"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 242-Heyet Gelir


“Tamam, anlatacağım, ne biliyorsam anlatacağım!”

Uzun yıllardır birinin gölgesinde güven içinde yaşamak onları şımartmıştı ancak karşısında duran kişilerin şakası olmadığını anladığı anda inşa ettikleri sahte özgüven bir anda yıkılıyordu.

“Druidler neden hep böyle olmak zorunda, şamarı yemeden yola gelmeyecekler mi hiç?”

Sessizce iç çeken Nafız, bülbül gibi şakımaya başlayan kadını dinlemeden önce hemen arkasındaki sedirin üstüne geçerek rahat bir pozisyon aldı.

“Bizler, Üstat Leonardo’nun kurtardığı ilk kuşağın çocukları olan druidleriz, bu köyde doğduk ve büyüdük. Hayatımız boyunca bize söylenen sınırların dışına çıkamadık, burada kalmamızın karşılığı olarak kimseyle etkileşim kurmadan yaşamamız gerektiği söylendi.”

“Dış dünyadan sadece Üstat ziyaretimize geliyor, bize biraz daha dayanmamızı, bir süre sonra şehirdeki diğer herkes gibi bizimde serbestçe yaşayacağımızı söylüyor!”

“Heh, siz de buna inandınız değil mi?”

Rahatça bir kenara çekilmiş arkadaşının aksine Alyon, hala sinirli bir şekilde ayakta dikiliyordu. Eline alıp yamultamadığı soydaşlarının acısını, sorgula çekilen iki druidden çıkarmak için fırsat kollar gibi bir hali vardı.

“Üstat yalan söylemez, şu anda çocuklarımız diğer çocuklarla beraber okula gidebiliyorsa sadece onun sayesindedir!”

“Diğer insanların da bizlerle yaşama fikrine yavaş yavaş alışacağını söylüyor üstat, belki biz göremeyeceğiz ama eminim ki çocuklarımız bu özgürlüğe kavuşabilecek!”

Gözleri parlıyordu konuşan druidin, sarf ettiği sözlere yürekten inanıyor olduğu her halinden belli oluyordu.

“Bu kadarı yeterli, şu posayı da al ve çık!”

Aptala dönmüştü zayıf kadın, onca olay yaşandıktan sonra orkların kendilerini bu kadar kolay bir şekilde bırakacağını düşünmemişti.

“Son olarak, şu sözlerimi tüm kolonine ilet: Eğer bugünkü gibi bir olay bir daha yaşanırsa, güzel günleri sadece üzerinize örtülmüş toprağın altından görebilirsiniz!”

Nafız’ın köyde yaşayan druidlere karşı görüşleri hiç olumlu değildi, buna bağlı olarak toleransı da haliyle düşük olacaktı.

“Sal beni, bırak kırayım kafalarını şunların!”

Kır saçlı ork hırsla salladığı yumruğunu Ainle’ ye doğru yönelttiğinde, cılız druid çıkan rüzgâr nedeniyle bir iki adım geri atmak zorunda kalacaktı, Nafız’ın bir he demesiyle beraber kulübenin etrafını çevirmiş kalabalığın tüm kemiklerini kırabilirdi Alyon.

“Henüz zamanı gelmedi, inan bana o an geldiğinde ne istiyorsan yapabileceksin!”

Dişi ork yayıldığı yerde iyice miskinleşmişti, arkadaşının kendisine inancı sonsuz olsa da başka biri onun bu haline bakarak sözlerini ciddiye dahi almazdı.

“Öğleden sonra damlarlar, ak koyun kara koyun belli olur o zaman!”

Sabahki tantanadan sonra günün kalanı olaysız geçiyordu, ta ki güneş ışıkları yavaşça veda ederken yeniden başlayan büyük gürültüye kadar.

“Hoş geldiniz Üstat!”

“Hoş geldiniz Mühendisler Meclisinin Yüceleri!”

Sesler üçlünün dinlendikleri küçük kulübe benzeri evin içinde dahi çınlıyordu, druidlerin bayramlıklarını getiren babasını görmüş küçük çocuk gibi bağrışmaları kulak tırmalamaktaydı.

“Ne Leonardo imiş be, öl dese ölecek druidler!”

“Ne oldu Alyon Efendi kıskandın mı, Kasaphaydo’nun kabilesini kurtardığımız günün gecesi çok memnundun bu tarz yalakalıklardan?”

“Dur hatırlayacağım, heh aynen buydu dedikleri!”

‘’Şef Alyon çok yaşa!’’

‘’Ork gibi ork, Alyon reis!’’

‘’Öl de ölelim, vur de vuralım!’’

Dışarıdan gelen sesler, Nafız’ın aklına çok eskiden yaşanan bir olayı getirdiğinde arkadaşının suratı hafifçe ekşimişti, zaten kaçık olan keyfi iyice uzaklaşırken mırıldanarak söyleniyordu.

“Bir şeyi de unut be, nasıl bir hafıza var bunda!”

“Bana mı seslendin Alyon!”

Ne kadar kısık sesle konuşmaya çalışsa da, Nafız’ın ne dediğini duymaması mümkün değildi.

“Yok ya, kendi kendime konuşuyordum!”

İkili atışırken sesler iyice yaklaşmıştı, ancak tahta kapının hızla iki kere vurulmasının ardından köy eski sessizliğine kavuşacaktı.

“Girin!”

Dişi orkun sirke gibi keskin sesi havayı jilet gibi kesip atıyordu, içeri giren yedi kişilik ekipte bundan nasibini almış olmalıydı ki yüzlerinde tatsız bir ifade hâkimdi.

Leonardo ve arkasında çift sıra halindeki altı kişi dar sayılabilecek kapıdan içeri girdiklerinde, kendilerine seslenen orku geniş sedirin üstünde arkasına yaslanmış bir halde onları beklerken bulmuştular.

Bacak bacak üstüne atmış olan Nafız iki elini de yana açarak oturmuş, kendisinden başka kimsenin yanına gelmesini istemiyormuş gibi bir hava veriyordu.

“Bu ne küstahlık, bizim olduğumuz bir yerde nasıl olurda saygısızlık yaparsın!”

Kendi yönettikleri bölgedeki bir yabancının karşılarında değil bu şekilde oturmak, yüksek sesle nefes almasını bile kaldıramayacak kadar kibirli olan mühendislerden biri hışımla çıkışacaktı.

“Bana bak ufaklık zaten sinirim tepemde, o incecik boynunu yanlışlıkla kırıveririm senin!”

Mühendisin susmak gibi bir niyeti yoktu aslında ama ilk cümlesinden sonra boğazını kavramış bir elin varlığı nedeniyle durmuştu. Eylemin sahibi Alyon’ un ise devam etmesi için can attığı her halinden belliydi, tek yanlış harekette daldaki erik gibi alıverecekti kafayı gövdeden.

“Herkes sakin olsun!”

“Heinrich, bu kişiler bizim değerli misafirlerimiz, nerede nasıl duracakları tamamen onlara kalmış!”

İşlerin çığırından çıkmak üzere olduğunu gören Leonardo, kendisinden beklenmeyecek karar otoriter bir tarzda konuşmuştu.

“Biliyorum, geldiğimizden beri hep seni engelliyorum lakin bir seferlik daha bana yüz ver!”

Karşı tarafın en yetkili ismi alttan aldığı an Nafız’ın da yapacağı çok bir şey kalmamıştı, bir süredir şikeci jokey gibi yemlerine asıldığı arkadaşını yeniden durdurmak zorunda kalmıştı.

“Lütfen, herkes masaya buyursun!”

Kulübenin ortasında, etrafında on iki kişinin rahatça oturabileceği dikdörtgen şeklinde bir masa vardı, dişi ork eli ile o yönü gösterdiğinde herkesin dikkati burada bulunan birkaç kaba kayacaktı.

“Druid köyünde olduğumuz için pek bir şey hazırlayamadık sizlere, mecburen halka yemesi için tahsis ettiğiniz yemeklerden koyabildik masaya.”

Nafız sabah kahvaltı niyetine dağıtılan lapa ile öğlen çıkan sebze haşlamasından birkaç tas hazırlamıştı gelenler için, dişi orkun niyetini anlayan heyet üyelerinin yüzleri bir kez daha ekşirken, Üstat bu hareket görmemezlikten gelecekti.

“Ork dostumuzun konukseverliğine minnettarız, ne yazık ki karınlarımızı doyurup geldik buraya!”

Leonardo hariç diğer altı kişinin suratları sirke satıyordu, üzerlerinde hiç istemedikleri bir yerde bulunma zorunluluğu olan kişilerin sahip olduğu kasvetli bir hava vardı.

“O zaman, sebebi ziyaretinizi amacını öğrenerek başlayabiliriz konuşmaya!”

Taraflar masanın iki ucuna geçtiğinde, gerginleşmiş ortam biraz da olsa yumuşama emareleri göstermeye başlayacaktı, druid köyündeki halkın hazırladığı içecekler servis ediliyor, yavaşça çökmeye başlayan gecenin kadimliği küçük evin içini dolduruyordu.

“Ork savaşçıları Nafız ve Alyon, Vahşi Bataklık kıtasında gerçekleştirdiğiniz olayların hepsini biliyoruz. Sizinle görüşmek istememizin nedeni, yönettiğimiz bölgeye yönelik oluşabilecek eylemlerinizin önüne geçmektir!”

Leonardo, görüşme masasına oturduğunda bir önceki akşam konuklarını karşılayan tonton ev sahibi tavrını değiştirmişti, bu durum Alyon’ un tuhafına giderken, Nafız sadece belli belirsiz bir gülümse ile karşılamıştı hızlı değişimi.

“Makinelerin İmparatorluğu adına kıtayı işgal eden güçlerin lideri Üstat Leonardo, küçük konseyiniz yaptıklarımızın hepsini biliyorsa, bunları neden yaptığımızın da gayet iyi farkındadır. Bence asıl soru şu olmalı, druidlere ait olan Vahşi Bataklık kıtasından kendiniz mi gideceksiniz, yoksa Ork Steplerin de olduğu gibi bu iş kanla mı çözülecek?”

Nafız’ın boş laflara karnı toktu, hiç uzatmadan kitabın ortasından girmişti konuya.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!"

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig

 Yazar Notu

Bugün dolaşırken Alis'i bulmuş olabilirim :))




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14841 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19525 Bölüm Sayısı


creator
manga tr