Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 32-Zindan Yolunda


ZİNDAN YOLUNDA

Buz gibi sularda yüzerek bütün yorgunluğunu atan Alyon nehirden çıkarken, kendisini bekleyen birkaç ziyaretçisi vardı. Kabiledeki insan savaşçılar, başlarında lider olarak atanmış kişiyle birlikte çadırın dışında duruyorlardı.

''Şef!'' Alyon'un geldiğini gören grup hep bir ağızdan bağırdı.

''Sanırım benimle görüşmek istediğiniz bir konu var, çadırın içine buyurun.''

Çadırın deri kapısını eliyle aralayarak yolu gösteren Alyon, son savaşçıda geçince arkalarından içeri girdi. Sakin adımlarla oturacağı yere geçen şef, insan savaşçılara bakarak

''Ne derdiniz varsa çekinmeden anlatın!'' dedi.

Nikonya birlikleri ve kabilenin karşı karşıya geldiği ilk savaşta esir düşen askerler birbirlerine bakarken, aynı akşam grubun lideri olarak atanan insan bir adım öne çıktı.

''Şef Alyon, önceki gün gerçekleşen dövüşlerde yer almamıza izin vermediniz. Kabilede bulunan herkesin, yeteneği ile değerlendirilip mükâfatlandırılacağını söylemiştiniz fakat bizim bu fırsatımızı elimizden aldınız.''

Alyon konuşmasını sürdüren insanın işi nereye getirmek istediğini anlamıştı, bakışlarını çadırının içindeki grubun üstünde gezdirdikten sonra lidere dönerek

''Sizler, Nikonya ordusunun küçük bir ork kabilesini yok etmek için gönderdiği birliğin üyesiydiniz değil mi?

Şefin sözleri karşısında, lider aceleyle konuşmaya başladı

''Şef Alyon, savaşın bittiği akşam sadakat yemini ettik ve o zamandan beri sözümüzü bozacak hiçbir eylemde bulunmadık!''

Karşısında ki insanın paniklemiş halini görünce, Alyon bir kahkaha patlattı

''O konu çoktan kapandı insan dostum, sizler şu anda kabilemizin şanlı savaşçılarısınız. Benim demek istediğim, eskiden haydutların ork kabilesini yağmalamasına yardım etmek için gönderilecek kadar düşük sınıfta görülen askerlerdiniz.''

Çadırın içinde şikâyetlerini iletmek için bulunan insanların başları önlerine eğildi, düşününce gerçekten rezil bir haydudun yardımına gönderilmişlerdi. İçlerinden biri aklına önemli bir şey gelmiş gibi heyecanla bağırana kadar, sus pus olmuş beklemekteydiler

''Ama haydutların başı Şehir Lordu ile kardeş olduklarını söylemişti, belki bu yüzden gönderildik!''

''Seni cahil, siz orada haydutların yapacağı yağma sırasında Şehir Lordu'nun payının korunması için bulunuyordunuz. Godfrey gibi arka planı olan bir kişinin kardeşinin, haydutluk yapacağına inanacak kadar da safsınız üstelik.''

Tutku ve biraz da öfkeyle şefin huzuruna çıkan insanlar, şu an yer yarılsa da içine girsek diye düşünüyorlardı. Ortamın ölüm sessizliğine teslim olduğu saniyelerde, Alyon ayağa kalkarak askerlerine seslendi

''Dün yapılan müsabakalar orkların atalarının lütfunu alması içindi, sizlerde bugüne kadar yaptığınız şekilde hizmet etmeye devam ederseniz, Nikonya'ya döndüğünüzde kendi atalarınızın mirasını alabilirsiniz.''

Şef, dün yaşananları akıllarda iyice netleştirirken, insan savaşçılarına büyük bir vaatte bulunmuştu. Bir hiç olarak çıktıkları şehir kapılarından sonraki girişlerinde, şan ve şeref onları bekliyor olacaktı.

Hepsinin gözünde bir ışık çaktığında, insan lider eğilip selamını verdi

''Memleketimize bizi geri götüreceğiniz günü sabırla bekleyeceğiz Büyük Şef Alyon.''

Neşe ile çadırdan çıkan savaşçılar, önde yürüyen arkadaşlarının aniden durmasıyla birbirlerine çarpıp yere düştüler. Sinirle ayağa kalkan askerler, dünün kazananı olan üç ork, komutan Miloş ve Nafız'ı gördüklerinde başlarına bir kova soğuk su dökülmüş gibi oldular.

''Miloş, bu bok çuvallarını çabuk ceza eğitimine götür, eğer emirlerine uymayan olursa hemen infaz etme yetkin var.''

İnsan savaşçılar, Şef Alyon'un ağırbaşlılığına güvenerek şikâyette bulunma cüretini gösterseler de, bu dişi ork başka bir meseleydi. Ağızlarından tek kelime dahi çıkarmadan, çabucak Miloş’ un arkasında sıraya dizildiler.

Çadırın önündeki gürültüye neden olan birlik gidince, Nafız sinirli bir şekilde bağırdı

''Alyon, yola çıkma vaktimiz geldi, kaldır kıçını hadi gidiyoruz!''

Sangre ve yanında bulunan iki ork, Nafız'ın şefle konuşma biçimine hayret etseler de, ses çıkarmadan bir köşede bekliyorlardı. Biraz sonra, üstünde mat siyah zırhıyla şef Alyon çadırından çıkış yaptı.

''Patlama geldik işte, yürüme ile iki günlük yola gideceğiz bu ne acele.''

Her zaman sakin ve ağırbaşlı takılan şefin, Nafız’ la konuşurken tamamen tarzı dışı davranması, az önce hayrete düşen orkları bir kat daha şaşırtmıştı. Alyon, sanki etrafına bir duvar örmüş gibiydi, sadece Nafız ile teklifsiz, içinden geldiği gibi konuşuyordu.

''Oğlum, zaten bende dâhil bütün kabileyi uyutmadın koca gece, birde at gibi koşturacak mıyız? Mekanik alet hazırlandı, şimdi çıkarsak senin hesabına göre gece tam çökmeden gideceğimiz yere varırız.''

Sangre yeni yurtlarına geldiğinde, ustasının emri gereği ellerindeki mekanik aletleri kullanmayı öğrenmişti. Gidecekleri yerin koordinatlarını makinaya girdiklerinde, savunma modunda ilerlerken herkesin dinlenmek için fırsatı olacaktı.

Beş kişilik grup seyahat edecekleri makinanın yanına geldiğinde, kabilenin fiilen şefliğini yapan Domuzkuyruk kendilerini uğurlamak için hazır bekliyordu. Ekip teker teker araca binerken, Alyon cebinden çıkardığı bir deri parçasını Domuzkuyruk'a verdi.

''Bu mesajı okumadan Miloş'a ilet ve yazdıklarımın aksinde bir davranışta bulunursa kendisini öldüreceğimi söyle.''

Şef Alyon’un konuşurken yaydığı hava, Domuzkuyruk'u çok şaşırtmıştı. Kendisi de bir baba olan fiili şef, mesajın içeriğini az çok tahmin edebiliyordu.

İçinden, baba olmak gerçekten çok zor derken, başını hızlıca öne sallayarak konunun ciddiyetini anladığını şefe belli etti.

Mekanik alet ile yolculuk eden grupta, Sangre ve diğer iki ork etrafı dikkatle inceliyor gördükleri çeşitli vahşi yaratıkları tanımaya çalışıyorlardı. Savunma modunda olan araç ile rahatça yolculuk eden Nafız ve Alyon ise, kafayı vurup çoktan uyumuşlardı.

