"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 245-Beklenmedik Gelişme


Nafız ve arkadaşlarının Üstat Leonardo’nun liderlik ettiği bölgeye gelmelerinin üstünden sadece iki gün geçmişti ancak buna rağmen üçlü ikinci kez yaşayacakları yeri değiştiriyorlardı.

Şehre girdiklerinde ilk olarak uğradıkları yerde, tamda aynı salonda kurulan masanın başındaydılar, bu sefer yanlarında fazladan on tane de druid vardı.

“Dostlarım lütfen çekinmeyin, buyurun!”

Dağınık saçlı üstat önlerindeki yemekleri yemeye çekinen misafirlerine döndüğünde sesi titriyordu, her zaman onlara karşı kibar davranmasına rağmen nedendi bu korku?

“Dayak buldun kaç, yemek buldun ye!”

“Benim prensibi bu arkadaş, şu masayı gören biri nasıl olurda kendisini tutabilir?”

On druidin aksine kır saçlı ork savaşçısı ağzını bir an olsun boşaltmıyordu, konuşurken saçtığı lokmaların yerine anında yenilerini eklemişti.

 “Kusura bakmayın Üstat, küçük iken aile terbiyesi almadığından hep bunlar!”

Nafız işi dalgaya vurmuştu ama konuştuğu kısa boylu adam bunun farkında değildi

“Bu kadar sıkılmaya gerek yok, biz bizeyiz şurada lütfen!”

Leonardo ikinciye üsteleyince ortam birazda olsa yumuşayacaktı, kendileri için yapılan sebze yemeklerinin tadına bakan druidlerin kaşıkları hızla tabaklara inip kalkıyordu.

“Nafız, tüm bölgeyi ele geçirmeye çalıştığınızı biliyorum, bizi kendi halimize bırakma şansınız hiç yok mu?”

Herkesin açlığını bastırmasını bekleyen Üstat daha fazla dayanamayarak lafa girecekti, bir aptal bile orkların uzlaşmaya yanaşmayacağını tahmin ederken dahi Leonardo bunu nasıl bilemezdi.

“Kesinlikle olmaz!”

Bıçak gibi kesip atmıştı dişi ork, müzakere yollarını tamamen kapatan bir ret çığı gibiydi sözleri.

“Tamam, bazı eksiklerimiz ve hatalarımız olabilir ancak yaptıklarımızı hiç mi takdir etmiyorsun?”

Mahzunlaşan dağınık saçlı adam alçak perdeden konuşuyordu, onun bu halini gören Nafız biraz da olsa açıklamayı hak ettiğini düşündü.

“Kıtanın tamamında işkence, hakaret ve zulme maruz kalan druidlere sağladığınız imkânlar tabii ki takdire şayan. Saldırgan tavırlardan uzak sadece bilim, sanat gibi yararlı işlerle uğraşmanız fevkalade, yalnız tüm bu artıları tek kalemde silecek bir eksiye de sahipsiniz!”

Dişi orkun ilk defa bu kadar çok konuştuğunu gören Üstat şaşkınlığını atamadan soracaktı

“Böylesine büyük bir eksi ne olabilir ki?

“Sen!”

Aptala dönecekti Leonardo; elindeki kaşık tabağın içine düşmüş, yemekler üstüne sıçramıştı ancak o bunların hiçbirine takılmadan sadece Nafız’ın yüzüne ölümüne şaşkın bir ifade ile bakıyordu.

“Neden bu kadar şaşırdın, düzenin çekirdeği olduğundan dolayı kendine yakıştıramıyor musun bu durumu?” Şöyle düşün, eğer Makineler İmparatorluğu seni sürgüne göndermemiş olsa ve sen kaçarak buraya gelsen yine aynı şekilde bu şehri kurabilir miydin?”

“Elinde tuttuğun otoriteyi kendi bileğinin hakkıyla kazandığını düşünüyorsan lafımı geri alacağım ama bunun gerçek olamayacağını sende çok iyi biliyorsun!”

Tabii ki kurulu bir düzenin üstüne gelerek kendisine göre bazı ayarlamalar yaptığını biliyordu Leonardo, kabul etmek istemediği kendi sistemini sabote edenin bizzat kendisi olduğuydu.

“Biraz daha spesifik konuşabilir misin?”

“Hay hay!”

“Bilimle, sanatla yoğrulup uygarlaştıkça sorunların kendiliğinden çözüleceğini düşünüyorsun ancak ben Nafız bunun hiçbir zaman gerçek olamayacağını adım gibi biliyorum!”

“Sana bambaşka bir zamanda, buradan çok çok uzaklarda olan farklı bir dünyada olanları anlatmak istiyorum. Orada sizin mekanik alet dediğiniz şeyler gayet sıradandır, hatta dileyen her insan kendisine taşıma amaçlı bir mekanik alet satın alabilir!”

Önceleri ikilinin konuşmalarını sıkıcı bulan Alyon’ da şu anda masanın diğer ucunda olanlara kulak kabartmıştı, Ainle’nin başını çektiği diğer druidler ise belli etmeseler de konuyu can kulağıyla dinliyorlardı.

“Burayı aydınlatmak için kullandığınız bu şeyleri o dünyadaki insanlar ancak müzelerde görebiliyor, sadece bir tuşa basarak koca şehirleri gündüzden daha aydınlık hale getirebiliyorlar. Sanat, şu anda bu dünyanın seviyesinin fersah fersah üstünde olsa da, savaş hiç bitmiyor biliyor musun?

“Tüm insanlık tarihinde, ki bu binlerce sene demek, savaşsız geçen yıl sayısı ellidir, yanlış duymadın sadece elli.

“Önümde böylesine bir örnek varken, senin amaçladığın sonuç benim için sadece koca bir şakadan ibaret. En azından kimsenin sana bulaşamayacağı kadar güçlü olmadıkça, amaçladıklarını gerçekleştirmen mümkün değil.”

“Tam olarak bu nedenle de düzenin en büyük düşmanı sen ve senin yumuşak, tavizkar tavırlarındır. Yanlış anlama seni kesinlikle suçlamıyorum, olduğun biri gibi davranmanın ayıplanacak bir yanı yok, arzularının kutsallığına ise kalıbımı basarım!”

Yaşlı adam dağınık olan saçlarını karıştırmaktan bülbülyuvasına çevirdikten sonra, gözünden süzülen iki damla yaşa engel olamadı. En büyük mahareti canlıların birbirlerini öldürmesini sağlayan silahları tasarlamak olsa da, özünde saflık timsali druidlerden bile daha naif bir kalbi vardı.

“Seni çok iyi anlıyorum Leonardo, diğerlerinin iyiliği için olmadığının biri gibi davranman gerekiyor ama bunu yaparken de kendinle çelişerek daha da batıyorsun. Hapsolduğun çemberin içinden tek başına çıkamazsın ama üzülme, çok yakında her şey bitecek!”

Dişi ork sözlerini tamamladığında masanın etrafındaki herkes adeta büyülenmiş gibi ona bakıyordu, birkaç nefes sonra patlayarak açılan büyük kapının çıkardığı sese kadar da bu böyle sürüp gidecekti.

On saniye içinde yemek yenilen büyük salonun içinde otuz kişi belirecekti, baştan aşağı silahlanmış bu insanların hayra gelmedikleri her hallerinden belli oluyordu.

“Bir de Leonardo, bahsettiğim dünyada söyle bir söz vardır, “İti an çomağı hazırla!”

“Ne duruyorsunuz! Leonardo’yu yakalayın, kalanları öldürün!”

Yıkılan kapının arkasından gelen heyecanlı bir sesin kurduğu cümleyi duyan askerler, hızla emirde belirtilen hedefe doğru yönelecekti, bir kısmı ise silahlarını ölüm listesine yazılmış olanlara doğrultmuştu.

“Kan Kubbe!”

Önce koşan askerler kan kırmızı bariyere çarptı, onların ardından türlü türlü silah ve patlayıcı madde denenecekti bir anda ortaya çıkan şeyin üzerinde.

“Neler oluyor burada Mark, evimi basmaya nasıl cesaret edersiniz?”

“Ha! Ha! Ha!”

“Yüzyılda bir gelen dahi çocuk Leonardo, hala okuldayken sana böyle sesleniyorlardı değil mi? O zamanlar, senin mükemmel bir mühendis olup kuşağımıza liderlik edeceğini düşünürdüm hep, ne kadarda safmışım!”

Kapının ardından konuşan kişi kimliğinin ifşa olduğunu görünce, yavaş adımlarla Kan Kubbe’ yi kuşatmış askerlerin arkasındaki yerini alacaktı.

“İsyan demeyelim biz ona, İmparatorluk senin yerine Heinrich’i bölgenin lideri olarak atayana kadar sürecek geçici bir durum sadece yaşananlar!”

Pişkin pişkin sırıtıyordu Mark, kendini bildi bileli her zaman ondan aşağıda olduğunu kabullenmek zorunda kaldığı kişinin karşısında, ilk defa özgüveni tavan yapmıştı.

“Aptallar, Yüce Rektör’ün size böyle bir ayrıcalık tanıyacağını mı düşünüyorsunuz?”

Gitgide sinirlenen Leonardo’nun aksine Mark öyle bir keyifle gülüyordu ki, sarı kıvırcık saçları küçük yaylar gibi sekiyordu kafasında.

“Orası biraz karışıktı ama sağ olsun çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın bize yardımcı olacağını umuyoruz, lütfen bana öyle gözlerini büyüterek bakma Leonardo, sözünü ettiğim kişi senden başkası olabilir mi?”

Önce düzenin baş düşmanı olarak gösterilen adam, şimdi onu yıkmak için yine kendisinin en büyük yardımı yapacağını duyunca iyice çileden çıkacaktı.

“Hain köpekler, ölürüm de sizin gibi karaktersiz mahlûkatlara yardım etmem!”

“Hadi canım, yüce mühendis, sanat adamı Leonardo da sinirlenebiliyormuş meğer. Ancak bunun için çok geç kaldın, biliyoruz öleceğini bilsen bile bize yardım etmezsin ama ya konu sen değil de çok sevdiğin druidlerin olursa?”

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.

Fyodar Mihayloviç Dostoyevski

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1251

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1072

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 886

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 818

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 697

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 650

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 634

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 522

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 365

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 194

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 187

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 140

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 115

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15282 Üye Sayısı
  • 481 Seri Sayısı
  • 20307 Bölüm Sayısı


creator
manga tr