"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 112-İsmini Alan Hükümdar


Çekiçdöven, geri dönüş yolunda başı dik ve mağrurdu lakin bunun yanında ağır yaralıydı da. Savaş çemberinden çıkar çıkmaz karısı hemen omzundan destek olacaktı ona, Yarmagül bir taraftan da yardım ister gibi Nafız’a bakıyordu.

‘‘Tamam, yardım edeceğim, Kitapkurdu git şu eniştenle ilgilen! Dilber sağ olsun, yoksa bu dengesiz şimdiye kadar kaç kere ölüp gitmişti!’’

Öğrencisinin taşıma halkasında, Kutsal Topraklar’ da ki zindanın muhafızı dev kara kaplumbağası Dilber’in şifalı suyundan vardı. Ustasının izni harici kullanma yetkisi yoktu, durum başka bir çözüme uygun olmadığı için bu seferlik onay vermişti Kan Tanrısı.

Bu sırada Alyon da, torununun kulağına bir şeyler fısıldamakla meşguldü, sıradaki dövüş için son hazırlıklarını yapıyorlardı. Ebeveynleri en yakındaki savaşçı çadırına yönelmişken, genç orkta sakince savaş çemberine giriş yaptı.

Ortasına geldiği bu yerde, dört yanını sarmış orkları gözleriyle süzdükten sonra herkesin duyabileceği şekilde konuşmaya başladı.

‘’Benden önce bu alanı şereflendirenler dayım, annem ve babamdı. Ataların lütfuna mazhar olamadığımdan henüz bir isme sahip değilim ancak size soyumun kimlere dayandığını söyleyebilirim!’’

Doğmasının üstünden epey bir zaman geçmesine rağmen, kendisinin de söylediği gibi bir isme sahip değildi genç ork. Alyon ve Nafız, ilk ödül zindanından alacağı eşyaya göre kendisine hitap etmeyi düşünmüşlerdi, bu nedenle daha önce savaşanlar gibi kendisini tanıtma şansı yoktu.

Derin bir nefes çeken Çekiçdöven’ in oğlu, bakışlarını düşman kabile şefi Beyazayı’ ya çevirerek sözlerine devam etti.

‘’Ben Ork Stepleri’ni yeniden özgürlüğüne kavuşturacak kişi olan Şef Alyon ve gerçek ork lordu Cesuryürek’in en yakın silah arkadaşı efsanevi savaşçı Demirdöven’ in torunuyum!’’

Aynı babası gibi konuşurken düşman şefin gözlerinin içine baktı genç ork, bunun üzerine her daim sakin ve umursamaz tavırlarla oturan Beyazayı birden bire ayağa fırlamıştı. Emrindeki savaşçıların şaşkın bakışlarına aldırmadan, dehşete düşmüş bir vaziyette savaş çemberinin ortasında dikilmiş olan orka bakıyordu.

Alyon ismi onu biraz kuşkulandırmıştı fakat Ayıboğan eski öğrencisinin yakın arkadaşı olduğundan, kabilesinden çıkan bu orka ismini onun vermiş olabileceğini düşünüyordu. Belli bir mantığa oturttuktan sonra bu konuyu daha fazla düşünmemişti, ta ki bugün bir yeni yetme yüz senedir kullanmadığı adını yüzüne karşı haykırıncaya kadar.

Cesuryürek’in arkadaşı olduğu hikâyesi yaygın olarak biliniyordu, lakin gerçek ismini kendi çocuğuna dahi söylememişti. Ana ork kabilesindeki bir kaç kişi hariç, kimsenin bunu bilmesine imkân olmaması gerekiyordu.

‘’Rakibin benim hain soyu, babanın kardeşimize yaptığının intikamını alacağım!’’

Elinde baltası, yüzünde Çatalboynuz’ un kurumamış kanları olan bir ork, Buzul Bölge saflarından savaş çemberine girerken bağırınmaya başlamıştı.

‘’Bu iş burada bitmeyecek, bizim savaş şefimizi öldürdünüz, kinimiz yakanızı bırakmayacak. Kabilelerinizi yağmalayacağız, diri diri yakacağız, derinizi yüzeceğiz sizin! Seni ve babanı bekleyen son en kötüsü olacak, ölmek için yalvaracaksınız! Gözlerinin önünde, tüm savaşçılar annene tecavüz edeceğiz, günlerce gecelerce, ta ki artık nefes alamaz hale gelene kadar!’’

Buzul Bölge savaşçısı aklını kaybetmiş gibiydi, ne olursa olsun karşısında ki kişi kendi kabilelerinin şefinin torunuydu. Böyle sert sözler söyleyebilmek için akli dengesini yitirmesi gerekmekteydi.

Çatalboynuz’ un ölümü onu bu hale getirmişti, sefa içinde geçecek günlerin hayaline o kadar kendilerini kaptırmışlardı ki, ikiye bölünmüş umutları üstlerine düşünce dengeleri bozulmuştu.

‘’Kapa çeneni hadsiz köpek, biz buradayken değil siz, kralı gelse komutanımızın ailesinin kılına dahi dokunamaz!’’

‘’Şef Alyon izin verin, bu soysuzu parçalara ayıralım!’’

Çekiçdöven’ in savaşçıları öfkeden alev almak üzereydi, bu savaştan önce yapılan bir kışkırtmayı geçmiş alenen tehdide dönüşmüştü.

‘’Bekleyin, dövüşler bitince ne dediysek yapacağız!’’

‘’Hepinizin derisini yüzüp, Lanetli Göle atacağız!’’

