Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 131-Son Uyarı


Sabah olduğunda sıra yedinci kabiledeydi, toplam dokuz isyancı kabilenin sonunu getirmek için yola çıkan grup sonraki hedefine doğru harekete geçecekti.

Güneş tam tepelerine geldiğinde hedeflerine ulaşmışlardı fakat görünürde ne bir ork ne de kabile vardı. Boş ve yıkılmış çadırlarla süslenmiş ovada ölüm sessizliği hâkim iken, savaşacak olmanın heyecanı ile kavrulan savaşçılar da, bu duruma epey bozulmuştu.

‘’Görünüşe göre bunlar başlarına geleceği anlayıp kirişi kırmışlar!’’

Nafız ilgisiz gözlerle etrafa bakındıktan sonra arkasını dönüp kendilerini taşıyan araca doğru ilerlerken umursamaz bir ses tonu ile konuşuyordu. Peşi sıra geri dönen Elit On ve Miloş’ la beraber, bir sonraki kabileye doğru yola çıkmaktan başta yapacak bir şey yoktu.

Sekizinci kabilede onları bekleyen manzara da pek farklı olmayacaktı, acele ile kaçıldığını belli eden emareler her köşeden onlara göz kırpıyordu. Gece karanlığı çökmeye başlamışken, kamp yaparak dokuzuncu ve sonuncu kabileyi ele geçirmek için dinlenmeyi seçti ekip.

‘’Hayırdır artistler, ne oldu sinir mi yaptınız?

Elit On üyeleri karşılarına düşman çıkmaması nedeniyle gerilmişti, sayıca az oldukları için rakipler onları gözlerine kestirmişti hep.  İlk defa bugün savaşacakları iki kabilede yerleşim yerlerini bırakıp kaçmıştı, bu durum alışık olmadıkları yeni bir olaydı.

‘’Efendim, düşmanlarımızı aramamız gerekmez miydi, yakınlarda bir yerde saklanarak bizi pusuya düşürmesinler!’’

Soruyu soran dokuz numaraydı, tekniği ve mizacından dolayı temkinli olmak onun ruhuna işlemişti.

Nafız bu sorunun geleceğini tahmin ediyordu, iki kabilenin birleşip son savaşta onlara arkadan saldırma şansı vardı.

‘’Hiç merak etmeyin nasıl adımın Nafız olduğunu biliyorsam, kaçan korkakların bizi dokuzuncu kabilede beklediğine de o kadar eminim!’’

Duydukları bu sözlerden sonra savaşçıların gözlerindeki bakışlar değişti, ellerinden kaçırdıkları hainler birlik olmuş onları bekliyorlardı. Başından beri sıkkınlık emareleri gösteren ilk üç bile yavaş yavaş havaya giriyordu sanki.

‘’Sizin için ufak bir de değişiklik yaptım, son savaşta acıma olmayacak. Bizim geldiğimizi biliyorlarsa şartlarımızdan da haberleri olmalı kaçan kabile üyelerinin, bu demektir ki esir olarak madenlerde çalışmak istemiyorlar!’’

Kan Tanrısı’nın çıkarımı gayet mantıklıydı, eğer teslim olacak olsaydılar geride kalıp onların gelmesini beklerlerdi.

‘’Dokuzuncu kabile tüm sığınmacıları kabul ettiği için baştan kararını açıklamış oldu, nasıl yaparsınız bilmem ama son kişi ölene kadar durmayacaksınız!’’

Gözleri ilk üçün üstündeyken sözlerini tamamlayan Nafız, oturduğu yerden kalkarak kamp yaptıkları yerin biraz uzağındaki korunun içine doğru ilerledi. Emrini vermişti, bağışlama veya esir alma yoktu, taş üstünde taş kelle üstünde baş bırakmayacaklardı.

Elit On yarın yapacakları mücadelenin havasına girerken, Nafız’ da yavaşça yüksek ağaçların arasına adımını atmıştı. Ticaret bölgesi ikliminden dolayı ormanlık alanı bol bir yerdi, şu anda kenarında kamp yaptıkları koruda bunlardan biriydi.

Sakin bir şekilde ilerleyen Kan Tanrısı, derinlere doğru sıcaklığın düştüğünü içine düşen bir ürperti sayesinde anlamıştı. Bu durum güneşin tepede olduğu gündüz vakti olsaydı normal karşılanabilirdi fakat gece neredeyse yarılanmıştı, belli ki bu işte başka bir iş vardı.

Bir anda durdu Nafız kafasını kaldırmadan boşluğa doğru seslendi

‘’Daha ne kadar izleyeceksin, kendin gelir misin yoksa seni ben mi alayım aşağıya!’’

Son kelimesi ile bakışlarını çevirdiği daldan hışırtı eşliğinde zıplayan bir figür, hızla ondan uzaklaşmaya başlamıştı. Bir nefes geçmeden tepki vermişti bu kişi lakin bu geçen süre karşısındaki kişi için çok uzun bir zamana tekabül ediyordu.

‘’Gel buraya!’’

Sağ bileğinden uzun bir kırbaç az önce hareketlenmenin yaşandığı yerin biraz ilerisine doğru fırladı, kan kırmızı rengi ile adeta karanlığı yararak ilerliyordu.

Sertçe kolunu geri çekti Nafız, bununla beraber bedenine dolanmış kırbaçla beraber bir gölge yere düştü

‘’Bamm!’’

‘’Bunu sen istedin geber pis ork!’’

