"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 236-Bambaşka Denemeler


Nafız bunları yaşarken, zindana beraber girdiği iki kişi de bambaşka bir âlemde yolculuk ediyorlardı. Kır saçlı ork savaşçısı, göz alabildiğine geniş bir bozkırın üzerinde uzun süredir yürümekteydi, bunca zamandır değil canlı bir varlık görmek, en ufak bir değişikliğe bile tanık olmamıştı.

İri yarı ork bu durağanlığa iyiden iyiye alışmış ve sanki hayatın normal akışı böyleymiş gibi düşünmeye başlamıştı ki, uzaklardan bazı sesler kulağına usulca iliştiler.

Hemen istikametini o tarafa doğru çevirdi Alyon, hızlandırdığı adımları ona sesleri daha net işitme şansı verdikçe, uzun süredir yaptığı eylem olan yürümeyi bırakıp koşmaya başlamıştı ork savaşçısı.

Acelesine neden olan yere ulaştığında ise tamamen donup kalacaktı, gördüğü manzara ıssız bucaksız bozkırlarda pek rastlanabilecek tarzda değildi.

“Hele şükür gelebildin zayıf şey, burada sonsuza kadar seni beklemeyi düşünmüyorum!”

Koyu sarı renkteki mermerlerden oluşmuş basamakların bittiği yerde, büyükçe bir platformun üstündeki tahta kurulmuş olan adam kibirli bir tonda konuşmuştu, dizlerine oturttuğu güzelliklerin sesi ayakların dibindekilere karışırken, sözlerinin tınısı içinde bulunduğu atmosfere tam olarak uyuyordu.

Simsiyah saçları ve şimşek gibi bir yanıp bir sönen gözleri ile bambaşka bir Alyon’du sözlerin sahibi, büyük bir özgüvenle oturduğu insan ve ork kafataslarından yapılma tahtında, etrafı muhteşem güzellikleri ile göz kamaştıran kadınlarla çevrelenmişti.

Zindan denemesine girmiş olan Alyon neler olduğunu çözmeye çalışıyordu lakin içinden bir ses ona karşısında duran tipi ufalaması için yalvarmaktaydı.

“Dilini mi yuttun ezik? Benimle dövüşebilecek misin yoksa son seferki gibi sadece ölümüne dayak mı yemeyi düşünüyorsun?”

Uzun süre ıssız bozkırda yürümek zorunda kalan kır saçlı ork savaşçısı gözlerinin önüne serilen tuhaflığı hazmetmekle meşgulken, birebir aynısı olan tipin ilk söylediklerini pek anlayamamıştı ancak bu son hakaretler onun yutacağı şeyler değildi.

“Kalk lan ayağa pezevenk sıfatlı, etini kemiğinden bir hamlede ayıracağım senin!”

Nafız’ın ona verdiği dev silahı çektiği gibi ileri fırlayacaktı kır saçlı savaşçı, aynı anda düşmanı da boş durmuyordu. Saç rengi dışında birebir aynısı olduğu adamın saldırısına, yine onun silahının ikizi ile karşılık verecekti, iki alyon ve iki dev balta çarpışınca, ne taht, ne platform, ne de güzellikleri ile baş döndüren kadınlar kalmıştı ortada.

Şu anda çorak toprakların üzerinde iki ork savaşçısı tüm güçleri ile kapışıyordu, o kadar hiddetlilerdi ki, hareketleri nedeniyle yerden kalkan tozlar silahlarını her çarpıştırdıklarında küçük hortumlara dönüşüp uzaklara uçuyorlardı.

Zindan denemesine katılan iki orkun da kendileri ile yüzleşmeleri çok görkemli oluyordu, kan ve terle ıslanan silahların acı çığlıkları gök semayı doldururken, mücadelelerin şiddeti an ve an artmaktaydı.

Bu sırada bambaşka bir yerde, beraber zindana girdiği arkadaşlarının yaşadıklarının aksine çok sakin zamanlar geçiren bir druid vardı.

Üzeri asma yaprakları ile örtülmüş bir çardağın altındaki geniş sedirde oturmuş, sarkan dallardan topladığı üzümleri zevkle yiyen iki kişi gülümseyen yüzlerle tartışıyorlardı.

“Söylediklerinde haklılık payın büyük lakin şiddet karşıtı olmak, sana zulüm edilmesine boyun eğmek anlamına neden gelsin?”

Ainle, beraber lafladıkları benzerine hayretler içinde bakıyordu, daha önce hiç böylesine zihin açıcı bir tecrübe yaşamamıştı.

Toplulukları her ne kadar yumuşak ve özgürlükçü görünse de, aslında pasif agresif bir baskı rejimiyle yönetiliyorlardı.

Bunu her geçen dakika daha da iyi anlamaya başlamıştı genç druid, doğduğu günden itibaren kendisine dayatılan ideolojinin doğruluğunu, her koşulda sarsılmaz bir irade ile neden savunduğu yavaşça çözüyordu.

“Memleketimiz işgal altında, bunu gerçekleştiren güçler vahşi ve acımasızlar; bizim gibi barış yanlısı insanların, şiddet dışında nasıl bir cevabı olabilir ki onlara karşı!”

Cılız druid, kendisinin tıpa tıp aynısı sohbet arkadaşına sorusunu yönlendirdiğinde başını yerden kaldıramamıştı, belli ki bunu düşünüp dile getirmesi dahi sakıncalıydı onun için.

“Ah sevgili dostum, cevabını gayet iyi bildiğin bir soruyu bana sorduğun için mi gözlerini bastığımız topraktan alamıyorsun?”

