Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 29-Kabileye Dönüş


KABİLEYE DÖNÜŞ

Haberciden, madenlerinin baskına uğradığını öğrenen Kızılayı, öfkeden deliye dönmüştü. İşletmekle yükümlü olduğu on madenin ikisi, artık çalışamayacak hale getirilmişti. Aceleyle savaş toplantısı kararı alan şef, kalan madenlerin korumasının da üç kat arttırılmasını emretti.

Kısa süre sonra çadırın içinde, levazım, avcı ve savaşçı bölümlerinin şefleri hazır bir şekilde Kızılayı'nın emir ve görüşlerini bekliyordu.

''Güçlükazma, madenci kayıplarımız ne durumda, önümüzdeki teslimatı karşılayabilecek miyiz?''

Levazım bölümü şefi Güçlükazma, toplantıya gelmeden önce hesap kitap işini çoktan bitirmişti.

''Şef, baskın yiyen madenler en çok ürün aldığımız madenlerdi. Bunları önümüzdeki teslimat için hazırlamak ve diğer madenlerde fazladan çalışarak eksik ürünü tamamlamak için, büyük miktarda ork gücüne ihtiyacımız olacak.''

Kızılayı, bu sefer avcıların şefine dönerek ''Kendine Ayıboğan diyen salağa yolladığımız haberci, güzel haberler getirdi umarım'' dedi.

''Efendim, ulak kabileye vardığında bir savaşın kalıntıları ile karşılaşmış. Yerde ölü olarak yatan çok sayıda mor zırhlı askerin varlığı nedeniyle, kabilenin Nikonya askerleri tarafından katledildiğini zannediyoruz.''

Avcıların şefi olan Gölgekurdu, yüzü asık bir şekilde kendisine gelen haberleri şefe anlatırken, sinirinden yumruklarını kemik sesleri gelene kadar sıkmıştı.

''Demek uzun zamandır bu saldırıyı planlıyorlarmış, bizden önce, destek alabileceğimiz yerleri yok etmek istemelerinden belli Şef!''

Sinirle yerinden kalkan Kasaphaydo, elleri iki küçük baltasının kabzaları kavrarken sinirle bağırdı. Hemen öfkelenmesi ve vahşi yöntemleriyle tanınan savaşçı şefi, kendilerine yapılan saldırı sonrası adeta etrafına ateş saçıyordu.

''Nikonya'ya saldırıp kalelerini başlarına yıkmak için gereken emri vermeniz yeterli, ben ve yiğit savaşçılarımın, taş üstünde taş kelle üstünde baş bırakmayacağına emin olabilirsiniz.''

Bölüm şeflerinin görüşlerini alan Kızılayı, kısa bir süre düşündükten sonra kararını verdi.

''Güçlükazma gereken minimum kişi sayısını belirle ve avcı bölümünden eleman tedariği sağla, Gölgekurdu kabilenin besin ihtiyacı için en yetenekli avcılarını ayır, geri kalanları madenlerde çalışmak için levazım bölümüne yolla.''

Bu iki bölüm şefine emirlerini vermek Kızılayı için kolay bir iş olsa da, Kasaphaydo'nun savaşma iştahıyla nasıl baş edeceğini bilmediğinden, çadırdaki diğer orkların dışarı çıkmasını emretti.

''Şefim, sakın bana bu pislik insanlarla savaşmayacağımızı söyleme.'' Yerinde hop oturup hop kalkan savaşçı şefi, olacakları anlamış gibi hamlesini yaptı.

''Sakin ol Kasapkaydo!''

Astının iyice kontrolden çıkmaya başladığı gören şef, hiddetle bağırdı.

''Bizim önceliğimiz, ana kabileye madenlerde çıkardığımız ürünleri eksiksiz ulaştırmak. Şimdi, savaşçılarını alarak madenlerin ve kabilenin güvenliğini sağla. Çıkabilirsin!''

Şefin, yaşanan saldırı sonrası takındığı tavır karşısında daha da çok öfkelenen Kasaphaydo, içinden ''Levazımcıyı kabile şefi yaparsan anca bu kadar olur'' diye geçirerek çadırdan çıktı.

Kasaphaydo, yüzyıl önce ana kabilede savaşçılar arasında yükselen bir yıldız konumundayken, şef değişiminin ardından bu yan kabileye savaşçı şefi olarak gönderilmişti. Bu bir savaşçı için terfi olarak görülse de, o zamanın Levazım şefinin Kızılayı adını alarak gönderildiği kabileye şef yapılması, yıllardır kapanmaz bir yara olarak içini dağlıyordu.

Miloş yorgunluktan bayılmak üzereyken, önündeki ikilinin hızlarını kesmeden devam ettiğini görünce son gücüyle bağırdı.

''Beni bekleyin, biraz dinlenelim dayanamıyorum artık!''

Sözlerini tamamlayan Miloş yüz üstü yere yıkılırken, Nafız sırıtarak ''tahminimden daha çok dayandı, esaslı adammış vesselam'' dedi.

''Biraz dinlenmekten zarar gelmez, gecede yolculuk edersek sabahın ilk ışıklarıyla kabilenin yeni yerine ulaşmış oluruz.''

Yerde yatan insan savaşçının yanına geldiklerinde, Nafız ve Alyon yemeklerini yemek için bağdaş kurup oturdular. Yemek yerken bir anda Nafız'a dönen Alyon, uzun süredir cevabını merak ettiği bir soruyu kendisine yöneltti.

''Sahi bu adamı neden yanımızda götürüyoruz, her şey bitince anlatacağını söylemiştin değil mi?''

Ağzındaki lokmayı biraz daha çiğnedikten sonra, Nafız konuşmaya başladı.

''Biz gidince, kabiledeki savaşçıları eğitecek kimse kalmayacak ayrıca Sangre'nin de bu sırada geçmesi gereken bir rakibe ihtiyacı var.''

Miloş usta bir paralı askerdi, tecrübelerini kabiledeki savaşçıları yetiştirmek için kullanırsa, ork savaşçılarının kalitesi üst düzeye çıkabilirdi. Alyon, gerçekten çok mantıklı bir karar veren Nafız'a bakarak ''döndüğümüzde ben de birkaç düzenleme yapıcam, sanırım ikinci zindan yolculuğumuza çıkma vaktimizde geldi'' dedi.

Duyduğu sözler karşısında Nafız'ın gözleri parlamış, içinde bir coşku alev almıştı. Altı Medeniyetin Dünyası'nda zindanlar çok az kişinin bildiği yerlerdi, sıradan halkın ulaşamayacağı bu bilgi, üst düzey topluluklarda bile sır olarak saklanıyordu.

Altı kıtadan oluşan bu dünyada toplamda otuz adet zindan bulunurken, bunlardan sadece altı tanesi miras zindanı olarak isimlendiriliyordu. Kıtanın efsanevi şahsiyetlerinin benliklerinin saklandığı yüksek dereceli bu zindanların dışında, yirmi dört tanede normal zindan bulunuyordu. Normal zindanlarda ise ekipmanlar, teknikler ve henüz bilinmeyen gizemli objeler saklıydı.

Nafız'ın kabileye dönüş yolunun geri kalanında suskun oluşu Alyon ve Miloş' un dikkatini çekse de, başlarına bela almamak için onu kendi haline bırakmışlardı. İki erkek kendi aralarında geyik yaparken, Nafız'ın ölmeden önce dünyada geçirdiği yıllarını düşündüğünü tahmin bile edemezlerdi.

''Bakıldığında çok daha fazla imkâna sahipmişim gibi görünse de, toplum denen kabilenin içinde yaşarken, bu orklardan ne farkım vardı ki. Beni sarıp sarmalayan kurallar ve zorunluluklar nedeniyle, bütün hayatım sanki bir levazım orku gibi, başkalarının refahını sağlamak için çalışmakla geçti.''

İçinden geçenleri sesli olarak söylemeye başlayan Nafız, yolculuk arkadaşlarını iyiden iyiye tedirgin etmeye başlamıştı. Efkârlanan Nafız, eski günlerde iki tek atar içinde alevlenen yangının harını alırdı fakat bu dünyada henüz alkollü bir içeceğe rast gelememişti.

Grup bütün gece yürüdükten sonra, gün ağarırken dağların arasına gizlenmiş dar bir geçidin girişine ulaşmıştı. Geçitten içeri girmeleriyle beraber bir ses yarıkta yankılandı.

''Hemen kendinizi tanıtın!''

Alyon sesi duyunca keyifle gülümsedi. Kafasındaki kapüşonu çıkarıp kendini tanıttı.

''Ben Şef Alyon, yanımdakilerde kabilemizin savaşçıları!''

''Parolayı söyle !''

Alyon duyduğu soru karşısında şaşırırken, Nafız pis pis sırıtıyordu.

''Koskoca kabile şefi gizli geçidin parolasını bilmiyor, böyle bir utançla biri nasıl yaşar ki?

İri yarı orkun suratı, Nafız'ın iğnelemeleri sonucu sinirden kıpkırmızı olmuştu. Ork gururu incinen Alyon sinirle ileri doğru adımlarını atmaya başlamıştı ki, bir ok zırhına vurup karanlık geçidi kıvılcımları ile aydınlattı.

''Bir daha uyarmayacağım, parola!''

Nafız atışı yapanı görmese de, onun yarattığı kan savaşçısı Sangre olduğunu anlamıştı. Şakayı biraz daha uzatırsa özel okları kullanmaya başlayan okçu, Alyon'u öldüremeyecek olsa da ciddi şekilde yaralama ihtimali yüksekti.

''Parola Mübaşir! Görevinizi çok iyi yapıyorsunuz tebrikler, şimdi canınızı yakmadan yerlerinize dönün!''

Nafız sözlerini bitirdiğinde, geçit orklardan çıkan ses yüzünden sallandı

''Emredersiniz Şef!''

Savaşçılarının onu görkemli bir şekilde selamlamasından sonra, Nafız koltukaltlarını kabartıp adeta bir yengeç gibi grubun önünde yürümeye başlamıştı.

Geçidin sonu geldiğinde, önde yürüyen Nafız gözlerine inanamadı. Kayalık alanın dışında bulunan dünya çorak ve bereketsiz iken, önündeki manzara yemyeşil çimler, ağaçlar ve akarsulardan oluşuyordu.

Uzaktaki ork çadırlarına doğru yürüyen grubu karşılamaya gelen Sangre, saygıyla eğildi.

''Şeflerim, yeni yurdumuza hoş geldiniz!''

Sangre selamını verirken, göz ucuyla Alyon'a bakıyordu. Özür dilemek için kendisine yöneldiğinde, iri yarı ork eliyle omuzuna vurup

''Görevini iyi yapıyorsun, gün batınca şefin çadırındaki toplantıyı kaçırma'' dedi.

Ekip kabileye geldiğinden beri bütün bakışlar, iki şefin yanlarında getirdiği Miloş' un üstüne kitlenmişti.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler, kazanma ustası olanlar korkmazlar, akıllılar dövüşmeden kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.

Sun Tzu




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 930

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 768

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 735

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 618

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 531

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 228

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 94

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9261 Üye Sayısı
  • 245 Seri Sayısı
  • 14314 Bölüm Sayısı


creator
manga tr