Korku dağları bekler. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 126-Elit On


‘’Ayıpençesi emin misin? Durum gittikçe kötüleşiyor oğlum, isyancılar tutunmayı başardılar!’’

Az önceki hiddetli adam gitmiş, yerine endişe içindeki yüz haline sahip yaşlı bir ork gelmişti. Yanında duran daha genç savaşçıya bakarken, gözlerinde korku emareleri vardı.

‘’Baba, aklımda bir plan var, casuslarımızın getirdiği haberlere göre birçok küçük kabile kurulmuş isyancıların hâkimiyetindeki bölgelerde. Bu fırsatı kaçırmamalıyız, yeni reislerin akıllarını çelip yanımıza çekebilirsek iç karışıklık yaratabiliriz!’’

Oğlunun sözleri sonrası biraz morallenir gibi oldu Ork Lordu, başındaki karanlık bulutları dağıtmak için yerinden hızla kalkıp çadırının dışına attı kendisini.

İşler aynen planladıkları gidecekti, Alyon’un hâkimiyeti altındaki topraklarda, idare dağıtıldıkça kontrolü zorlaşıyordu. Baştan çıkarılan bazı kabile reisleri bağımsızlıklarını ilan etme bahanesiyle, Ana Ork Kabilesi ile ittifaka gitmişti.

Bir süre olanları sadece izlemekle yetindi Alyon ve Nafız, Siyahayı’dan destek almalarına izin verdiler, onlarda kendilerine isyan eden kabilelerin yakınındaki sadık reislere savaşçı yardımında bulundular.

Pek az kişi bunun amacının büyük çapta bir sınav olduğunu anlamıştı, isyancıların başının hemen ezilmediğini gören birkaç kabileden daha ihanet haberi gelecekti. Büyük Kurultaydan sonra geçen yaklaşık bir yıl içinde, Ticaret Bölgesi kabilelerinin yüzde yirmisi bağımsızlıklarını ilan ederek Ana Kabilenin kanatları altına girmişti.

Bunların tümü Siyahayı’nın topraklarına yakın olan kısımdaki yerleşim birimleriydi, kendilerini idame edebildiklerini anlayınca da ilk işleri içlere doğru ilerlemeyi denemek olacaktı. Sadık kabileler ile savaşmaya başladılar, vaatler ve iktidar duygusu tarafından sarhoş edildiklerinden şuursuzca hareket ediyorlardı.

Bıçağın kemiğe dayandığı anlar yaşanıyordu sadık kabilelerde, verilen desteklere rağmen hainlerin saldırıları hız kesmeden sürmekteydi.

Tüm bu olan bitenin arasında bir taşıma amaçlı mekanik araç boş topraklarda son hız ilerliyordu, içinde on iki savaşçı vardı. Hepsi ork olan on tanesi siyah deri zırhlar kuşanmıştı, kapüşonları çekili yüzleri burunlarının üstüne kadar kapalıydı.

‘’Miloş kurdeşen dökecek bu çocuklar, bir iki delik açsaydınız şu zırhlara!’’

Kan Tanrısı ayaklarını uzatmış keyifle dışarıyı seyrederken, karşısında sıralanmış savaşçıları inceliyordu, tornadan çıkmış gibi bir boy olan orkların zırhlarıydı şu anki dalga malzemesi.

‘’Efendim, gizlilik en önemli önceliğimiz! Bu kişiler ork ırkının geleceğini temsil ediyorlar, şuncacık cefayı çekmek zorundalar!’’

Üzerine konuşulan kişilerde en ufak ses, hareket, hatta mimik dahi yoktu, oturdukları yerden konuşulanları dinlemekteydiler.

Alyon’un hedeflediği elit ırkın ilk aşamasıydı onlar, kabilelerinden seçilmiş, Ork Savaş Akademisinde sivrilmiş, Kutsal Topraklar’ da kendilerini kanıtlamışlardı. Verdikleri hissiyat ork savaşçılarından çok, her an can almaya hazır bir kılıç gibiydi.

Özenle seçilmişlerdi, deri zırhlarının içinde kim olduklarını ayırt etmek onları uzun süredir tanıyan bir kişi için dahi çok zordu. En büyük işaretleri sol kollarındaki kırmızı ork yumruğu çizimiydi, ilk zamandan beri Alyon’un kullandığı bu sembol o ve arkadaşını simgelerken, artık özel taburun kollarını da süslüyordu.

‘’Yiğitlerim kısa süre sonra düşman topraklarında olacağız, size hazır mısınız diye sormayacağım!’’

Yerinden kalkan Miloş, istim üstündeki ekibine bakarak konuşmaya başlamıştı

‘’Sizler yüzbinlerce orkun içinden seçilmiş kişilersiniz, her anında ölümle yüzleştiğiniz eğitimlerden geçtiniz ve şimdi ne olduğunuzu gösterme vaktinizdir. Irkınıza ihanet eden kişileri cezalandırmak sizin göreviniz, atalarınızın lütfunu hak ettiğinizi kanıtlayın!’’

‘’Emredersiniz!’’

Liderlerinin sözleri sonrası aynı tonda kükremişlerdi, hikâyeleri aynı olan insanların eylemleri de farklı olamazdı. Verilen emir nedeniyle tüm küçük kabilelerinin Savaş Akademisi’ne yolladığı ilk parti orkun içindeydiler, burada üç ay dönümü kaldıktan sonra kendilerine verilen teknik üzerinde ilk düzey kontrol testini geçmişlerdi.

