“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 74-Harikalar Diyarı


HARİKALAR DİYARI

‘’Vaktimiz var gibi, ne zaman girebiliriz zindana!’’

Nafız’da öneriye sıcak bakmıştı, görünürde herşey süt limandı.

‘’İstediği zaman, hemen şimdi bile girebiliriz!’’

Arkadaşının kendisine tuhaf tuhaf baktığını gören Alyon, konuşmaya devam etti.

‘’Şatonun içinde üç tane sunak var, oraya kanlarımızı akıttığımızda,  mahzendeki gizli geçit açılacak!’’

‘’Vay be, sanırsın ki şatoyu Umbrella Co. yaptırmış, o zaman çocukları haberdar edelim önce!’’

Alyon’un girişi bilmesi sonucu herşey çok kolay olacaktı, savaşçılarını toplayan ikili konuyu kendilerine açmış, gerekli görev dağılımınıda yaparak işe koyulmuştu.

Önce bahçedeki fıskiyenin içine girdiler, bu heykel, üstündeki ayçiçekleri gibi güneşin olduğu yöne dönmesi ile meşhurdu. Bir tane fazla yaprağı olan çiçeğin içine kanlarını damlatan Nafız ve Alyon, kimsenin kendilerini görmediğinden emin olup şatoya geri döndüler.

Sırada yemek odasını süsleyen görkemli tablo vardı, kaotik bir savaş alanının resmedildiği bu eserde, Alyon yerde yatan yaralı ve ölüleri dikkatle inceledi. En sonunda, kucağında bebekle atların ezdiği bir kadını görünce neşeyle gülümsedi, aceleyle koluna bir kesik açacaktı.

Tablo akan kanı hemen emdi, görünürde bir iz dahi yoktu. İki sunağı da keşfeden ikili için, sadece tek bir adım kalmıştı. Önüne geldikleri duvarda, bir çok doldurulmuş vahşi yaratık başı kendilerine bakıyordu.

Son sunak tehlikelerle doluydu, yanlış bir hareket kişinin uzuvlarını kaybetmesine neden olabilirdi. Alyon’un Ork steplerinde bulunan ödül zindanları hakkında herşeyi bilmesi, adeta bir hediye olmuştu.

Hızla ilerleyen iri yarı ork, büyük bir ayı kafasının önünde durdu, sonuna kadar açılmış ağzına kolunu sokarken bir an bile tereddüt etmedi.Kısa süre sonra kolunu çektiğinde, bileğinin dört parmak üstünde bir kesik vardı.

Nafız’da aynı işlemi tamamladıltan sonra, şato bir an şiddetle sallandı, içindekilerin hepsi panik halindeydi, sadece hızla mahzenlere koşan Alyon ve Nafız hariç.

Astute’nin gizli örgütünün işlerini yürüttüğü odanın içinde, eskiden üstünde masanın olduğu zemin açılmış, aşağıya doğru giden merdivenler gözüküyordu. Yıllarca üstünde oturduğu yerin sırrını bilse, acaba eski şehir lordu ne düşünürdü.

Taş basamaklar nemliydi, ikili kaymamak için yoğun çaba sarfederek tamı tamına dokuzbinuçyüzondört merdiven inmişlerdi.

‘’Ha gayret magmaya kadar inicez görünüşe göre!’’

Nafız’ın tepesi atmaya başladığı sırada, zifiri karanlığın içinde el yordamıyla zemini buldular. Adımlarını atmalarıyla beraber duvarlardaki meşaleler kendiliğinden yanınca, büyük bir taş odada olduklarını anlamışlardı.

‘’Şurada bazı platformlar var, onlara bir bakalım!’’

İkili, önceki zindandan dolayı içine girilebilecek bir kapı veya tünel aradı fakat dört duvar taş bir alandalardı. Ortamdaki tek obje, üstleri sanki bir katana ile kesilmiş gibi olan büyük kayalardan oluşmuş yapılardı.

Bir zıplayışta üstüne çıktıklarında, üç adım çapındaki bu yerlerin kenarlarında bir çok mumun yandığını gördüler. Pek fazla seçenekleri yoktu, Nafız arkadaşına baktığında onun hala şaşkınca olaylara anlam vermeye çalıştığını gördü.

‘’Rahat bir şekilde otur ve gözlerini kapat, bir süre sonra buradan ayrılacağız!’’

Nafız, mumlar yandığı anda durumu çözmüştü, çıkan dumanlar gözle görülemeyecek kadar ince olsa da kokularından halüsinatif bir madde oldukları anlaşılıyordu. Alyon arkadaşını dinlediğinde, tahmin edildiği gibi on nefes içinde bulunduğu ortam ile bağlantıyı kesip hayal dünyasına dalmıştı.

Dişi ork ise oturduğu yerde beklerken, maddelerin ona tesir etmesi uzun sürecekti.

‘’Ah be Mora ne çok şeye bağışıklığın var senin, müptezel atası gibi oldum kafam gelmiyor bir türlü!’’

Mumlar dibini görmeye yaklaştığı sırada, nihayet Nafız’ın gözlerini kapanarak kafası öne düşmüştü.

Uyandığında, yemyeşil çimenlerin üstüne uzanmış gökyüzünü seyrederken buldu kendisini, bulutlar çeşitli biçimlere sahipti. İlginç olan, bu şekiller üç hayatın anlılarını hafızasında taşıyan Nafız için çok tanıdıktı, adeta hatıralarındaki kişiler geçit töreni düzenliyordu .

