"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 263-Zindanların Ödülü


İki ork birbirlerine yaşadıkları deneyimleri aktarmaya başladıklarında, bir yapbozun parçalarını birleştirdiklerinin farkında değillerdi, aslında ne kadar uğraşsalar da hep bir bölüm eksik kalacaktı.

Bu en önemli kısım ise Ainle’ ye anlatılmaktaydı an itibari ile cılız druid yaşananlarının öncesini ve oluşunu öğrenen arkadaşlarının aksine, sonucu dinlemekteydi.

“Soy gücünü kullanabilen son ork da kaçtığında görevimizi tamamlamış sayılırdık, yapmamız gereken tek şey yavaşça geri çekilip zayiatları en düşük seviyede tutmaktı ancak bu hiç de kolay olmayacaktı.

Düşmanlarımızın amacı topraklar veya altın olsaydı belki bir şansımız olabilirdi ama onlar sadece canımızı istemekteydiler.

Kibirli orklar durum karşısında kendilerine hâkim olmayı başaramadılar, öleceklerini adlarından iyi bilmelerine rağmen koşarak ön saflara ilerlediler. Bu intihar saldırısı belki de yüzyıllardır süren bir geleneği de bitirmişti, ilk defa orklar druidler için kendilerini kalkan yapıyorlardı!”

O anı sanki yeniden yaşamışçasına irkilen tanrıçanın gözleri hafifçe ıslanmıştı, bakanların türlü rüyalara dalmasını sağlayan, sadece yanında durarak dahi insanın iç dünyasına bahar gelmesini sağlayan bu güzelliğin etrafı, hüzün grisine boyanmıştı adeta.

“Efendim, atalarım nasıl kurtulmuşlar bu felaketten!”

“Ainle neden hala konseyi yönetenlere kök, genç druidlere fidan dendiğini biliyor musun?”

Yeni bir şey öğreneceğini anlayan Ainle çok heyecanlanmıştı, cevap konusunda en ufak fikri olmasa da bu onu üzmüyordu şu anda.

Karşısındaki genci gözlemleyen güzellik abidesi kadında çok üstelemeyecekti, ufkunun sonsuza kadar açılacağı bu dakikalarda, Ainle’ ye sadece unutulan gerçekleri anlatacaktı.

“Her druid savaşçısı ruhunun içinde onunla beraber büyüyen bir ağaca sahiptir, büyülerinde kullanacağı doğa enerjisini bu yolla özümser ve biriktirir!”

Nefesi kesilmişti cılız druidin, toplumlarındaki statü sıfatlarının doğaya düşkünlükleri nedeniyle kullanıldığını düşünse de gerçek çok daha farklıydı.

“Bu ağacın görkemi kişinin seviyesini belirlerdi, bir druidin yaşam ağacı yok olmadıkça onu öldürmenin hiçbir yolu yoktu!”

Her zaman dünyanın dibindeki ırk olduklarını düşünen Ainle, işittiklerinden sonra kulaklarına inanamıyordu, orkların harici bir müdahale olmadığı sürece ölmeden yüzyıllarca yaşayabileceğini biliyordu ama druidlerin de buna benzer bir özelliği olması, onu en hafif ifade ile dehşete düşürmüştü.

Atalarının kudreti önünde dev bir duvar gibi yükseliyordu, eskiden sadece diğerlerine karşı kendini aşağılık olarak gören cılız druid, şimdi bu duyguyu geçmişteki soydaşlarına karşıda hissediyordu.

“Kendini suçlama ufaklık, düştüğünüz durum tamamen bizim seçimimizin sonucu oluşmuştur!”

Ainle’nin ruh halini nasıl olurda anlamazdı karşısındaki atası, kendini içten içe yiyen genç druide hikâyenin kalanını anlatmaya başlayacaktı.

“Orklar soykırıma uğradığında sıra bizdeydi, Vahşi Bataklık’ın içlerine kadar çekilsek de peşimizi bırakmıyorlardı!”

“Bizimde bir karar vermemizin zamanı gelmişti, son gücümüzle bir koruma kalkanı oluşturarak tartışmaya başladık. Çok geçmeden kararı verecektik, soyumuzun devamı için bir fedakârlık yapmamız kaçınılmazdı!”

Tam burada konuşmasına ara verdi tanrıça, zaman sanki tuhaf bir şekilde hızlanmıştı, dünyalar güzeli kadının önce yüzünde birkaç kırışıklık belirecekti, ardından beyazlayan saçları ve öne bükülen beli ile görüntüsü saniyeler içinde dramatik bir biçimde değişmişti güzel kadının.

“ Henüz ruhlarında bir ağaç filizi oluşmamış soydaşlarımızı, kurduğumuz büyü çemberinin içine alarak işe başladık. Merkezinde benim durduğum bu devasa çemberin her noktasında bir druid savaşçısı vardı, ruhumda büyüttüğüm yaşam ağacımı dışarı çıkardığım an, onlarda kendi yaşam ağaçlarının tüm enerjisini emerek bana aktardılar!”

“İşte Ainle, sizi koruyan kalkanın ve onu destekleyen dev ağacın hikâyesi bundan başka bir şey değildir!”

Değişimden nasibini alan sesinin titrek tınısı sözlerine daha da hüzün katarken, yaşlı kadın tüm söyleyeceklerini bitirmişti.

 Cılız druid bazı zamanlar Ana Druid Yerleşkesini koruyan kalkan hakkında düşünürdü, kafasında pek çok ihtimal oluştuğu zamanlar olmuştu ama hiçbiri atalarının yaşam gücünün onları koruduğu gerçeğinin yanından dahi geçemezdi.