Bu başarıları sonucu istikametleri Kutsal Topraklar’dı, arkalarında doğdukları topraklarla beraber birçok ölü arkadaşlarını da bırakmışlardı. Aldıkları eğitim hikâye değildi, başarısız olanların sonu, diğerlerine yem olarak gelişimlerini sağlamaktı.

Bu acımasız metot burada son bulmayacaktı, şartlar zorlaşmasına rağmen artık ölüm tehlikeleri yoktu. Binlercesinin içinden gelmişlerdi, ne olursa olsun önemli savaşçılardı veya en azından dışarıdan görülen buydu.

Kutsal Topraklar’ da başarısızlığın cezası diğerlerinin kum torbası olmaktı, her gün elitler tarafından dövüşlerde eziliyor, yetersizlikleri bir çekiç gibi kafalarına vuruluyordu. Tekniklerinde Usta düzeyin sınırına ulaşanlar ataların lütfuna kavuşurken, onlar ise bir sonraki partinin dâhileri için meze oluyorlardı.

Aracın içinde oturan ork savaşçıları seçkinlerin içinde en iyileriydi, ilk onu oluşturan bu grup son sınavlarını vermeye giderken son derece sakindiler. Son iki aylarını, Kan Tanrısı’nın özel çalışma metotları doğrultusunda eğitim görerek geçiren savaşçıların aklında tek düşünce vardı ‘O zaman olmadıysa artık kimse beni öldüremez!’

Sangre ve Jashua’nın da katıldığı bu seanslara dayanmışlar, kimi zaman Nafız’ın bizzat kendisi ile bile dövüşmek zorunda kalmışlardı.

‘’Durun! Araçtan inip kendinizi tanıtın!’’

Sertçe duran aracın önüne bir grup ork savaşçısı dizilmişti, ellerinde savaş baltaları bakışlarında küstah bir tavır vardı.

‘’Velet, git şefine söyle hemen gelip yerleri öperek af dilesin!’’

Aptala dönecekti az önce kibirle konuşan ork, bir şey söylemek istediğinde önce başaramayıp kekelemiş, ancak birkaç nefes alıp verdikten sonra bunu başarabilmişti.

‘’Ölümünüze susamışsınız, kellerinizi gümüş tepsi ile sunacağım şefime!’’

‘’Saldırın!’’

‘’Öldürün!’’

Yanındaki arkadaşları ile savaş çığlıkları atarak saldırıya geçtiklerinde, Miloş gözleri ile bir savaşçısını işaret etmişti.

Bu kişi verilen emri anlamış, hemen elini koynuna atıp aracın yan tarafında bulunan açıklıktan bir şeyi dışarı savurmuştu. Bir nefes sonra, altın renkli, daire şeklindeki cisim dönerek ön taraftan saldıran gruba doğru ilerledi, falso alarak ilk hedefini bulduğunda sonuç çarpıcı olacaktı.

Son derece keskin kenarlara ait bu nesne boynuna isabet ettiği orkun kafasını uçurmuştu, işin daha da ilginci hızını kaybetmemişti aksine bir sonraki düşmana doğru ilerliyordu.

Bir hat üstünde nakliye amaçlı araca doğru saldıran savaşçılar ne olduğunu anlayamayacaktı, bedenlerinden ayrılan başları teker teker yere düştükten sonra, dışarı çıktığı açıklığın tam karşısından içeri girecekti altın rengindeki cisim.

Saldırıyı gerçekleştiren ork, hızla kendisine ait olan silahı yakalayarak koynuna geri sokmuştu. Gözlere takılan rengi olmasa normal birinin olan olayı görmesinin imkânı yoktu, bu sırada ödül zindanından aldığı silahını gizleyen savaşçı sanki hiçbir şey olmamış gibi arkasına yaslanmış, kendisine emri veren kişiye bakıyordu.

‘’Tebrik ederim seni yiğit savaşçı, chakram üzerindeki meziyetin her geçen gün artıyor! Sizde aynı fikirde misiniz efendim!’’

Miloş keyifliydi, bir saldırı ile ona yakın düşmanı öldürmüştü emrindeki savaşçı, bu konu hakkında övünmek istemişti belli ki.

‘’Atalarımız doğru söylemiş; Söz gümüşse sükût altındır diye!’’

Nafız kısa konuşmuştu, sözlerinin birçok anlamı vardı. Kafalarını gümüş tepsi içinde sunmak isteyen boşboğaz orkun sesi, kellesi altın bir chakram ile koparılarak kesilmişti.

Bunun yanında Miloş’ un gereksiz heyecan yaparak çok konuştuğu anlamı da çıkıyordu söylenenden, bunu fark eden komutan başını eğerek yerine oturmuştu. İçinde bulundukları araç tekrar hızlanırken hedeflerine çok yaklaştıklarını anlamışlardı, Kan Tanrısı hariç herkes dikkat kesilip her an saldırıya uğrayacakmış gibi vaziyet alacaklardı.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İnsanın şerefiyle yaşayabilmesi için en kısa ve en emin yol, olduğu gibi görünmektir.

Sokrat

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 953

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 898

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 741

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 705

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 583

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 517

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 491

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 477

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 433

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 423

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 191

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 187

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 156

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 152

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 135

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 129

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 81

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 69

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 53

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 52

Site İstatistikleri

  • 8331 Üye Sayısı
  • 197 Seri Sayısı
  • 12938 Bölüm Sayısı


creator
manga tr