Cevap Ainle’nin acıklı bir şekilde gülmesini sağlayacaktı, yanağından süzülen bir damla gözyaşı kıvrılan dudaklarından içeri girerek, buruk tuzlu tadını genç druidin ağzına bırakıyordu.

Çok mutluydu cılız Ainle, iyilik ve doğruluk adına dahi olsa kafasına çivi misali çakılan fikirlerin aksine, yeni arkadaşının hipotezleri onu sürekli düşünmeye itiyordu.

Bu bilgece konuşan benzeri ile edilen sohbetin her dakikası onun için bir ömür kadar kıymetliydi, zaman dursun ve sonsuza kadar burada kalsın istiyordu genç druid.

Onun aksine dişi orkun çok acelesi var gibiydi, karşısına aldığı iki Nafız’ın ortak saldırılarını püskürttüğü an kan rengi hançerleri ile darbelerini indiriyordu.

“Hangisiyle takım oluşturduğum fark etmiyor, en sonunda ben de güçsüz duruma düşenle beraber eziliyorum. Sanırım başka bir çarem yok, tamamen farklı doğaya sahip bu iki benzerimi alt etmem gerekecek!”

Birbirleri ile delicesine savaşan ikili, gerçek Nafız aralarında belirince direkt ona saldırıyorlardı. Hal böyle olunca, dişi ork aklına gelen çözümü uygulamak konusunda çok zorlanacak gibi durmuyordu.

Söylendiği kadar basit olsaydı çok sevinirdi Nafız fakat kendisinden iki tane ile savaşmak hiç kolay bir iş değildi.

Mücadele devam ederken hava şartları yavaşça değişmiş kapkara bulutlar tüm gökyüzünü kaplamıştı, beraberlerinde getirdikleri yağmuru boşaltırken hiç çekinmeyen bu bulutlar, uzun süre bir yere gidecek gibi de durmuyorlardı.

Uzun süre sonra bardaktan boşanırcasına dökülen damlalar kesilecekti, onların yerini artık bembeyaz karlar almıştı. Ne olursa olsun dövüş sürüyordu, Nafız ne yorgunluk ne de açlık hissetmişti, bunca zamandır aklındaki tek düşünce rakiplerini indirerek görüş alanında asılı duran küreye ulaşmaktı.

Alyon’ da neredeyse aynı dertten mustaripti, karşısına dikilen diğer Alyon’u indirmek için verdiği mücadele çıkmaza girmişti.

“Kır saçlı dedeciğim ne oldu, soluğun kesildi kesilecek!”

Denemeden geçen orkun rakibi, dövüşe başladıkları andan itibaren bir an dahi susmamıştı, acı kuvveti ve durmayan çenesi ile tam bir baş belasıydı bu tip.

“Hay çenenin bağını s.keyim! Sus ulan kara kafa!”

Alyon elinde ne varsa kullanıyordu, Savaşçının Hiddeti yeteneğini çoktandır aktif etmişti ama ne çare, kendisi ile dövüştüğü sırada onun da bir faydası dokunmuyordu.

“Kıskanıyorsun değil mi beni? Güçlüyüm, düşmanlarımı öldürüp istediğim güzellerle eğlenebiliyorum, en önemlisi de senden çok daha yakışıklıyım!”

Gerçekten çekilir dert değildi bu yeni Alyon, hırsından kükreyen kır saçlı ork silahını kavradığı gibi düşmanı daha fazla konuşmasın diye üstüne atılmıştı.

Aslında konuşma konusunda hiç derdi olmayanlarda vardı zindanın içinde, oturdukları yerde dört mevsim geçmesine rağmen, Ainle sanki beş dakika önce sohbete başlamışlar gibi hissediyordu.

“Varlığını sürdürmek için kendisini korumak her canlının en tabii hakkıdır, esas bunun aksini düşünmek doğaya aykırı bir tavırdır!”

“Şöyle düşün, vahşi yaratıkları av olarak gördüğü herhangi bir canlıya saldırdığı için suçlayabilir miyiz?”

Bu sorunun yanıtını adı kadar iyi biliyordu cılız druid, bunun içindir ki bir nefes geçmeden aceleyle haykıracaktı

“Tabii ki hayır!”

“Peki, sevgili dostum, diğerlerine hak gördüğün davranışları neden kendine yasaklıyorsun?”

Verdiği cevap başka bir sorunun kapısını açmıştı ama Ainle kafasındakileri söylemekten geri durmayacaktı.

“Vahşi yaratıkların doğası olduğu için o davranışlar normal kabul edilebilir, biz druidler ise böyle değiliz!”

Denemeden geçen druidin benzeri olan diğer kişi, neşe ile kahkaha atmaya başlayacaktı duydukları üzerine, bu hareket uzun süredir huşu içinde olan Ainle’nin de biraz bozulmasına neden olmuştu.

“Kızma hemen sevgili dostum, ağzından çıkanların senin sözlerin olmadığını anladığım için tebessüm ettim!”

“Nereden biliyorsun benim sözlerim olmadığını?”

Ainle direniyordu, içten içe bunların çocukluğundan beri annesinin ona öğrettiği şeyler olduğunu bilse de, hatalı olabileceklerini kabul edemiyordu genç druid.

“Diyelim ki bunlar senin sözlerin ve doğruların, o zaman ben neden başka türlü düşünebiliyorum söyler misin bana?”

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Mesele, çocuklarına vereceğin herhangi bir ders değil, örnek bir yaşamdı..

 

Babaya Mektup, Franz Kafka

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 605

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15647 Üye Sayısı
  • 515 Seri Sayısı
  • 21158 Bölüm Sayısı


creator
manga tr