"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 119-Son Cevap


 

‘’Bizim vaktimiz bol lakin soruyu yanıtlamadan yaşlanarak ölmenden korkuyorum küçük ork!’’

Mavi cüppeli ihtiyar hafifi alaycı bir üslupla konuştuğunda, Nafız daldığı düşüncelerden sıyrılıp âna dönebilecekti. Sözlerin sahibi çirkin ihtiyara uzun uzun bir kez daha baktı, gözlerinin içinde sadece takdir duygusu bulunuyordu Kan Tanrısı’nın.

‘’Cevap UMUT’ tur!’’

Yanıtı, soruyu yönelten kişiye değil, ağzında diş kalmamış ihtiyara vermişti dişi ork. Aslında konuşmasına gerek yoktu, yıllardır karşındaki kadından bir hoş söz duymak için bekleyen adamı parmağı ile işaret etse bile yeterdi.

Ortam bir anda sessizleşmişti, tek duyulan durmaksızın bir birleriyle çarpışan büyü saldırılarının çıkardığı seslerdi. Gözlerini Kan Tanrısı’nın üzerinden çeken çirkin ihtiyar, kendisine ölümcül alevlerini yollayan kadına çevirecekti.

Gözlerinin içine bakıyordu onun, buna karşılık güzel kadında bakışlarını kaçırmadı. Zaman adeta donmuştu, havadaki aşk kokusu neredeyse gözle görülebilir hale gelmişti.

‘’Peki, umutla bekleyen bir kişi, ne zaman pes etmeli!’’

İhtiyar kendisine bakmadan konuştuğunda, Nafız sorunun ona yöneltildiğini anlamıştı. Bir başka dikkatini çeken olaysa güzel kadının saldırısının bariz şekilde kaotikleşmesi olmuştu. Çirkin ihtiyarın sözleri, anlaşılıyor ki ruhunda büyük bir dalgalanmaya sebebiyet vermişti.

‘’Gece kafasını yastığa koyduğunda, bir daha asla dokunamayacağı sevdiklerinin, hayalinden yüzü kulaklarından sesi kaybolmasın diye dua eden bir kişi için sorduğunuz sorunun cevabı yoktur!’’

Nafız sözlerini tamamladığında yanaklarından damla damla yaşlar süzülüyordu, bu manzara sürpriz olmuştu. İlk defa içinde sakladığı duyguları böyle yoğun bir şekilde dışarıya vuruyordu, mağaraya girdiklerinden beri birçok tuhaf olayla karşılaşan Alyon bile en çok buna şaşıracaktı.

İki ihtiyarda aynı anda bakışlarını birbirlerinin gözlerinden çekip, kalbinin kapılarını sonuna kadar açmış Nafız’a çevirdiler. Çirkin adam ve çekici kadının kudretleri birinin ruhunu sorgulamaya yeterde artardı lakin mağaraya adım atan iki ork için bu zahmete girmek istememişlerdi.

Sorulara verdiği cevaplar ve son sözlerindeki derinlik nedeniyle ilgilerini çeken kişi olan dişi orku artık yakından tanıma arzusu taşıyordu ikili. Acele ile meraklarını tatmin etmek için işe koyuldular, ork olarak yaşadığı kısa zamanı bir çırpıda taradıktan sonra sıra ustası Mora’nın anılarına gelmişti.

Küçük yaşta üzerine yüklenmiş sorumluluklar ve bir anda en sevdiği insan olan annesini kaybetmesinin yarattığı travmaları göreceklerdi. Bir bir etrafındakileri kaybederken, sonunu getirecek olayın tüm detaylarına şahit olmuşlardı.

Kırmızı elbiseli güzel kadınının yüzünü kalın bir hüzün tabakası kaplamıştı, yine de en derine inme isteğini engelleyemedi. Bunun sonucu olarak daha önce hiç görmediği yerler ve manzaralarla karşılaşacaktı, Nafız’ın ilk hayatındaydılar şu anda.

Doğumundan itibaren her şeye onun gözlerinden tanık olmaya karar verdiler, nispeten mutlu geçen çocukluk anıları ile biraz moralleri düzelir gibi olmuştu iki canavarın. Sorsalar onun bile hatırlamadığı, hafızasının derinliklerinde saklanan anılarında geziyorlardı, kendilerine çok ilginç gelen zaman ve mekân sayesinde o acı güne kadar nasıl geldiler anlayamayacaklardı.

Sıra da, Nafız’ın anne ve babasının ölüm haberini aldığı anı tekrardan yaşamak vardı. Kararı baştan vermişlerdi, dişi orkun gizlediği bu hayatını onun duygularıyla baştan yaşayarak hissedeceklerdi.

Yüreği kopacak gibi oldu ihtiyar adamın, en sevdiğini kaybetmenin acısını ilk defa tadıyordu. Binlerce yıldır yanı başında duran sevdiği kadının bir anda hiçliğe karıştığını hayal etti, o an bayılacak gibi olmuştu. Kendine geldiğinde kırmızı elbiseli güzel kadının alevlerinin durduğunu, hiçbir şeyin farkında olmadan saldırısı ile onu buzdan bir heykele çevirdiğini gördü.

‘’Aşkım!’’

Yerinden yıldırım gibi fırladı mavi cüppeli dişsiz adam, her zamanki zar zor ayakta duruyormuş gibi görünen halinden eser yoktu bu anlarda.

