Korku dağları bekler. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 5-Av Partisi


Av Partisi

 Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte başlayıp, gün batımına kadar süren bok toplama işi, Nafız için çok zor geçmiyordu. Yeni hayatının ilk gününde yaşadıkları, bu dünyada bir kişinin hayatını her an kaybedebileceğini acı bir şekilde kendisine öğretmişti. Eski hayatının medeni kuralları burada işlemiyor, güçlü olan canının istediğini yapabiliyordu.

 Sallabaş ve Nafız takım olarak çalışmaya başladıktan sonra, pek sorunla karşılaşmadan yaşıyorlardı. Domuzkuyruk, gerçekten çok tecrübeli bir orktu. Savaşçı bölümüne girişlerini yasaklamış, sadece levazım ve avcı bölümlerinde çalışmalarına izin vermişti. Sallabaş’ın savaşçıların arasında bu cüssesiyle dolaşması, belayı bağırarak kendisine çekmesi anlamına gelirdi. Buna nazaran avcı bölümünde bazı sorunlar çıksa da, birkaç kırık kemikten sonra etraf sütliman olmuştu.

 Her akşam yemekhane artıklarından çektikleri ziyafet sonucu, Nazıf önceki hayatının standartlarını yakalayabilmişti. Yenidoğan zamanında ki tuhaflığı bir nebze giderilmiş olsa da, Sallabaş tarafında işler bambaşka bir boyuta ulaşacaktı.

 Düzenli beslenme 2,5 metreye yakın  boy, yetişkin bir orkun iki buçuk katı kafa yapısı, kabilede bulunan hiçbir orkla kıyaslanamayacak kadar kalın dişler ve kaslara yol açmıştı. Yenidoğan zamanında yaşadığı denge problemi, vücudunun gelişimiyle son bulduğundan, kabile içindeki en heybetli ork görünümünü üzerinde taşıyordu.

 Günden güne uzayan boyu ve gelişen yapısı, en son gün doğumuyla nihayete erişmiş olsa dahi, haberler çoktan Kalındiş'in kulağına ulaşmıştı. İntikam ateşiyle yanıp tutuşan Kalındiş, zamanın geldiğine kanaat getirdi, elinin bir hareketiyle yardımcısı çadırına giriş yaptı.

 ''Gün doğumuyla ava çıkıyoruz! Hazırlıkları tamamla!''

Gözlerinde soğuk bir ifade ile yardımcısına emrettiğinde, yumrukları sımsıkı kapanmış bir vaziyetteydi.

 Karınlarını doyurmuş çadırlarına dönerken, Nafız'lar  gayet neşelilerdi ta ki karanlıktan bir figür önlerine çıkana dek.

 ''Bölüm başkanı, sizi çadırında bekliyor''

İlk gün onları Domuzkuyruk'un arkasına taşıyan orklardan biri sessizce konuştu.

 Çadırına girdiklerinde, Domuzkuyruk asık bir suratla onları beklemekteydi.

''Çocuklar yarın av partisine katılıyorsunuz, ret edemeyeceğim bir emir olduğu için sizi uyarmam lazım''

Hızlı hızlı ve sessiz bir şekilde konuşan orkun gerginliği, suratından okunuyordu.

 ''Korktuğum başıma geliyor'' 

Nafız içten içe bu günün geleceğini düşünse de, böyle erken olacağını tahmin etmemişti. İkisi de şefin soyunu rahatsız etmişlerdi, bu işin bir bedel ödemeden kapanacağını düşünmek hayalperestlik olurdu.

 ''Av partilerine her zaman birkaç eleman veririz, bu normal bir olay. Fakat bu sefer, ikiniz özel olarak isteniyorsunuz.''

Sözlerine devam eden Domuzkuyruk, en kötü haberi vermeden önce derin bir soluk aldı.

 ''Partinin başında Kalındiş şahsen bulunacak!''

Konuşmasını bitirmesiyle, çadırın içine ölüm sessizliği çöktü. Normal bir av partisi olsa, küçük bir şansları belki olabilirdi ama olayın başkahramanı işini kendi görmek için geliyordu.

 ''Efendim ne yapabiliriz, lütfen bir tavsiye verin bize. Hiç umut yok mu bizim için?''

  Birkaç sakin günden sonra yavaş yavaş düzelen psikolojisi tekrar yıkıldığından, Nafız gözyaşlarını tutamaz olmuştu. Önceki hayatında fotokopicide çalışan sıradan bir insandı, evinden işe işten eve giderken en fazla hıyar eniştesiyle nasıl uğraşacağını düşünürdü. Yeni dünyasında aniden birçok ölüm kalım durumu yaşayınca Nafız’ da kayış kopmuş, olduğu yerde dizlerinin üstüne çökmüştü.

 ''Kaçacaksınız, ilk fırsatını bulduğunuzda hem de. Bu akşam olursa daha iyi, olmazsa av sırasında kaçmanız lazım aksi durumda sizi bekleyen tek şey ölüm''

Yalvaran gözlerle baktığı Domuzkuyruk, en son duymak istediği şeyi söylemişti Nafız'a.

 ''Çıkalım, kaçmamız lazım!''

Kolundan yakaladığı Sallabaş'ı alarak çadırdan dışarı fırlayan Nafız, kötü bir sürprizle karşılaştı. Bu güne kadar dağın yamacında görünmeyen savaşçılar, sanki her yerdeydiler.

 ''Sanırım yarını beklemekten başka şansımız yok’’

Usulca kolunu bıraktığı Sallabaş'ın önünde bokçu çadırına yürürken, savaşçıların onlara güldüğünü hissedebiliyordu. Çadırın önüne geldiklerinde, iki savaşçıyı giriş kapısının önünde gördüler.

 ''Çadır dolu dışarıda yatacaksınız!''

Bu kişiler sırıtarak konuşurken, aralık kapıdan boş çadırın içi görünüyordu.

 ''Yeter ulan g*toğlanları, bari bu gece rahat uyuyayım!''

Sinirlerine hâkim olamayan Nafız, savaşçıların suratına haykırdı

 ''Sen bize karşımı geliyorsun, ha ha ha gece gece eğlence çıktı''

iki savaşçı, oyuncağını bulmuş çocuk gibi neşeliydiler. Önlerinde duran az gelişmiş orkla nasıl eğleneceklerinin düşüncesine dalmışken, boğazlarını sıkmak için gelen iki eli görmemeleri gayet normaldi.

Nafız, kafasının üstünde geçerek savaşçıların boğazına giden, ağaç gövdesi kalınlığındaki kolların sahibini çok iyi tanıyordu. Hızla arkasına döndüğünde, Sallabaş'ın sıkkın bir şekilde havaya baktığını gördü.

 ''Uykum var, bunları ne yapayım''

Sallabaş'ın gözlerinin baktığı yere doğru kafasını çeviren Nafız, boğazlarından pençe benzeri iki elle kavranmış, ayakları yerden yarım metre havada çırpınan iki askeri görünce, neşesi yerine geldi.

 ''Salla bir kenara gitsin, elini kirletmene değmez''

Bunun üzerine Sallabaş, ellerinde çırpınan iki savaşçıyı bir iki silkeleyip, yana doğru savurdu. Arkasındaki devasa orka bakan Nafız, yarının işini yarın hallederiz, bu yaratık yanımdayken belki bir çıkış bulabilirim düşüncesiyle uyumak için çadıra giriş yaptı.

 Sabahın ilk ışıkları kabile çadırlarının üstüne vurduğunda, av partisi yola çıkmak için hazırlıklarını bitirmek üzereydi. Yüzün üzerinde avcı, yirmiye yakın levazım görevlisi kabilenin bulunduğu yamacın eteğinde hazır bekliyordu. Kalındiş önderliğinde gelen yirmi savaşçı ile birlikte grup, ıssız steplere doğru yola çıktı.

 Kabilenin bulunduğu bölge, çorak steplerin tam ortasında yer almaktaydı. Yarım metre boylarına yakın bir kaç otsu ağaç haricinde, yetişen bitki görmek mümkün değildi. Av partilerinin hedefi, kabileye yarım gün uzaklıkta olan Yücedağ idi. Her bir veya iki gün dönümü sonunda, Yücedağ'a bir av partisi düzenlenip büyük kayıplar sonucunda kabilenin et ihtiyacı karşılanıyordu.

 Uçsuz bucaksız steplerde ilerleyen grupta, Nafız kaçış için uygun zamanı beklerken, hayal kırıklığı içinde etrafa bakınırken buldu kendisini. Levazım bölümü her zaman av gruplarının arka kısmında yer alır, önden ilerleyen avcıların elde ettiği ganimetleri taşıma görevini üstlenirlerdi. Nafız’ın bu durumdan faydalanarak kaçma fikri, Kalındiş’in yanında getirdiği askerlerin yarısını arka tarafa yerleştirmesiyle suya düştü.

 ''Tam da şefin torunundan beklenildiği gibi, bizi arka tarafa yerleştirerek tüm grubu güvence altına alıyor.''

Arkaya yerleştirilen askerlerden biri, hayranlık içinde konuştu.

 ''Siz sefil levazımcılara bile değer veriyor şefimizin torunu, minnettar olmanız lazım!''

Başka bir ork, levazımcılara aşağılar bir şekilde bakarken konuştu

 İçinde bulunduğu durumun sıkıntısı dışında, arkalarından gelen savaşçıların salak salak konuşmaları da Nafız’ı darlıyordu. Nihayetinde Yücedağ'ın eteklerine ulaşılınca, askerlerin konuşmaları son bulmuştu.

Yücedağ içerisinde çeşit çeşit vahşi yaratığın yaşadığı,çevresinde ki koşulların aksine yüksek ağaçlara ve sık bitki örtüsüne sahip bir yerdi.

Genelde avcılar, dağın eteklerinde avlanır nadiren iç kısımlara yönelirlerdi. İç kısımlara girildikçe zayiat arttığından, dağın eteklerinde av yeterli olduğu müddetçe kalanına girilmezdi. Şefin değerli torununun aralarında bulunması nedeniyle, avın dağın girişinde tamamlanması kesin gibiyken, bütün av grubu pür dikkat kesilmiş Kalındiş ‘ten gelecek komutu bekliyordu.

 ''Bugün burada, çok büyük bir amaç için bulunmaktayım! Biliyorsunuz her av partisinde, bu dağda birçok kardeşimizi kaybediyoruz!''

Orkların hayran bakışları eşliğinde konuşan Kalındiş, heyecanla devam etti

 ''Bunun bir suçlusu var, oda Yücedağ'ın Kralı olan zalim yaratık’ Ben, büyük şef Ayıboğan'ın torunu Kalındiş, bu eziyete bugün son vereceğim!''

Kükreyerek konuşan Kalındiş'in sırtındaki bozkurt postu, heybetine heybet katıyordu.

 ''Avcılar ileri! Karamağara'ya kadar durmadan ilerleyeceğiz!''

Emri alan orklar, savaş naraları atarak dağın içlerine doğru koşmaya başladı. Günün başından beri böyle bir karışıklık bekleyen Nafız'ın gözlerinin içi parlıyordu. Sallabaş’ın kolunu tutup arkasına döndüğünde, iki savaşçı orkun orada olduğunu görüp irkildi.

 ''Siz ikiniz, Karamağara için geleceksiniz!''

Konuşma bittiğinde, diğer on savaşçı orkunda katıldığı bir ekiple ön tarafa doğru ilerlediler. Kalındiş’in yanına vardıklarında, avcı grubu çoktan dağın içlerinde kanlı savaşlara başlamıştı. Aldıkları gazla avcılar, vahşi yaratıklara azgınca saldırıyor, öldürdükleri yaratıkların ve kendilerinin akıttıkları kanlarla dağı kırmızıya boyuyorlardı

 Avcıların yoğun çabaları ve ağır kayıpları eşliğinde Karamağara'nın girişine ulaşıldığında, savaşçılar hiçbir şekilde mücadeleye katılmamıştı. Nafız bu durum karşısında çok şaşıracaktı, ellerinde bulunan baltalara rağmen, neden bu kadar savaşçı hiçbir şekilde süren savaşa müdahale etmemişti. Ortamın bütününde vahşi kıyım sürürken, savaşçı grubu kargaşadan yararlanıp dağın zirvesine koşarak gelmişti.

 ''On taneniz burada beklesin, kalanlar benimle içeri giriyor!''

Kalındiş savaşçı grubuna bakarak konuştu.

''Ben giricem! Hayır, ben giricem!''

Savaşçı orklar heyecan içinde bağrışmaya başladı. Yoğun itiş kakışın ardından şanslı on ork mağaraya girdiklerinde, sevinçleri yüzlerinden okunuyordu.

 ''Ne talih, bu gün olanlara tanık olacağım''

 ''Kalındiş bugün, kabilenin tarihini değiştirecek ve ben tam buradayım''

 Kalındiş önderliğindeki savaşçı orklar mağaranın girişindeki tüneli geçip içeride bulunan açık alana geldiklerinde, sesler bıçak gibi kesildi. Kafataslarından oluşan bir dağ ve onun üstünde oturan yaratığı görünce, çoğu savaşçı ork ilk defa yüreklerinde korkuyu hissedeceklerdi.

 

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

  Sevdiğim! Çaresizliğimden gayrı hiçbir kabahatim yok benim.

 Ahmet Arif

 

Yazar Notu:

Öncelikle kapak fotosu ekleyemiyorum,sanırım benim beceriksizliğim.Attığım yardım mailine cevap gelmedi,konu hakkında bilgisi olan varsa yardımını rica ediyorum.

Ana karakterin nasıl güçleneceği konusunda merakı olanlar var,sanırım üç veya dört bölüm içinde güçlenme mekaniğini açıklamış olacağım.En az altı cilt olarak planlıyorum hikayeyi,bu demektir ki uzun süre beraber olacağız.Görüşleriniz benim için çok önemli,lütfen paylaşmaya çekinmeyin.

                                                                                                                                                   İyi eğlenceler

 

 

                                                                                               




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1259

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 377

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15563 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20944 Bölüm Sayısı


creator
manga tr