Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 72-Akşam Yemeği


AKŞAM YEMEĞİ

Sohbet bitip üçlü diğer gladyatörlerin arasına indiğinde, hayranlıkla dolu bakışlar Nafız’ın üstündeydi. Onlarda, tribünleri erkenden terk eden halkın dışarı çıkarılmasında rol almıştı. Astute ile olan savaşını, kendi gözleriyle görmüştüler.

‘’Ben bir konakta keyif sürerken, senin böyle izbe bir yerde kalman ne trajedi!’’

Nafız burnu yukarıda bir şekilde konuşunca, Alyon pis pis sırıtarak yanındaki adamın omuzuna vurdu.

‘’Bu herif, ilk geldiğimde beni zindana attı bir de, inanabiliyor musun?’’

Morrison kıpkırmızı oldu, unutulduğunu sandığı olay en olmadık yerde yüzüne vurulmuştu. Nafız, söyle bir eğitmene bakıp bozuntuya vermeden, ‘’adam maldan anlıyormuş!’’ diyerek yürümeye devam etti.

‘’Kadınlar dostum, gel bu gece onlara içelim!’’

Koltuğunun altına aldığı Morrison ile gladyatörlerin arasına karışan Alyon, sabaha kadar içip eğlenmeyi düşünüyordu.

Gün ışıdığında, tekrar faaliyete geçen şehir kapılarının tekinde olağanüstü bir durum vardı.

Son derece sıkı kontrollerle şehre giriş sağlanıyorken, savaş araçlarından oluşan konvoy bir anda belirivermişti. Tüm bakışlar bu kişilerin üstüne çevrildiğinde, en göze batan şey araçlarındaki sembollerdi.

Hepsinin üstünde, kan kırmızı bir dairenin içinde ork yumruğu şeklinde damgalar bulunuyordu, meraklı bakışlar içinde öndeki araçtan inen ork gişe görevlisine yaklaştı.

‘’Lord Marcos’ un davetlileri olarak şehre giriş yapacağınız, geçişi açın!’’

Konuşan kişi çok sert ve emir verir tonda konuştuğu sırada, daha önce ticaret için burada bulunan tüccarlar kendi aralarında gülüşmeye başladılar. Bu şehir, orkların köle olarak en adi yaratıklarla beraber alınıp satıldığı bir yerdi, şehir lordunun adını ağızlarına almaları nasıl bir şakaydı.

Gişe memuru geldiğinde herkes bir cümbüş beklentisi içindeydi lakin olanlar umduklarından tamamen farklıydı.

‘’Girişleri açın!’’

Kapı muhafızlarına bağıran gişe memuru, daha sonra kendisi ile konuşmak için araçtan inen orka dönerek, ‘’ Parthenia’ ya hoş geldiniz! Lütfen sizi beklettiğim için affedin!’’ dedi.

‘’Sen görevini yapıyorsun, asıl bizi sorgusuz kabul etseydin af dilemen gerekirdi!’’

Sırtını dönüp giden ork araca bindiğinde herkesin ağzı bir karış açıktı, en iyi şartlarda küfür yemesini bekledikleri orkun önüne bir kırmızı halı serilmediği kalmıştı.

Kervan en kısa yoldan Agustus hanesinin okuluna vardı, yoldaşları kapıda onları bekliyordu. Okulun içindeki gladyatörlerde, olanları tiyatro izler gibi seyretme lüksüne sahip olmuştu, ta ki ortadaki vagondan sırtında kocaman bir yayla inen orku görene kadar.

Bakışlarını bir kenarda oturan gladyatörlere çeviren bu kişinin yaydığı aura, adeta kendilerini boğmaya başlamıştı. Ne yapacaklarını şaşırdılar, kafalarını kaldırıp orkun yüzüne bile bakacak cesaretleri yoktu.

‘’Sangre yeter, bu ne öfke!’’

Nafız, arkasında Alyon ve Morrison’ la beraber konvoyu karşılamaya geldiğinde, gördüğü manzara karşısında öğrencisine çıkıştı. Kan savaşçısına seslenmese, en ufak kıvılcımda tüm gladyatörlerin hayatı buhar olup uçacaktı.

‘’Efendim size yapılanları öğrendim, izin verin tüm şehrin caddelerinin insanların kanlarıyla boyayım!’’

Nafız önünde diz çökmek isteyen öğrencisini omuzundan yakaladığında, Sangre ağzından ateş püskürterek konuştu.

‘’Usta, ne dediysem inandıramadım, yol boyu söylenip durdu!’’

Kitapkurdu, arkadaşının çıkışı sonrası aceleyle öne atlayıp lafa girmişti. Kervan Sangre’nin korumasında olsa dahi yolculuğun sorumluluğu ondaydı.

‘’Seni çok iyi anlıyorum fakat gördüğün gibi buradayım ve şehirdeki insanlarla bir sıkıntım yok. Fevri hareket edilmemesi konusunda sizi uyarıyorum, aksi durumda olacak olanları tahmin edebiliyorsunuzdur!’’

Konuşmasının sonunda kısa bir süre cinayet niyetini açığa çıkaran Nafız, ortamın sıcaklığını birkaç derece düşürmüştü.

‘’Emredersiniz!’’   

Hep bir ağızdan bağıran ork savaşçılarının çıkardığı gürültü eğitim sahasını karıştırdığında, baskı altındaki gladyatörlerde rahat bir nefes aldı.

‘’Şimdi biraz dinlenin, güneş battığında yemek için şehir lordunun konağında olacağız!’’

