“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 6-At izi İt İzine Karışmış


AT İZİ İT İZİNE KARIŞTI

 Kafataslarının üstünde bir elini iki metreyi bulan savaş çekicine dayamış, diğer eliyle çenesinden sarkan kıl sakallarını okşayan bir canlı duruyordu. Mağaraya doluşan orkları görünce ayağa kalkan bu canlının heybeti, savaşçı grubunun tüm dövüş şevkini kırmıştı.

 

''Aptal orklar, hangi cüretle mağarama girersiniz!'' iki koca boynuza sahip, üç metreden fazla boyu olan, belden altı boğa, belden üstü insan görünümündeki bu esrarengiz canlı, küçümseyerek gruba seslendi.

 

Nafız, mağaranın sahibini ilk görüşte tanımıştı. Önceki hayatında izlediği mitoloji temalı filmlerin değişmez kahramanı,  Minotaur'du bu. Hafızasını yoklamakta meşgul olan Nafız, yanında bulunan bir ork savaşçısının narasıyla kendine geldi.

 

''Şefimizin torununa söylediğin bu sözler yüzünden, kelleni alacağım!'' Sesin sahibi olan ork, avın başında Kalındiş ‘ten duyduğu kahramanlık sözleri ve mağaraya giren şanslı sayıda orktan biri olmasının verdiği cesaretle, Minotaur'un üstüne doğru taarruza geçti.

 

Baltasıyla üstüne şarj eden bu orka rağmen Minotaur silahına uzanmadı, orkun baltasını indirmesini bekleyip, bir adım ileri attı. Sağ elinin tersiyle savaşçı orkun kafasına yumruğunu indirdiği an, orkun kafası tezgâhtan düşmüş karpuz gibi patladı. Başsız kalan vücudun yere düşmesine izin vermeyen Minotaur, bir tepişte zavallı orku mağaranın karşı duvarına yapıştırdı.

 

Mağaranın içindeki açıklığın girişe göre sol tarafında, karanlık bir uçurum bulunuyordu. Daha önce kimsenin dikkatini çekmeyen bu ayrıntı, orkun cesedi uçurum duvarından aşağı kayarken keşfedildi. Başsız vücudun aşağı düşmesinin üzerinden on saniyeye yakın bir süre geçmesine rağmen, hala zemine ulaştığında çıkması gereken sesi kimse duyamamıştı.

 

Kalındiş, baltasını çekip Minotaur'un üzerine büyük adımlarla yürümeye başladığında, grubu bir heyecan dalgası sardı.

 

''Lanet yaratık, birazdan asil liderimiz sefil canını alacak!''

 

''Ha! ha! ha! son nefesini vermeye hazır ol!''

 

Savaşçıların yiğitlik nameleri arasında, Kalındiş baltasının vuruş mesafesi kadar yaklaşmıştı Minotaur'a. Sallabaş'ın ilgisiz bakışlarının tersine, Nafız gelişen olayları soluksuz izlemekteydi.

 

''Ben böyle bir yavşak iki hayatımda da görmedim'' bir sonra ki anda önünde gerçekleşen olayın iğrençliği, Nafız'ı isyan noktasına getirmişti.

 

Baltasıyla ilerleyen Kalındiş, vuracağı darbeyi bekleyen herkesi yanıltarak silahını atıp, Minotaur'un önünde diz çökmüştü.

 

''Yücedağ'ın kudretli lordu Kızgınboğa, ork kabilesi şefi Ayıboğan'ın bu zavallı torunu önünüzde saygıyla eğilir'' ork topluluğu inanmayan gözlerle kendisine bakarken, Kalındiş konuşmaya devam ediyordu.

 

''Burada dedemin size yolladığı bir hediyeyi sunmak için bulunuyorum. Bu orkun fiziksel özelliklerinin, gelişiminiz için çok yararlı olacağını düşünüyorum.''

 

Lafını bitirmesiyle beraber, yediği toynak darbesiyle mağaranın girişine savrulan Kalındiş, göğsünde müthiş bir sızı hissetti.

 

''Seni velet! Karşımda konuşabileceğini sana kim söyledi ?'' Hiddetten gözleri kırmızıya dönmüş Kızgınboğa, sözlerine davam etmeden önce toynaklarıyla yere sertçe vurdu

 

''Burada, en azından sümsük babanın bulunması gerekirdi!'' Mağara girişine sürüklenmiş Kalındiş, ağzından akan kanları silerken, ne yapacağını bilemeden titriyordu.

 

''O kokuşmuş ihtiyara söyle, bir daha kendisi buraya gelmezse, abilerinin hatırını çiğneyip kabilesini yerin dibine sokarım''

 

''Evet, efendim, dedeme bütün dediklerinizi harfiyen ileticem, canımı bağışladığınız için teşekkür ederim!'' ölüm korkusuyla adeta yuvarlanarak kaçan Kalındiş, sesi giderek azalırken cümlesini tamamlamıştı.

 

Dizlerinin üzerinde yaylanan Kızgınboğa, yaşadıklarının etkisiyle dumura uğrayan orkların üstünden geçerek mağara girişini kapattı.

 

''Siz orklar hep bu kadar salak olmak zorunda mısınız? Size gerçekleri söyleyeceğim çünkü yüzünüzdeki o aldatılmışlık ifadesi ile sizi yemek, çok zevkli oluyor ha! ha! ha !''

 

Kahkahalarının bitmesiyle, Kızgınboğa ork şefi ile arasında olan anlaşmayı, Yücedağ’ın canavarlarının yaşam döngüsünü, mağaranın içinde kapana kısılan orklara anlatmaya başladı.

 

''Avlanıyorsunuz dimi! Sefiller, sizin göreviniz, dağımda ki güçsüz yaratıkları ayıklamak, güçlenmesi gereken çocuklarım için besin olmak, kemikleriniz ve derilerinizle topraklarıma gübre görevi görmektir.''

 

Orkların yüzü düştükçe, Kızgınboğa iyice zevke gelmişti, ''Orkların ulu şefi hah! Abilerinin gölgesinde yaşayan o sefilin tek amacı, acınası hayatını sürdürebilmek. Soyunu ve onu koruyan savaşçı orklarını besleyebilmek için, sizleri buraya ölüme gönderirken kendisi, hayatın güzelliklerinin tadına bakmakla meşgul oluyordur mutlaka.

 

Kızgınboğa, az sonra ziyafet çekeceği orklara bakarak sözlerine devam etti. ''Sakın üzülmeyin benim yağlı kuzularım, çocuklarımın bilinç kazanmasına çok az bir süre kaldı. Biraz daha ork yedikten sonra, kabilenizin diğer dünyada tekrar buluşmasını sağlayacağız.

 

Dağın yaratıkları, çok uzun zamandır ava çıkan orklarla beslenmekteydi. Doğal seleksiyon kuralı izlenerek, elinde odunlarla saldıran orkları bile öldüremeyecek kadar zayıf yaratıklar sürüden temizleniyordu. İstihbaratları artan çeşitli yaratıklar, düzenli olarak orklarla beslendiklerinden dolayı, bilinç kazanma yolunda yavaşta olsa ilerliyorlardı.

 

İki taraf kazan-kazan durumu olarak gördükleri bu ilişkiyi sürdürürken, şefin soyu hariç kabilede bunu bilen kimse yoktu. Ayıboğan kendince güvendiği kozları olduğu için, bu ilişkinin doğuracağını her hangi bir sıkıntı konusunda endişe içinde değildi. Şefe yaratık eti ve materyalleri, yaratıklara da ork eti ve kemikleri lazımdı. Bu ilişkide orklar, kayıp sayısı olarak dezavantajlı durumda olan taraf olsa da, anormal üreme hızları durumu dengeliyordu.

 

''İzninizle yemeğe başlayabilir miyim? Orkları gözleriyle süpüren Kızgınboğa, Sallabaş'ı görünce durdu.

 

''Seni tatlı olarak alıcam koca oğlan, bir yere kıpırdama!'' bu konuşmaları yaparken, sevdiği yemeklerin olduğu bir sofranın başına oturmuş çocuk gibi şendi.

 

Orkların arasına şimşek gibi dalan Kızgınboğa, önüne çıkan ilk kurbanının kafasından koca bir ısırık aldı. Bacaklarının tuhaf yapısı sayesinde, duvarlardan ve tavandan rahatlıkla sekiyor, iki nokta arasında attığı her turda katledilmeyi bekleyen gruptan bir parça koparıyordu.

 

Sallabaş'ın arkasına saklanan Nafız, işlerin gittikçe kötüleşmesi üzerine şansını denemeye karar verdi.

 

''Şu boynuzlu yaratığı durdurmaya çalış!'' Elinde bulunan tek kozu masaya sürerken, sonucu tahmin etmesi mümkün değildi.

 

Sallabaş, hareket halinde yemek sefası süren yaratığa doğru tam hız saldırdı. Bu kumar tutmak zorundaydı, aksi halde olacaklardan kaçış bulunmamaktaydı.

 

''Koca oğlan, sana sıranı bekleyeceksin dediğimi hatırlıyorum!'' Aldığı boynuz darbesi ile Sallabaş kafatası dağına doğru uçarken, Kızgınboğa konuştu.

 

Sallabaş sıran orkların arasında dokunulmaz olarak tanımlansa da, bu mağaranın içinde yaşından büyük gösteren iri bir çocuktan farkı yoktu. Kızgınboğa, hem fiziksel olarak hem de savaş tecrübesi olarak, Sallabaş'ın fersah fersah üstündeydi.

 

Sallabaş'ın korumasını kaybeden Nafız, bulunduğu yeri terk etmezse eninde sonunda sıranın ona geleceğini anladı. Kızgınboğa'nın hareketlerini gözlemleyen Nafız, genel mantığı çözmüştü. Bacaklarıyla zeminden güç alarak diğer zemine varana kadar havada ilerliyor, bu sırada elleri, boynuzları ve çenesi ile yoluna çıkan herşeyi parçalıyordu. Mağaranın içindeki her zemini kullanan Kızgınboğa uçurumun bulunduğu duvardan uzak duruyor, bu tarafa doğru saldırı düzenlemiyordu.

 

Nafız son çare uçurum tarafına doğru telaş içinde koşarken, gözleri kafatası dağı içinde yatan Sallabaş ‘taydı. Mağaranın içinde can pazarı yaşanıyorken, kemiklerin içine gömülen Sallabaş ölü gibi yatıyordu.

 

''Şişşt fıstık, nereye gidiyorsun sen bakayım'' Kızgınboğa mağarada bulunan savaşçı orkları yemek işini bitirmiş, sırıta sırıta Nafız'ın bulunduğu yöne doğru yürürken konuştu. Nafız yaratığın bakışlarından amacını çözmüştü, ''Ulan ölecek sekte namusumuzla ölürüz!'' diye bağırıp kendini uçuruma saldı.

 

''Tadına bakmadan, bir yere gidemezsin ufaklık!'' Uçuruma düşmek üzere olan Nafız'ı boğazından yakalayan Kızgınboğa, şehvetle konuştu.

 

''Senin gibisi pek gelmiyor, iri yarı orklardan gına geldi. Biraz eğlenelim, sonra kendi ellerimle atarım seni aşağıya'' Leş gibi kokan ağzından bu kelimeler çıkarken, sırt üstü yere vurdu Nafız’ı. Kızgınboğa bir eliyle Nafız'ın boğazına bastırırken, diğer eliyle telaşlı bir şekilde belden aşağısında bulunan paçavrayı yırtıp atmıştı.

 

''Korkma, şeninde çok hoşuna gidecek!'' Üstüne çıkmaya çalışan yaratıktan gelen bu sözler karşısında, Nafız çaresizlik içinde kalmıştı. ''Ne yapmış olabilirim, bunların başıma gelmesi için!''

 

Bu gibi düşünceler beyninde yankılanırken, Nafız gözlerini kapatmış başına gelecekleri bekliyordu.

 

Derken, mağaranın içi bir kükreme ile titredi. Durum göz önüne alındığında, Kızgınboğa'nın zevk nidalarını duymak normal olurdu lakin çıkan ses müthiş bir acının tezahürüydü. Nafız gözlerini açtığında, mağaraya ilk girdiklerinde herkesin gözlerini alamadığı savaş çekicinin keskin ucunun, Kızgınboğa'nın göğsünden çıkmış olduğunu gördü. Kızgınboğa, göğsünü parçalayıp geçen çekicine baktıktan sonra, kafasını arkaya çevirdi. Tatlı olarak sakladığı iri kıyım orkun, çekicinin sapına dayanmış zar zor ayakta durduğunu görünce, olayı çözmüştü.

 

Sallabaş yediği darbenin şiddetiyle, kafataslarının içine düşünce bayılmıştı. Uyandığında, Nafız'ı yaratığın ellerinde çırpınırken gördü. Kalkmak için kolunu savurduğunda, eline çarpan savaş çekicine dayanarak acı içinde ayağa kalktı. Yediği toynak darbesi sonucu neredeyse tüm kaburgaları kırılmış, aldığı her nefeste kırılan kemikler ciğerine batıyor, saç köklerine kadar hissettiği şiddetli bir ağrı vücuduna yayılıyordu.

 

Sıkıca kavradığı çekici, son gücüyle Kızgınboğa'nın gövdesine indirdikten sonra, çekicin sapına dayanarak ayakta durmaya çalışıyordu.

 

Kızgınboğa birçok savaşa girmiş bir savaşçıydı, vücudundaki yaranın onu ölüme götüreceğini çok iyi biliyordu.

 

''Madem ölücem, sizde benimle beraber geliyorsunuz!'' Kızgınboğa boğazından tuttuğu Nafız’ la beraber uçuruma doğru hamle yaparken, bir gayretle kuyruğunu Sallabaş'ın beline doladı.

 

Ölüme giderken, yanına düşmanlarını da aldığını bilmenin verdiği rahatlıkla, Kızgınboğa son nefesini vererek uçuruma atladı.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

 Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.

 Konfüçyüs




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1150

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 842

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 792

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 313

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 88

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13331 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 18154 Bölüm Sayısı


creator
manga tr