"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 257-Dayanma Gücü


Üçlü önlerinde açılan yola girdiklerinde, etrafa saçılan savaşçı rahipler hala şaşkın bir şekilde onlara bakıyorlardı. Yüzlercesinin kurduğu bu saldırgan savunmanın, bu kadar kolay dağıldığını kabullenebilmiş değillerdi.

“Alyon, dal kapıdan içeri!”

Yüksek ve geniş kapıdan piramide giriş yapacaktı iki ork ve bir druid, onlardan biraz sonrada arkalarında bıraktıkları yüzlerce kişi onları takip edecekti.

Piramidin içi de, aynı dışındaki şehir gibi bir labirenti andırıyordu, tek farkı kıvrım kıvrım yolların sadece bir yönde olmasıydı.

Peşlerindeki seslere aldırmadan koşan üçlü, aynı zamanda ilerledikleri yolun gitgide ufalıp daralmasına da aldırmamıştı.

Büyük taş bloklarla örülü duvarların tek süsü aydınlatma amacıyla asılmış olan meşalelerdi; üzerlerindeki alevlere her rüzgâr vurduğunda, koridorda ilerleyenlerin gölgeleri sanki vahşi yaratıklarmışçasına dalgalanıyordu.

“Çok az kaldı, yakında girişe ulaşacağız!”

Şu anda Ainle heyecan içinde konuşurken ayakları yere basmıyordu, mecaz değildi bu, Nafız hızlarını düşürdüğü için yakasından kaptığı cılız druidi uçurtma gibi sürüklüyordu yanında.

Önde Alyon, arkada Nafız ve Ainle dizilişiyle yolun sonunun çıktığı geniş meydana vardıklarında da durum aynen böyleydi. Üzeri açık yeşil bazı sembollerle süslenmiş mat bronz kapının önünde bağdaş kurmuş on keşişi gördükleri an ise gelmek istedikleri yerin karşılarında olduğunu anladılar.

“Burası, zindan bu kapının ardında gizli!”

Genç druid konuştuğu sırada iki ork sanki daha önceden anlaşmışçasına ileri fırladılar, hedeflerinde derin transa geçmiş on keşiş vardı.

Katledilmeleri on saniye bile sürmeyecekti, baharda açan tomurcuklar misali kopan kafalarında kanlı çiçekler saçılmıştı.

“Kapıyı açabilecek misin Ainle?”

Onca bilinmezin içindeki en önemli soru buydu belki de, tüm şehri ayağa kaldırmalarını sağlayan amaçlarına ulaşabilecekler miydi?

“Deneyeceğim, biraz meditasyon yapmam gerekiyor!”

Hemen olduğu yere bağdaş kuracaktı Ainle, üçüncü zindanda onunla konuşan esrarengiz varlık ile irtibat kurmayı amaçlıyordu.

“Alyon sen girişi tut! Ben bunu koruyacağım!”

Yol giderek daraldığı için meydana açılan kısmı ancak dört kişinin yan yana yürümesine yetecek kadar genişti, eğer kır saçlı yeterince ork gayret ederse, düşmanların geçişimi engelleyebileceğini biliyordu.

“Tamamdır, umarım çabuk halleder yoksa bir süre sonra birikme olacağı için işler karışabilir!”

“Kendini tehlikeye atma, tutamayacağını anladığın an yanımıza koş!”

Zindan önemliydi ancak şu dünya da çok az şey Alyon’ un güvenliğini tehlikeye atacak kadar kıymetli olabilirdi, doğduğu andan itibaren sırt sırta savaştığı kişinin canını her şeyin önüne koyuyordu Nafız.

Böylece dar girişin ağzında bir yıpratma savaşı başladı, Alyon kalabalık düşmana karşı Savaşçının Hiddetini kullanıyordu, mecburen yakına gelmeleri gereken savaşçı rahiplerin gücü dramatik şekilde düşmüştü, ta ki neredeyse yarım saat sonra içlerinden biri bağırana kadar.

“Geri çekilin!”

En sonunda neler döndüğünü anlamıştı düşmanlar, üzerlerindeki etkinin geçtiği mesafeye kadar çekilip asalarını tek başına duran orka çevirdiler.

“Alyon, geri gel!”

Bu kadar süre bile fazlayken, nasıl olurda Nafız arkadaşının onca büyülü atakla baş etmesini bekleyebilirdi, Alyon’ da isteği ikiletmeyecekti, az önce durduğu yerde derin bir çukur açıldığı sırada çoktan arkadaşının yanına varmıştı.

“Şimdi ne yapacağız!”

Etraflarını kan kırmızı bir kubbe kaplamadan önce son sözleri buydu kır saçlı orkun, artık aşina olduğu bir teknik ile çepeçevre sarılmışlardı.

“Bir kumar oynayacağız, bakalım hangisi önce bitecek; Ainle’nin işimi, yoksa benim stokladığım kan özümü!”

Nafız’ın Mora’dan miras aldığı tekniklerin hepsi, Abarran’ın eseri olan bilekliklerin içindeki depolanmış kan özünü kullanıyordu.

Dişi ork kumar derken abartmıyordu, uzun zamandır büyük çapta bir savaş olmaması ve Kan Kubbeyi çeşitli zamanlarda sıklıkla kullanması sonucu, kan özü stoğu onları çok uzun süre güvende tutacak noktadan uzaktaydı.

Buna şimdilik yüzlerce ancak daha sonra sayısı bilinemeyecek kadar çok saldırıyı da eklersek, durum göründüğünden daha da vahimdi aslında.

Kısa sure sonra kan kırmızı kubbenin duvarları çeşitli elemental özlere sahip ataklarla parlıyacaktı.

"Nafız bu ne zaman uyanacak!"

Dişi ork dimdik ayakta duruyordu, gücünü direkt kendisinden alan bir yapının saldırıya uğraması sanki onu hiç etkilemiyor gibiydi.

"Bilmiyorum, Hindu rahipleri gibi oturdu, bakalım ne çıkacak!"

Bir yarım saate böyle geçerken, mat bronz kapının üstündeki simgeler hafifçe titreşmeye başladı.

Bir sonraki an, biri yavaşça hareket ederek başka bir simge ile birleşecekti.

"Yakışıklı bir şeyler yapmaya başladı!"

Nafız gelişmeden memnundu ancak bulundukları alana akın eden Işığın Toprakları sakinlerinin de atakları her saniye artmaktaydı.

"Hadi oğlum biraz daha hızlı!"

Hiçbir şey yapamayan Alyon ise kendisini duyma şansı olmayan Ainle’ ye gaz vermeye çalışıyordu.

Aslında ilk sembolden sonra cılız druid epey hızlanmıştı, her on saniye geçtiğinde bir başka sembol birbirine eklenmiş bütüne katılmaktaydı.

İşler yolunda gibiydi, ta ki dev bir ışık küresi Kan Kubbeye çarpana kadar, neredeyse iki saate yakın süredir sapasağlam duran yapı şiddetle sarsılacaktı.

"Bu da ne böyle?"

Gerçekleşen çarpışma nefis bir görsel şölen oluştursa da, kubbenin içindekilere hissettirdiği tek duygu tedirginlikti.

"Bu kadar kısa sürede büyük başlardan birinin gelmesini beklemiyordum!"

Nafız, ilk önce Makineler İmparatorluğu'na ait bölgedeki zindana girerken bu olasılığı da düşünmüştü ama son gece Üstat piramitten bahsedince kararını değiştirme gereği duymadı.

Daha Ainle söylemeden önce dahi bu bölgedeki zindanın piramidin içinde olduğunu tahmin eden dişi ork, buranın son durak olacağını hissetmişti.

Bu sırada ikinci ışık topu da yola çıkıyordu, Nafız artık tasarruf yapamazdı, bilekliklerinden yüklü bir miktar kan özü bariyerin üstüne dökülecekti.

İş artık zamanla yarışa dönmüştü, daha önce çok etki etmeyen küçük saldırılar da büyük ışık topunun vurduğu noktaya odaklanarak delici bir etki yaratıyordu.

Nafız da eskisi kadar rahat değildi, yüzünü kaplayan terler yavaşça yere düşerken, hafif bir tedirginlik ifadesi gelip üzerine konmuştu.

"Ben çıkıyorum, biraz olsun yavaşlatmam lazım şunları!"

Mat bronz kapıda yirmi sembolün birleşmeden durduğunu gören Alyon’ un aklına gelen tek şey, güce güçle karşılık vermek olacaktı.

"Dur durduğun yerde, delirtme beni!"

Daha ilk adımını atamadan kulaklarında çınlayan sesle irkilecekti kır saçlı ork, bu arkadaşının değil de sanki antik bir yaratığın sesiydi.

Gözleri kan rengine bürünen Nafız'ın bakışları da aynı sesi gibi keskindi.

Dişi ork kararını çoktan vermişti bir kere, ne olursa olsun cılız druidin işi bitene kadar onu koruyacaktı.

"Dediğin gibi olsun!"

Çaresiz boyun eğdi Alyon, bu durumdayken arkadaşı ile zıtlaşmak hiç iyi bir fikir değildi.

İşin kötü tarafı, son on beş sembol kaldığında birleşme hızı bir an da düşmüştü. Bir sembolün bütüne karışması artık neredeyse bir dakika sürüyordu.

"Hadi be oğlum hadi be oğlum!"

Kır saçlı ork adeta dua okur gibi aynı sözleri tekrarlarken Nafız iyiden iyiye yorulmuştu, deri zırhının korumadığı kollarındaki damarlar neredeyse patlayacak kadar şişecekti.

Zaman akmıyordu, adeta eski bir musluktan damlayan su damlacığı gibi nazlı nazlı süzülmekteydi.

On sembol kaldığında Kan Kubbenin yüzeyinde bazı çatlaklar belirdi, rengi de hızla solan kalkanın sonu yakın görünüyordu.

Beş sembol gelindiğinde ise Nafız son çare olarak damarlarında dolaşan kan özlerini kullanmaya başlamıştı, her saniye daha da yaşlanmasına bakılırsa, kendisine büyük zarar vermekteydi bu anlarda.

Her şeyin sonunda nihayet son sembole varmıştı üçlü, yavaşça bütünleşmeyi gözlerken hiç beklemedikleri bir olay yaşanacaktı.

Ne yazık ki Kan kubbe en sonunda dağılmış, gözle görülebilen tüm alanı kapsayan bir ışık yığını çaresizce çabalayan ekibin üzerine düşmüştü.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Vicdan ile korkaklık aslında tümüyle aynı şeylerdir, vicdan daha ticari bir isimdir, hepsi bu.

Oscar Wilde

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1222

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1055

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 873

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 645

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 519

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 347

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14856 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19562 Bölüm Sayısı


creator
manga tr