Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 98-Yağmacılar


YAĞMACILAR

Saldırı ile eş zamanlı olarak havaya siyah bir uyarı fişeği atılmıştı, konakların etrafında bekleyen kişilerinde beklediği buydu. Kimseciklerin olmadığı giriş kapılarını kırdıktan sonra hızla ana binaların içine doğru koşmaya başladılar.

‘’Asiyürek görelim bakalım marifetini!’’

Nafız ve iki savaşçısı hemen Marcos’ un etrafında konumlanıp, kendilerine doğru her yönden gelen insanları karşılayamaya hazırlanıyordu. Aslında Kan Tanrısı’nın aklında ki ilk plan böyle değildi ama kutsal topraklardan gelen bu ork nedeniyle bir kaç şeyi değiştirmek zorunda kalmıştı.

‘’Emredersiniz!’’

Üstündeki pelerini savuran yüzbaşı, iki elindeki uzun bileklikleri birbirlerine kenetleyerek bağırdı. İki nefes sonra sahnenin ortasında ki dört kişinin etrafı saydam yeşil renkte bir bariyerle çevrilmişti. Asiyürek’ in ödül zindanından aldığı donanımın özelliği buydu.

Bu zindanları dizayn eden kişilerin hiç espri anlayışı yokmuş diye düşündü Nafız, sürekli etrafındaki orkları koruyup kollayan bir kişiye verilebilecek en klişe hediyeydi bu. Kısa süre içinde kurulan bariyere ilk ulaşan şehir muhafızlarının komutanı olacaktı, tüm gücünü kullanarak indirdiği darbesi ile bu bir anda ortaya çıkan şeyi test ediyordu.

‘’Güm! Güm! Güm!’’

Ardı ardına üç vuruş yaptı hain, her biri birbirinden sertti lakin kalkan dalgalanmamıştı bile. Bu sırada Kübey hemen bir adım yanındaki adamı içeri çekmeyi düşündü, Nafız’da bu hareketi dikkatlice gözlemliyordu.

Ne yazık ki bu kalkan iki tarafa doğruda geçirgen değildi, bir an Astute’nin kalkanını hatırlayan Kan Tanrısı hayal kırıklığına uğradı.

‘’Efendim belki içeriden bir saldırı yapamıyoruz ama içine depoladığım enerji bitmediği sürece, dışarıdan da hiçbir şekilde bize ulaşamazlar!’’

Asiyürek komutanının yüzündeki ifadeyi görünce kendini biraz kusurlu hissetti, bu nedenle çabuk ve kısa bir açıklama yapma gereği duydu.

‘’Sanırım şu parlayan yeşil taşlardan ne kadar süremiz kaldığını anlayabiliyoruz değil mi, düşmanda bunu görebilir neden üstünü kapatmıyorsun!’’

Bu sefer konuşan Kübey’di, o her daim gizliliği ön planda tutan bir ork olduğu için bu durum canını sıkmıştı.

‘’Ben keyfimden mi kolsuz zırh giyiyorum sanıyorsun, ne zaman ekipmanı kullansam elbisemin kol bölümleri paramparça oluyor!’’

Kan Tanrısı’na karşı konuşamayan Asiyürek, kendi rütbesinden düşük biri karşısında geri durmayacaktı, sıradan deri zırhlar açığa çıkan enerjiye dayanamıyordu.

‘’Neyse, ufaklık şimdi senin konuşma vaktin hadi paşam gür sesle!’’

Etraf yangın yerine dönmüşken, kalabalığın içindeki isyancılarda silahlarını çekmiş sahnedeki koruma alanına saldırıda bulunuyorlardı, küfür hakaret gırlaydı.

‘’Sizleri haraççıların, tefecilerin, acımasız tüccarların elinden kurtardığım için bana böyle mi teşekkür ediyorsunuz? Anlıyorum gücünüz yok, geçmişin korkuları yüreğinizi sıkıştırıp elinizi bağlıyor fakat burada durup beni öldürmelerini izlemek zorunda mısınız?’’

Marcos avazı çıktığı kadar bağırıyordu, sözleri bitince ciğeri sökülecekmişçesine öksürdükten sonra derin bir nefes alıp konuşmasına devam etti.

‘’Hiç olmazsa tarafınızı belli edin, bu yapılan haksızlığa gönlü razı gelmeyenler en kısa sürede evlerine geri dönsünler!’’

‘’Yuhhhhhh! Yuuhhhhh!’’

Konuşması engellenen Şehir Lordu’nun da zaten başka kelam etmeye gücü yoktu. Bir yönetici olarak elinden gelenin en iyisini, canını riske atarak yapmıştı.

‘’Efendim şimdi ne yapacağız!’’

Kübey, dört kişinin içindeki diğer dişi orka bakarak konuşmuştu.

‘’İşaret verilmesini bekleyeceğiz, üç tane fişekte gökyüzünde parladığında sahne bizim olacak!’’

Nafız, evinin oturma odasında televizyon izleyen bir kişi kadar rahattı, salyalarını saçarak etraflarında ki yeşil kalkana saldıranları görmüyordu bile. İsyancılar saldırdıkça Asiyürek’ in dedikleri harfiyen çıkıyordu, binlerce kişinin yüklenmesi bile koruma alanına en ufak bir ihlalle sonuçlanmayacaktı.

Üç asil ailenin konaklarından en az sayıda kişinin kuşattığı yer Cervantes hanesininkiydi, küçük efendileri şehir lordu olsa da zenginliklerini şatoya taşımış olması muhtemeldi. Şehir Lordunun şatosu ise büyük kapılara ve koruma efsunlarına sahipti, Marcos ölmeden içeri girilmesi çok zordu.