Donmuş sevdiğine sarıldı bir anda, aklı yerinden çıktığı için başka bir şey düşünemiyordu. Bu sırada, güzel kadın hala Nafız’ın hatıraları içinde gezinmekteydi. Bahsi geçen hüzünlü gecelerden birini yaşıyordu, genç çocuğun anne ve babasını rüyasında görmek için tanrıya yalvardığı anlardan birindeydi.

İçini bir ürperti sardı, şahit olduklarının kasveti sanki bedeninin buz tutmasını sağlamak için uğraşıyordu. Uyuma isteği doğmuştu güzel kadında, göz kapakları yavaşça kapanmak üzereyken aklında bir ses yankılanacaktı. Aynı anda, ruhunun içine ılık bir melodi gibi akan sarılma hissi ile sarhoş olduğunu hissetti

‘’Aşkım kendine gel lütfen!’’

Tüyleri diken dikendi güzel kadının, sesin sahibini tanımaması mümkün müydü? Genç Nafız’ın ruhundan çıkıp gerçekliğe döndüğünde, kendini buzlar içinde hapsolmuş, dişleri eksik ihtiyarı da gözleri yaşlı şekilde avaz avaz bağırırken bulacaktı.

Yüzüne tatlı bir gülümseme yerleşti tam o sırada, birkaç nefes bu sahneyi izledi, eli ayağına dolaşmış adamın onun için düştüğü hal çok komikti lakin içinde derinde bir hüzün barındırıyordu.

Yavaşça etrafındaki ısıyı yükseltti kırmızı elbiseli kadın, buzlar usul usul erirken iki kişi arasındaki mesafede azalıyordu. Nihayet tüm buz eridiğinde, bilinçsizce çırpınan çirkin adamla, yüzünde tatlı bir gülümse bulunan kadın kucaklaşmıştı.

Çirkin adamın sevdiği kadını yanlışlıkla dondurduğu an, mağaranın bütün tavanı da buz kesmişti. Kendinden geçmiş olan Nafız pek hissetmese de, yanındaki Alyon tir tir titriyordu uzun süredir. Yürekleri ısıtan bu manzara, dolaylı yoldan mağaranın içinin de eski haline dönmesini sağlayacaktı.

Bir süre bu şekilde kalan ikili neden sonra aniden ayrıldılar, kadının bedeninden çıkan alevler azmış yaşlı ve çirkin adamı önceden durduğu yere kadar savurmuştu.

‘’Yeter bu kadar yılışıklık, meymenetsiz suratını çek burnumun dibinden!’’

Kırmızı elbisesinin içinde küstahça bağıran kadın dışarıdan bakıldığında itici dursa da, sesindeki tutku asıl niyetini ele veriyordu. Mavi cüppesini savuran ihtiyarın adeta ayakları yere basmıyordu bu sıralar, al al olmuş yanakları kulaklarına varmış ağzı nedeniyle kırış kırıştı.

‘’Nasıl dersen bir tanem!’’

Neşesi yerindeydi ihtiyarın, sanki konuşmuyor, baharın gelişini kutlayan bir bülbül gibi şakıyordu.

‘’Az önce olanlar aklını karıştırmasın, tekrarının olacağını umut ediyorsa çok beklersin baştan söyleyeyim!’’

Güzel kadının halleri çok tuhaftı, gözleri ve sözleri bambaşka şeyler söylüyordu, Nafız’ın ateşlediği duygusallık fitili içinde patlamayı bekleyen bombaya doğru hızla ilerlemekteydi.

‘’Sen yanımda ol yeter, milyonlarca sene beklemeye razıyım ben!’’

Çirkin ihtiyar alttan almaktan yer kürenin çekirdeğine kadar inecekti, öyle mesuttu ki vursalar ölmezdi şu sıralar. Yavaşça ortam eski haline dönerken, Alyon omuzundan tuttuğu arkadaşını hafifçe sarsıyordu.

‘’Nafız neler dönüyor burada, hiçbir şey anlamıyorum!’’

Gerçekten, kısa sürede yaşananlar bir ömür gibi gelmişti herkese. İki ihtiyarın halini gözlemleyen Kan Tanrısı, şimdi tam vaktidir diyerek konuşmaya başlayacaktı.

‘’Sanırım geçmemiz gereken sınavı başarıyla tamamladık, her hangi bir ceza almayacağımızı zannediyorum!’’

Ödülden bahsedip oluşan sıcak ortamı maddi kaygılarla sulandırmadan, niyetini belli etmekti amacı Kan Tanrısı’nın. Canının kaygısına düşmüş imajı vererek, işleri hızlandırmanın peşine düşmüştü.

‘’Kurnaz çocuk seni, anladık derdini kıvranma boşuna!’’

Yaşlı adam sözleri bitince elini hızla salladı, bir anda iki orkun yanında yüksekliği Alyon’un boyuna erişmiş buz misketlerinden oluşan bir tepe göründü. Gözleri parlamıştı iki orkun, bu kadar çok miktarda ödül alabileceklerini düşünmemişlerdi.

‘’Seni cimri moruk, hiç mi utanmadın çocuklara o kadarcık şeyi verirken!’’

Etekleri yerleri süpüren kırmızı elbisesinin içinde gözlerini devirerek konuşan kadın, ihtiyar adama sertçe çıkıştı.

Bir nefes sonra, iki orkun diğer tarafında ateş misketlerinden oluşmuş bir yığın daha belirecekti. Bu seferki ödül kallaviydi, neredeyse buz misketlerinden iki kat daha fazlaydı ateş misketleri.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha güzeldir.

Robert Louis Stevenson

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1077

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 976

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 819

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 771

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 582

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 570

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 515

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11656 Üye Sayısı
  • 325 Seri Sayısı
  • 16487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr