"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 259-Bir Zamanlar


Kısa süre sonra görüşünü de kaybedecekti zavallı druid, kısacık hayatı son bulurken elinde sadece inandığını yapmanın buruk tadı kalmıştı.

Yaşam gücü damarlarından çekiliyordu, sanırım ölüm dedikleri böyle bir şey diye düşündü Ainle, bedeninin gitgide soğumasına kendisini alıştırmak istedi ancak bu son anlarında daha önceden aşina olduğu bir ses zihninde çınlayarak onu sarsacaktı.

“Beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyordum, şimdi yanıma gelebilirsin!”

Üçüncü zindandan çıkarken gördüğü ışıltının, onu piramidin tepesinde beklediğini söyleyen sesinin aynısıydı duyduğu, bedeninden kaçarcasına uzaklaşan canlılığı hızla geri dönüyorken panikle gözlerini açtı genç druid.

Hala sembolleri çözmek için aldığı vaziyette, yani bağdaş kurmuş şekildeydi, yerden on metre yüksekte havada ilerlerken tek görebildiği aşağıdan ona bakan iki orktu.

“Nafız neler oluyor, içeri girdiğimizden beri yaptığı tuhaf hareketler neyse de, şimdi nereye gidiyor bu?”

Ainle’nin bilmediği Kan Kubbenin üzerine gelen saldırılar onu parçalamadan önce kapıyı açmayı başardığıydı, bir ışık onları yutarak üçünü de içinde bulundukları geniş ve tavanının nerede olduğu görülemeyen yere getirmişti.

“Sanırım son denemesini de başarıyla geçti, dönüşünde neyle karşılaşacağımızı çok merak ediyorum!”

Dişi ork meditasyondaki druidi izlerken az çok ne olduğunu çözmüştü, acı içinde kıvranması, gözyaşlarına boğulması ve en sonunda ölümün eşiğine kadar gelmesi, onun iradesinin vermesi gereken son sınavdı.

“Peki, biz ne yapacağız, dışarıdakiler senin kalkanını kıramayınca epey sinirlenmişlerdi, özellikle o sonradan gelen moruk, neredeyse sinirden asasını kemiriyordu!”

“Bilmiyorum; komşuda pişer, bize de düşer bir şeyler herhalde!”

İki arkadaş laflarken cılız druid çoktan onları göremeyecek kadar yükselmişti, tavanda beliren yeşil renkteki mühre yaklaşırken içi içine sığmıyordu.

İki nefes sonra mühre temas ettiğinde, kendisini boşluğu içinde küçük bir nokta gibi hissedecekti, bu anlarda korku ile gözlerini kapatmıştı ve yüzüne vuran tatlı melteme kadar da açmayacaktı.

“Bin yıldır seni bekliyordum Ainle, yeniden doğmaya hazır mısın?”

Duydukları bir yana, önündeki manzara karşısında dili tutulmuştu cılız druidin, sık ormanın içinde çapı en fazla beş metre olan bir açıklığın ortasındaydı.

Dört bir yanı her renkten çiçeklerle çevrelenmiş, hemen yanı başından akan nehrin sesi adeta ilahi bir melodi gibi ruhunu temizliyordu.

Küçük bir kulübe vardı tam karşısında, dar kapısı ve tek penceresi ile çok sadeydi, daha önce gördüklerinden farklı bir yapısı vardı, sanki kulübeyi oluşturan tahtalar yerden biterek bu şekli almış gibiydiler.

“Hadi gel, ancak çayı soğutmadan içersen gerçek tadını alabilirsin!”

Yeşil ışıltının sahip olduğu ses bir kez daha seslendiğinde, büyülenmiş olan Ainle kendisine gelmişti fakat bir saniye sonra başka bir hayal dünyasına dalacaktı.

Kendisi ile konuşan yeşil bir ışıltı değildi artık, porseleni andıran cildi, yeni açmış kiraz çiçeği rengindeki dudakları ve görenlerin kendilerini zavallı hissetmelerini sağlayacak muhteşem vücut hatlarıyla, bir kadındı ona seslenen.

Havada süzülürcesine muhteşem kadının yanına koştu Ainle, kendisi için hazırlanan çayı alarak tam karşısına oturacaktı. Meditasyon pozisyonunda oturan ikilinin arasında bir karıştan fazla mesafe yoktu, cılız druid tanrıçanın nefesini teninde hissedebiliyordu.

“Beni neden buraya getirdiniz acaba?”

Yutkunarak konuşan genç druidin ağzından kelimeler birbirlerinin üstüne binerek çıkarken, zavallıcık gözlerini önündeki güzellikten alamıyordu.

“Genç Ainle, Ork Stepleri ve Vahşi Bataklığın gerçek hikâyesini biliyor musun?”

Sorusuna soru ile karşılık alan Ainle kafasını hayır anlamına gelecek bir şekilde sağa sola salladı, ömrünün çoğunu Ana Yerleşkenin içinde geçiren biri olarak bu konuları bilmesi imkânsızdı.

Piramidin doruk noktasında Ainle gerçeklerle tanışmaya başlarken, aşağıda onu bekleyen iki ork içinde bir sürpriz vardı.

“Nafız, arkana bak çabuk!”

Alyon’ un eli ile işret ettiği yere dönen dişi ork, iki geniş ışık hüzmesinin yere vurduğunu gördü, şüphesiz ki bu onlar için verilen bir işaretti.

“Gel bakalım, acaba bu sefer nasıl bir şeyle uğraşacağız!”

İki arkadaş yere vuran ışıkların altına yürürken, akıllarında daha önce geçtikleri üç zindanda ki sınavlar vardı, sonuncusunun nasıl olabileceğini tahmin etmeye çalışıyorlardı çaresizce.

Yaşamadan bilemeyeceklerinden dolayı tereddüt etmeden ışıkların altına geçti ikili, bir an sürmeden kaybolup aynı Ainle gibi gözlerini bambaşka bir yerde açacaklardı.

Farklı yerlere gönderilmeler dışında, bulundukları ortamlarında en ufak benzerliği yoktu, Alyon elinde dehşet verici baltası ile kaotik bir savaş alanındaydı.

Ne olduğunu anlamadan, etrafı düşmanı olduğunu belli edercesine ona saldıran insanlarla çevrildi, görünüşlerine bakarak çok güçlü olmadıkları belliydi ama sayıları konusunda bu kadar iyimser olamazdı kır saçlı ork.

Biri ona saldırır da Alyon nasıl sakin durabilirdi? Önüne geleni biçmeye başladı ork savaşçısı, yüzüne sıçrayan kanlar, kopmuş uzuvlar, uzun zamandır onun hayatının doğal bir parçası olmuştu.

En çok burada, savaş alanında kendini iyi hissediyordu, tüm düşüncelerden arınan zihninde sadece tek bir ses yankılanmaktaydı.

“Savaş!”

İki orktan biri delicesine bir mücadelenin içindeydi, diğeri ise geniş caddelere sahip bir şehrin sokaklarında sakince yürüyordu.

Kayıtsızca etrafını izlerken, güneş ışığının yüzünü ısıtmasına izin vermek için başını hep dik tutmaktaydı. Etrafından gelip geçen onca insan vardı, asıl ilginç olan ise bu kalabalığa dâhil olan orklardı.

Her zaman dünyanın kalanından izole olarak yaşamış olan bu ırk, şehrin sokaklarında deri zırhları içinde dolaşıyor, önlerine masalar atılmış dükkânlarda içiyor, gülüp eğleniyordu.

“Hey yarı ork, gelip bizimle bir içki içmek istemez misin?”

Nafız, bir masanın etrafına kurulmuş savaşçıların ona seslenmesi nedeniyle epey şaşıracaktı, toplam beş kişiden oluşan bu grup, iki ork, iki druid ve bir insandan oluşuyordu.

“Bana mı seslendiniz?”

“Tabii ki sana seslendik dostum, hadi utanma bize katıl!”

Önünde devasa bir but olan çirkin ork, dış görünüşüne tamamen ters olan bir tavırla konuşuyordu, ilgisini oldukça çeken bu durum karşısında Nafız’ da fazla direnmeyecekti.

“Davetinizi için teşekkürler ama neden bana yarı ork dediniz?”

Geniş cüsseli çirkin ork onu çağırırken böyle demişti, yarı ork; bu tabiri ilk defa duyan dişi orkun en çok merak ettiği konu buydu.

“Dostum, bir orka göre ince fiziğiniz ve minyon yüz hatlarınıza bakarak, ebeveynlerinizden birinin insan veya druid olduğu çok rahat söyleyebilirim!”

Nafız duydukları karşısında şok olmuştu ama asıl önemlisi, bu sözler adamın ağzından sanki çok normal ve sıradan bir şeymiş gibi çıkmıştı.

“O zaman dostlarıma eşlik etmekten zevk duyacağım, buralarda yeniyim, umarım bana etraf hakkında biraz bilgi verebilirsiniz!”

Neler olduğunu anlamasa da bu fırsatı kaçıramazdı dişi ork, bol kahkaha ve şakalarla süren muhabbete dâhil olmuştu.

Bir ork savaş meydanında, diğeri ise dost sofrasındaydı, onların buraya gelmesini sağlayan druid ise tüm dikkatini nefes kesici kadının ağzından çıkacakları duymak için onun kiraz çiçeği rengi dudaklarına çevirmişti.

“Druidler ve Orklar, binlerce yıl boyunca tüm dünyaya beraber hükmeden iki sıkı müttefikti dersem, bana inanır mısın?”

Tanrıçanın hoş nefesinin yaydığı aroma ile başı çoktan dönmüş olan Ainle, en çılgın rüyasında bile göremeyeceği bir şey duymuştu.

Dünyanın bir köşesinde kendi bokunda boğulan orklar ve dört medeniyet tarafından sürekli taciz edilen druidler, bir zamanlar herkese yukarıdan mı bakıyorlardı?

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Endişelerinizden kurtulmak istiyorsanız, yaşamaktan en çok korktuğunuz şeyin bir gün başınıza geleceğini kabul edin.

Sokrates

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1222

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1055

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 873

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 645

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 519

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 347

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14856 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19562 Bölüm Sayısı


creator
manga tr