkar mı karşına bugün!’’

Kan Tanrısı yanı başında oturan adamın uzun süredir ciddi bir savaşını görmemişti, bugün diğer on kişi ile beraber onun da harekete geçmesini umuyordu.

‘’Efendim, ben savaşçılarıma güveniyorum, beni savaş alanına indirecek kadar güçsüz değillerdir!’’

Elit On’ un gözlerinin içine bakarak konuştuktan sonra hızla Nafız’a doğru dönecekti Miloş

‘’Yine de benim savaşımı izlemekse arzunuz, sadece izin vermeniz yeterli. Sanıyorum rakibim olacak kişi de dört gözle bu günü beklemektedir!’’

Belki bu istediği defalarca dile getirmişti Kutsal Topraklar’ın en yetkili adamı, her seferinde Kan Tanrısı ona olumsuz yanıt verecekti.

‘’Yine mi aynı konu, istediğini yaparsam ne olacak? Ben sana söyleyim, iki adamımdan biri diğerini sadece daha iyi olduğunu göstermek için öldürecek!’’

Sesinin tonu bir perde yükseldi dişi orkun, ancak derin bir nefes çektikten sonra konuşmasına devam etmek zorunda kalmıştı.

‘’Ne seni ne de Sangre’yi salak bir dövüşte kaybetmek istemiyorum, bu fikri aklınızdan çıkarın!’’

Kan davasına dönmüş bir meseleydi bu, iki savaşçının birbirlerine girmesinin önündeki tek engel Nafız’dı. İlk dövüşlerinin üstünden seneler geçmesine rağmen ikili arasındaki gerilim azalmamış, aksine nefes aldıkları her an git gide çoğalmıştı.

‘’Nasıl isterseniz efendim!’’

İçinde fırtınalar kopsa da kendisini dizginlemeyi biliyordu Miloş, bu konuda ilk dövüşün kazananı olmasın payı da büyüktü. Sebat ederek, gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bu olaya hazırlanmak dışında elinden gelen bir şey yoktu, uzun süredir rakip oldukları orkunda gözünden okuyordu bu düşünceler.

‘’Durun!’’

Muhabbete daldıklarından zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı aracın içindeki ikili, güneş çoktan tepeye çıkmış kendileri de dokuzuncu kabilenin sınırlarına girmişlerdi. Aracın önünü kesen bir grup orkun bağrışmaları olmasa bunun bile farkına varamayacaklardı.

‘’Çabuk dışarı çıkın!’’

Araç durduktan sonra tok bir ses emir kipi kullanarak onlara seslenmişti, Elit On her an savaşmaya hazırken Nafız keyifle gülümsüyordu. Tüm bu ritüel onun eğlenmesi içindi sanki, içinde bulundukları aracın önüne birileri geçince durmasının tek nedeni de buydu.

‘’Dışarı çıkın dedim size!’’

‘’Geldim patlama!’’

Kan Tanrısı ikinci sefer daha da sert bir şekilde bağıran muhafıza cırtlak bir tonla cevap vermişti. Eliyle kalanlara siz oturun işareti yaptıktan sonra bir hamlede araçtan dışarı fırladı.

‘’Kimsin sen, neden kabilemizin sınırlarındasınız?’’

Her yerde aynı muhabbet diye düşündü Nafız, bu soruyu hiç duymadıysa en az beş kere işitmişti. Değiştiremediği bu durumdan dolayı, yapılacak en mantıklı işi yaparak kendisine eğlenecek bir şey çıkarıyordu Kan Tanrısı.

‘’Kabile kabile Ork Stepleri programından geliyoruz biz, yöresel yemeklerinizden tadacağımız bir program çekmek için geldik!’’

Aptala dönmüştü muhafız, hayatında ilk defa duyduğu şeyleri sindirmenin telaşına düşmüştü şu sıra. Yüzünde tuhaf bir ifade belirdi, işte tam da burası Nafız için paha biçilmezdi. Seçilmiş savaşçıların son sınavları için çıktıkları bu yolculukta, onun can sıkıntısını giderdiği yegâne zamandı bu anlar.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

Bir gün uyandığında, yapmayı isteyipte yapmadığın şeyler için zamanın kalmadığını fark edeceksin.

Paulo Coelho

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 702

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 631

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 546

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 532

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 455

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 384

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 367

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 349

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 321

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 297

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 113

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 102

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 88

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 65

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 34

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 33

Ölü Soy
Ölü Soy
Beğeni Sayısı: 24

White
White
Beğeni Sayısı: 24

Art Of War
Art Of War
Beğeni Sayısı: 24

Site İstatistikleri

  • 5751 Üye Sayısı
  • 97 Seri Sayısı
  • 9163 Bölüm Sayısı


creator
manga tr