"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 42-Düello


DÜELLO

Rakibine yaptığı ataklara konsantre olmuş genç büyücünün, ustasının adını duyunca değişen surat ifadesi, Nafız’ın gözünden kaçmadı.

‘’Anladığım kadarıyla şu anda iki öğrenci, ustalarının kendileri için yaptığı bir sınavın üstesinden gelmek için uğraşıyor. Sana söz olsun, öğrencimi öldürebilirsen canını bağışlayıp, ustanın yanına dönmeni sağlayacağım!’’

Nafız’ın sözleri sonrası herkes gibi şaşkınlığa düşen Alyon, hemen yanına gelerek verdiği karara itiraz etti

‘’Sakın bunu yapma! Egon uğruna, kurduğumuz onca planı çöpe atamazsın!’’

‘’Bas geri kocaoğlan, Sangre’nin başarısız olacağına ne de çabuk karar verdin!’’

Nafız’ın sözlerine kulak misafiri olan Sangre, ustasının amacını anlayarak, yüzünü kara çıkarmamak için var gücüyle savaşmaya başladı. Sadağından hızla çektiği okları seri şekilde düşmanının üzerine yönlendirirken, kendisi de hızlı adımlarla Adhemar ile arasındaki mesafeyi kapatıyordu.

‘’Ne salak bir okçu, kaçarak mesafeyi koruyacağına benim yakınıma gelmeye çalışıyor.’’

Rakibinin beklenmedik savaş stili karşısında mutlu olan Adhemar, uzun mesafeli saldırılarını seyrekleştirerek düşmanının hareketlerine izin verdi. Belli bir mesafeye gelince, okçunun bulunduğu alana bir saldırı yapmayı planlayan büyücü, altı tane fırlatma bıçağının her yönden üstüne geldiğini görünce yüreğinde bir sancı hissedecekti.

Karşısındaki orkun, böyle bir silaha sahip olabileceğini düşünmediği için yakınına gelmesine izin veren Adhemar, uğradığı saldırı sonrası hemen birkaç büyülü söz mırıldanarak asasını şiddetle yere vurdu. Bıçakların kendisine ulaşmasına bir nefes kala, yaptığı büyü ile vücudunu bir ışık kalkanı saran büyücü, saldırıları engellemeyi başarmıştı.

Asasını savurarak bir alev girdabı yaratan genç büyücü düşmanına hızla saldırıyor, etrafını çevreleyen büyü kalkanı onunla beraber hareket ediyordu. Yerden bir fanus şeklinde yükselerek başının üstünde birleşen kalkan, üzerine gelen normal okları küle çevirirken, Nafız’ın verdiği özel okları ise sadece sektirebiliyordu.

‘’Zayıflığının farkında değilmiş gibi davranıp, rakibini tuzağa düşürmek gayet güzel bir plandı.’’

Nafız, öğrencisi sürpriz saldırısı işe yaramayıp tekrardan elli adım mesafede savaşı sürdürürken, Alyon ile savaşın kritiğini yapıyordu.

‘’Büyücünün savunma yeteneği gerçekten çok etkili fakat gördüğüm kadarıyla sürdürülebilmesi için epey ruh gücü harcanması gerekiyor. Merak ettiğim, Sangre bir yıpratma savaşımı sürdürecek yoksa senin de mutlaka fark ettiğin açıktan faydalanmaya mı çalışacak!’’

Şef Alyon, savaşın kontrolü ork savaşçısındaymış gibi konuşurken, meydanda büyücü asasından çıkan dev alev kamçıları ile okçu rakibini baskı altına alıyordu. Dövüşü izleyen sıradan gözler üstünlüğün elinde olduğunu düşünse de, işin aslı Adhemar azalan büyü gücü tükenmeden rakibini öldürmek için umarsızca saldırıyordu.

Kendi saldırıları ve etrafındaki koruyucu kalkana inen oklar yüzünden kinetik görüşünü kaybeden büyücü, düşmanıyla arasındaki mesafenin bilincini çoktan kaybetmişti. Sangre çoklu ok atımına başlayarak, parlak ışık kalkanının rengini zaman geçtikçe soluklaştırmış iken devreye fırlatma bıçaklarını da sokarak savaşın sonunu getirme iradesini gözler önüne serdi.

Genç büyücü, kovala saldır taktiğini uygulamaya devam ederse, bu işin sonunun kendisi için iyi olmayacağına kanaat getirerek, ışık kalkanının korumasına güvenip bir alan saldırısı yapmak niyetiyle, büyülü sözleri söylemeye başladı. Olduğu yerde sabit durarak büyüsünü hazırlarken dahi, gözlerini Sangre’nin üstünden ayırmamak için büyük çaba sarf ediyordu.

Kan savaşçısı, kimi zaman çelik oklarla, kimi zaman özel Kankırmızı okları ile saldırılarını sürdürüyor, düşmanın hareketsiz kalışından istifade ederek bıçakları ile periyodik olarak kalkanın yüzeyini dövüyordu.

Gözleri ile takip ettiği orkun, işe yaramamasına rağmen çelik ok kullanması Adhemar’ın görüş alanını engellerken, diğer saldırıların sesleri kulaklarını çınlatmak başka bir işe yaramamaktaydı. Bu anlamsız atak stili, büyüsü bitene kadar kalkanını aşamayacak olsa da genç büyücünün içine bir kurt düşmüştü.

Zorlu mücadeleler içinde bulunmuş Adhemar, kendisini büyülü kalkanını kullanmak zorunda kalacağı bir tuzağın içine çeken rakibinin, böyle sığ saldırılarla ne amaçladığını sorgularken, büyüsünün tamamlanmasına on nefeslik süre kalmıştı.

