“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 125-Küçük Çocuk


Karanlıkların içinden bir figür bu çağrıya cevap verecekti, birkaç adım attıktan sonra sessizce konuştu

‘’Efendim!’’

Nafız yavaşça sesin geldiği tarafa döndü, karşısında duran kişiyi baştan aşağı süzdükten sonra elini çenesinin altına koyarak düşünmeye başladı. Gulag’ın zindanlarında ayaklarına kapanan çocuğun, bıraktığı hali ile şimdiki görüntüsü arasındaki farklar Kan Tanrısı’nı şaşırtacaktı.

Jashua üzerine siyah bir takım elbise giymişti, içindeki gömleği kırmızı renkte iken yakasından aşağıya doğru iki düğmesi açıktı. Teni kar beyazıydı genç çocuğun, hiç lekelenmemiş saf bir rengi vardı, soluk dokusu sayesinde sanki ortamdaki az miktardaki ışığı da emiyordu.

Bir an sonra bulutların ardına saklanmış ay ortaya çıktığında her şey daha da netleşecekti, şu anda karşısında alacakaranlık kuşağından fırlamış bir karakter duruyordu. Şu anki hali zaten facia olsa da, Nafız önceki yaşamındaki tipiyle kıyasladığında Jashua’yı kıskanmadan edemeyecekti.

‘’Görüyorum ki fiziksel gelişimin gayet hızlanmış, olduğun yaştan çok daha büyük gösteriyorsun!’’

Doğru söylüyordu Kan Tanrısı, on bir yaşında olması gereken çocuğun boyu neredeyse onun kadardı.

‘’Dönüşümüm başladığından beri bu konu benimde dikkatimi cezbetti, sıradan insanların arasında çok fazla dikkat çekmek istemesem de, bu nedenle mümkün olmamakta.’’

Beyaz tenli çocukta Nafız’ın söylediklerini doğrular şekilde konuştu, sesindeki ağırbaşlılık dikkat çekiyordu

‘’Kan kontrolün ve açlığın ne durumda, seni sıkıntıya sokacak kadar arttılar mı?

Son durumunu merak eden dişi orkun sorusu, yüzünün düşmesine neden olacaktı Jashua’nın

‘’Efendim seviyemin altında kalan kişileri rahatlıkla manipüle edebiliyorum lakin asıl sıkıntı zaman zaman bastıran açlık nöbetleri oluyor. Burada bulunma nedenim, bizzat bu konu hakkında sizden yardım istemektir!’’

Korktuğu başına geliyordu Nafız’ın, kurucu liderin kan özünü alan çocuğun onun özelliklerini göstermeye başlaması çokta uzun sürmeyecekti.

‘’Jashua, artık yaşayacağın yeri değiştirmenin zamanı geldi sanırım. Nikonya’ya döndüğün zaman ailenle vedalaşman ve seninle beraber gelecek olan kişi ile orkların Kutsal Topraklar dediği yere yerleşmen gerekecek. Orada geçireceğin zaman boyunca, vahşi yaratıkları avlayıp açlığını giderebileceksin.’’

Bir süredir bu konu hakkında düşünüyordu Nafız, en mantıklı çözüm gözlerden uzak bu yerde gelişimini sürdürmesiydi çocuğun.

‘’Benimle beraber gelecek kişiyi öğrenebilir miyim? Kendi güvenliği açısından bir tehlike oluşturmak istemem!’’

Jashua gün geçtikçe neye dönüştüğünün farkındaydı, refakatçısının hayatını almayacağını garanti edemeyeceği anları yaşamaya başlamıştı bile.

‘’O konuda endişe etmene gerek yok, çok merak ediyorsan tanışabilirsin tabi ki. Şimal yönünde dört yüz adım uzaktan seni izliyor şu anda zaten kendisi!’’

Panik içinde o yöne doğru dönecekti genç Jashua, aynı anda kan kırmızı uca sahip bir ok gözlerinin önünden geçiyordu.