‘’Siz ikiniz bizimle gelin!’’

Nafız, Alyon ve iki öğrencisiyle uzaklaştığında, geride kalan savaşçılar Morrison’ un eşliğinde dinlenecekleri yerlere doğru yola çıktılar. Gün, başka olağanüstü olay olmadan rutininde ilerleyip biterken, savunma amaçlı bir savaş makinası yavaşça lordun konağına ilerliyordu.

Mükellef sofranın başında ev sahipleri konuklarını beklerken, çok geç olmadan araç büyük şatonun geniş bahçesine giriş yaptı. Altı kişilik grup, şık şatonun koridorlarından hızlı adımlarla geçip yemek salonuna gelince, bir kâhya saygıyla eğilerek kendilerine yüksek ahşap kapıyı açacaktı.

‘’Hoş geldiniz sevgili dostlarım!’’

Misafirlerin gelmesi ile başta şehir lordu olmak üzere herkes, onları karşılamak için ayağa kalkmıştı fakat karşılarındaki manzara bir hayli ilginçti. Nafız ve Alyon önde yürürken, her birinin arkasında iki ork daha vardı.

Alyon, Kuyag ve Vahşiduvar’ın önünde yürürken, Nafız’ın arkasında iki öğrencisi bulunuyordu. Gülümseyerek gelen dişi orkun solunda, kendi boylarında, beyaz ipekten yapılmış kıyafetleri altın detaylarla süslenmiş bir kişi dururken, sağ tarafında az sonra meydan muharebesine girecek gibi giyinmiş Sangre yürüyordu.

Nafız da, bu yemeğe özel olarak Mora’nın kullandığı bir savaş kıyafetini giyerek gelmişti. Siyah deri üzerine kan kırmızısı işlemeler olan bu zarif zırh setini, omuzlarından dökülen saçlarıyla tamamlıyordu. Sürekli toplu kullandığı saçlarını serbest bırakınca, uçlardan başlayan kırmızılaşmanın iki parmak kadar daha arttığı rahatlıkla görülüyordu.

Mat siyah zırhını ilk defa görücüye çıkaran Alyon’da, tüm görkemiyle arzı endam ediyordu. Üstüne tam oturan ekipmanın içinde yürüyen jilet gibi delikanlının arkasındaki orklarda, şaşkın hallerine rağmen derli topluydular.

Kuyag üstünden hiç çıkarmadığı atalarının lütfu zırhıyla, Vahşiduvar ise deri pantolonunun üstüne giydiği gece mavisi bir kürkle katılmıştı yemeğe.

Her hallerinden böyle bir ortamda daha önce bulunmadıkları belli olan gruba doğru heyecanla koşan Eftelya, tam Nafız’a sarılacakken bir anda irkildi. Bir çift göz, dişi orkun sağ omuzunun üstünden kendisine bakmaktaydı.

‘’Ah be yavrum, ah be cucuğum, ne yapıcam ben senle!’’

Perran Kutman’ı taklit ederek söylediği cümlesinden sonra genç kızı kucaklayan Nafız, neredeyse tamamen iyileşen Eftelya ile beraber sofraya doğru yöneldi. Her şey mükemmeldi, gerek düzeni, gerekse üstündeki yemeklerle masa krallara layık donatılmıştı.

‘’Oturun çocuklar!’’

Alyon, masaya geçildiğinde gruplarındaki bazı orkların saygısızlık olabileceği korkusuyla ayakta beklediğini görünce, babacan bir tavırla konuşacaktı. Kendi arkasında duran ikili ve Sangre ayaktayken, oğlu Kitapkurdu hemen ustasının yanına çökmüştü.

 Şeflerinin sözleri sonrası, Kuyag ve Vahşiduvar sandalyelerine geçmeye başlamıştı fakat Sangre hala bulunduğu yerde kınından çıkmaya hazır bir bıçak gibi duruyordu. Alyon bu duruma biraz bozuldu, kimin öğrencisi olursa olsun, o da kabilesindeki bir orktu ve emirlerini dinlemek zorundaydı.

Nafız, sadece sağ tarafında ayakta bekleyen orka bir bakış attı, önüne döndüğünde Sangre’ de oturmak için yerine geçiyordu. Gergin başlangıcın aksine, vakit ilerledikçe koyulaşan muhabbetin eşliğinde masanın etrafındaki herkes kaynaşmıştı.

Sangre bile, yayını bir kenara bırakmak zorunda kalacaktı fakat kimse hançerlerinden onu ayıramadı. Yemeğin ardından geçilen devasa salonda şehrin idaresi, Nikonya ile kuracağı ilişkiler, bu olaylardan sonra uğrayabilecekleri saldırılar gibi konular görüşülüyordu.

‘’Eftelya tatlım, yanıma gelir misin? Seni biriyle tanıştıracağım!’’

Genç kız iyileşmesinden sonra güzellik olarak, kocası tarafından öldürülen Athena’nın gençlik yıllarını bile geçmişti. Şeker pembesi zarif kıyafetiyle süzülürken, istisnasız herkes konuşmayı kesmiş onun zarafetini izliyordu.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kalabalık beni korkutuyor, nefesi beni boğuyor. Meraklı bakışıyla felç hissediyorum ve bilinmeyen yüzler beni aptal hale getiriyor.

 Frederic Chopin




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1076

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 974

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 818

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 770

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 586

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 581

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 569

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 514

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11649 Üye Sayısı
  • 324 Seri Sayısı
  • 16480 Bölüm Sayısı


creator
manga tr