Yumrukları öyle bir kapanmıştı ki, etine batan tırnakları nedeniyle kanı damla damla yere akıyordu, tasasız ve umursamazca harcadığı zamanlar aklına geldikçe kendisine daha da bir kızıyordu.

“Ainle buraya gel!”

Yaşlı kadının sesi gittikçe rengini kaybediyordu, bu durum karşısında genç druid hızla denileni yapmak için çırpınacaktı.

Ainle denilen yere geldiğinde yerde yeşil bir büyü çemberi belirdi, aynı anda kendisine sarılan yaşlı kadının vücut ısısını hissedebiliyordu.

“Bu, gerçekleştirmem gereken son vazifemdi artık bende yoldaşlarımla beraber huzurla uyuyabilirim.

 “Ainle, senin olanı almanın zamanı geldi!”

Sonraki an, büyük piramidin içinden taşan parlak ışık labirenti andıran büyük şehri aydınlatacaktı, on saniye boyunca herkes gözlerini kapamak zorunda kalmıştı.

Sadece tek bir kişi her şeyi tüm çıplaklığı ile görmekteydi, uzun süredir evinden ayrı olan genç druid hasretle etrafı izliyordu.

Toplantı halinde olan Beş Kök, kaygıyla kalkanın dışında olanları izleyen yetişkinler ve durumun farkında olmadan neşeyle koşan ufak druidler sanki hepsi yanı başındaydı Ainle’nin.

Uyanmak istemediği bir rüyada olan genç druid, birkaç saniyede olsa ait olduğu yeri görmenin keyfini çıkarıyordu lâkin ne zaman bedeninden fışkıran ışık durup artık piramidin tepesinde tek başına kalacaktı, o zaman yaşadığı ana dönmesi gerektiğini anlayacaktı Ainle.

Güzelliğin zirvesinden bir anda yaşlılığın pençelerine düşen tanrıça artık yoktu, eskiden olduğu yerde usulca yüzen bir asa bırakarak hiçliğe karışmıştı.

Kabaca yontulmuş bir ağaç dalını andıran eşyayı gören Ainle, bunun kendisi için bırakılmış olduğunu biliyordu, aynı artık farklı bir anlayış düzeyine erişip doğa ile bambaşka bir düzeyde etkileşime girdiğini bildiği gibi, bununda gayet açık şekilde farkındaydı.

Elini uzatıp asayı kavradığında, yıllardır aradığı eksik parçasını bulmuşçasına huzurla doldu kalbi genç druidin, hep içini kemiren ancak nedenini keşfedemediği korkular buhar olup uçmuştu adeta.

“Yüce atam, mirasınız benimle beraber yaşayacak, sizin ve asil druid savaşçılarının yüzünü kara çıkarmayacağım!”

Ainle, konuştuğu sırada epik masallardan çıkmış bir kahraman gibi görünüyordu, sesinin uhreviyatının yanı sıra fiziksel görünüşünde de birçok değişiklik meydana gelmişti.

Artık Druid Yerleşkesinden çıkan cılız druid değildi; şimdi yan yana gelseler, Alyon ondan sadece bir baş kadar daha uzun olabilirdi. Ruhundan taşan yaşam enerjisi kaslarını dolgunlaştırmış, bedeni uzayan boyuna rağmen orantısını kaybetmemiş, hatta çehresine yerleşen bir ışık onu gerçekten çekici bir figüre dönüştürmüştü.

Üzerinde hala basit kıyafetler vardı ancak şimdi iki arkadaşının yanına piramidin zeminine doğru ilerlerken, göklerden yeryüzüne inmeye karar vermiş bir tanrı gibi görünüyordu Ainle.

Nafız ve Alyon’ un şaşkın bakışları arasında yere bastığında durumu açıklamak istemişti fakat kulaklarında çınlayacak metalik bir ses onun durmasını sağlayacaktı.

“Vahşi Bataklık üzerindeki tüm zindanlar tamamlandı, Ruh Tomurcuğunu almaya hak kazandınız!”

Tuhaf sözler bittiği an üç tane yeşil ışık ışını uçarak üçlünün göğüslerinden içeri girdi, iki ork bunun ne anlama geldiği bilmese de Ainle neler olduğunun gayet farkındaydı.

“Nafız, Alyon, Ruh Tomurcuğu ruhunuza ekilen bir tohumdur, sizinle beraber büyüyüp gelişecek ve her türlü ruhsal saldırıdan korunmak için kalkan görevi üstlenecektir!”

Tuhaf bir şeylerin döndüğünü çoktandır anlayan Nafız bu sözlerden sonra tamamen emin olmuştu, o eski çocuk gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti.

“Şimdi ne yapacağız, dışarısı düşman kaynıyor!”

Amaçlarına ulaştıkları tescillendiğinde Alyon âdeti olmamasına rağmen ileriyi düşünecekti, sorduğu soru ise bu uğraşta onu en çok zorlayan detaydı.

Onun aksine genç druid çok rahat bir görüntü veriyordu, az sonra söyleyecekleri ise tamamen özgüveninin bir tezahürüydü.

“Geldiğimiz gibi, çıkıp gideceğiz!”

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Cesaret korkunun yokluğu değil, korkuya direnmek, korkuya hükmetmektir.

Mark Twain

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1213

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1050

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 809

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 687

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 641

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 624

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 341

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14712 Üye Sayısı
  • 448 Seri Sayısı
  • 19360 Bölüm Sayısı


creator
manga tr