‘’Kan Savaşçısı Sangre seninle ilgilenecek, gördüğün üzere biraz agresif takılır. Dövüş partneri olarak bu kıtada seninle en iyi eşleşecek kişiyi buldun ufaklık!’’

Bu bir meydan okumaydı, Sangre verilen bu görevden dolayı mutsuz olmuştu, ustasından ve savaştan ayrı kalacak ve sadece ufak bir çocuğa bakıcılık yapacaktı.

‘’Anlıyorum, efendim izniniz olursa bu sıcak merhabaya bir karşılık vermek isterim!’’

Damarlarında Kutsal Kan Tarikatı’nın kurucusunun kanı dolaşıyordu Jashua’nın, nasıl olurda bu durum karşısında sessiz kalabilirdi.

Sağ elini saten kumaştan yapılmış ceketinin iç cebine doğru atarak, bir küçük cam tüpü çıkardı soluk tenli çocuk. Bir an sonra, sertçe bastırarak kırdığı tüpten kırmızı bir sıvı yere akmaya başlayacaktı.

Dokusu ve kokusuna bakılırsa bu sıvı kandan başka bir şey olamazdı, hepsi dökülünce kadar bekledi Jashua. Daha sonra, elini ceketinin göğüs cebinden aldığı kan kırmızısı mendiline sildi ve sadece işaret parmağı ile Sangre’nin bulunduğu yönü gösterdi.

Çoğu toprağı üstüne düşmüş kandamlacıkları hızla önünde belirdiler, uzun çivileri andıran şekilleri vardı. İşaret edilen yöne doğru hızlanırken, gecenin karanlığında zar zor seçilebiliyorlardı.

Normal biri için gelen saldırıyı görmek imkânsız olsa da, bahsettiğimiz kişi Sangre idi. Kan Savaşçısı olarak keskinleştirdiği duyuları ona tehlikenin cepheden geldiğini fısıldıyordu.

Durduğu yerden fırtına gibi ayrıldığında, üstüne gelen kan çivilerinin rüzgârını cildinde hissetmişti, arkasına baktığında ise parçalanmış kayaların parçaları uçuşuyordu.

‘’Anlaşılan o ki siz çok iyi anlaşacaksınız, ben şimdi gidiyorum, etrafı çok dağıtmadan devam edin siz!’’

Nafız arkasında bıraktığı iki kişinin durmayacağını adı gibi biliyordu, it dalaşına başlamışlardı bir kere, kimse bilmese de sabaha kadar kadarda sürecekti bu durum.

Böylece ilk kez yapılan Ork Kurultayı sona ermişti, ilk üç ay sessiz kalan Alyon’un tarafı daha sonra tacizlere yavaş yavaş başlayacaktı. Başıboş kalmış Buzul Bölge’den sürekli gerilla saldırıları yapıyor, Vahşi Bataklık ile Ana Ork Kabilesi arasındaki topraklarda cirit atıyorlardı.

Sıklaşan saldırılar sonrası roller değişmişti, daha önce kendilerinden alınan iki bölgeye sıkça girip çıkan Siyahayı’nın savaşçıları, bir süredir sadece savunma yapıyorlardı. Bu durum üstüne, Ana Ork Kabilesi şefi de emri altındaki savaşçıları toplayacaktı.

Simsiyah bir tenteye sahip dev çadır yanındaki diğerlerinden bir bakışta ayrılıyordu, etrafı dört sıra dizili savaşçılar tarafından korunurken, en yakın yerleşim yeri kendisinden yirmi adım uzaktaydı.

Normal bir ork çadırının on katından daha büyük olan bu yapının içinde hararetli dakikalar yaşanmaktaydı, önünde diz çökmüş savaşçılara bakarak bağıran kişinin sırtında bulunan siyah ayı kürkü, tüm haşmeti ile göze çarpıyordu.

‘’Son durumumuz nedir, hemen rapor istiyorum sizden!’’

