Korku dağları bekler. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 7-Umut Fakirin Ekmeği


UMUT FAKİRİN EKMEĞİ

 

Nafız gözlerini yavaşça açamadan önce, acaba şimdi hangi cehenneme yollanacağım diye düşünüyordu. Metalik sesin kulağına ulaşmasını beklerken, kendine gelmiş etrafı inceliyordu.

 

Yanında, ağır yaralı bir şekilde yatan Sallabaş ile tamamen bembeyaz bir odanın içinde kendilerini bulmuşlardı. Meraklı gözlerle odayı araştıran Nafız, sonsuz beyazlığın dışında odanın içinde sadece kan kırmızı renkte bir kapının bulunduğunu keşfetti. Yaralı Sallabaş bilincini kaybetmiş şekilde yatarken, Nafız’ın aklı çeşitli düşüncelerin istilasına uğruyordu.

 

‘’Bırak onu, sana sadece yük olacak!’’

 

‘’Öldür onu, acılarına son ver!’’

 

Beynine, kapakları inmiş bir barajın suları gibi hücum eden bu düşünceler yüzünden Nafız, olduğu yerde put gibi kalakalmıştı. Kısa süren bu durumdan sonra, ‘’Belki hiçbir zaman çok cesur veya çok erdemli biri olmadım ama bana iyilik yapanları da yüz üstü bırakacak kadar şerefsiz değilim’’

İradesini ortaya koyup, aklından geçen düşünceleri bertaraf eden Nafız, Sallabaş’ın koca kafasına asılarak odadaki tek nesneye doğru yürüdü. Sallabaş’ın yaralarından sızan kanlar süt beyaz odanın zemininde, kırmızı bir çizgi oluşturuyordu.

 Önüne geldiğinde, çeşitli desenler ve kabartmalarla süslenmiş olan kapıda, iki adet delik olduğunu keşfetti. Bir yaratığın ufak ağzı şeklinde oyulmuş bu deliklerin içini araştırmak için elini uzatan Nafız’ın parmakları, jilet gibi kenarlara değince kanamaya başladı.

 

Elinden akan kanlar hızla ağız biçimindeki deliklere çekilirken, Nafız’da yapılması gerekeni anlamıştı. Kapı kan istiyordu, yüzde yüz emin olmasa da, kapının açılması için denenecek tek yolun bu olduğuna kanaat getirdi.

 

Normal şartlarda, bu görevi Sallabaş’ın üstlenmesini istemekten çekinmezdi fakat bilinci yerinde olmayan ve ağır bir şekilde kan kaybeden birini bu işte kullanmak, onu öldürmekle aynı kapıya çıkardı.

 

Derin bir nefes alıp dişlerini sıkan Nafız, ellerini kapıdaki deliklerden içeri soktu. Bileklerine kadar geldiğinde, keskin kenarlar derisini parçalamış, kanın kapının içine doğru akmasını sağlamıştı. Vücudundaki kanın çekildiğini hissederek, kapının açılmasını bekleyen Nafız için zaman, geçmek bilmiyordu.

Uzuvlarındaki kanın tamamen çekildiğini hissetmeye başladığı sırada, ellerindeki kanın akmasının durduğunu keşfetti. Kapı ağır ağır açılmaya başlarken Nafız ellerini deliklerden çekmiş, bileklerindeki yaraların mucizevi bir şekilde kapanmasını izliyordu.

Yaşadığı kan kaybından dolayı halsiz düşen Nafız, Sallabaş’ı sürükleyerek kapıdan geçti. Giriş yaptıkları oda küçük bir laboratuvar şeklinde dizayn edilmişti. Duvarlarda bulunan tahtalarda, çeşitli problemler yazılıydı ve masaların üstünde bazı deney tüpleri vardı. Cam kapların içindeki değişik renklerde birçok madde, fokurdayarak ortama esrarengiz bir hava katıyorlardı.

 Bu odada da, bir önceki oda gibi bir kapı bulunmaktaydı. Önceki kapının şaşaalı yapısının aksine, bu kapı düz siyah bir materyalden oluşmaktaydı. Görünürde kapının, ne kolu ne kilidi vardı. Bir süre kapıyı inceleyen Nafız, herhangi bir ipucu yakalayamamıştı.

 

Kapıdan bir sonuç elde edemeyen Nafız, etrafındaki materyalleri incelemeye başladı. Tahtaların bir tanesinin başına geldiğinde, üzerinde geometri sorusu olduğunu keşfetti. Aceleyle bütün tahtayı teftiş eden Nafız’ın, ağzı kulaklarına varmıştı.

‘’En basit seviye geometri ulan bu ha! ha! ha !’’

 Nafız İki açısı verilmiş bir üçgenin, kalan iç açısının sorulduğu sorunun cevabını elindeki tebeşirle yazdığında, kapıdan açılmış bir kilit sesi geldi. Olayın mantığını anlayan Nafız, hızlı bir şekilde işe koyuldu. Her çözdüğü probleme bir kilit açılma sesi eklenirken, tahtalarda bulunan bütün sorular bitmişti. Tahtalara yazılan sorular bir ork için çok zor olsa da, Nazıf lise eğitimini alırken yaşadığı ülkede ki eğitim sisteminin içine tam olarak edilmediğinden, bu basit soruları her hangi bir sorunla karşılaşmadan çözüyordu.

 

Nafız’ın beklentisinin aksine kapı açılmadı, bunun üzerine masaların üzerindeki deney tüplerine yöneldi. Her deneyin yanında talimat içeren bir parşömen bulunmaktaydı, nasıl olduğunu bilemediği bir biçimde yazılanları rahatlıkla okuyabiliyordu.

 

Son deney tamamlandığında kapı kendiliğinden sonuna kadar açıldı. Nafız diğer odaya giriş yapınca, gördükleri karşısında gözlerine inanamadı. Girdiği odada, Kızgınboğa elinde savaş çekici onları bekliyordu.

 

‘’Benden kaçabileceğini mi sandın! Yanındaki cesedi buraya kadar taşıman ne büyük incelik’’ 

 

Kızgınboğa, ikilinin üzerine yürürken konuşmasını sürdürdü, ‘’Beni yaraladınız, yerimden ettiniz!’’

‘’İkinizi de lime lime edene kadar durmuycam!’’

Nafız çaresiz bir şekilde sağa sola bakınırken, yanında zemine saplanmış bir hançer olduğunu gördü. Sallabaş baygın bir vaziyette arkasında yatarken, Kızgınboğa önünden boynuzlarıyla saldırıyordu. Kaçmanın bir fayda etmeyeceğini anlayan Nafız, bir haykırma koparıp elindeki hançerle Kızgınboğa’nın boynuzlarına doğru saldırdı.

 

Zamanın duracakmış  gibi yavaş aktığı bu anlarda, Nafız daha önceki durumların aksine gözlerini kapamamıştı. Kızgınboğa’nın boynuzlu büyük başına doğru ilerlerken, gözleri çakmak çakmak yanıyordu. İki savaşçının birbirlerine girmesine ramak kala, Nafız burnuna gelen keskin bir koku ile bayılacak gibi oldu.

 Silkenelenerek kendine geldiğinde önündeki sahne tamamen değişmiş, cinayet arzusu ile dolu kırmızı gözlerle ona bakan bir güzelliğin karşında uyanmıştı. Boğazında hissettiği soğukluğa bakmak için gözlerini öne eğdiğinde, az önce elinde tuttuğu hançerin şu anda boğazına dayalı olduğunu gördü.

‘’Kıpırdama küçük fare! Uslu uslu arkadaşını bekle!’’ kafasını yana çevirerek konuşan kırmızı saçlara sahip bu kadının baktığı yönde, Sallabaş başında kendi kadar iri bir orkla görülüyordu. Diğer orkun elleri, kendin geçmiş bir şekilde yatan Sallabaş’ın boğazında idi.

 

‘’Sen sınavları geçtin, bakalım arkadaşın geçebilecek mi?’’ Elindeki hançerle Nafız’ın boğazına baskı yaparak sözlerine devam eden güzellik

 

‘’Geçemezse kanınla banyo yapacağımı bilmek, senin için bir problem olmaz umarım!’’ Şuh kahkahalar eşliğinde konuşan bu kadının, yakut rengi gözleri ışıl ışıl parlıyordu.

 

Gergin bekleyişin sonunda Sallabaş gözlerini açtığında, Nafız kalp atışlarının çıkardığı sesten sağır olmak üzereydi.

‘’Tamam, dostum her şey bitti, hareket etmeden sakince bekle’’ yerinden kalkmaya çalışan Sallabaş ağrı ile inleyince, elleri boğazında bekleyen ork nazikçe Sallabaş’ın kafasına bastırarak konuştu. Bu ork ve odada bulunan diğer kadın holograma benzer bir yapıda olsalar da, görünümleri ve dokunuşları gerçekle birebir etki yaratıyordu.

 

‘’Mora, böyle iyi yürekli bir genç mirasımı alacağı için çok mutluyum. Sen ne düşünüyorsun?’’

 

İri kıyım ork, kırmızı saçlı kadının gözlerine bakarak sordu.

 

‘’Her ne kadar çok çirkin olsa da, bu veledin de yüreği kuvvetli! Sanırım, senle artık ebedi istirahatimize çekilmenin vakti geldi Alyon’’

Az önceki vahşi halinin aksine, son cümlesini söylerken sesi titriyor gözleri nemleniyordu. Mora’nın duygusallığa kapıldığını anlayan Alyon, konuyu değiştirmek için oturdukları yerde şaşkın ördekler gibi etrafa bakınan bizimkilere döndü.

 

‘’Siz mirasımıza almaya hak kazanan savaşçılar, lütfen kendinizi tanıtın!’’

 

‘’Titrek!’’ önünde gerçekleşen olayların şoku Nafız‘ın sesine yansımış, ağzından çıkan kelime isminin ezikliğine layık bir şekilde titreyerek çıkmıştı.

 

‘’Benim adım da Sallabaş!’’  Sallabaş kaburgalarındaki kırıklar sebebiyle, ismini zar zor söyleyebilmişti.

 

‘’Seni kahpe kader, ölümde bile peşimizi bırakmadın değil mi?’’ Mora, miraslarını alacak kişilerin ismini öğrenince sinirli bir çığlık kopardı.

 

‘’Mora sakin ol!’’ Alyon sesine ciddiyet katarak konuştu. ’’Bu kişiler belirlenmiş testleri geçmedi mi? Zindan onları seçti, biz de bunu kabul etmeliyiz!’’

Alyon, Mora’nın sinirli bakışlarına aldırış etmeden konuşmaya devam etti.

‘’Ben sabık ork lordu Cesuryürek’in oğlu Alyon, bu güzel hanımefendi de Cehennem Diyarı’nın en ünlü silah ustası olan Abarran’ın kızı, sevdiğim kadın olan Mora’dır.’’

Alyon’ dan gelen bu sözlerden sonra Mora sakinleşmiş ve sanki birazda hüzünlenmişti. Alyon, kısa bir soluktan sonra konuşmasına devam etti

 

‘’Biz, yaklaşık yüz sene önce adımızı bu dünyanın her yerine duyurmuş savaşçılarız. Hain bir planın sonucunda öldürülmeden önce, mirasımızı ve benliğimizi bu zindana bağladık.’’

Nafız tüm yaşananları unutmuş, pür dikkat Alyon’ un konuşmasını dinlerken, Sallabaş aldığı yaralardan ötürü acı içinde inliyordu.

 

‘’Sabret dostum, son şartı sağlayıp mirasımı alınca tüm acıların sona erecek’’ Alyon, Sallabaş’a umutla bakarak konuştu.

 

‘’İntikamımızı almaya yemin ettiğiniz vakit, tüm mirasımızı alabileceksiniz. Bütün dünyayı karşınıza almak anlamına gelse de, mirasımızı istiyor musunuz?’’ Mora sorgular bakışlarla sorusunu yöneltti.

 

‘’Evet, sonucu ne olursa olsun mirasınızı istiyoruz!’’ Nafız tüm çekincelerine rağmen, içinden gelen dürtüyü bastıramayarak hemen cevap verdi. Yüz sene önce ölen bu canlıların tezahürünün kudretine tanık olan Nafız, ’’Sefil bir şekilde yaşamaktansa, güçlü bir şekilde ölürüm’’ diye düşündü.

 

‘’Çok doğru bir karar verdin, bunca konuşmadan sonra sizi öldürmek benim de içimi acıtacaktı’’ Mora, yüzüne insanın içini ısıtan bir gülümseme kondurarak konuşmasına devam ederken, arkasında hiçlikten iki tane tabut çıktı.

‘’Tüm hazinemiz ve benliğimiz tabutların içinde sizi bekliyor. Mirasımızı alınca, bilincimizi de miras almış olacaksınız. Mirasımızı kaybetmek istemiyorsanız, verdiğiniz sözü sakın unutmayın!’’

 

Sözlerini tamamladıktan sonra, Alyon’un hologramı yavaş yavaş kaybolmaya başladı, bu tükenişte ona, ellerini sımsıkı tuttuğu Mora’da eşlik ediyordu.

Nafız bu sahne karşısında ne diyeceğini bilemiyordu, içine çökmüş melankoli ile birlikte Sallabaş’ın yanına yürüdü. 

 

‘’Kalk dostum, yeni hayatımıza başlamamızın zamanıdır şimdi!’’

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?

 Friedrich Wilhelm Nietzsche

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1220

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 643

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 599

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14821 Üye Sayısı
  • 455 Seri Sayısı
  • 19495 Bölüm Sayısı


creator
manga tr