Galibin belirleneceği zamanın gelip çatması sonucu sinirler gerilmiş, Sangre’nin saldırılarının dozu bir kat daha artmıştı. Genç büyücünün mırıldanmayı bırakıp asasını yavaşça kaldırdığı an, zeminden fırlayan bir siyah bıçak kalbini hedef alarak üstüne doğru uçtu. Hafifçe yana çekilerek savuşturduğu bıçak omzunda derin bir kesik açtığında, büyüyü serbest bırakması için üç nefeslik süre gereken Adhemar sevinçle güldü.

Kendisini çevreleyen ışık kalkanının yegâne zayıflığı, hareket halinde dahi kullanılmasını sağlamak için zeminin altını kapsamıyor olmasıydı. Bu zayıflığı çok geç fark eden rakibine alaycı gözlerle bakan büyücü, asasını indirmek için kolunu hareket ettirmek istediğinde, yüzündeki ifade dramatik bir şekilde değişti.

Uzuvlarına hükmedemeyen Adhemar olduğu yerde kaskatı kesilirken, omuzundaki yaradan akan kanlar elbisesini boyamaya devam ediyordu. Kısa bir süre sonra, büyü gücü üstündeki kontrolünü kaybeden genç büyücü boş çuval gibi devrildiğinde, mücadeleyi izleyen herkes bu yaşananlara bir anlam veremeyecekti.

‘’Zehir, kızımın üstünde kullandığın zehir bu!’’

Şef Alyon, etrafındaki cahil orkların aksine olan biteni görmüş, Nafız’a bakarak şaşkınlıkla konuşmuştu.

‘’Tam olarak aynısı değil, kızını öldürmek istemediğimden onu biraz seyreltmek zorunda kalmıştım. Sangre’nin bıçağındaki zehir, o gün kullandığımdan on kat daha etkilidir.’’

Düşmanı hareketsiz bir biçimde yerde yatarken Sangre, yayını gererek kendisine seslendi

‘’Adını unutmayacağım, yükselişime yardımcı olacak bir basamak taşı olduğun için sakın utanma!’’

Hiçbir engelle karşılaşmadan Adhemar’ın başına isabet eden ok, hedefini karpuz gibi patlattığında, savaşın nihai sonucu ilan edilmiş oldu.

Kaotik savaş alanında birçok öngörülmeyen olay yaşanmış olsa da, ork kabilesi Nikonya güçlerinin çoğunu esir durumuna düşürüp bozguna uğratmıştı.

‘’ Savaş bitti! Levazım bölüğü iş başına!’’

Alyon’un çağrısı sonrası, cephenin arka tarafından yüzlerce ork savaş alanına hücum etmişti. Yaralı savaşçılar tedavi için şifacılara götürülüyor, sahipsiz mühimmatlar toplanıyor, ölüler üst üste yığılıyordu.

Levazım orkları, aldıkları emir üzerini ölüleri açtıkları büyük çukurlara gömüyor, içlerinden bu cesur kişilerin bedenlerinin bereketsiz topraklara can vermesini umuyorlardı.

Nafız ve Alyon, şefin çadırının olduğu bölgeye doğru ilerlerken, yol boyunca Kasaphaydo’nun savaşçı orkları karşılarında saygı ile eğilmişti. Bu ikiliyi birkaç adım geriden takip eden, Domuzkuyruk, Sangre, Vahşiduvar ve Kuyag’ tan oluşan grup ise önlerindeki manzara nedeniyle gurur içinde yürüyorlardı.

Çadırın önüne geldiklerinde Kızılayı’nın cesedinin onları karşıladığını gören Alyon, sinirle yerde yatan ölü bedene sağlam bir tekme attı

‘‘Bu soysuzun pis bedenini, kendisi gibi hainlerin bulunduğu yere götürün!’’

Birkaç levazım orkunun Kızılayı’nın cesedini savaş kaçaklarının yanına attığını görene kadar çadıra girmeyen Alyon, peşi sıra gelen orklara dönerek.

‘’Nafız hariç hepiniz, ikinci bir emre kadar dışarıda bekleyeceksiniz. İnsan tutsaklara, kesinlikle kötü muamele yapılmayacak. Ay tepeye yükseldiğinde, hainlerin yanındaki yerde tüm kabilenin toplanmasını istiyorum.’’

‘’Emredersiniz!’’

Yüksek sesle selam verip emirleri uygulamak için ayrılan grubun ardından, Alyon büyük adımlarla çadırın içine girdi. Dikkatli bakışlarla çadırın içini tararken, gözleri aradığını bulmanın sevinciyle parlamıştı.

‘’Diğerinin yanına koyuyorum bunu da!’’

Alyon, kıymetlisi Nafız tarafından yüzüğündeki boşluğa alınınca, sakinleşerek boş tahta oturdu.

‘’Kanadın büyüğü olur alıcı kuşta, ne de güzel yakıştı tahta oturmak puşta!’’

Arkadaşının koşa koşa tahta çıkmasına hicivli bir şekilde dokunduran Nafız, üst üste atılmış postların içine uzanarak, gecenin çökmesini beklemeye başladı.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aldanma diye bir şey yoktur! Sadece biraz fazla güvenmek vardır. Ve insanı aldandığı değil, en çok güvendiği aldatır.

Maksim Gorki




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1147

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 841

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 791

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 623

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 617

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 530

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 310

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 87

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13248 Üye Sayısı
  • 392 Seri Sayısı
  • 18107 Bölüm Sayısı


creator
manga tr