“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 300-Anıt


Ork Stepleri üzerinde güneş bir kez daha doğdu ancak mağaranın içi zifiri karanlıktı. Yavaşça tünelin ucundaki ufak ışığa yöneldi iki ork, üstlerinde basit deri zırhlar vardı.

İri yarı olanının elinde görkemli bir balta, dişi olanındaysa hiçbir şey yoktu, seneler önce korku içinde tırmandıkları dağın eteklerine indiler.

“Ne yapacaksın burada?”

“Her şey burada başladı, geçmişimizi onurlandırmak istiyorum!”

Bir süre konuştu iki ork, sonrasında dağın farklı yüzlerinden zirveye doğru yürüdüler. Nafız, doğdukları kabileye bakan tarafa meyletti, Alyon Buzul Bölge yönündeki cepheden tırmandı. İstedikleri yere vardıklarında dişi ork ilk ödül zindanının hediyesi hançerlerini çıkardı, savurmaya başladığında yüzünde buruk bir gülümseme vardı.

Arkadaşı da boş durmuyordu, Cesuryürek’in oğlu Alyon’ un baltasını var gücüyle savuruyor, önündeki kayaları un ufak ediyordu. Gün batıp etrafa karanlık çöktüğünde de durmadı ikili, büyük piramidin göğe yükselen ışığının altında silahlarından çıkan kıvılcımlar havaya karışıyordu.

On gün sonra dağın eteklerine ilk ziyaretçileri geldi, iki kıtayı kaplayacak kalkanı tamamlayan Han ve Ainle bir süre neler olduğunu izlediler.

Daha sonra dağın denize bakan yüzüne ilerledi iki ırkın liderleri, gözden kaybolduklarında yerlerini başkaları almıştı.

Alyon’ un soyuydu gelenler, sessizce atalarının baltasını salladığı kısma geçip etrafa saçılmış kayaları aşağı taşımaya başladılar.

Kimse konuşmuyordu, aralarında sessizce sağlanan uyum, kabul edilmiş bir anlaşma vardı. Durum kulaktan kulağa yayıldı, her gün binlerce ork dağın yamacına taşındı.

Çadırlarını kurup izlemeye koyuldular, sadece hikâyelerde duydukları figürler, önlerinde tüm doğallıklarıyla çalışıyordu. Onlar dağa ayak basmadı, dağdakilerde varlıklarından dolayı rahatsızlık duymadı.

Druidler de gelmişti, Elit On ile beraber liderlerine yardım ediyorlardı. Böylece bir ay geçti, Alyon ve ailesi denize bakan ancak kimsenin çalışmadığı diğer tarafa geçti. Tek bir istisna vardı, Kitapkurdu ustasının, Nafız’ın yanına gelmişti.

Kırmızı renge sahip dağın üzerinde bazı şekiller belirmişti, birçoğu kim olduklarını bilmese de onları oluşturanların statüsü her şeyi belirtiyordu.

Orklar heyecanlıydı, duyguları coşmaya görsün, onları dizginlemek çok zor oluyordu. İkinci aya girildiğinde, birçok savaşçı ırklarının önde gelenlerine yardıma yeltenmiş ancak dağı çevreleyen görünmez baskı tarafından püskürtülmüşlerdi.

Çalışanlarınsa dünya umurlarında değildi, zırhının üst tarafında sadece göğüslük kısmı kalan Nafız’ın uzun kırmızı saçları, belinin hizasına kadar uzanmıştı. Savaş sırasında siyah alevlerle yıkanan Alyon, Ork Stepleri’nin yakıcı güneşinin altında muazzam üst gövdesini sergiliyordu.

Kır olan saçları siyaha dönmüş, eski orta yaşlı görüntüsü silinip gitmişti. Kızı Ölümün Rüzgârı ve yarı ork torunu ise onun yanındaydı. Kitapkurdu savaşın bitiminden sonra oğlunun ismini tüm orklara duyurmuştu, Ruhkesen koymuştu onun ismini.

Çekiçdöven, eski Buzul Bölge Kabilesi’ ne bakan kısımdaki kırık taşları tek başına taşıyordu dağın eteklerine.

Günler sakince geçiyordu, ilk heyecanlarını atlatan orklar çadırların arasında kurulmuş arenalarda savaşıp zaman öldürdüler. Bazen druidlerin yardımını alan savaşçılar oldu, gösterdikleri üstün kabiliyetler sonrası iki ırkın arasındaki bağlar güçlenmeye başladı.

Derken bir sabah, üzerinde domuz derisinden zırh olan yaşlıca bir ork dağa yanaştı, oluşan baskıya aldırmadan her seferinde bir adım şeklinde ilerliyordu. Toplanan milyonlarca ork savaşçısı büyük gürültü koparmıştı, bazıları yaşlı orkun aklını kaçırdığını düşünüyor, diğerleriyse kahkahalarla gülüyordu.

“Sessizlik!”

Açık havada şimşek çaktı adeta, dağın eteğinde kamp yapanların sesi soluğu kesiliverdi. Emrin kimden geldiği gayet açıktı, nefes almaya bile korktular uzun süre.

Aynı anlarda ihtiyar orkun üzerindeki baskı da yok olup gitti, sakin adımlarla Nafız ve Kitapkurdu’nun yanına geldi. Konuşmadı, yerdeki büyükçe bir kayayı kavrayıp geldiği gibi yamaca doğru yürüdü. Ardından bir tane daha, bir tane daha derken, tek kelime etmeden çalıştı domuz derisinden zırhı olan ork.

Altı ay boyunca çok az yemek yiyip, neredeyse hiç uyumadan çalıştı orkların üst düzey isimleri. İşleri bittiğinde onlarda bitmişti, birer birer aşağı indiler.

Dağın üstünde iki kişi kalmıştı, Kan Tanrısı Nafız ve domuz derisinden zırh giyen ork birbirlerine bakıyorlardı.

“Özür dilerim!”

Elindeki hançerleri yere saplayan Nafız dizlerinin üzerindeydi, ihtiyar ork koluna girip ayağa kaldırana kadar da öyle kaldı.

“Bu yolu kendisi seçti, artık kendini suçlamayı bırak. Böyle yaparak onun hatırasına …”

Devam edemedi, gözlerinden süzülen yaşlarla beraber Nafız’ın üzerine devriliverdi. Fiziksel yorgunluğu ruh haliyle birleştiğinde daha fazla dayanamadı Domuzkuyruk, Kan Tanrısı’nın sırtında indin dağdan aşağı.

Milyonlarca ork, yüzlerce druid ve kıtada bulunan diğer insanlar bu manzaraya şahit oluyordu. Kendisi için kurulan çadıra gidene kadar ihtiyarı sırtından indirmedi Nafız, onunla beraber girdi içeri.

Dağın son hali de gözler önüne serilmişti, karadan görünmeyen taraflarını öğrenmek isteyen insanlar gemilere binip açılsa da, orkların bazıları güç hayvanlarını kullanarak bu işi hallettiler.

Görünmez alan varlığını devam ettiriyordu, ne karadan, ne havadan, dağa ulaşmak mümkün değildi. Böyle bile olsa gördükleri yetmişti çevredekilere, yıllardır kurak ve unutulmuş olan topraklar bir anıta dönüşmüştü adeta.

Buzul Bölgeye bakan kısımda dört ork savaşçısı oyulmuştu kayalara. Omuz omuza vermiş iki kişi, önlerindeki daha küçük iki orkla betimlenmişti.

İçlerinden tek sağ olan Çekiçdöven’di, babası Demirdöven’in hemen önünde sertçe bakıyordu. Hemen yanında, yüz sene önce ölen Alyon vardı, o da sırtını yasladığı babası Cesuryürek gibi kararlı duruyordu. Çocuklarının arkasında duran iki kan kardeşin bakışları tüm Ork Steplerini görüyordu, sonsuza kadar soydaşlarını izleyeceklerdi.

Bir diğer tarafta, denize bakan kalabalık figürler vardı. Alyon, kızı, oğlu, iki torunu ve çocuklarının annesi ile beraber gülümsüyordu. Vahşi Bataklık kıtasında yaşadıklarıydı Alyon’u bu heykelleri yapmaya iten.

 Çocukları doğana kadar önemli olan, öldükten sonra unuttuğu karısını kendi elleriyle dağın üzerine işlemişti. Dev boyutlardaki heykellerdi bunlar, görenlerin üzerine çöken doğal bir baskı içeriyorlardı.

Kan, ter, gözyaşı ve yapanların doğal enerjileri vardı üstlerinde, gücü yetersiz kişilerin uzun süre bakmaya dayanmaları mümkün değildi.

Kıtanın en ucundaki dağın denize bakan diğer kısmındaysa, sadece iki figüre yer alıyordu. Tahta oturmuş bir ork ve druid idi bunlar. Han ve Ainle, Parthenia’ ya giden tüccarların güzergâhından en net görünecek kısma yapmışlardı heykellerini.

Dosta güven, düşmana korku salıyor; iki ırkın yeniden birleştiğini, dünyanın geri kalanının ayağını denk alması gerektiğini söylüyorlardı. Tüccarlar çoktan resmetmişti bu görüntüyü, türlü ulaşım araçlarıyla medeniyetlerindeki büyük güçlere ulaştırmaya çalışıyorlardı.

Son olarak, bir zamanlar doğduğu kabilenin karşısında Nafız’ın çalıştığı yer vardı. Dağın dört yanındaki heykellerin, görenlerde oluşturduğu hissiyat bambaşkaydı. Eski ork büyükleri saygı, Alyon’ un ailesi bağlılık, iki ırkın liderleri gurur ve son olarak Nafız’ın oyduğu yer korku yaşatıyordu bakanlara.

Saçları çılgınca savrulan Kan Tanrısı ve yanında duran bir başka ork savaşçısının heykelleri ölüm niyeti saçıyorlardı. Bir elinde büyük yayını tutan savaşçının etrafında atma hançerleri dönüyordu, bakışları keskindi, her an kınından çıkmaya hazır bıçak gibiydi havası.

Sangre, ustası Nafız ile beraber dağın üzerinde ölümsüzleştirilmişti. Hüzünlü babası taşlarını taşırken, kardeş öğrenci sayılan Kitapkurdu yardımcı olmuştu. Yüzyıllar boyunca orkların ibadet edecekleri dağın yapımı, nihayet sona ermişti.

Toplanan kalabalık peyderpey ayrılıyordu, iki kıtayı kaplayan kalkan sayesinde güvenlikleri sağlansa da yapılacak birçok iş vardı. İsim töreni için kullanılan büyük çadırın içinde, iki ırkın ileri gelenleri bunları tartışmak adına toplandı. İlk ve en önemli gündem maddesi, savaşın sonuçlarının yorumlanması, buna göre yol haritası çıkarılmasıydı.

“Sanırım, şimdiye kadar dünyanın geri kalanı yolladıkları ordunun akıbetini öğrenmiştir. Yakın zamanda büyük çapta saldırı beklemesem de, şansını denemek isteyenler mutlaka olacaktır. Öncelikle, sınırlarımıza yapılmaya çalışılacak en ufak ihlale misliyle karşılık vereceğimizi anlamalarını sağlamalıyız!”

Kitapkurdu konuşmasını bitirdiğinde herkes sözlerine katıldı, bu sırada Üstat lafa girecekti.

“Birleşen iki kıtanın yönetimi nasıl olacak?”

“Bunu da ben açıklayabilirim!”

Kitapkurdu hazırlıklı gelmişti toplantıya, bugün tüm meseleleri açıkça halletmeyi amaçlıyordu.

“İki kıta, iki lidere sahiptir. Bu kişiler, ırklarının hükümdarlarından çok koruyucularıdır. Dış tehditlere karşı toprakları, halkı ve özgürlüğümüzü korumak için öncülük edeceklerdir.

Kalan tüm meseleler için bakanlıklar kurulup, başlarına konusunda en iyi kişiler geçirilecek. Bu vesileyle, icatlar bakanı olarak sizi seçtiğimizi belirtmek isterim Üstat Leonardo. Öncesinde yaşadığınız şehrin tahsisi de dâhil olmak üzere, her türlü isteğiniz yerine getirilecektir.

Kurulan Ork-Druid İmparatorluğu kan bağına, toplumsal statüye veya kimleri tanıyor olduğunuza zerre kıymet vermeyecek, mevcut şartlarda işi en iyi kim yapıyorsa sorumluluk onun olacak.”

Orklar kabile geleneklerini bozmayı düşünmüyorlardı ancak yeni topraklarla beraber hepsi aynı standarda sahip olmak zorunda kalacaklardı.

Tüm gün konuşmalar sürecekti, akşam olduğunda ise çadırda altı kişi vardı. Nafız, Alyon, İki çocuğu, Han ve Ainle. Vahşi Bataklık’ın yeni lideri verdikleri sözü yerine getirmek için bekliyordu, göğsünden çıkan küçük ama parlak ışık küresini Nafız’a uzattı.

“Söz verdiğimiz şey, Ulu Ağacın yaşam özü!”

“Han, istediklerimi getirdin mi?”

Nafız seslenince, Orkların Yüce Han’ı alanlar arası halkasından dört ayı postu çıkardı.

“Sangre’nin hayata dönmesi için gereken nesnelerden ikisini toplamayı başardık. Ork Stepleri üzerindeki dört totem hayvanın derisi ve Druidlerin Kutsal Ağacının Özü elimizde.”

İki nesneyi kendi taşıma halkasına koyduktan sonra Han’a veren Kan Tanrısı, derin bir nefes çekti.

“Şimdi sıra kalan dört taneyi ele geçirmekte, çok değişik bir yolculuk bizleri bekliyor!”

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!"

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig

 İkinci Cildin Sonu




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1246

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1070

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 886

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 818

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 696

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 651

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 632

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 551

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 521

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 360

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 187

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 139

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15224 Üye Sayısı
  • 477 Seri Sayısı
  • 20204 Bölüm Sayısı


creator
manga tr