"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 232-Kan Salınımı ve Öz Somutlaştırma


Nafız niyeti bozmuştu, bunun da çok haklı bir sebebi vardı aslında. Son karargâhında yok edilmesi halinde, komşu iki bölgede bulunan işgalci güçlerin tüm tedarik ve savunma zincirleri parçalanacaktı.

“Son olarak, az önce bağıran puşt benim ona göre!”

Birliklerinin önüne geçin dişi ork yavaş adımlarla yüksek taş duvarlara doğru yürürken, arkasına dönmeden savaş alanındaki herkesin duyabileceği bir tonda konuşmuştu.

Nafız’ın bu hareketi, kim olduğunu bilmeyen Kara Zambak savaşçıları arasında yüksek sesli gülüşlerle karşılanacaktı, onların aksine eski Boz Sırtlan askerinin heyecandan elleri titremeye başlamıştı.

Uzun süren gerginlikten sonra gelen bu eğlenceli durum karşısında birbirlerine şakalar yapan savaşçılar, surların üstünde ilginç görüntüler oluşturuyorlardı, kısa saçlarının renginde deri bir zırh giymiş ork savaşçısı ise bu durumdan hiç memnun değildi.

Kan Salınımı

Ağzından dökülen sözlerle beraber bilekliklerinden dışarıya doğru bir hareketlenme oldu Nafız’ın, bunu bir nefes sonra boyutu neredeyse iki kol uzunluğundaki hançerler izleyecekti.

Daha önceden en fazla iki karış olan kan hançerleri, şu anda adeta bir çift kanat gibi dişi orkun iki yanını süslemekteydi.

Eliyle karnını tutan, arkadaşının omuzlarını döverek gülen Kara Zambak savaşçıları bir saniye içinde susmuşlardı, öyle bir sessizlik oluşmuştu ki, herkes kendi kalp atışlarını kulaklarıyla duyabilmekteydi.

Nasıl susmayacaklardı? Cehennem Diyarına mensup bir klanın üyeleri olarak az öne gördükleri şeyin ne olduğunu çok iyi biliyorlardı, Nafız’ın kendi askerleri oluşan görüntü karşısında büyülenseler de düşmanlarında oluşan tek duygu saf korku olacaktı.

Kendi dövüş tekniklerinin temeli, enerjilerini silahlarının üzerine aktarmak üzerine kuruluydu, sadece çok seçkin ve geniş kaynaklara sahip kişiler çalıştıkları maddenin özünü kullanabilmekteydi.

Mensubu oldukları klanda dahi bu ayrıcalık sadece iç salon öğrencileri ve büyüklere tanınmıştı, kendileri gibi düşük sınıfa mensup kişiler enerji tekniklerine bile zar zor erişebiliyordu.

Adeta ulaşılmaz bir hayal gibi olan öz kullanımının tüm görkemi önlerinde parçalanıyordu çünkü nereden geldiği belli olmayan barbar bir ork, sadece kitaplardan okuyabildikleri bir şey yapıyordu şu anda.

Öz Somutlaştırma

Hiçbir silaha gerek duymadan, kudretine tabii olan bütün özü bir silah olarak şekillendirmenin ismiydi bu, dâhilerle seçkinleri ayıran geçilmez bir duvardı.

İyi bir silahınız varsa ve enerji geliştirme tekniğiniz üst düzeyse bu durum sizi bir dahi yapabilirdi ama yetiştirdiğiniz yönteme uygun özleri depolayabileceğiniz bir ekipmanınız olmadan, kendinize seçkin diyemezdiniz.

Mora, babası dolayısıyla jenerasyonunun içindeki doğuştan seçkinlerden biriydi ve onun mirasını alan kişide aynı talihi paylaşma zevkine erişebiliyordu.

“Geberin!”

Çılgınca titreşimleri nedeniyle etraflarında senkronsuz dalgalanmalar oluşan iki dev hançer, üzerlerinde biriken kan kırmızı enerjiyi salmak için bekliyordu, surlara doğru çapraz bir kesiş yapan Nafız’ın hareketi ile büyük bir çığlık kopararak yola çıkacaklardı.

Saldırının yüksek duvarlara vurması iki nefes süremeyecekti, bu göz kamaştırıcı hız hedefe temas anının herkes tarafından görülmesini engellemişti.

Korku içinde bekleyen savaşçılar, üzerlerine gelen saldırı sonrası büyük bir yıkım bekliyorlardı fakat damarlarındaki kanın zorla bedenlerinin dışına çıkmaya çalışmasından başka bir anormallik hissetmemişlerdi.

Görünürde her şey eskisi gibi normaldi, iki tarafında şaşkınlık içinde birbirine bakan birliklerinin gerçekleşenleri anlamaları biraz geç olacaktı.

Dişi orkun arkadaşı, seyyar kaleyi aşmak için kendisine gönülden bağlı olan takipçilerinin enerjilerini kullanarak yıkıcı bir saldırı yapmıştı, sonuç olarak bir uçtan giren enerji kalenin diğer ucundan çıkana kadar önüne çıkan her şeyi yıkıp geçmişti.

Nafız bu kadar rafine bir teknik kullanmışken, saldırısının sonucu nasıl normal olabilirdi? Öz Somutlaştırma ile oluşan hançerlerin özelliği nedeniyle, saldırı olabilecek en yüksek keskinliğe sahipti ve karargâhın içindeki savaşçılar bunu geçte olsa acı bir şekilde öğreniyorlardı.

Önce birkaç beden parçası sahiplerinin izni olmadan yere düşecekti, kopan kol, bacak ve gövdeleri takip etme sırası surlara geldiğinde, herkes neler olduğunu anlamıştı.

X şeklindeki temiz bir kesikle birbirinden ayrılmış olan dev taş bloklar, altlarında kalan parçaların üstünden yavaşça ama büyük bir gürültü çıkararak zemine devriliyorlardı.

Kızgın bıçağın tereyağını kesmesi gibi, tertemiz bir şekilde üstündekilerle beraber dört parçaya ayırmıştı Nafız önlerindeki engeli.

“Ne bekliyorsunuz, hücum!”

Böyle bir fırsatı kaçıracak son kişi olan Dimitar dâhi, dişi orkun gürlemesinden önce harekete geçmeyi başaramayacaktı zira birkaç dakika önce sonsuza kadar geçit vermeyecekmişçesine gururla dikilen surlar şimdi yerlerdeydi.

“Düşman panik halinde, tek bir darbe ile bitiriyoruz işlerini!”

Nafız’ın yardımcısı peşine taktığı birliklerle ilerlemek için hemen öne atıldı, kan kokusu almış köpekbalığı misali yaralı hasmına saldırıyordu hain komutan.

Bu sefer şanslıydı Dimitar ve askerleri, savundukları karargâhı kaptırdıklarından beri hep ön saflarda savaşmak zorunda kalmışlardı ancak bugün Nafız biraz kızmıştı.

Düşük profil takılmak için zorlukla dizginlediği kana susamışlığı, iplerini kopararak biraz asilik yapmak istiyordu, bundandır ki peşindekiler daha yolun yarısındayken kısa saçlı dişi ork çoktan yıkılan surlardan içeri girmişti bile.

İlk saldırısı ne kadar rafineyse, şu andaki öldürme stili bir o kadar barbarcaydı Nafız’ın, dost birlikler için belirlediği on adımlık mesafe içinde kim varsa tarla hasat eder gibi kesip atıyordu.

Dev bir boyut almış hançerlerin direkt hedefinde olanlar için hayat biraz daha kolaydı, ne olduğunu anlamadan birkaç paraya ayrılıveriyorlardı, an itibari ile talihsiz olanlar, ardıl enerji saldırıları ile uzuvlarını kaybedip ölemeyenlerdi.

Geniş ağızlı köy çeşmesine dönen bedenleri, damarlarındaki kanın dışarı fışkırarak çıkmasını engellemekten acizdi, Azrail’i andıran dişi orkun arkasından gelen askerlerin ayaklarının altında can verene kadar, hem bedensel hem de zihinsel acı ile kavruluyorlardı.

Büyük bir çoğunluk karşılık dahi veremeden ölürken, komuta kademesindeki bazı savaşçılar son şanslarını kullanmaktan geri durmayacaklardı. Ancak bu hareketleri, üstlerine basmak üzere olan filin ayaklarını ısırmaya çalışan karıncalar kadar etki yaratmayacaktı. Düşük yetişimleri ve yetersiz silahlarının, Cehennem Diyarının gelecekteki yönetici olarak bakılan Mora’nın mirasının karşısında hiç şansı yoktu.

Birleşerek oluşturdukları mevcut kendilerine saldıran ordudan daha düşük olduğu için, etraflarını çevreleyen yüksek surlara güvenen Kara Zambaklar bozguna uğramış bir vaziyetteydi, işin bu hale gelmesindeki en büyük etken şüphesiz Nafız’ dı fakat emrindeki kalifiye savaşçıların çoğunu yanına alan Lord Galeno’ da bizimkilerin ekmeğine yağ sürmüştü.

Hâlihazırda Vahşi Bataklık kıtasını işgal eden medeniyetler buraya düşük kalitedeki insanları yollamışken, onların içindeki iyiler bile kuşatılan karargâhın içinde yoktular.

İki saat geçtiğinde, bir grup vasatlık daha hayata gözlerini yummuştu, surlar yıkılmadan önce kahkahalar içinde gülen neşeli insanların sadece bir tanesi hala nefes alabiliyordu.

“Bu aralar hafızam çok zayıfladı, sen bana daha önce ne demiştin?”

Kimse ellemeyecek diye uyarıda bulunmasını sağlayan kişi, şimdi baştan aşağı kanla yıkanmış Nafız’ın karşısında tir tir titremekteydi.

En vahşi rüyalarında bile bu şekilde bir afetle karşılaşacaklarını göremezdi, sakince yetişim yaparak dünyevi zevklerin tadına baktıkları zamanlar, sanki hiç yaşanmamış kadar uzaktaydı onun için.

“Konuşsana! Bana ağzınla değil de, götünle gülmeye başlamadan önce ne demiştin?”

İkinci seslenişinde kendini tutmayacaktı dişi ork, zaten uyarılmış olan öldürme dürtüsünü tek sağ kalan Kara Zambak savaşçısına yönlendirecekti.

“Püh senin kalıbına tüküreyim, bu gözlerim bunu da mı görecekti?”

Nafız’ın son sözlerini, neredeyse hiç kayıp vermeden savaşı tamamlamış birliğinin boş karargâhı delicesine inleten kahkahaları izlemişti.

Can korkusu ile vücudunun hâkimiyetini kaybederek altına eden savaşçının düştüğü duruma, yerlere yatarak gülüyordu eski Boz Sırtlan savaşçıları.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Akıl ve zekânın ne olduğunu çok araştırdım. Nihayet bunun düşünceli cüretten başka bir şey olmadığını anladım.

Napolyon Bonapart

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14841 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19525 Bölüm Sayısı


creator
manga tr