Sırtındakinin renginden adını alan ork hiddetle kükremişti adeta

‘’Lordum, son zamanlarda saldırıların aralığı iyice daraldı! Vahşi Bataklık yönüne de sızma gerçekleştiren düşman, dört bir yanımızdan taciz etmekte kabilemizi!’’

İrice bir ork lafa girmişti hemen, başını öne eğip konuşması ve hafif kambur duruşunu ilk defa görenler kendisi hakkında ne düşünürdü bilinmez ama bu kişi şu anki savaş şefiydi.

‘’Balyozyumruk, bunları bilmez miyim sanırsın? Siz ne yaptınız bunlara karşı onu anlat bana!’’

Adının Ork Lordu’nun ağzından öfke ile çıkmasından sonra savaş şefi iyice katlanmıştı, yarısı gerçek yarısı yalan birkaç şey geveledikten sonra hızla sırasını savıp bir iki adım geri çekilecekti.

‘’Kurugölge, Karsak’lılar verdiğimiz siparişleri neden hala teslim etmediler? Levazım bölümü ne yapıyor bunca kargaşanın içinde?’’

İki sorudan sonra normalden dört parmak daha uzun bir ork panikle öne fırladı, üstün boyunun aksine bu orkun neredeyse kemikleri sayılıyordu. Siyahayı derin bir nefes çekerek üzerine doğru üflese, ipi kopmuş balon gibi gökyüzüne yükselebilirdi bu adam.

‘’Lordum, birçok kez haberci yollayarak siparişlerin son durumunu sordurdum lakin yaşlı mühendisler her seferinde kaçamak yanıtlar vererek bize beklememiz gerektiğini söylediler!’’

Bu sözleri söylerken yüzü ekşimişti Kurugölge’ nin, uzun süredir sorunsuz şekilde çalıştıkları tedarikçileri bir anda onlara sırt çevirip soğuk davranıyordu.

Sürekli söz verip işi zamanında bitirmeyen tesisat ustaları gibiydi Karsak’lı mühendisler. İlgililerini cezbeden yeni malzemeyi gördükten sonra, geceleri gündüzleri sadece onun üzerinde çalışmakla geçiyordu.

‘’Bunun dışında maddi olarak kaynaklarımız yarı yarıya azaldı, daha da kötüsü tüm madenler ve ticaret imkânları isyancıların eline geçmiş durumda!’’

Gerçekleri söylemek zorundaydı Levazım Şefi fakat bunları duymak Siyahayı’nın hiç hoşuna gitmedi. Önünde kurulmuş taş sofrayı bir yumrukla paramparça edecekti, sinirden deliye dönmüş halde önündeki kalabalığa bir süre baktıktan sonra öncekinden daha da gür sesle bağırdı.

‘’Defolunnnnn!’’

Tüm orklar panikle çadırın dışına açılan tek yer olan iki kanatlı deri kapıya doğru hücum ettiler, birbirlerinin üstüne basa basa fırlıyorlardı.

İçeride sadece bir kişi kalmıştı, Siyahayı’nın hemen sağ tarafında durmuş sanki bir şeyler söylemek istermiş gibi şu anda ona bakıyordu.

‘’Konuş!’’

Ork Lordu, az önceki hiddetinden sıyrılarak gayet sakin bir biçimde hitap etmişti bu kişiye

‘’Baba, Birlikten henüz bir cevap gelmedi!’’

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 Taktik olmadan strateji, zafere giden en yavaş yoldur. Strateji olmadan taktik, yenilgi öncesi yapılan gürültüdür.

Sun Tzu

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 915

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 863

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 712

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 678

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 560

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 497

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 466

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 464

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 409

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 406

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 172

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 135

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 134

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 132

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 115

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 112

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 43

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 41

Site İstatistikleri

  • 7733 Üye Sayısı
  • 159 Seri Sayısı
  • 11950 Bölüm Sayısı


creator
manga tr