Bir anda yüzüne basarak bir şey geçti, olay çok ani olmuştu, sadece ufak beyaz kuyruk görebildi Nafız. Panikle doğrulduğunda, küçük beyaz tavşanı ona toprakta açtığı bir deliğin başında el sallarken buldu.

‘’Yok olamaz, tesadüfün bu kadarı!’’

Aklından türlü düşünceler geçirerek tavşanın ardından deliğin içine atladı, uzun bir düşüşün sonrasında, önü camekan bir dükkanın içinde buldu kendini. İki büyük fotokopi makinası ve yığınla kağıt vardı burada, dışarıda ise çok güzel bir bahçe.

Nafız kapıya gitti ama kilitli olduğundan dışarı çıkamadı, sonra camı kırmayı denemek aklına geldi fakat bu da bir çare değildi. Etrafına iyice bakmaya karar verdi, makinaları karıştırmaya başladığında anne ve babasının öldüğü zaman karaladığı kağıt eline ilişiverdi.

Pat! Pat!

Sanki o zamana dönmüştü, kurumuş gözyaşlarının izlerinin üstüne yenileri oluşuyordu, atmaya kıyamadığı bu kağıdı ne zaman eline alsa aynı şeyler tekrarlanacaktı.

Birden kapı gıcırtılı bir sesle açıldı, Nafız elindekini katlayarak cebine koyduğunda, hızla çıkışa yöneldi. Tam çıkmak üzereydi fakat camdan yansıyan görüntü onu durdurmuştıu. Bu gördüğü dişi bir ork değil, küçük bir çocuk olduğu zamanlardaki insan haliydi.

‘’Nafız evladım, hadi seni bekliyoruz!’’

Bu ses kulağına ulaşınca, ağlamayı kesen çocuğun gözleri yeniden doluyordu, annesinin sesiydi bu. Babası ve ablası ile beraber onu çağırmıştı, koşarak yanlarına giderken bulundukları yeride hatırlayacaktı.

Küçüklüğünde sık sık geldikleri, evlerinin yakınındaki şehir parkıydı, her halde hafta içi bugün diye düşündü Nafız, zira bir daha yemek yemeyecekmiş gibi toplanmış mangalcılar yoktu ortada. Annesi ve babası bir fabrikada işçiydiler, nadiren sabah vardiyasında denk geldiklerinde, güneş batmadan yeşilin ve doğanın keyfini ailecek çıkarabiliyorlardı.

‘’Bu nasıl bir saadet, mutluluktan ölebilirim!’’

Nafız kendi kendine söylenirken, babasının elini omuzunda hissetti.

‘’Oğlum, inat etme sende gel, ailecek ziyaret etmek yakışıkalır!’’

Çocuk elin sahibine doğru döndüğünde, parktaki adamın yaşlandığını gördü. Kendisi de büyümüştü, artık parkta değil evlerindeki kendi odasındaydılar. Babasının sözleri tanıdıktı, bu konuşmayı ailesinin öleceği yolculuktan önce yapmışlardı.

‘’Baba, sakın gitmeyin çok kötü şeyler olacak, lütfen evde kalın!’’

Annesi hayretle ona bakıyordu, sudan bir sebeple kavga çıkarmıştı köye hastalanan akrabalarının yanına gitmemek için. Ablası ona bakıyor denileceği için, genç kızda ebeveynleri ile gidemeyecekti.

Babası son kez ikna etmek istediğinde, nereye giderseniz gidin diyen çocuk gitmiş, kapıdan çıkmamaları için bacaklarına yapışan Nafız gelmişti.

‘’Yalvarırım gitmeyin, ne olursun benimle kalın!’’

Genç adam çılgına dönmüştü, hızla evin kapısını kilitlemek için girişe koştu.

‘’Oğlum yavrum saçmalama, bizim gitmemiz lazım çok merak ediyorsan sen de gel!

Annesi odanın kapısına dikilmiş bekliyordu, geçecek bir boşluk kalmamıştı. Sinir krizleri geçiren Nafız, pencerenin koluna yapışıp açarak bir bacağını dışarı sarkıttı.

‘’Atarım kendimi vallahi atarım inat ederseniz, ayrılamam sizden bir daha!’’

Anne ve babası donup kalmıştı, kısa süre sonra birbirlerine bakıp gülmeye başladılar. Bu sıra genç adam, intihara ramak kala içinde ne varsa boşaltacaktı.

‘’O zaman da böyle gittiniz, benim yüzümden ablamla beraber sizle gelemedik. En çok neye üzülmüştüm biliyor musunuz? Sizinle beraber ölemediğime!’’

‘’Şimdi sizden önce kendimi ölüme yollarım, o kapıdan çıktığınız an kendimi atarım aşağıya!’’

Yüzü ter ve gözyaşıyla ıslanmışken, Nafız anne ve babasına yalvarır gözlerle bakıyordu.

‘’Bizim gitmemiz lazım oğlum!’’

Annesinin bu sözü yolun sonu demekti, kafasını dışarı çıkardığında buz gibi soğuk hava genç adamın yüzüne vurdu.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

O kadar parayı kazanacak kadar akıllı olmak için, kişinin bunu isteyecek kadar aptal olması gerekir.

 Gilbert Keith Chesterton

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1077

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 976

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 819

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 771

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 582

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 570

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 515

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11656 Üye Sayısı
  • 325 Seri Sayısı
  • 16487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr