Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 21-Bağlar Koptu


BAĞLAR KOPTU

 

‘’Sıkı durun, geçmelerine izin vermeyin!’’

Sangre’nin oklarıyla ölüm tehlikesi altına giren askerler, ork savaşçılarının kurduğu kalkan duvarına amansızca yükleniyorlardı. Tek saldırı silahlarının bu oklar olduğunu gören Domuzkuyruk, savaşçılarını gayrete getirmek için durmadan bağırıyordu.

 

‘’Alyon, savaşa katılmamı ister misin? Dedi Nafız.

Şefin aklında, muharebeyi savaşçıları için bir sınav olarak kullanmak olsa da, bu şartlar altında vereceği zayiat tahmin ettiğinin çok üstüne çıkabilirdi. Nafız’ın, kaybettiği kan özünü tamamlamak nedeniyle savaşa girmek istediğini bilen Alyon, işi riske atmamak için kibarca rica etmek zorundaydı.

‘’Evet, savaşçıların şefi olarak senin ön safta savaştığını görmek, onlara moral verecektir. Lütfen, zırhlı savaşçıların yüreklerini ziyan etme’’

En kibar ses tonuyla konuşan Alyon, içten içe sinirden köpürüyordu. Onunla alaycı bir ses tonuyla konuşmasına rağmen bu dengesiz kişiliği kızdırırsa, gelişimi için çok kıymetli olan materyalleri kaybedeceği açıktı.

‘’Kısa bir süre ortadan yok oluyorum, şu savaşçıların elinizde düştüğü hale bak!’’ kendi kendine konuşuyormuş gibi yaparak, herkesin duyabileceği bir sesle mırıldanan Nafız, savaşçılarına doğru mermi gibi fırladı.

Oluşan bu tuhaf ortamdan sonra, Dimitri ve Sasha gözlerini savaş alanına dikmişlerdi. Dişi orkun Abarran’ın silahlarına sahip olduğunu bilen ikili, bu gösterinin bir saniyesini bile kaçırmamak için nefeslerini tutmuştu.

Kalkan duvarının iki tarafında bulunan savaşçılarda, gün boyu süren muharebe nedeniyle yorgun düşmüşlerdi. İrade savaşına dönen bu mücadelede, yıllarca sert eğitimlere maruz kalmış askerler, yavaş yavaş üstünlüğü ele alıyordu. Bu anlarda rüzgârı arkalarına aldıklarını düşünerek azimle yüklenen askerleri, büyük bir sürpriz bekliyordu.

‘’Sizi çöp tenekeleri! Bir adım dahi geri çekilirseniz, cezanızı kendi elimle veririm’’

Nafız’ın tiz ve itici sesi kulaklarına ulaştığında, savaşçı orkların adeta kalpleri titredi. Daha önce emirlerine itaat etmeyen kişilere yaptıkları gözlerinin önüne gelen ork savaşçıları, var güçleriyle kalkanlarına destek verdiler.

PAT! PAT! PAT!

 Kalkan duvarının arkasında sıralanmış orklar, kafalarına basarak üzerlerinden yürüyen bir şeyi hissettiklerinden hemen sonra, hançerlerini çekerek asker kalabalığının içine balıklama atlayan Nafız’ı gördüler.

Kalabalığın içine giren Nafız, sudaki balık gibi hareket ediyordu. Ok ve baltaların işlemediği zırhları, kan kırmızı renkli hançerleriyle sıcak bıçağın tereyağını kestiği gibi kesiyordu. Mora, Kutsal Kan Tarikatı’nın bir sonraki lideri olarak seçilmişti. Çocuk yaşından beri, kan büyüleri ve yakın dövüş üzerine acımasız eğitimler almıştı. Nafız, henüz kan büyülerini kullanabilecek yeterliliğe ulaşamasa da, yakın dövüş becerileri ve elindeki hançerlerle, bu askerlerin Azrail’i olacaktı.

Savaşa yeni katılan orkun bulunduğu yerden, havaya kol ve bacaklar fırlamaya başladığında, Anton neye uğradığını şaşırdı. Askerlerinin alaşım çelik zırhları vardı, ellerinde hançerlerle dans eden bu ork nasıl olurda her darbesinde bir uzvu koparabiliyordu.

‘’Kızılkuyruk seni adi, raporlarında buranın küçük ve vahşi bir ork kasabası olduğu yazılıydı. Böyle giderse, bütün askerlerimizi kaybedeceğiz. Bunun hesabını verebileceğine emin misin?’’

Kızılkuyruk’un şuurunu kaybettiğini fark eden komutan, emrini verdi

‘’Askerler, geri çekilin! Karargâhta savunma pozisyonu alın!’’

Anton’un emrini duyan askerler, canlarını kurtarmak için en hızlı şekilde geri çekilmeye başladılar. Bu sırada kaçan düşmanları öldürmeye devam eden Nafız, kovaladığı birlik kayalarla kapanmış hendekleri geçince nihayet saldırmayı bıraktı. Miras aldığı anılar, savaş alanında merhametin sadece zarar olarak döneceğini söylediğinden, Nafız sırtı ona bakan düşmanı öldürmekte bir saniye bile tereddüt etmemişti.

Gönderdiği birlikten geriye elli civarı asker dönünce, Anton’un suratı iyice düştü. Karşısında bin kadar savaşçı ork ve onun neredeyse üç katı kadar kabile halkı vardı. Aklına, tepenin arkasında ki savunma amaçlı mekanik araç geldi. Bir fırsat yaratıp ona ulaşabilirse, hayatını kurtarabilirdi.

Nafız, karargâhlarına çekilen düşmanı imha etmeden önce, Alyon ile göz göze geldi. Ondan, durmasını söyleyen bir işaret aldıktan sonra, hançerlerini bilekliklerine geri alarak beklemeye başladı.

‘’Ben, Nikonya şehri muhafız birliğinden Komutan Anton!’’

Sesi boş steplerde eko yapmayı kesince, Anton konuşmasına devam etti.

‘’Burada, bir iftiranın yanlış yönlendirmesiyle bulunduğumu anlamam çok geç oldu. Bu haydutların, Nikonya şehrine saldırı düzenlemek amacıyla silah alımı yaptığınızı söylemesi üzerine, kendilerine destek için gönderildim.’’

Anton konuşmasını sürdürürken, Kızılkuyruk inanmayan gözlerle kendisine bakıyordu. İşin kendi aleyhine döndüğünü görüp, söylenenleri yalanlamak için araya girmek istediği anda, komutandan yediği yumrukla yere düşüp acıyla kıvranmaya başladı.

‘’Bu yanlış anlamanın, sizi Nikonya ordusu ile karşı karşıya getirmesini istediğinizi düşünmüyorum. Ork şefi, lütfen bu işi uzlaşma ile çözmek için işbirliği yapın.’’

Ölümle yüz yüze geldiği şu anda, Anton son koz olarak güçlü şehir ordusunu masaya sürdüğünde, Alyon hiddetle yerinden kalktı.

‘’Seni acınası böcek, küçük bir şehir ordusunun ismini söyleyerek, şanlı bir ork kabilesini tehdit edebileceğini mi sanıyorsun?’’

Tarafların gerildiği restleşme anında, Kızılkuyruk yattığı yerden fırlayarak Alyon’a seslendi.

’Yüce ork şefi, Nikonya ticaret şehri lideri Godfrey benim kardeşimdir. Lütfen, kendisiyle bu hatanın tazmini hakkında görüşmeme izin verin. Bu süre içerisinde, kabilenizde tutsak olarak kalmayı kabul ediyorum.’’

Haydut liderinin sözleri, Anton, Nafız ve Domuzkuyruk hariç duyan herkesi şaşkına çevirmişti. Tüccar siparişlerin temini için yola çıktığı zaman, bu üçlü kabilenin bulunduğu konum ve çevre etkenler hakkında uzun süre tartışmışlardı. Bölgede terör estiren Kızılfırtına haydutlarının, güçlü Nikonya ordusuna rağmen varlığını sürdüren yegâne grup olması onları tek sonuca itmişti. Ticaret şehri ve bu haydutların arasında bilinmeyen bir bağ vardı.

 

Tüccar Dimitri haberi aldıktan sonra, çırağı ve kendisinin aksine ork şefinin gayet sakin olduğunu gözlemledi. Bütün taşlar yerine oturuyordu, bu ücra yerde bir orkun bu derece bilge ve paha biçilmez ekipmanlara sahip olmasının, tek bir açıklaması olmalıydı. Küçükken babamın anlattığı hikâyelerde adı geçen, zindan fatihleriyle karşı karşıyayım.

‘’Aaaaahhhhhh!’’

Alyon konuşmaya hazırlanırken, düşman saflarından gelen bu acı feryatla beraber durum karışık bir hal aldı. Az önce kendilerine seslenen Kızılkuyruk, komutan Anton tarafından sırtından hançerlenmişti. Yaptığı kahpeliğin ardından savunma mekaniğine koşan komutan, keyifle bağırıyordu.

‘’Sadece bekleyin, şehre ulaştığımda koca bir ordu ile gelip kabilenizi dümdüz edicem. Dünyanın sonuna bile kaçsanız, elimden kurtulamayacaksınız!’’