‘’Koşun, elbet ki evde bir şeyler bırakmak zorunda kalmışlardır, hiç bir şey bulamasak o atkuyruklu artisti deşer, hizmetlilerle oynaşma fırsatı yakalarız!’’

Grubun önünde ilerleyen kişi heyecanla konuştuğunda, ana salonun kapısını açmak için saf gümüşten koluna elini atmıştı.

‘’Bammm!’’

Nedense genelde çift kanadı olan bu tip kapıların şu anda sadece tek tarafı açılmıştı, burada da dev bir kalkan yollarını tıkıyordu.

‘’Sende kimsin, çekil yolumuzdan canına mı susadın!’’

Konağın içinde hiç koruma olmadığına eminlerdi, uzun süre önce giden ork savaşçılarından sonra içeri kimse girmemişti.

‘’Ben Şef Alyon’un komutasındaki ork kabilesinden Vahşiduvar, gelmeniz çok uzun sürdü, ne oldu yoksa yarı yolda korkudan ayaklarınız mı titredi pislikler!’’

Yağmacıların suratlarının rengi atmıştı, acaba konakta saklanan orklar mı vardı. Küçük ailelerin üyelerinden oluşan grubun iyi eğitimli savaşçılarla eşleşmeleri mümkün değildi, birbirleri ile bakıştıkları kısa bir sessizlik anı oluştu bu nedenle.

‘’Bahsedildiği gibi bir avuç ezikmişsiniz, endişe etmeyin sadece ben varım ve siz değil kralı gelse beni yerimden oynatamaz!’’

Sözlerinin sonunda, üzerindeki baskı hafifleyen kalkanını yere vuran ork savaşçısı kaymak gibi mermer zemini yarıp geçmişti. İsyancıların neşesi yerine gelmiş gibiydi, sadece bir kişi en az yüz kişi olan kendilerine karşı ne yapabilirdi ki.

Ellerindeki silahlar ile saldırıya geçmişken, omuzları ile de adeta bir barikat görevi gören kalkanı ittirmeye çalışıyorlardı.

Bu sırada Alyon en ilgi çekici yerde olmanın ekmeğini yiyordu, güzeller güzeli Eftelya’nın varlığı bile Partheni hanesinin it kopuk tarafından dolup taşmasına neden olmuştu.

Küçük ailelerden, üç asil hanenin yerini almak isteyebilecek olanların adamlarıyla doluydu köşk, son kişide içeri girince uzun zamandır kullanmadığı çekicini eline aldı Alyon. Bu silahı her gördüğünde içini bir keder kaplıyordu, şu anda ondan çok uzakta olan, ustasının ödül zindanından aldığı silahı özlüyordu bu iri yarı ork.

‘’Herkes geldiğine göre oyunumuza başlayabiliriz, hazırsanız ev sahibi olarak önceliği ben alıyorum!’’

Alyon’un sesi de bedeni gibi sıra dışıydı, sözleri kulaklara ulaşınca duyanlarda istem dışı bir titremeye neden olacaktı.

Zenginlik kazanmak için riske girmek gerekirdi fakat bu yola baş koymuş yağmacıların içinde en talihsizleri Agustus hanesini hedef olarak seçenler olacaktı. Diğer iki noktada konumlanan kişilerin, onları bekleyen ork ile uzaktan yakından alakası bulunmuyordu.

Bahçe kapısını kırarak içeri giren insanları, hemen dibindeki ağacın üstünden izleyen Sangre elindeki uzun yayını germiş bekliyordu. Aklı ise şehrin göbeğinde binlerce isyancı tarafından çevrili ustasındaydı, amacı buradaki işini bitirdikten sonra hızla yanına gitmekti.

Onun eğlenmek, yavaş yavaş öldürmek gibi fantezileri olamazdı, şu anda önceliği sadece hıza vermişti. Sabrının tükenmesine yakın konağın kapısı da kırılmış, kalabalık yıkılmış bir barajın suları gibi içeri dolmaya başlamıştı.

‘’Marcos sana bir soru soracağım, sence bu kalkan kimi koruyor şu anda, burada kapana kısılmış gibi görünen bizi mi yoksa şuursuzca saldırmaya devam eden bu geri zekâlıları mı?’’

Nafız’ın sorduğu sorunun cevabını, yanında ki herkes gibi şehir lordu da gayet iyi biliyordu. Bu kadar teferruata hiç ihtiyacı yoktu orkların, tek yapmaları gereken eskiden olduğu gibi yakıp yıkmak önlerine geleni kesmek olmalıydı.

‘’Komutan Nafız size ne kadar teşekkür etsem azdır, söz veriyorum ki, Parthenia şehri ben sağ olduğum sürece kabilenizin en büyük müttefiki ve destekçisi olacaktır!’’

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Üzülme evlat, Kaybettim sandıkların, kurtulduklarındır belki.

CHARLES BUKOWSKİ 

 Yazar Notu

Değerli okur dostlarım, beğeni sayısı 50'yi bulduğundan dolayı bu hafta yayınlanan bölüm adeti 2 artarak 6 olmuştur. Sakın böyle yerde bırakılır mı diye kızmayın :)

Yüzüncü bölüm şerefine bir sürprizim olacak sizlere haftaya ,toplu bölüm değil baştan söyleyeyim, sonra topa tutmayın beni :)

Eğer ki canınız çok sıkılır ve okuyacak bir şeyler bulamazsanız, aşağıdaki linkte olan tek adam öyküsü denememe bir göz atabilirsiniz

https://www.epiknovel.com/seri/insanligin-sonu 

Keyifli Okumalar...

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1077

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 976

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 819

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 771

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 582

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 570

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 515

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11656 Üye Sayısı
  • 325 Seri Sayısı
  • 16487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr