"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 233-Altın Tacın Kutsal İkizi


“Burasını halletmek sana kaldı, artık şu sidikliyi de aradan çıkarırsın!”

Korkudan gözleri yuvalarından dışarı doğru taşan adam, kendisine doğru bakan dişi orkun sözlerinden hiçbir şey anlamayacaktı ta ki beyaz bir ışıkla beraber boynundan koca bir parça kopana kadar.

“Yarısından fazlası püreye dönmüş bunların, ne olurdu yanındakilere bıraksaydın öldürme işini. Biliyorsun, ben eti iri parçalı seviyorum!”

Gülerken yerlere yuvarlanan askerler, nereden geldiği belli olmayan minik beyaz bir tavşanın eğlencelerini ellerinden alması sonucu sessizliğe gömülmüşlerdi. Nafız’ın güç hayvanı Alis’in varlığına çoktan alışmış olsalar da, bu onu her gördüklerinde tüylerinin diken diken olmasını engellemiyordu.

“Şimdi gelelim size!”

Neredeyse tamamı hayatta kalan Boz Sırtlanlara seslenen Nafız’ın gözleri çakmak çakmak parlıyordu.

“İstikametiniz Ork Stepleri, sınıra vardığınız zaman sizi bekleyen savaşçılar tarafından karşılanacaksınız. Tavsiyem, size tanınan bu ikinci şansı iyi değerlendirmeniz yönünde olacaktır, sefil hayatınızın bir anlam kazanmasına izin verin!”

“Bir de, içinizde eski alışkanlıklarını sürdürmek isteyenler olabilir, oldukları yerde bir kan gölüne dönüşmek istiyorlarsa buna devam edebilirler!”

Nafız’ın son cümlesinde ne demek istediğini birlikleri içindeki birkaç kişi hariç kimse anlamamıştı, kendilerine seslenildiğini bilenler ise adeta boğazlarına dayanmış soğuk metalin kokusunu alıyorlardı bu anlarda.

Son hedeflerini de yıkan iki arkadaş, komuta ettikleri birlikleri Ork Steplerine yolladıktan sonra söz verilen yerde buluşacaklardı, randevulaştıkları noktaya ilk önce gelmeyi başaran Nafız, yavaş adımlarla kendisine doğru ilerleyen ikiliyi koca bir gülümseme ile karşılıyordu.

“Ainle, bundan sonrası sende, ikinci zindana giriş yolunu göster bakalım!”

Daha önceden bir anlaşma yaptıkları druidi yanlarına alan Nafız ve Alyon, kıtanın üstündeki ikinci zindana doğru ilerlemeye başladığı sıralarda, tam olarak onların aksi yönünde bir yerde orta yaşlarının sonundaki uzun saçlı adam sinir krizi geçiriyordu.

“Nerede bu şerefsizler, hemen bana bulun onları!”

Lord Galeno, kendisine söylenen yere geldiğinde koskoca bir hiçlikle karşılaşmıştı, oynadığı kumar sonucunda tüm destek birliklerini kaybeden kumandan, yanardağ misali patlamak üzereydi.

Komşu kıtanın sınırına kadar yapılan aramada hiçbir ize rastlanmaması, işleri çok daha ilginç bir hale getirecekti, aynı anlarda Işığın Toprakları’nın istila ettiği bölgenin olduğu yönden keşif birlikleri son hızla geri geliyordu.

“Efendim, savaşçılarımız bazı izler yakalamışlar!”

Galeno, favorisi olan Fraco ona umut vaat eden haberlerle geldiği zaman sabrının son demlerini yaşamaktaydı.

“Peşinde olduğumuz orkların, ezeli düşmanlarımızın kontrolündeki topraklara doğru kaçtığını varsayıyoruz!”

Tavan yapmış harareti bir anda düşecekti uzun saçlı adamın, bu ihtimali hiç düşünmediğinden ötürü ne yapacağını bilemez bir haldeydi.

“Emin misin?”

Kısa bir süre sonra, sözüne herkesten daha çok güvendiği komutanına dönerek kısık bir sesle sordu Galeno

“Efendim, izler sorgulanamayacak kadar açık lakin bunun da başka bir aldatmaca olmadığının garantisini veremem size!”

Üstünün aksine, kovaladıkları kişilerle arasında şahsi bir sorun olmayan Fraco temkinli konuşmaktan vazgeçmiyordu, şu ana kadar gördükleri ona, düşmanlarının sanıldığı kadar basit olmadığını söylemişti.

“Buraya kadar geldikten sonra geri dönemeyiz, birlikleri hazırlayın istikametimiz Işığın Topraklarının hâkimiyetinde olan bölge!”

Astı sözlerini olumsuzluk içeren bir tavırda bitirmesine rağmen, komutan yine kararını hırsına ve öfkesine yenilerek vermişti, emirin demiri kestiği bu dünyada denileni yapmaktan başka çareleri yoktu Kara Zambakların.

Yaklaşık yarım günlük yolculuktan sonra, Paralı Askerlere ait bölge ile Işığın Topraklarının hükmettiği alanın sınırına ulaşmıştı Galeno’nun birlikleri. Dolap beygiri gibi hiç durmadan bir oraya bir buraya koşturulan askerlerin canı çıkmış olsa da, ölüm korkusu nedeniyle sadece içlerinden küfür edebiliyorlardı.

“Efendim, yüz senelik işgal süresince hiç kimse izinsiz bir biçimde diğer medeniyetlerin topraklarına girmedi, bu hareketimizin bir sonucu olacaktır!”

Bu anlarda konuşabilen tek kişi Fraco idi, küçük çapta bir savaşa yol açma olasılıkları olduğundan haddini aşma cüretini göstermesi gerekse de susamamıştı.

“Bir kelime daha edersen, bunlar ağzından çıkan son sözler olur!”

Çıldırmıştı Galeno, hemen bir adım arkasından onu takip eden yeğeni Gregoria ile beraber hızlı adımlarla sınırı geçmek için yürümeye başlamıştı.

“İnsanlar yaşlandıkça olgunlaşır derler ama görüyorum ki bu söylem senin için pek geçerli değil!”

İki bölgeyi ayıran manevi çizgiyi aşmak için son adımını atan Kara Zambakların Başkumandanı, gök gürültüsünü anımsatan bir tonda söylenmiş sözleri duyduğu an olduğu yerde donup kalacaktı.

Gözleri ile bir şey arar gibi etrafına bakınan Galeno, iki nefes geçmeden amacına ulaştığında yüzü belki de hiç olmadığı kadar çirkinleşmişti.

“Arkandaki veledin sözlerini dikkate almanı tavsiye ederim, geri dönüşü olmayan bir hata yapmak üzeresin!”

Ses havadan, yerin beş adım yukarısından geliyordu, uzun beyaz cübbesinin kenarları göz kamaştırıcı altın şeritlerle süslenmiş bir adamdı konuşan.

Bu kişi, yorgunluktan dilleri ağızlarından dışarı çıkmış ordunun şaşkın bakışları arasında yere indiğinde, ön saflarda bulunan savaşçılar onu net olarak görebiliyordu.

İki metreye yakın bir boy, düzgünce ortadan ikiye ayrılmış başak sarısı saçlar ve kafasının üstünde belli belirsiz görünen hare ile adeta gökten inmiş bir meleğe benziyordu bu adam.

“Altın Tacın Kutsal İkizleri!”

Galeno, bir anda karşısına çıkan adamın adını söylerken konuşmuyor adeta tükürüyordu, genişçe açılan burun deliklerinden hızlı hızlı solurken bir eli gayri ihtiyarı biçimde yumruk şeklini almıştı bile.

“Yaşadıkların sınırlı kapasiteye sahip olan beynini bulandırmış Galeno, ayak takımdan iki tane ork seni fena halde oyuna getirdi!”

Omuzlarının üstüne kadar inen saçları yanaklarını kapatan adam kibar ama cüretkârdı, sesine eklediği bir teknik nedeniyle tüm sözleri Kara Zambak Birlikleri içinde yankılanıyordu.

“Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle, peşinde olduğun tipler bölgendeki tüm karakol ve destek karargâhlarını yerle bir ettiler. Gelen haberlere göre, birliklerin başında kır saçlı iri yarı bir erkek ve kan teknikleri kullanabilen cılız bir kadın ork varmış!”

Galeno adeta dejavu yaşıyordu, daha önce Gregoria’nın başına gelenlerin tahmin ettiği gibi çıkmasından sonra bu ikinciydi. İçinden bir ses bunların oyun olduğunu sürekli ona söylerken, ne yazık ki öfkesinin çığlıkları arasında eriyip gidiyordu cılız fısıltılar.

“Paralı Askerlerden çaldıkları tüm savaşçılar ve druidler çoktan Ork Steplerine doğru yola çıkmışlar, yani anlayacağın, intikamını çok yanlış yerlerde arıyorsun Galeno!”

“Bugün neredeyse yaşanacak olan talihsiz olaya gelecek olursak, çektiğin acıları göz önüne alarak bir defaya mahsus görmezden geleceğim!”

Altın Tacın Kutsal İkizi olarak hitap edilen adam, kibar bir tavrın süslü maskesinin altında tüm küstahlığı ile konuşmaktan çekinmiyordu. Hatta Kara Zambakların Baş Komutanının dağıldığı bu anlarda, arkasındaki yeğenine doğru elini sallayarak parlak bir ışık demetini genç kadına doğru yollamıştı bile.

“Yeğenin eninde sonunda düzelecektir fakat bugün yaptığın hatayı bir kere daha tekrarlamaya kalkarsan kardeşim ile yüzleşmek zorunda kalırsın. O andan sonra yaşanacaklar, şüphesiz sizin için her şeyin sonu anlamına gelir!”

Sözlerini tamamlayan adam geldiği gibi gitmek için havaya yükseliyordu, koca orduya tek başına posta koymuştu ve gözlerinde Kara Zambak Savaşçılarını küçümser bir ifade vardı.

“Bana cevap ver, o iki ork şimdi neredeler?”

Tüm ordu komutanlarının vereceği emri beklerken konuşan Gregoria olacaktı, belli ki kibirli adamın az önce yaptığı şey bir iyileştirme büyüsüydü.

“Sizin aksinize, o iki ork bu topraklara girmeye çalışacak kadar salak değiller, tahminlerime göre Ork Steplerine de geri dönmediler. Acaba şu anda neredeler? Kim bilir?

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kibir ve inat; bir kişinin kendini önce mükemmel görmesine, sonra da sonunu oluşturur.

Lev Tolstoy

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1150

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 842

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 792

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 313

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 88

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13331 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 18154 Bölüm Sayısı


creator
manga tr