Kan Tanrısı silahı ile yakaladığı şeye bakmak için yaklaştığında, buz ve kardan oluşan bir akım üstüne hücum etti, saldırının kaynağı az önce kaçmaya çalışan kişiydi.

Ağzından çıkan buz temelli büyü saldırısı ile son kozunu oynamıştı belli ki, suratındaki damarlar şişmiş olmasına rağmen durmaya niyeti yoktu.

‘’Şakkkkkk!’’

Kendisi istemese bile yediği okkalı bir tokat ile tekniği son bulacaktı, ağzının yeri değişmişti adeta, gördüklerine inanamamış bir vaziyette karşısındaki dişi orka bakıyordu

‘’Leş gibi nefesini üstüme ne üflüyorsun, ne yediysen köpek ölüsü gibi kokmuş ağzın!’’

Normal bir kişiyi buzdan heykele çevirecek saldırısı onun gizli silahıydı, özellikle bu kadar yakın bir mesafeden işe yaramadığı hiç olmamıştı.

‘’Ne bakıyon bön bön çok mu şaşırdın, kış günü sabah altı ayazında sırtımızda bir ceket çok yollara düştük biz, senin bu deve osuruğu gibi saldırından mı etkilenicem!’’

Nafız şu sıra havasını basıyordu, aldığı element korumasının sayesinde buz temelli teknikten etkilenmemiş olsa da, bunu herkesin bilmesi gerekmezdi.

‘’Sen kimsin!’’

Yediği tokatla beraber suratını kapatan peçesi açılan bu kişi bir erkekti ve yaşadıklarının şokunu atlatamadığından panikle bağırmıştı.

‘’Asıl sen kimsin aslanım, Ork Stepleri ne zamandan beri buz saldırıları yapabilen insanların yolunun düştüğü bir yer oldu!’’

Gayet mantıklı bir soruydu bu, şu anda kıtanın nispeten iç bölgelerindeydiler. Buralarda ticaret kervanı yöneten kişiler hariç, insanların görülmesi pek alışık olunan bir şey değildi.

Daha da ilginci bu kişi gizlice onları gözetleyen ve üstüne üstlük büyü saldırısı yapabilen bir insandı. Kamp alanına yerleştiklerinden beri bu kişi ormandan onları izliyordu, belli ki kaçan iki kabileye de bilgi temin eden kişi kendisiydi.

‘’Ben, Boz Sırtlanlar paralı asker organizasyonunun bir üyesiyim, burada bir iş için bulunuyorum. Kamp yaptığınızı gördüm, bir yanlış anlamaya yol açmamak için kendimi ormanda gizlemek zorunda kaldım.’’

‘’Bende bunu yedim değil mi? Sen bana bir baksana ibiş, ya hemen konuşursun ya da ben seni düdük gibi öttürmesini çok iyi bilirim!’’

Nafız, karşısında aptalı oynayan adamın sözleri nedeniyle sinirlenmişti, her şey apaçık ortada iken nasıl bir pişkinlikti bu.

‘’Bana hiçbir şey yapamazsın, aksi halde bağlı bulunduğum organizasyon nerede olsan seni bulur ve öldürür!’’

Kibirle konuşmuştu yüzünde koca bir el izi olan adam, cüretkâr bakışlarından söylediği her kelimeye sonsuz bir inancı olduğu okunuyordu.

‘’Anladım, sanırım hayatını kaybettiğin anların başkaları tarafından görülmesine izin veren bir büyü var üstünde!’’

Kan Tanrısı’nın suratı düşmüştü, eli ayağına dolaşmış gibi bir hali vardı duyduklarından sonra, hatta yakaladığı adamı saran kırbacının kavraması bile bir miktar zayıflamıştı.

‘’Doğru bildin, ölmeden önce geçirdiğim atmış nefes içinde gördüğüm ve duyduğum ne varsa hepsi organizasyon merkezine aktarılacak, şimdi önümde secde eder af dilersen belki senin canını bağışlarım!’’

Dişi orkun zayıf ve kararsız düştüğünü gören adam hemen yüklenmişti, düşmanı bir açık verdiği an canını alacaktı.

‘’Demek öyle, yani şu anda beni izliyor organizasyonunun büyükleri, o zaman biraz saygılı olmak icap eder!’’

Nafız’ın ses tonu titrekti fakat söylediği sözlere bir anlam verememişti karşısındaki adam

‘’Boz Sırtlanlar! Bu iç işlerimize ikinci müdahale edişiniz, ilkinde neler olduğunu gayet iyi biliyorsunuzdur!’’

Sözleri biter bitmez, kırbacı ile yakaladığı adamın kafasını iki eli ile kavrayacaktı Nafız

‘’Bu size son uyarım, organizasyonunuza ait bir kişiyi daha karşımda görürsem ölmek için yalvarmanıza dahi izin vermem!’’

‘’Kırakkk!’’

Suratında kırmızıdan mora dönmüş bir ize sahip olan adamın boynu, Kan Tanrısı’nın konuşması bitince bir tuhaf hal almıştı. Eskiden çenesinin olduğu yerde şu an alnı vardı, neredeyse fiyonk olmuş boynu ile kafası, araba süsü olarak kullanılan köpek figürünü anımsatıyordu

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

 Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.

Platon

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 979

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 921

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 761

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 723

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 604

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 519

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 496

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 447

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 71

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8872 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13798 Bölüm Sayısı


creator
manga tr