Haydut lideri şehir lordunun kardeşi olduğunu söylediği an, Anton kafasında bir plan yaptı. Kendisi ve birliğinin bu iş için gönderilmesinden, Godfrey ile haydutların bir ilişkisi olduğunu anlamış olsa da, arada kan bağının olacağını o bile düşünememişti. Eğer haydut lideri teslim olur ve haber şehir lorduna giderse, bu bağın açığa çıkmaması için kendi de dâhil kimse sağ bırakılmazdı.

Şu anda yapabileceği en iyi şey, Kızılkuyruk’u öldürüp şehir lorduna giderek, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yalan söylemekti. Daha sonra sorumluluk almak isteyerek, büyük bir orduyu yönetir ve olayın tüm tanıklarını sustururdu.

‘’Nafız kaçmasına sakın izin verme, makinaya ulaşırsa durduramayız onu!  

Alyon düşman komutanının bu beklenmedik hamlesiyle beraber, bütün savaş boyunca ilk defa tuzağa düşmüştü. Anton’u ellerinden kaçırırlarsa, başlarına gelecek felaketi önlemek için, panikle Nafız’a seslendi.

Hedefi hızla uzaklaşırken, Nafız miskinlikle geriniyordu. Gözlemlerinden, kaçan kişinin hız arttırıcı bir donanım kullandığını anlamıştı, normal hızıyla rakibi yakalaması olası olsa da, böyle bir korkak için uğraşmak hiç ona göre değildi.

‘’Sangre, şu kaçan mor tavşanı benim için avla!’’

Anton, omurgasız bir korkak olabilirdi fakat aptal değildi. Kabilede, üzerlerindeki zırhı delen oklar atabilen bir savaşçı olduğunu görmüştü. Kızılkuyruk’u öldürdükten hemen sonra, hız arttırıcı botlarını devreye sokarak kendini ok menzilinden dışına atmak için harekete geçti.

Ustasının emri ile yayını geren Sangre, hedefinin çoktan bin gezlik bir uzaklığa eriştiğini keşfetti. Neredeyse, görüş mesafesinin dışına çıkmak üzere olan bu hedefi vuramayacağından korkarak

‘’Usta, hedef görüş mesafemden çıktı, vurmam mümkün olmayabilir!’’ dedi.

Sangre’nin sözleri, Nafız cephesinde sert bir tepkiyle karşılandı.

‘’Sana bu yeteneği, mızmızlanman için mi verdim ben! Gözünle göremiyorsan, diğer duyularını kullanarak vur hedefini!’’

Sangre, yediği azar sonrası yayını bir kere daha gerdi. Bir önceki hedeflemede zor görünen Anton, bu sefer tamamen görüş alanından çıkmıştı. Kendisine ustası tarafından verilmiş bu ilk görevde, başarısız olma korkusuyla kalbi küt küt atarken, yayından gelen bir titreşim içinde kabaran bütün duyguları bastırdı.

Elindeki silah, sanki güven bana dermiş gibi hafifçe titriyordu. Sangre ruhunu dinginleştirdikten sonra, şu anda bir işe yaramayan gözleri kapatıp savaş alanını dinlemeye başladı. Yarı meditatif bir hale geçen Sangre, silahından yayılan titreşimlerin savaş alanının üstünden bozkırı süpürdüğünü hissetti.

Orkların homurtuları, komutanları kaçan askerlerin kendi aralarındaki konuşmaları ve hatta yerde can çekişen Kızılkuyruk’un kalbinin, son kanı pompalamak için atmasını bile kulakları ile duyabiliyordu. Titreşimler kabile sınırlarını aşınca bir ayak sesi kulaklarına takıldı, hızlı bir şekilde koşan bu kişi aradığı hedefiydi.

Okunu yayından usulca salarken, ustasının onu izlediğinden haberi yoktu. Yeteneğin, savaşın kor ateşinde dövülmesi gerektiğini bilen Nafız, ilk kan savaşçısının yaşadığı gelişimden gayet memnun kalmıştı.

Kısa süre sonra Nafız ve Sangre hariç kimsenin duyamayacağı bir feryat, kabileden uzak bir yerde yükseldi. Aldığı darbe ile dengesini kaybederek yere yuvarlanan hain komutan, kalkmaya debelenirken kemiğine saplanmış okun verdiği acıyla inliyordu.

Düşmanı durdurmanın getirdiği rahatlıkla ikinci okunu sadağından alan Sangre, sinsice mırıldandı

‘’Bağırmayacaktın Anton, artık ağzının yerini biliyorum!’’

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İyi bir insan öldüğünde ona ağlamayın. Asıl, onu kaybeden topluma ağlayın.

Farabi




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1217

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 689

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 546

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14780 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19443 Bölüm Sayısı


creator
manga tr