"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 78-Hırslı Savaşçı


HIRSLI SAVAŞÇI

‘’Çekiçdöven, bilmediğin bir çok şey var inadından vazgeç, al ordunu ve geldiğin yere geri dön!’’

Alyon birkez daha avazı çıktığı kadar haykırmıştı, biliyordu bu oynadığı son kozlarıydı. Düşman saflarından gelen ardı ardına çağrılardan sonra, genç komutan çadırından çıkmak zorunda kalacaktı.

‘’Ben muhteşem ork savaşçısı Beyazayı’nın oğluyum, bir savaş alanından kaçmamı bana nasıl teklif edersin!’’

Bu sözlerle, bitap haldeki kuşatma ordusu cana gelip hep bir ağızdan naralar atmıştı. Belki son güçleriyle bu işi yapmışlardı ama yine de yiğitliklerine leke sürdürmüyorlardı.

‘’Salak çocuk, zaten o yüzden gitmeni istiyorum ya!’’

Surların üstünde duran iri yarı ork kendi kendine söylenirken, yanıbaşından gelen bir sesle irkildi.

‘’Usta, emir verirseniz sizden aldığım özel oklarla, üç ardışık atış sonrası kafasını patlatırım düşman komutanının!’’

Konuşan Sangre’ydi, kuşatma sürdükçe karargahını surlara yaklaştıran düşman sayesinde hedef artık onunda atış menziline girmişti. Yayını germiş, kulağı ustasında bekliyordu.

’Bir sözümüz var kan savaşçım, çok az kaldı, bu aptalların bir yere gideceği yok zaten!’’

Zalim bir kahkaha ile sözlerini tamamlayan Nafız, tiksinmiş bakışlarla düşman ordusunu izlemeye devam etti.

Çakivdöven’in karargahında, bu olaylardan sonra hararetli bir konuşma başlayacaktı.

‘’Efendim, anlaşılmaz şekilde düşman bize avantaj veriyor, ikmal yollarımız kapandı geri çekilip yeniden organize olmalıyız!’’

Sözlerin sahibi genç komutanın sağ koluydu, uzun zamandır bu görevde olan ork umutsuzca Çekiçdöven’i ikna etmek istiyordu.

’Ne diyeceğiz babama, biz şehri ele geçiremedik, düşman merhamet ettiği için geri gelebildik mi diyeceğiz? Sence bunun cezası ne olurdu!’’

Tartışma bu söylenenler üzerine son bulacaktı, komuta kademesi ve savaşçılarda dahil olmak üzere herkes bu sorunun cevabını gayet iyi biliyordu.

Nafız yeni güne hiç bu kadar keyifle uyanmamıştı, verdiği mühlet sona ermiş artık kıyım zamanı gelmişti. Subayları ile birlikte savaş alanına indiğinde, gördüğü manzara tatmin edici olacaktı.

Kurak bölge ve kutsal topraklarda ki tüm birlikler kuşatma ordusunu çevrelemiş, saldırı için emir bekliyorlardı. Alyon ve Nafız’ın savaş gücü, Ayıboğan’ın kabilesini ele geçirdikleri zamandakinden tamamen farklı bir boyuta gelmişti.

Ellibin kişilik kuşatma ordusu, sayıları yüz bini bulan ork savaşçısı tarafından çevrelendi. Bu ordu üç bölüm halinde hareket etmekteydi, merkezde Kasaphaydo, sağ kanatta Yarmagül, sol kanatta ise Miloş komutan olarak bulunuyordu.

Parthenia şehrini kuşatan ordu bu duruma büyük bir tepki vermek yerine, ellerine aldıkları silahları ile savaşmak için yerlerini almışlardı. Artık onlar için bir gelecek yoktu, her şekilde ölüm kapılarında bekliyordu.

Arkasında Sangre ve diğer iki yüzbaşısı ile surlara çıkan Nafız, Alyon’u hali hazırda durumu gözlemlerken buldu. İri yarı orkun yüzünden düşen bin parçaydı, onun buzul bölge için bambaşka planları bulunmaktaydı, gerçekleşecek savaş hepsini geçersiz kılacaktı.

‘’Bu malbaş gitmemekle ne iyi etti, şimdi o üstündekini patiska gibi yırtıp atıcam!’’

Onun aksine arkadaşı keyiften dört köşe idi, sadece o değil arkasındaki subayları da bir an önce savaşın başlaması için yanıp tutuşuyordu. Tüm bu bekleyiş Nafız’ın saldırı emri ile bozulmak üzereydi ki bir ses ortalığı inletti.

‘’Sizi sefiller sürüsü, içinizden benimle düello edebilecek yüreğe sahip biri çıkacak mı? Yoksa, ağlayarak gelip sizi parçalamamızı mı bekleyeceksiniz?

Bağıran ork kendi ordularının içinden biriydi, sesi de hiç yabancı gelmemişti. Sağ kanattan Yarmagül devasa kargılı baltası ile yürümeye başlayınca, herkes gibi surun üstündekilerde kimin konuştuğuna emin oldular.

Bu ork, bulundukları bölgeyi boşaltıp kaçma emri gelince kardeşi ile epey tartışmıştı, yaptığı eylemi onur kırıcı olarak görüyordu. Büyük şef Alyon’un savaşçı kızıydı, nasıl olurda düşmandan kaçabilirdi.

Yaşanan olayın hıncı ile çevreledikleri düşmanı aşağılamak ve kendini tatmin etmek amacıyla önce çıkmıştı. Babasına ve uyuz karıya, ne kadar güçlü olduklarını ispatlama çabasıda denebilirdi tüm bu olanlara.

‘’Heyyyytt bre kadın bu ne densizlik, etrafımızı sardınız diye herşey bitmedi. Gel bakalım, sana boyunun ölçüsünü bir vereyim!’’

Genç komutan dişi orktan gelen sözler üzerine kendini tutamadan yerinden fırladı, belki öleceklerdi fakat bu dileyen herkesin onlara hakaret edebileceği anlamını taşımıyordu.

‘’Gel bakalım yürüyen teneke, seni öldürmeyeceğim ama bir miktar eksik bırakıcam, ölene kadar seni bu hale sokan kadını hatırlaman için!’’

Yarmagül’ün geri vitesi sadece söz konusu Nafız olunca çalışıyordu, çağrısına gelen küstah yanıta aynı sertlikle cevap verdi. İki savaşçı birbirlerine doğru yürürken, ordular savaşı izlemek için geri çekilmeye başlamıştı. Düello orklar için kutsaldı kimsenin bu ritueli bozma niyeti bulunmamaktaydı.

‘’Yarmagüllllll!’’

Tabii ki her zaman bazı istisnalar olacaktı, savaş alanındaki olaylar bir kişinin hiç hoşuna gitmedi. Çığlığı ile kulakları yırtan Nafız, ileri atılarak dik surlardan atladı. Bir anda ne olduğunu anlamayan orklar koşarak aşağı baktıklarında, komutanlarının dümdüz duvarda zemine doğru koştuğunu gördüler.

Alyon paniklemişti, atlamayı veya arkadaşının yaptığı gibi aşağı koşmayı düşündü ama bunlar onun için imkansız işlerdi. Hemen aklına bir fikir geldi, gözlerini kapadı ve altında devasa bir kahverengi ayı belirdi. Onunla beraber surlardan atlayan Alyon’da, pençelerini blok taşlara geçirebilen hayvanının sırtında Nafız’ın peşine düştü.

Şehirde bulunan ork savaşçıları kabilenin eski askerleriydi, şaşırsalar da bu iki orktan herşeyin bekleneceğini biliyorlardı. Surların dışında ise abartısız her bir ork gördükleri karşısında şoka girmişti, altı ay dönümü boyunca aşamadıkları duvarlardan aşağı iki ork tam hızda koşmaktaydı.

İkilinin aşağı inmesi için çok kısa bir süre yetmişti, üç nefes sonra ise düello yapacak ikilinin yanına ulaştılar. Alyon, hızla önüne geçtiği Nafız’ın öfkesini yatıştırmak için acil şekilde lafa girdi.

‘’Nafız bu bir gelenektir, savaşın önceki iki ordunun cengaverleri birbirleri ile kapışırlar!’’

Bu sözlerin arkadaşı için bir anlam ifade etmediğini bilen Alyon, yine de durmadan bir şeyler söylemekteydi. Şaşkınlığını atan Çekiçdöven’de bu sıra da konuşma talihsizliğinde bulunacaktı.

‘’Nasıl bir densizliktir bu, düellonun kutsallığına nasıl leke sürersiniz?’’

Genç adam konuşmasını bitirir bitirmez iki tane kankırmızı göz kendisine döndü, o an üzerine çöken baskı inanılmazdı.

Çekiçdöven vücudunun kontrolünü kaybetmek üzereydi, istem dışı şekilde geriye doğru birkaç adım dahi atmıştı. Hayatında ilk defa, arkasına bakmadan koşarak savaştan kaçmamak için kendiyle mücadele ediyordu.

‘’Kan Tanrısı Nafız yalvarırım, bana bu dövüşü yapmam için izin verin!’’

Tam o anda hiç beklenmeyen bir olay gerçekleşti, Yarmagül Nafız’ın önünde secde edip izin istiyordu. Bu sahne karşısında on nefes süresince kimse konuşmadı, nefes alışverişlerini duyabiliyordu orklar.

Yarmagül yere değdirdiği alnını bu süre boyunca milim oynatmadı, hırsı o kadar çoktu ki nefret ettiği bir kişiye bile boyun eğmişti.

‘’Babadan kıza nesil bunlar, sizin yapacağınız işin ben !’’

Kan Tanrısı, arkadaşının ve ordusunun haysiyetini gözetmek durumda kalacaktı, sinirle oradan uzaklaşıp Miloş’un yanına doğru yürümeye başladı. Alyon’da, devasa ayısının sırtında kurak bölge kabile şefi Kasaphaydo’nun yanına geçti.

Duvardan koşarak inen dişi orkun, hışımla geldiği yerden öfke içinde ayrılması kuşatma ordusunun bazı savaşçıları tarafından alaya alınıyordu. Kendi aralarında fısıldayan savaşçılar, düşmanları ile dalga geçmek için güzel bir fırsat yakalamışlardı.

‘’Bammmm!’’

‘’Ahhhhh!’’

Gevşek gevşek gülen grubun olduğu yerden bir anda her tarafa kanlar fışkırdı, kafası olmayan bir ork cesedi yere düşünce, onu arkasındaki dört arkadaşının ölü vücutları takip edecekti. Karnına saplanmış bir ok nedeniyle acı ile bağıran savaşçının çığlıkları, binlerce kişinin bakışlarını üstüne topladı.

‘’Sadece tek bir kelime daha edin, hepinize yetecek kadar okum var!’’

 

Sesin sahibi surlarda duran bir orktu, Parthenia şehrine yaklaşmış olmalarına rağmen hala normal bir okçunun menzilinin yarısı kadar daha uzakta duruyorlardı. Değil konuşulanları duymak, atış yapmak için bile abartı uzaklıkta olan bu yere saldırı düzenleyen kim olabilirdi.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Komuta edemediğim 10000 adamım olacağına, komutam altında olan 10 adamım olmasını tercih ederim.

 Timurlenk




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1077

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 976

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 819

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 771

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 582

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 570

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 515

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11656 Üye Sayısı
  • 325 Seri Sayısı
  • 16487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr