“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 35-Erkek Orkun Erkek Oğlu Olur


ERKEK ORKUN ERKEK OĞLU OLUR

Dönüş yolculuğu gayet sakin geçerken, ikinci ve üçüncü ork isimlerini almak için Şefin huzuruna çıkmıştı. Her iki savaşçı da, bayramlılarını yeni almış çocuklar gibi zindandan kazandıkları eşyaları bir an olsun yanlarından ayırmıyorlardı.

Yavaş yavaş hayal kırıklığı geçmeye başlayan Alyon bu duruma bozulsa dahi, konumu gereği hislerini belli etmemeye çalışıyordu. Herkes hazır olduğunda, Alyon isimlerini bekleyen orklara dönerek seslendi

''Ataların yaptığı sınavı başarıyla geçtiniz ve lütuflarınıza kavuştunuz. Şimdi, bu kahramanlığın bir belgesi olarak yeni isimlerinizi alma vaktiniz geldi.''

''İkinci öne çık, senin ismini ben vericem.''

Nafız ödül zindanında kendisiyle beraber olan orka seslenirken, ikinci ork korku içinde öne çıktı.

''Senin adın bundan sonra ''Kuyag'' olacak!''

Daha önce hiç duymadığı bu kelimenin ismi olacağını öğrenen ork, şaşırıp bir şey söylemek istese de, kendisine bakan bir çift göz tüm düşünceleri aklından silmişti.

''Sende öne çık ork savaşçısı, bundan sonra senin namın ''Vahşiduvar'' olacak.''

Elinde gezdirdiği koca kalkanı ile bu adı alması gayet doğal olan ork, keyifle arkadaşının sırtına vurarak seviniyordu. Merasimden sonra Kuyag ve Vahşiduvar, nöbet tutmak için yerlerine geçerek huzurdan ayrıldılar.

Nafız, ödül zindanından ağır yaralı çıktıktan sonra içine kapanık bir hal alan öğrencisinin yanına geldiğinde, onu yine uzaklara bakarken bulmuştu.

''İçinde yanan ateşi biliyorum, zamanı gelince istediğini yapmana izin vericem.''

Ustasının sözleri, çölde susuz kalmış Sangre'ye adeta uzakta gördüğü yeşil bir vaha etkisi yapmıştı. Kırmızıya bakan gözleri ışıldamaya başlarken, hareket halindeki aracın üstüne çıkarak yeni bıçakları ile antrenman yapmaya başladı.

Kabileden çıktıkları zamanki gibi sabahın ilk ışıklarıyla geri dönen ekibi, girişte tam teçhizatlı nöbet tutan bir birlik karşıladı. Ork ve insan savaşçıların karma olarak oluşturduğu bu birliği gören araçtakiler, şaşkınlıklarını gizleyemediler.

Bu zamana kadar, insan bölüğü kendi arasında talim görüyor, devriye atıyor ve ayrı bir çadırda konaklıyordu. Aracın durması akabinde içindekilerin yavaşça dışarı çıkmasıyla, bölük teftiş pozisyonu almaya başlamıştı.

''Hoş geldiniz Şef!''

Gür sesleriyle kendisini selamlayan bu karma birliğin duruşu, Alyon'un ağzının kulaklarına varmasını sağlamıştı. Hayranlıkla Nafız'a döndüğünde, onu ben biliyordum dermişçesine kafa sallarken buldu.

''Siz ikiniz, gidin ve Domuzkuyruk'a rapor verin.''

Koca kalkanını sürüye sürüye koşmaya çalışan Vahşiduvar'ı gören Nafız, sinirle bağırdı

''Geri zekâlı! O kalkan senin ruhuna bağlandı, boyutunu ayarlamayı hala öğrenemedin mi?''

Bir an koşmayı bırakan ork elindeki kalkana bakakalmıştı, bu duruma iyiden iyiye gerilen Nafız müdahale edecek iken, Alyon sakince lafa girdi.

''Yüzbaşı, kalkanına tam olarak hâkim olana kadar bir kenara koyabilirsin, korkma senden başka kimse onu kullanamaz.''

Alyon ödül zindanından aldığı silahını tam olarak içselleştirdiğinden dolayı, bu eşyaların tabiatları hakkında derin bilgiye sahipti. Ödül ekipmanları, en heybetli boyutlarında sahiplerine teslim edilirdi ve ruhuna bağlandıkları kişiler harici kendilerini kullanmak imkânsızdı.

Altı ay dönümünden fazla bir zamandır kabileden uzak kalan Alyon, hızlı adımlarla çadırına yürürken aklında bir soru vardı ''Acaba çocuğum ne yapıyor''.

''Hey! Biraz yavaş yürü bu ne heyecan?''

Nasıl heyecanlanmazdı Alyon, içinde kadim ork lordlarının soyunun bir parçasını taşır iken, ilk doğacak çocuğunun bu heybetli kandan nasibini almış olması gerekiyordu. Yağız bir savaşçı orkla tanışacağından emin olarak çadırına giren Alyon, içeride kendisini büyük bir sürprizin beklediğini nereden bilebilirdi?

Büyük şef çadırının bir köşesinde, iki büklüm olmuş çelimsiz bir erkek ork, elindeki kitaptan kafasını kaldırmadan göz ucuyla ona bakıyordu.

''Sen de kimsin vitaminsiz, benim çadırımda ne ararsın!''

Kitabını kapatarak ayağa kalkan ork şefe doğru yürürken, Nafız'da çadırın içine girmişti.

''Merhaba, bana anlatılan tarife göre siz Şef Alyon ve hanımefendi, siz de kabilenin en büyük savaşçısı Kan Tanrısı Nafız olmalısınız.''

Nafız boyu ve fiziksel özellikleri kendisiyle birebir aynı olan bu erkek orka bakarken, duyduğu sözler karşısında çok şaşırmıştı.

''Vay canına, bu vahşi topraklarda böyle kibar konuşan birini görmeyi hiç beklemiyordum.''

Sıska orkun kendisini tam unvanı ile çağırması Nafız'ın gururunu okşamıştı, halinden memnun bir şekilde gülümserken Alyon'un kükremesi çadırı sallamıştı

''Sana kim olduğunu sordum lanet olasıca, boş konuşmayı bırak ve kendini tanıt!''

''Efendim, ben kabilenin şefi, büyük savaşçı Alyon'un ilk erkek evladı olan orkum.''

Elinde kitabı, üstünde basit bir deri kıyafet ile karşısında duran kısa ve sıska orkun söyledikleri, Alyon'un bir kaç adım geri giderek kıç üstü yere düşmesine neden oldu.

Yol boyu kurduğu hayaller, bunca zamandır kafasında kurguladığı buluşma anı, gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçerken, Alyon haykırarak karga tulumba kendini çadırın dışına attı.

''Miloş! Seni elimden kimse alamaz artık.''

Hırsla eğitim sahasına koşan Alyon'un ardı sıra çadırdan çıkan Nafız, yaşananlara bir anlam veremiyordu. Kontrolden çıkan arkadaşının aptalca bir hareket yapmasından endişelenerek hızını arttırdığında, eğitim sahasındaki orklar uzaktan belli olmaya başlamışlardı.

Savaşçı orklar birbirleri ile eğitim dövüşü yaparken mermi gibi alana giren Alyon, komutan Miloş'a ulaşana kadar denk geldiği tüm orkları sağa sola uçurmuştu. Hararetli bir savaşın içinde olan Miloş, kendisine yaklaşan tehlikeyi hissettiğinde çok geçti.

Son anda, gelen yumruğa omuzunu siper eden Miloş, darbenin etkisiyle onlarca adım havada savrulup gürültüyle yere düşmüştü.

''Miloş! Giderken sana net bir emir vermiştim, itaatsizlik etmen halinde başına gelecekleri gayet iyi biliyordun.''

Ağır bir darbe alan komutan olduğu yerden şef Alyon'a bakarken, altı ay dönümü önce Domuzkuyruk ‘un kendisine verdiği not aklına gelmişti.

''Ben kabileden ayrılıyorum, döneceğim güne kadar geçen zamanda bir çocuğumun olacağını tahmin ediyorum.''