Güneş, ışıklarını geri çağırıp yerini aya bırakmadan önce, ekibimiz hedefledikleri noktaya gelmeyi başardı. Devasa bir mağara ağzına doğru bakarken, Alyon ork savaşçılarına dönerek

''İçeri girince benim yanımdan ayrılmayın, ne olursa olsun sakın ağzınızı açmayın'' dedi.

Orklar şeflerinden gelen uyarı ile dikkat kesilmişken, Nafız gözünün ucuyla Alyon'a bir bakış atmıştı. Konuşma bitip mağaradan içeri girdiklerinde, yürüdükçe mağaranın içinin büyüklüğünün arttığını gördüler. Yerin derinliklerine doğru giden bir eğimle şekil alan yolun bitiminde, geniş bir meydan ve üç tünel göründü.

Nafız ve diğer orklar tünellere dikkat kesilmişken, Alyon şaşkınlıkla etrafına bakıyordu. Nafız, daha önce bu zindanı ziyaret etmiş arkadaşının haline bir anlam yüklemeye çalışırken, sert esen rüzgâr grubu oldukları yerden savurdu.

''Mağarama birkaç küçük haşere girme cesaretini göstermiş, bu ziyareti rujumu tazeleme zamanına denk getirmeniz ne hoş oldu!''

Rüzgârla beraber gelen ses kulak zarlarını zorlarken, orklar şiddetle savrulup mağaranın duvarına çarptılar. Bu olay sırasında grupta yerinden kıpırdamayan iki kişi vardı, bunlardan biri olan dişi ork sinirle sesin geldiği yöne bakarak

''Kes boş konuşmayı, çık dışarı ben sana gereken bakımı uyguluycam cicim'' dedi.

BAM!

BAM!

BAM!

Mağara ayak sesleriyle sallanırken, devasa bir gölge orkların görüş alanına girmeye başlamıştı. Otuz adım uzunluğunda on adım yüksekliğinde, kıpkırmızı dudaklara ve tırnaklara sahip bir kara kaplumbağası, yavaş adımlarla grubun üstüne yürürken Nafız bile şaşkınlığını gizleyemiyordu.

''Çocuklarım, dört erkek ork sizlerin olsun, bu çirkef dişi ile ben bizzat ilgilenicem.''

Biraz önceki rüzgârın etkisiyle savrulan orklar etraflarına dikkatlice baktıklarında, kendileriyle aynı büyüklükteki binlerce kaplumbağa ile çevrildiklerini gördüler.

Telaşla oldukları yerden fırlayıp Şef Alyon'un yanına ulaşmaya çalışan grup, önlerini kesen yaratıklar yüzünden hedeflerine ulaşamayacaklarını anlayınca, Sangre ortada kalacak şekilde kalkanları ile bir çember oluşturdular.

''Benimle tek başına ilgileneceksin demek, seni koca götlü muşmula suratlı yamuk karı, gel de o ağzını boydan boya yırtayım.''

Devasa kaplumbağa Nafız’ın sözleri karşısında çılgına döndü, hızını arttırarak düşmanının üstüne doğru koşmaya başladığında, tavandan kayalar zemine düşmekteydi.

''Çirkef ork! Beni kendi seviyene çekemezsin, üstüne bastığım gibi dümdüz edicem o çirkin burnunu.''

Mağaranın içinde savaşın fitili yakılmış her an patlaması beklenirken, ortam çoktan Gırgıriye'de Cümbüş Var filminin tuhaf bir sahnesine dönüşmüştü. Kaplumbağa sürüsü ve orkların ilk teması gerçekleştirecekleri an, flörtüz bir ses kulaklarda çınladı

''Dilber! Ne de çabuk unutmuşsun sen beni!''

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yazana zahmet vermeyen yazı, okuyana da zevk vermez.

Samuel Johnson




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1077

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 976

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 819

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 771

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 582

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 570

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 515

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11656 Üye Sayısı
  • 325 Seri Sayısı
  • 16487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr