"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 275-Büyük Saldırı


“Çıkıp düzgünce savaşın orospu çocukları!”

Yaptığı bariz hatalar nedeniyle şamar oğlanına dönen Severo, henüz tek bir kayıp vermemiş olan Druid Kurtuluş Ordusuna doğru gırtlağını parçalarcasına haykırıyordu.

“Alyon, bak anana sövüyorlar!”

Yüzüne yapışan saçlarını düşünmeden sadece içindeki kini kusan adamın sözleri, bin kişinin komutanlığını yapan iki orkun sadece gülümsemesini sağlamıştı.

“Kes ulan karı kılıklı, eğer yapabiliyorsan gel de savaşalım! Bunca yolu uzaktan uzaktan kıçını yırtmak için gelmedin ya!”

Kır saçlı orkun bu dolmaları yiyecek hali yoktu, şu anda çaresiz kalan düşmanları iken neden öncelik alarak harekete geçmeliydi ki!”

“Dragan, harekete geçmek için neyi bekliyorsun?”

Kara Zambakların ikinci adamı, druidlerden beklediği yanıtı alamayınca tekrardan yüzünü dört medeniyetin kurduğu ordunun kumandanı olan adama çevirecekti.

“Düşmanın yaklaşamıyoruz, bunun yanı sıra mekanik aletlerimizde harap hale geldi, sanırım elimizdeki tek çareyi kullanmanın vakti geldi!”

Kamuflajlarının içinde jilet gibi görünen orta yaşlı adam da bu sefer Severo ile aynı fikirde gibiydi, diğer iki medeniyetin temsilcilerine hitaben konuşurken durumu kısaca özetlemişti.

“Mühendislerimizin Ork Stepleri üzerindeki etki başladığından beri üzerinde çalıştığı cihazın gelebildiği son noktayı biliyorsunuz, orduda bulunan her asker için üretebilmiş olsak da etki süresinin kısalığı işimizi zorlaştıracaktır!”

Ayrı kuşakların insanları olsalar da, her zaman kendisinden daha müthiş bir bilim adamı olduğu söylenen Leonardo karşısında iki hezimet yaşayan Hank’ de gayet istekliydi.

“Orkların koruyucusu Han’ın gazabından korunmak için geliştirdiğiniz cihazın şu anki etki süresi ne kadar?”

Konuşmaya katılan Maria de León, tamamen dokunulmaz alana dönen Ork Stepleri üzerinde hareket etmeye yarayacak yeni icad çalışmasından haberdardı lakin gelinen seviye konusunda bir bilgisi bulunmuyordu.

“Ne yazık ki sadece on dakika boyunca o ucubenin gücüne dayanabiliyoruz, sonrasında bir saniye içinde parçalara ayrılmaktan kurtulan olmadı!”

Tam olarak beklediği bu olmasa da Işığın Toprakları adına burada bulunan güzel kadının yüzü düşmemişti, aksine aklına gelen fikri konuşmadan öne şekillendirmeye çalışan birinin ifadesi vardı simasında.

“On dakika yeterli gelmeyebilir ancak ya bende geniş çaplı savunma büyüm ile bu süreye biraz daha etki yaparsam, mesela on beş dakika yeterli gelir mi düşmanı yok etmek için!”

“Yeter mi ne demek, bunu garantilemek için saldırıda bulunan birliklere bizzat kendim ön saflarda ilerleyerek liderlik edeceğim!”

Severo, geçmiş kinlerinin üzerine bugünün utançlarını da ekleyen düşmanlarına zarar verme fırsatını yakaladığı an tüm ihtirası ile ortaya atılan fikre tutunacaktı.

“Ön saflarda bulunmanıza izin veremem, varlığınızın Cehennem Diyarı savaşçıları üzerindeki etkisi yadırganamaz, tehlikeye atılmanız halinde büyük risk almış oluruz!”

Dragan tutkularının esiri olmuş adamın verdiği kararı onaylamamıştı ancak bu sefer fikrini açıklarken öncekilerin aksine Severo’nun gururunu okşayan kelimeler kullanıyordu.

“Dediğin gibi olsun, arkalarından ilerleyerek uzun mesafeli saldırılarım ile destek olurum bende!”

Böyle makul öneriler karşısında itiraz etme gereği duymayacaktı üç medeniyetin temsilcileri, ne olursa olsun Kara Zambakların İki numarasının gücü ile işler çok daha hızlı çözülebilirdi.

Karar verildikten sonra birlikler saldırı pozisyonu almak için harekete geçmişti, zaman kısıtlaması sadece saldırıya odaklanmalarını gerektirdiğinden üzerlerindeki zırhlar hariç tüm savunma ekipmanlarını geride bırakarak ilerleyeceklerdi.

Savaş alanına geldiklerinde sayıları üç milyona ulaşan ordusundan çok kısa sürede mekanik aletlerle beraber yedi yüz bin üye kaybeden Dragan, yıldırım saldırısı adını verdiği hareket için bir milyonluk savaş gücünü kullanmaya karar vermişti.

“Severo, senin de desteğinle bu rakamın on beş dakika geçmeden tüm düşmanı yok edip güvenli mesafeye çekilmeye yeteceğini varsayıyorum, sen ne düşünüyorsun!”

“Tabii ki yeterli, şu bir avuç zavallıyı parçalamak beş dakika mı bile almayacaktır!”

Yeniden önemli olduğunu hisseden Kara Zambakların iki numarası, özgüven patlaması yaşadığı anlarda gelen bu soru karşısında kendini hiç sakınmadan cesurca cevap vermişti.

Ana ordudan ayrılan bir milyon savaşçının önüne geçtiğinde de ruh hali değişmemişti, hatta sırtında hissettiği gücün etkisi ile daha da küstahlaşıyordu.

“Zavallı druidler ve pislik torbası orklar beni dinleyin!”

Gücün kendisinde olduğunu hissetmek onu delicesine sarhoş etmişken, son bir konuşma ile düşmanlarına seslenmek istedi Severo.

“Birazdan yanınıza gelip pis kokan etlerinizi kemiklerinizden bizzat ayıracağım, geçilmez sandığınız sınırlarınızı parçalayacak, oturduğu yerden her şeye gücünün yettiğini düşünen o ucubeye gereken dersi vereceğim!”

“Saldırın savaşçılarım, geçmişlerini inkâr eden günahkârların ölümün soğuk nefesini hissetmelerini sağlayın!”

Makineler İmparatorluğu tarafından geliştirilen cihazları üzerlerinde taşıyan savaşçılar biraz da olsa kendilerini güvende hissetmekteydiler, ilk adımlarını attıklarında ise bedenlerini saran bir ışık ile kuşandıklarını görünce akıllarındaki tüm soru işaretleri silinip gidecekti.

“Işığın Lütfu!”

 Yumruk büyüklüğünde sihirli taşlarla süslenmiş asasını kaldırarak haykırdı Maria de León, bir milyon insanı kapsayacak büyüyü yapmak onun için bile kolay iş değildi.

Böylece, neredeyse bir saat önce başlayan savaşın en büyük hamlesini dört medeniyetin oluşturduğu ordu yapıyordu, son hızlarıyla koşan savaşçıların adımları hafif sarsıntılara neden olurken yüzlerinde korkunun izinden eser yoktu.

Druid Kurtuluş Ordusu Han ve Leonardo- Raffaello ikilisi sayesinde önceki saldırıları atlatmıştı, şimdi ise karşılarında ne geçilmez sınırdan, ne de mekanik aletleri etkileyen yeteneklerden etkilenecek bir milyonluk düşman kuvveti vardı.

Önde koşanlar çoktan beş yüz metreyi geçmişti bile, bu hızlarını sürdürürlerse bir dakikadan önce çarpışma gerçekleşecekti.

“Bu sefer işimiz bitti sanırım!”

“Kapa çeneni aptal, seni duyan olursa kellen gider!”

“Daha neyin kellesi kaldı ki, zaten az sonra ölmüş olacağız!”

Panik içindeki iki druid aralarında konuşurken aslında bin kişilik ordunun aklından geçenleri seslendirdiklerini bilmiyorlardı, şu ana kadar çok iyi dayansalar da bu saldırıdan kurtuluşun olacağına inanmaları mümkün değildi.

Düşmanın her adımında, içlerinde büyüyen korku daha da koyulaşıyordu, onların gözlerindeki açlığı, vahşet isteğini gördükten sonra adeta her yer kapkaranlık olmuştu.

Bir adım önlerini dahi görmekten acizdiler, zifiri siyah perdeler gözlerine inmişçesine bir ışık umuduyla ileri bakıyorlardı ancak şu anda üzerlerine hücum eden düşmanı dahi seçemiyorlardı.

Druidler çok korkmuşlardı, o kadar korkmuşlardı ki; sadece kendilerinin değil, son hızlarıyla koşan savaşçılarında  aynı durumda olduklarını fark etmekten acizdiler.

Bir milyonluk kuvvet iki yüz metre sınırını geçer geçmez tüm gökyüzü birkaç saniye içinde kararmıştı, tek bir ışık hüzmesinin dâhi arasından sızamayacağı kadar sıkı bulutlarla kaplanmıştı gök kubbe.

İşin ilginci bu bulutlar havada asılı kalarak ilerlemiyordu, ilk önce yüz metre sınırını geçen savaşçıların üstüne düşmeye başlayarak, sırasıyla hayâsızca saldıran kalabalığın içine karışıyorlardı.

“Arkada duran iki sersem kaldırın kafanızı ve üzerinizden geçen şeylere bir bakın, o çok korktuğunuz kalabalığın ne halde olduğunu gözlerinizle görün!”

Nafız, birlikleri içerisindeki en ufak fısıltıyı duyabilecek kadar keskin duyulara sahipken, korkan druidlerin konuşması nasıl olurda kulaklarında kaçabilirdi?

“Gökyüzünü karartan çeliklerin zırhları delişini izleyin, akan kanı, acıyla bağıran ağızları susturan okların heybetini hissedin ve sakın unutmayın, arkanızda sizin için ölüme gidecek dostlarınız varsa önünüzde kim olursa olsun yok olmaya mahkûmdur!”

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsün.

 

Esaretin Bedeli, Mark Kermode

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1242

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1068

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 886

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 816

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 695

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 650

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 628

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 549

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 520

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 356

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 185

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15175 Üye Sayısı
  • 475 Seri Sayısı
  • 20082 Bölüm Sayısı


creator
manga tr