Alyon'un kendisine gönderdiği notun başlangıcını hatırlayan Miloş, hayatının son anlarını yaşadığını biliyordu zira notun devamında yazanlar bunun en büyük teminatıydı.

''Eğer ki doğacak çocuk şanlı ork kabilesine liderlik edecek kabiliyette değilse, ben gelmeden kabileden uzaklaştırılmasını sağlayacaksın.''

Alyon'un yaptığı kalpsizlik olabilirdi fakat kendisi ustasının intikamını almak için gittiğinde, yerine koyacağı bir varis bulması için bu gerekliydi.

''Efendim, durum bildiğiniz gibi değil açıklayabilirim.''

Yerinden doğrulmak için yoğun çaba sarf eden Miloş, ciğerlerine batan kaburgalarının verdiği acı ile zar zor konuşabiliyordu.

''Kes saçmalamayı emrim gayet açıktı, merhamet edersen merhamet dileyecek hale düşersin.''

Sözlerini tamamlayan Alyon son vuruşu yapmak için hızlanmışken, önüne saplanan bir balta ile donup kaldı.

''Önce savaşımı böldün, şimdi de ustamı öldüreceğini söylüyorsun, ne ayaksın ulan sen deve!''

Ellerinde tuttuğu iki palayı bilek hareketleri ile çevirirken Miloş’ un önüne gelen bir ork, korkusuzca Alyon'un gözlerine bakıyordu.

Hiddetten gözleri kızıla dönen Alyon, sert adımlarla ilerlerken çevresine ağır bir savaş niyeti yaymaya başlamıştı. Çıkan sesler sonucu olayların olduğu yere koşan orklar, korkudan yavaş yavaş geri çekilirken, dişi ork küçümser bir şekilde gülerek konuştu.

''Elinden gelenin tümü, bu kadar mı?''

Savaş duruşu alan orkun bakışlarını keskinleşip, tuhaf bir güç vücudundan dışarı sızmaya başladı. Bu güç, etrafında kaçışan orklardan zayıf olanlarının bayılmasına sebep olur iken, diğer savaşçılar oldukları yerde adeta donmuşlardı.

Alyon hiddetinin verdiği coşku ile adımlarını hızlandırdığında, gözünün önünde olan sahne ve rakibi olan orktan gelen enerji ile sersemlemişti. Eli ayağı dolanmış ne yapacağını bilemezken, bir ses hemen kulağının dibinde çınladı.

''Sinirin bu kadar mı kör etti seni, şu karşında duran orka bir baksana mankafa!''

Olayları başından beri uzaktan izleyen Nafız, meydana gelen anormal gelişmelerden sonra aceleyle Alyon'un yanında belirivermişti. Partnerinin sesi ile bir anda öfkesinden sıyrılan Alyon, karşısındaki rakibi dikkatli bir şekilde incelemeye başladı.

Kendisi kadar olmasa da, kabilede bulunan tüm orklardan bir kafa uzun olan rakibi, devasa bir cüsseye ve belirgin iri kaslara sahipti. Bunların dışında, az önce orkların bayılmasına ve kendisinin sersemlemesine neden olan hareketi, Alyon'un bilmemesine imkân yoktu, bu Cesuryürek'in kanından kendi ustasına geçen, Savaşçının Hiddeti tekniğiydi.

Rakibinin tüm bu sıra dışı özellikleri dışında, Alyon'un aptala dönmesine neden olan bir detay daha vardı, karşısında savaş vaziyetinde korkusuzca duran ork dişiydi.

''Miloş ve sen Yarmagül ikinizde şefin çadırına geliyorsunuz, kalanlarınız talime devam ediyor.''

Nafız emri verdikten sonra kimseden çıt çıkmıyordu, aradan bir şey söylemek isteyen orklar belirse de kabilenin eski savaşçıların ağızlarını açmadan onları susturmuştu. Belki yeni doğanlar onu tanımıyor olabilirdi fakat eski savaşçılar şu durumda Nafız'ın gazabını üstlerine çekmenin, olabilecek en kötü senaryo olduğunun farkındalardı.