‘’Hain piçler, ölüm zamanınız geldi!’’

Savaş çemberinde akıl almaz laflar eden Buzul Bölge savaşçısının arkadaşları da, hemen dövüş alanının sınırına kadar gelmiş her an saldıracakmış gibi pozisyon almışlardı. Bu grup yaklaşık bin kişiydi, onların da densiz savaşçı gibi gözleri dönmüştü.

‘’Kesin!’’

Gök gürüldemesini andıran bir ses tüm kargaşaya son verdi, rakibinin ahlaksızlığı genç orkun sabrını taşırmıştı.

‘’Ailem ve babamın ordusu hakkında kötü konuşan sizlere sadece tek bir şans vericem, hemen diz çöküp özür dileyin bende canlarınızı bağışlayım!’’

Yüzünde tek bir mimik yoktu genç orkun, sözleri bıçak kadar keskin, çelik kadar sertti.

‘’Duydunuz mu çocuklar, bu tüysüzün önünde diz çökersek bizi öldürmekten vazgeçermiş!’’

Sözlerini vahşi bir kahkaha ile bitiren Buzul Bölge savaşçısına, savaş çemberinin dışındaki arkadaşları da eşlik edecekti.

‘’Geberin!’’

Elinde taşıdığı kısa kılıcı yere attı genç ork, gözlerini kapatarak bir çeşit trans durumuna geçmek ister gibiydi. Bu hareketi, kendine has soy yeteneğini bilmeyen kişiler tarafından şaşkınlıkla karşılandı, rakibi ise saldırmak için en iyi fırsatını bulmuştu.

Koşarak, düşmanını öldürmek için harekete geçti, aklında onu nasıl yavaş yavaş keseceğinin planlarını yapıyordu. Hasmının planları varsa, Alyon’un torunun da efsanevi bir gücü bulunmaktaydı. Gözü dönmüş ork ikinci adımını atamadan bir anda olduğu yerde taş kesildi, gözleri kocaman açılmış kafası anlamsızca sallanıyordu.

Bu sahne sadece dövüş çemberinin içinde yaşanmıyordu, Buzul Bölge saflarında ki arkadaşları da aynı şekilde tuhaf hareketler yapıyorlardı. Az önce taşkınlık yapan bu grubun sesi kesilmiş, sanki nefes alamıyormuşçasına yüzleri çirkin bir ifadeye bürünmüştü.

On nefes geçmemişti ki, bu orklar ağzından mesnetsiz laflar çıkan arkadaşlarıyla aynı anda dizlerinin üstüne çökmüştü. Halleri haraptı, yanı başlarındaki diğer savaşçılar ürkerek aralarına hemen mesafe koyacaktı.

Kimse ne yaşadıklarını bilemezdi, sanki demir bir pençe boğazlarını sıkıyor, hayat enerjileri an ve an bedenlerini terk ediyordu. Akıllarındaki tek düşünce, savaş çemberinde gözleri kapalı şekilde duran cılız orktan af dilemekti.

Konuşmak istiyorlardı, canları için yalvarmak, ayaklarına kapanmak için mücadele ediyorlardı fakat nafileydi çabaları. Her konuşmaya çalıştıklarında boğazlarındaki baskı artıyordu, hareket etmek istedikçe bedenlerinden çekilen hayat enerjisi miktarı da artıyordu.

Genç orkun konuşmasını bitirmesinin üstünden yirmi nefes geçtiğinde, kurutulmuş bir sebzeye dönmüş orklar daha fazla dayanamayıp yere düştüler. Yaşananlar son derece gizemliydi, görünürde kimse savaşmamış olmasına rağmen ortada binden fazla ceset vardı.

Eşsiz soy gücünü ailesi dışındaki orkların ilk görüşüydü, her kafadan bir ses çıkıyordu bu sıralarda. İki ordu da karışmış, fısıltı halindeki konuşmalar birleşerek büyük bir uğultuya neden olmuştu.

‘’Susun!’’

Sesin sahibi savaş çemberinin içindeki genç orktu, sadece tek bir kelime söylemişti ve yüz bin kişilik kalabalık bir nefes sonra ağızlarını kapamıştı. Çekiçdöven’ in oğlunun yarattığı dehşetin büyüklüğü işte bu kadardı, damarlarındaki asil kanın kudretiydi bu.

‘’Bir ork için önemli olan nedir? Güç, altın, mevki, böyle değersiz şeyler için mi birbirinizi öldürüyordunuz yüz yıldır. Ork dediğin ailesi için yaşar, onları korumak için canını ortaya koyar!  Kendi kanına sahip çıkamayan kişinin, ne kabilesine ne de Ork Stepleri’ ne bir faydası dokunabilir!’’

Günün başından beri, ona sadece sevgilerini sunmuş ailesi ölüm tehdidi, hakaret ve ıstıraba uğratılmak isteniyordu. Dolmuştu genç ork, düşmana gözdağı verdikten sonra raconu keserek savaş çemberinden çıkacaktı.

Bu savaş ve sonrasında yaşananlar tüm orkların yüreklerine dokunmuştu, umursamazlıkta üstat seviyesinde takılan Nafız bile derin bir iç çekerek arkadaşı Alyon’a seslendi.

‘’Han koyacağız çocuğun adını, Orkların Han’ı olarak bu kıtaya yüzyıllarca hükmedecek kişi olacak o!’’

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kahramanı olmayan bir ulusun geleceği de olmaz.

Marya Monnes

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1150

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 842

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 792

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 313

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 88

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13331 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 18154 Bölüm Sayısı


creator
manga tr