Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 40-Destek Geldi


DESTEK GELDi

Gölgekurdu, çok önceden beri levazım şefini kontrolü altına almıştı, kendisini koruyan savaşçılar ve çalıştırabileceği orklar oldukça, elbet bir gün kabilenin başına geçebilirdi. Belki kabileleri yakılıp yıkılacaktı fakat ana ork kabilesinin, her ay istedikleri tedariği sağlayacak birilerine ihtiyacı vardı.

Savaştan kaçan orkların oluşturduğu kalabalık henüz bin adım atmamışken, karşılarında koyu yeşil bir duvar buldular. Kabilesi parçalanmış, sırtından bıçaklanarak ölüme terk edilmiş Kasaphaydo ise, bu durumdan habersiz acı ve çaresizlik içeren bir biçimde haykırıyordu

''Sen her kimsen ve hala buradaysan, lütfen savaşçılarımı kurtar!''

Adhemar, arkalarına bakmadan kaçan ork kalabalığını izlerken, vahşice ve yavaş yavaş katlettiği gruptan gelen çağrı ile kahkahalara boğuldu.

''Sizi sefiller, bu kokuşmuş yerde bir saniye bile daha az kalmak için, ne kadar para harcadığımı biliyor musunuz?''

Genç büyücü gizli bir öfke ile gülerken, sözlerinin arkasında yatan anlamı etrafındakilerin bilmesinin imkânı yoktu. Ustası tarafından dünyanın bir ucundaki bu yere gönderileceğini öğrendiğinde, gelişimi için çok önemli bir zaman zarfındaydı.

Her anı çok kıymetli olan bu zamanı kaybetmemek adına, bir kaç savaş makinası aldığı için, yüklü miktarda gelişim kaynağı kaybetmişti. Zaman ve gelişim kaynakları arasında seçim yapmak zorunda kaldığından dolayı, ustasına isyan edemese de, bu vahşi yaratıklara acı çektirerek sinirini boşaltmak istiyordu.

''Hepinizi yavaş yavaş acılar içinde öldüreceğim, bir avuç korkağın, benim gibi bir dâhinin karşısına çıkması bile cezaların en büyüğünü hak ediyor!''

Düşman cephesinden gelen aşağılamaları duyan Kasaphaydo, başını öne eğmiş ölümü beklerken, savaş alanı ortasına yıldırım düşmüş gibi sarsıldı

''ATEŞ!!!''

Cephedeki arkadaşlarını kaderlerine terk ederek kaçan orklar, karşılarındaki duvarın arkasından gökyüzüne yükselen devasa kayaları izliyor, duydukları sesin haşmetinden bilinçlerini kaybetmiş şekilde, oldukları yerden bir adım dahi ayrılamıyorlardı.

Havada süzülen kayaların yarattığı şaşkınlıkla sessizliğe bürünen savaş alanı, yine aynı kayalar hedeflerini bulduğunda eski kaosuna geri dönecekti.

Bu kısa sürenin sonunda, bir savaş makinası kullanılamayacak hale gelirken, ikinci bir kaya saldırısı Nikonya cephesinde sinirleri germişti.

''Nereden geliyor bu lanet olası kayalar, kim bu dev şeyleri fırlatıyor?''

Adhemar, yanında ki komutanlara bakarak konuşurken, hiçbiri durumu çözemediğinden sorulan soruya başlarını yere eğerek cevap veriyorlardı.

Nikonya ordusunun bu komutanları, Alyon'un elliden fazla mancınık yaptırmış olabileceğini nereden bilebilirlerdi ki?

''Nafız, bu aletler gerçekten anlattığın kadar varlar, yapımı uzun sürdü ama etkileri inanılmaz oldu.''

Alyon, savaşın gidişatını beraber izledikleri Nafız'a seslendikten sonra, bir cevap alamaması sonucu arkadaşının artık yanında olmadığını anladı.

''Siz kimsiniz? Açın yolu, arkamızda ki koca orduyu görmüyor musunuz?''

Nafız çevik hareketlerle duvarın üstünden atladığında, savaş kaçağı orklar çaresizce önlerindeki yeşil oval biçimli kalkanlara vuruyorlardı. Ödül zindanının verdiği ekipmanlarla bile çizik atılamayan kaplumbağa kabuğundan yapılmış zırhlara saldıran orklar nefes nefese kalmışken, bir anda beliren iki kişiyi soru yağmuruna tuttular.

''Yol boyunca önüne çıkan herkesi öldür, bu pisliklere ihtiyacımız yok!''

Arkasından gelen öğrencisi Sangre, ustasının emrini anladığını belli edercesine kafasını sallayıp bıçaklarını etrafında gezdirmeye başladığında, ilk önce soru soran orkları kesmişti.

Nafız, Kara Ölüm adını verdiği yeni hançerleri ile düz bir hatta ilerlerken, yoluna çıkan orkları ayrım gözetmeksizin öldürüyordu.

 Kan savaşçısı Sangre yayına davranmamıştı, altı tane fırlatma bıçağı çim biçer gibi orkları kesiyor, kendisi de sakin bir şekilde ustasının gölgesini takip ediyordu.

Yoğun ve isabetli atışlara hedef olan savaş makinalarının yarısı tahrip olduktan sonra, diğerleri hızlı manevralarla geri çekilmiş, ölüm kapanına yakalanmış Kasaphaydo ve savaşçıları kabilenin önlerine kadar kaçarak kurtulabilmişlerdi.

Savaş alanın başlangıcına geldiğinde, ellerinde mızrak ve yayları ile korkudan donmuş bir şekilde bekleyen savaşçıları gören Nafız, öfkeli bakışlarla yere tükürdü.

'' Sizi gidi ciğersizler, arkadaşlarınız ölürken burada nasıl beklersiniz''

Katliam havasına bürünmüş Nafız’ın sözleri bittiğinde, Sangre’ de fırlatma bıçaklarını topluluğun üstüne çevirdi. Ustasının niyetini emir telakki eden kan savaşçısı, saldırısına başlamak için gruba doğru yürürken, Kasaphaydo'nun sesi kulağında çınladı

''Geri çekilmelerini ben emrettim, onlar da emirleri uyguladılar, lütfen hayatlarını bağışlayın.''

Hırçın ve dik başlı Kasaphaydo'nun, ellerindeki hançerlerden kan damlayan dişi orkun karşısında başını eğmesi şaşırtıcı olsa da, bu davranışın arkasında çok haklı bir neden yatıyordu. Önünde duran iki savaşçının görünüşleri ne kadar ürkütücü olursa olsun, arkalarında oluşmuş olan manzaranın yanında bunun esamesi bile okunmazdı.

Panikle koşuşturan orkların arasında yol alırken yaptıkları küçük çaplı katliam nedeniyle, arkalarında ki çorak topraklarda, adeta yeni açmış gelinciklerin oluşturduğu bir bahçe göze çarpıyordu.

''Ellerinizdeki silahları atın ve diz çökün, emre uymayan herkes öldürülecektir.''

Domuzkuyruk savaş kaçağı orklara küçümser bir ses tonuyla bağırırken, yüksek kalkanlara sahip bir birlik onları çevreliyordu. Çembere alınan kaçaklar, kendilerini bağlamak için aralarına giren savaşçılara direnmeye çalıştığında, üstlerine yağan oklar nedeniyle neye uğradıklarını şaşırdılar.

''Sizinle kaybedecek vaktimiz yok, ya emre uyun ya da ölün!''

Kalkanları ile grubu çevirmiş savaşçılardan biri, kaçmaya çalışan orkun boynunu sert kalkan darbesi ile kırdıktan sonra konuşmuştu.

İkinci ok saldırısından sonra dirençleri kırılan kaçakların, tek tek domuz bağı yapıldığı sırada, Alyon ve birlikleri savaş alanına iniyordu. Karşılarındaki binlerce orku düzenli bir ordu şeklinde hareket ederken gören Nikonya'lılar, ne yapacaklarını bilemeyip kendi aralarında tartışmaya başladılar.

''Panik yapmayın! Birkaç oyuncağı yok etmeleri, savaşı kazanacakları anlamına gelmez!''

Kurduğu savaş planının kusursuz bir şekilde uygulandığını keyifle izlerken, işlerin geldiği hale çok sinirlenen Adhemar, bunu çevresine belli etmeden serinkanlı şekilde konuştu.

Beş bin kişilik bir ordu ile saldırıya geçen Nikonya cephesi, asker sayısı olarak çok eksilmese de, ana saldırı güçleri olan savaş makinalarını kaybetmişlerdi. Komutanlar, aniden ortaya çıkan takviye kuvvetler ile sayıları yaklaşık olarak on bini bulan orklarla bir kıyım savaşına girerlerse, sonlarının ölüm olduğunu gayet iyi biliyorlardı.

''Efendim, geri çekilmeli miyiz? Destek kuvvet ile orklar bir yıpratma savaşına başlayacaklardır.''

Nikonya askerleri düşünceli bir şekilde uzaklara bakan Adhemar'a önerilerde bulunurken, onun savaş alanında bulunan herkesi öldürmeyi düşündüğünü bilseler, arkalarına bakmadan kaçarlardı. Olayların geldiği noktada planlarının bozulması ile sinirlenen büyücü, sabrını tüketmiş kimliğinin ifşa olmasına aldırmadan düşmanı yok etmenin planlarını yapıyordu.

''Hayır! Tüm birlikler hücum!''

Bulunduğu savaş makinasının üstüne çıkan Adhemar, yapacağını geniş çaplı büyü saldırısı için enerji toplamadan önce, tüm şahitleri ortadan kaldırmayı kafasına koymuştu. Bu karıncaların binlercesinin ölmesi, ustasının verdiği emirden önemli değildi.

İki tarafın savaşçıları birbirlerine girdiklerinde, yarıçapı yüz adım olan büyük bir alan saldırısı yaparak işi bitirecekti. Kalan yüzlerce tanığın öldürülmesi, onun yeteneğinde bir büyücü için nefes almak kadar kolaydı.

İşin zor kısmı, büyük çapta yapılan büyü saldırılarının hazırlanma süresinin, gerçekten çok uzun olmasıydı. Yüz nefes boyunca, hareketsiz bir şekilde büyülü sözleri söyleyerek gücünü toplaması gereken Adhemar, rahatsız edilmemeliydi.

Savaşın tekrardan kızışması için topyekûn hücum yaptırdığı birlikler düşmanı oyalarken, o da asasını alanlar arası halkasından çıkarmış, büyülü sözleri söylemeye başlamıştı.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Orta halli ailelerinin dört çocuğunun bulunduğu bir ulus, her yirmi yılda bir savaşa girmeyi göze alabilir. Böylece çocuklardan ikisi ölür, geriye kalan ikisi ise soyunu sürdürür.

Heinrich Himmler/ Nazi SS Komutanı




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1259

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 377

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15563 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20944 Bölüm Sayısı


creator
manga tr