''Olsun be oğlum, erkek adamın erkek damadı olurmuş sıkma o tatlı canını.''

Nafız öndeki Alyon ve geriden gelen iki kişinin arasında yürürken, dumura uğramış arkadaşı ile dalga geçmeden duramıyordu. Kısa bir süre sonra çadıra ulaştıklarında, sıska orkun elinde kitabı onları girişte beklediğini gördüler.

''Herkes içeri girsin, tüm olan biteni anlatacaksınız bana.''

Alyon arkasına bakmadan konuşup çadırın içindeki yerine geçip oturduğunda, kalanlarda birer birer içeri giriyordu. Grubun sonunda kalan dişi ork, giriş yaptıktan sonra öfke ile bağırdı

''Kalk oradan densiz, oturduğun yer babam olan Yüce Ork Lordu Alyon’un yeridir!''

Yaşanan olaya şahit olan herkes hayretler içinde dişi orka bakarken, Nafız kahkahayı patlattı

''Bütün proteini, kalsiyumu bu almış ama omegası folik asidi hep bu cılızda kalmış galiba.''

Kahkahalar çadırı inletirken, Domuzkuyruk acele ile selamını verip kapıdan içeri girdi. Şeften gerekli işareti almadığı için oturmadan ayakta bekleyen fiili şef, henüz olan bitenden haberdar değildi.

''Domuzkuyruk, ben yokken olanları en ince ayrıntısına kadar öğrenmek istiyorum!''

Söze, çocuklarının annesinin hamileliği ve doğum gecesi yaşanan acı olaydan başlayan Domuzkuyruk nefessiz bir şekilde raporunu verirken, Alyon'un yüreği acı bir şekilde burulmuştu.

Annelerinin, doğum sırasında öldüğünün konuşulması sonucu iki kardeşinde yüzü düşerken, erkek olanın savaş konusundaki tutumuna laf geldiğinde, Şef eliyle kes işareti yaparak Miloş'a döndü.

''Evet, Miloş bana yapacağın açıklamayı merakla bekliyorum.''

Aldığı darbenin şiddetiyle savrulduktan sonra, yere düşerken birçok kaburgası kırılan Miloş dişi orkun yardımı ile doğrulurken, kısa bir iki nefesten sonra konuşmaya başladı

''Şef Alyon, oğlunuza ne yaparsam yapayım savaş eğitimi almak istemedi. Domuzkuyruk’ unda şahit olduğu birçok işkence yöntemi uygulamama rağmen, ölüm halinde bile kararından dönmeyeceğini belli etti.''

Miloş, acı veren yaraları yüzünden bir süre durduktan sonra, kendisine destek olan dişi orka mutlulukla bakarak

''Aksine kızınız savaş konusunda doğuştan üstün bir kabiliyete sahip, bir altı ay dönümlük eğitim sonrası, ben bile kendisine rakip olamayacak duruma geleceğim'' dedi.

Alyon durumu temel hatlarıyla kavramıştı, çocuklarının biri zekâ ile kutsanmışken, diğeri soyunun kan tekniğini bu kısa sürede kullanabilecek hale gelen bir savaş makinasıydı.

''Bana kalırsa iki kardeş senin planların için biçilmiş kaftan, inadı bırak ve durumu kabullen.''

Nafız arkadaşına iki çocuğuna arka çıkması konusunda tavsiyede bulunurken, Alyon'un kararsız surat ifadesini görerek konuşmaya devam etti

''Ustan olağanüstü bir savaşçıydı fakat kurulan komployu fark edebildi mi?''

Nafız'ın sorusu sonrası kafasında bir şimşek çakan Alyon, düşüncelere dalmış hatıraların denizinde kaybolmuştu. Uzun süre zihninde eski anıları kurcaladıktan sonra, aklında şu sonuç belirdi ''Eğer ustamın böyle zeki bir kardeşi olsaydı, babası ve kendisinin sonu bu şekilde olmazdı.''

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zekâsız kuvvet, yıkabilir; ama yapamaz.

Cenap Şahabettin

 

 

 

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14841 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19525 Bölüm Sayısı


creator
manga tr